Türkiye’de Habercilik / Gazetecilik Üzerine Birkaç Satır

Bugün biraz boş vakit bulup internette haber takibimi bir düzene sokmayı denedim. Halihazırda takip ettiğim bloglar ve siteler için Google Reader’ı kullanıyorum ama haber sitelerini takip edebilmek için pek kullanışlı değil bana göre. Bu yüzden Google News’e bir şans vermek istedim. Ancak orada hem bir teknik sorun hem de çok daha büyük bir sorun yüzünden istediğim verimi alamayacağımı anlayınca vazgeçtim. Burada üzerine konuşmak istediğim ise gözüme bir kez daha batan o çok daha büyük bir sorun.

Türkiye’de gazetecilik ve habercilik diğer birçok konuda olduğu gibi gerçekten hastalıklı bir durumda. Çok az bir kesim dışında kimsenin gazetecilikten anladığını sanmıyorum. Tarafsızlık, dürüst habercilik gibi şeylere Türkiye’deki gazeteciler ve basın arasında denk gelebilmek için gerçekten ciddi bir araştırma yapmanız lazım. Diğer türlü elinize geçecek tek şey resmi ideolojinin ya da iktidarın ağzının içine bakıp onların tavrını kopyalayan bir yığın. Basit bir araştırma yapsak haberlerinde “terörist” kelimesini en çok (ve belki de tek) kullanan basının buradakiler olduğunu rahatça görebiliriz sanırım. Böyle bir kelimeyi bir gazeteci olarak nasıl bu kadar rahat kullanabildiklerini hâlâ aklım almıyor.

Ülkede ne zaman birileri bir basın kuruluşundan ayrılsa ya da başka bir şey kurmaya kalksa ağzından ilk çıkan laf “Dürüst ve tarafsız olacağız.” oluyor. İyi, güzel diyorlar ama sonucunda ortaya çıkan tek şey kendi ideolojisi temelinde bir yayın oluyor. Tamam, elbette dünya görüşünün yaptığı işi etkilemesi doğal ancak bunu yapacağın yer kullandığın aracın yorum kısımlarıdır (köşe yazıları, forum bölümleri vs.). Bir basın kuruluşunu tarafsız olarak nitelendirmek için onun senin ideolojine uymaması yeterli bir gerekçe sayılmaz ya da senin ideolojine uyan bir gazete de tarafsız sayılmaz.

Şimdi kalkıp burada gazetecilik üzerine uzun uzadıya nutuk atmak istemiyorum ama bu durum fazlasıyla can sıkıcı hâle gelmeye başladı. Herkesin tarafsızlıktan söz edip kimsenin gerçek tarafsızlığı kastetmiyor oluşu sinir bozucu.

Bir de bugünkü deneyimimle bir şey daha farkettim ki ülkede haber sitesi açma ve gazetecilik oynama hastalığı başlamış. Aklına esen yorum yazacak birkaç kişi bulup bir domain ve host alarak haber sitesi kurar olmuş. İnternetin farklı seslere imkan tanıyor olabilmesi elbette güzel ve bunu mutlaka değerlendirmek lazım ama benim gördüğüm onlarca sitede hiç de böyle bir çaba yok. Çoğunun derdi ya kendi propagandasını yapabilecek bir araç elde etmek ya da siteye eklediği reklamlardan bir gelir elde etmek. Durum böyle olunca da aynı şeyleri tekrar edip duran yığınlardan oluşan bir çöplüğe dönüyorlar.

*

Bu sorunların yakın zamanda çözüleceğine zerre inancım yok tabii ki. Zaten çözebilmek için en başta bu toplumun kafasını değiştirmek gerekiyor. Belki ben kendime haberlere ulaşabilecek bir yol buluyorum ama herkes o kadar yetenekli değil ve bu bilgi çöplüğünün içinde kalarak gerçekten uzakta bir hayat yaşayan çok büyük bir kitle var.

(O kitlenin gerçek haberleri ne kadar istediği ayrı bir tartışma konusu. Burada o haberlere ulaşmalarının neredeyse imkansız hâle getirilmiş olmasından bahsediyorum.)

Cuma Postası [16.11.2012]

*Some thoughts and musings about making things for the web – The Oatmeal

Oatmeal’dan oldukça güzel bir iş. İnternette bir şeyler üreten herkesin sesi olmuş.

*There’s no way to stop children viewing porn in Starbucks | Technology | guardian.co.uk

Cory Doctorow’dan internette filtreleme veya benzeri sansür sistemlerinin neden anlamsız ve asla işe yaramayacak şeyler olduğunun özeti.

*Günler geçiyor… Gel de yaşa… | [Futuristika!]

Futuristika ekibi, ülkenin büyük kısmının umursamamak için büyük çaba harcadığı ölüm oruçları hakkında bir doya hazırlamış. Bize de paylaşmak düşüyor.

*When Gut-Boys Attack – Whatever

Bir süredir çizgi roman ve bilimkurgu dünyasındaki cinsiyetçilik hâlleri ciddi bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmalarla ilgili yazacaklarıım var ama şimdilik cinsiyetçiliklerinde ısrar eden kafalara verilmiş en güzel cevaplardan birisini paylaşmakla yetiniyorum.

*Doctorow and Schønning debates copyright at Fagfestival 2012 by Abemad on SoundCloud – Create, record and share your sounds for free

Doctorow’un bu ay içinde Danimarka’daki gazetecilik festivali olan Fagfestival 2012’de katıldığı tartışmanın kaydı. Konu telif hakları.

*Warren Ellis » The Complete DEEP MAP PILOTS by Eliza Gauger & Warren Ellis

Eğer takip edemediyseniz ya da hiç görmediyseniz Warren Ellis ve Eliza Gauger’ın ortaklığıyla ortaya çıkan 5 bölümlük kısa öykünün tam hâli burada.

Önceki Postalar
Cuma Postası [02.11.2012]
Cuma Postası [26.10.2012]
Cuma Postası [19.10.2012]

Notlar [13.11.2012]

* Ölüm oruçlarının başlamasıyla birlikte gündem, normalinin üstünde “ölüm” ile doldu. Ölüme dair çok fazla şey konuşulmaya, ölüm kavramı sakız muamelesi görmeye başladı. Halihazırda toplumumuz zaten ölüm kavramının içini fazlasıyla boşaltmışken bir de böyle bir çabaya girişmek neden? Acaba kavramın içini iyice boş hâle getirerek ölüm oruçlarının sonunda olabileceklerle birlikte kendilerinde oluşacak vicdan hâlinden sıyrılmak mı isteniyor?

* Etik tartışmalarında dindar insanların klasik bir tezi vardır; dindar olmayan insanın ahlakı olamayacağına varır en temelde. Ahlakı ve ahlaklı davranışın temelini bir korkuya ve Tanrı gibi bir figüre dayarlar ve bu olmazsa ahlak olmaz derler. Ancak her geçen gün bizzat kendileri bu tezi çürütebilmemiz için malzemeler verip duruyorlar bize. Kendileri de farkında mı acaba bunun?

* Bir de gündeme dair uzun laflar söyleme yetimi kaybetmişim onu farkettim. Bir süre sonra aynı şeyleri tekrar edip durmak, aynı düz mantıklılarla uğraşmak zorunda kalmak sıkıyor ister istemez. Bir de bu tarz durumlara girmenin bana verdiği şeylerin sadece sinir, baş ağrısı ve boşa harcanmış vakit olduğunu farkettiğimden bu yana da uzak durmaya çalışıyorum. Diyeceklerimi böyle az ve öz söylemesi en azından benim için daha faydalı oluyor.

Copyheart

Copyright dediğimiz mevzu daima sinir bozucu ve kısıtlayıcı bir özelliğe sahiptir. Ürettiklerini koruyabilmek adına çıkartılmış olsa da günümüzde geldiği nokta yaratıcılığın ve kültürel gelişimin önündeki büyük bir engel olmaktan fazlası olamamıştır. Üstelik günümüzde şirketlerin copyright üzerine yasaları kullanma şekilleri ve copyright trolllerinin yaptıkları yüzünden kültürel gelişime ve paylaşıma zarar vermek bir yana ekonomik anlamda da ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Copyright artık zamanını doldurmakta ve gün geçtikçe kendi sonunu hazırlamaktadır bu anlamda. Eğer bir şekilde sona ermezse insanlığa ve kültürel gelişime vereceği zararları görmezden gelmeye imkan yok artık. Bu yüzden de bu konuda bir çok farklı alternatif üretilmekte. Bunlardan benim favorilerim ve ileride kendilerine çok daha sağlam bir yer bulacaklarını düşündüklerim elbette Creative Commons ve GPL. Ancak copyrighta karşı ortaya çıkan yeni bir fikir daha oldukça dikkatimi çekti.

Copyheart projesi “insanlar sevdikleri şeyleri paylaşırlar” mantığı üzerine kurulu. Eğer bir şeyi sevdiyseniz, onu paylaşmanın önünde hiç bir engel olmaması gerektiğini düşünerek bu şekilde düşünenlerin faydalanabileceği bir yol bulmak istemişler. Bunun üzerine de copyheart projesi ortaya çıkmış.

Proje hakkındaki tüm detaylara http://copyheart.org adresinden ulaşabilirsiniz. Proje şu an başlangıç aşamasında olduğundan çok fazla yorum yapabilmek zor ancak ben olumlu bakıyorum. Umarım düşündüğüm gibi ilerlerler.

Cuma Postası [02.11.2012]

*Vintage Caza – 50 Watts

Philippe Caza’nın ilk dönem çalışmalarından seçmeler, daha ne diyeyim bilemedim.

*Your Right to Own, Under Threat | Electronic Frontier Foundation

Yasanın henüz ABD’de tartışılıyor olması fırsat. Ama bir kez orada geçerse tüm dünyayı etkisine alması da an meselesi. Konuyla ilgili EFF’in kampanyası için buradan.

*An Open Letter to E-Book Retailers: Let’s have a return to common sense | TeleRead

E-kitaplar ve DRM üzerine okuduğum en güzel yazılardan birisi. Özellikle e-kitap alanında çalışanların bu yazıya bir bakıp yaptıkları işi gözden geçirmelerinde fayda var.

*No, Copyright Is Not A Human Right | Techdirt

Bu haftanın telif hakları üzerine bir diğer linki. Telif haklarını savunmak için şirketlerin ne derece delirdiğini görmek için de güzel bir yazı.

*Let’s Limit the Effect of Software Patents, Since We Can’t Eliminate Them | Wired Opinion | Wired.com

Telif hakları üzerine bu cumanın son linki Richard Stallman’dan. Stallman’ın lafı üzerine laf söylemek olmaz diyerek geçiyorum.

*Sokaklar gaz bulutundan görünmüyor mu? – PINAR ÖĞÜNÇ – Radikal

Türkiye’de asıl gündem olması gereken başlıkların hep en arka plana itilmesine alıştık artık. İnsanların hayatları söz konusuyken bile değişmez bu kural -ki en çok böyle durumlarda devreye girer. Bir insanın ne kadar yüzsüzleşebildiğini ve ne kadar rahat bir şekilde yalan söyleyebildiğini böyle zamanlar gösteriyor. Bu yazıyı da bu yüzden ekledim. Bir insanın ne kadar rahat bir şekilde tüm dünyaya karşı yalan söyleyebileceğinin notunu her yere düşmek ve daima hatırlatmak lazım.

*Privacy in Ubuntu 12.10: Amazon Ads and Data Leaks | Electronic Frontier Foundation

Her ne kadar Ubuntu en güvendiğim işletim sistemleri arasında olsa da zaman zaman böyle şeyler yapabiliyorlar. Kolay bir şekilde çözülebiliyor ancak yine de kendilerinin düzeltmesi şart.

*Another Day, Another Functional Fallout Pip-Boy Replica | Geekologie

Bir gün üretilirse kesinlikle kolumda olmasını isterim.

*All Three Branches Agree: Big Brother Is the New Normal | Threat Level | Wired.com

Belki farkında değiliz ama başlık doğru söylüyor. Alakalı bir deney için buraya bakabilirsiniz.

*The Kremlin’s New Internet Surveillance Plan Goes Live Today | Danger Room | Wired.com

Daha etkili olması için üstteki linkle birlikte okuyunuz.

*İnternet’te Kişisel Mahremiyetin Korunması için ne yapılabilir? « Yeni Medya

Kendinizi internette koruyabilmek için yapabileceklerinizden birkaç tane daha.

*Warren Ellis on futurism, the New Aesthetic, and why social media isn’t killing our children | The Verge

Warren Ellis’ten şahane bir röportaj. Özellikle New Aesthetic konusunda söyledikleri bu konuya olan ilgimi daha da arttırdı.

Önceki Postalar
Cuma Postası [26.10.2012]
Cuma Postası [19.10.2012]
Cuma Postası [05.10.2012]

ABD Seçimlerini Nasıl Takip Ediyorum

Siyasetle ilgili olmam ve dünyada olan bitene dair odun tepkiselliğinde olmamam doğal olarak ABD seçimlerini takip etmeme neden oluyor. Ancak takip etme şeklim asıl takip sebebimi biraz daha ön plana çıkartıyor ister istemez.

Bir çok ülkede artık seçimlerin büyük kısmını seçilmiş iki ya da üç grubun ortalama vatandaşın keyfini yerine getirmek üzere birbirine girmeleri oluşturuyor. Bu da seçimleri büyük prodüksiyonlu bir reality şova dönüştürüyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını iddia etmek çok da yanlış olmayacaktır. Gerçek reality şovlarda olduğu gibi bu işin altından en iyi kalkan da ABD oluyor.

Elbette işin gerçekten siyaset olan yanı sabit ancak ön planda olan ve herkesin asıl ilgilendiği kısım bu reality şov yanı. Yoksa 6 adayın olduğu bir seçimde neden sadece Mitt ve Barack’ın adını biliyor olalım ki? (Bu cümlede geçen biz ABD de dahil tüm dünya oluyor.)

Elbette kaliteli bir reality şov olarak ABD seçimlerini takip etmek kafa dağıtmak için oldukça keyifli oluyor ancak işin asıl sevdiğim yanı insanların bu seçimlerle birlikte ürettikleri şeyler. Elbette hemen herkes bir şekilde politik bir görüşe sahip -maalesef doğuştan ezberlenen faşizanlık da bir politik görüş olarak kabul ediliyor, her ne kadar ben bir hastalık olarak görsem de- ve bunu çeşit çeşit yollarla ifade edebiliyor (tabii Türkiye’de değilseniz, o  zaman pek bir şey ifade etme şansınız yok). Anca ABD’de seçim dönemleri yaklaştıkça bu konuda ciddi bir yaratıcılık patlaması yaşanıyor. İnsanlar fikirlerini beyan etmek ya da bir görüşe karşı çıkmak için gerçekten yaratıcı yollar buluyorlar. Çoğunu hayranlıkla ve kıskançlıkla takip ediyorum (kıskançlığımın sebebi elbette yaşadığım ülkedeki muhalefet ve zeka eksikliği). Son zamanlarda oldukça başarılı şeylerle ard arda karşılaşınca bunları bir bloga toplamak iyi olur diye düşündüm. Hem bu sayede biraz da içimi dökmüş oldum.

Daha bu konuda söyleyebileceğim çok şey var ama iyice bir toparlanmaya ihtiyacı var kafamdakilerin. Seçimlerin ne kadar işe yarar olduğu ya da demokrasi denen şeye ne derece güvendiğim gibi şeyler aslında malum ama henüz tam istediğim gibi ifade edemiyorum gibi geliyor. Artık her kendisini anarşist sanan ergenin kullandığı kalıpları da kullanmaya hiç niyetim yok. Blogun bundan sonrasında ABD seçimleriyle birlikte gelen yaratıcılık dolu şeyler olacak. Videolar, webcomicler, yazılar falan. Bunların benim politik görüşlerimi yansıtmadığını söylememe gerek yok sanırım, sonuçta hiç birini ben üretmedim. Ve hayır, içinde destekleyeceğim çok şey olması da bu genel notu düşmeme engel değil.

*

*A Fan Letter to Certain Conservative Politicians

Bu yazıda John Scalzi, Cumhuriyetçilerin son zamanlarda kürtajla ilgili yaptıkları açıklamalar üzerine belki d verilebilecek en güzel cevaplardan birisini vermiş.

*xkcd: Electoral Precedent ve Congress

*Binders Full of Women

Mitt Romney’nin cinsiyetçi değilim imajı vermeye çalışırken kırdığı büyük pot ve sonrasında gelişenler.

*SMBC – October 30, 2012

*What makes a meme – Salon.com

Nathan Jurgenson, seçimlerle birlikte ortaya çıkan memeleri incelemeye almış. Burada bahsi geçen birçok şeyi kavramak için el altında durmasında fayda var.

*The Death of Fun in Politics ve The Trail of Blood on the Floor

Warren Ellis her ne kadar bir İngiliz de olsa benimle benzer bir bakışla takip ediyor ve yazıyor ABD seçimlerini. Bu yazıları ve blogu dışında özellikle seçim günü ve gecesi twitterdan da takip edilmesinde fayda var.

*

Şimdi videolar.

NOT: Bugün Cuma Postası olur mu olmaz mı henüz net değil. Eğer gelmezse bunu Cuma Postası olarak kabul edin

Cuma Postası [26.10.2012]

(Teknik olmayan sebeplerden dolayı bu saate kaldı bugün posta. Ama hâlâ cuma gününün içindeyiz. O yüzden bana göre bir sorun yok.)

*Dangerous Minds | FACEBOOK: I WANT MY FRIENDS BACK

Facebook’un gün geçtikçe daha rezil bir sosyal ağ olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini kimse inkar edemez. Ancak yukarıdaki linkte bahsedilen durum, para için kendi iskelet mantığıyla çelişmeyi bile göze aldıklarının en büyük örneği. Bu konuda bilgilenmek ve bu duruma karşı olabilecek her türlü önlemi almak hepimiz için önemli, özellikle de bir şekilde sosyal ağlar üzerinden kendisini ve ürettiklerini insanlara ulaştırmak isteyen amatör ya da bu tarz şeylere verecek parası olmayan sanatçılar ve üreten insanlar için.

*PHD Comics: What is Open Access?

PHD Comics zevkle takip ettiğim webcomiclerden birisi. Hazırladıkları bu videoda, özellikle akademide kullanılan “Open Access” teriminin ne demek olduğunu ve neden önemli olduğunu çok güzel bir şekilde anlatmışlar. Akademiklere ve copyright konularıyla ilgilenenlere duyurulur.

*Lies Writers Tell Themselves | The Awl

Mutlaka okunması ve uzak durulması gereken laflar. Uzak durmayanlar ıslak meşemle karşılaşmaya hazır olsun!

*Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Krizi – Committee to Protect Journalists

Sanırım bunun için bir açıklama yapmama gerek yok.

*Özgür Uçkan » Zihinlerimizden evlerimize kadar uzanan bir cephe: “Siber savaş”, sivil savaş

Özgür hocam yine kalemini konuşturmuş, siber savaş üzerine şu ana kadar yazılmış en sağlam türkçe metni önümüze koymuş. Mutlaka okunmalı, tekrar tekrar okunmalı diyorum.

*Winners of the Pirate Flix Video Remix contest – Boing Boing

Cory Doctorow’un yeni çıkan Pirate Cinema kitabı için, kitabın konseptiyle de uygun olarak WORD Book Station Brooklyn ile birlikte bir remix video yarışması yapmıştı. Geçenlerde yarışmanın sonucu belli oldu ve açıkcası kazananların hepsi de şahane işler olmuş. İzlemenizde fayda var (özellikle de birinci olan videoyu).

*GİO Ödülleri 2012 | FABİSAD

Türkiye’de bilimkurgu/fantazya edebiyatının ve bu kültürün hâli hakkında ne kadar dertli olduğumu hemen herkes biliyordur. Neyse ki zaman zaman böyle güzel haberlere de denk geliyoruz. En başta FABİSAD’a böyle güzel bir şeyi başlattığı için teşekkür etmeliyim. Umarım uzun süreler devam edip bir gelenek hâlini alır. Tabii bunun olması için de bu kültürün ucundan kenarından da olsa içinde olanların biraz çaba göstermesi lazım.

Cuma Postası [19.10.2012]

Bu hafta Phorm PR çalışmalarına çok ilginç hareketlerle devam ettiği için Cuma Postası’nın bir kısmını kendilerine ayırmaya karar verdim. Phorm ve TTNet’in ortaklaşa yaptığı gezinti sistemi ve Phorm’un marifetleri hakkında bir miktar makale verdikten sonra bildiğimiz Cuma Postası’yla devam edeceğiz.

*Her Şey Bu Kadar Da Phorm’alite Değil! | Bilişim Hukuku Bülteni

*Phorm’s Latest Scam: Image Request Hijacking | No Deep Packet Inspection

*Phorm: “İnternetin hainleri” | BThaber

*#Phorm ’un Yeni Reklam Yüzü Serdar Kuzuloğlu mu… – netdaş – FriendFeed (Buradaki tartışmada aklınıza gelebilecek bir çok soruya cevap mevcut.)

*A. Murat Eren’den konuyla ilgili güzel bir açıklama yazısı (Yorumları da incelemenizde fayda var.)

*Phorm suç duyurusu – Alternatif Bilişim Derneği

*PHORM ve DPI konusunda bağlantılar | enphormasyon.org

*

Şimdi sırada bildiğimiz Cuma Postası.

*Warren Ellis » Unsocial Media: The Uselessness Of Facebook And Google+

Warren Ellis’ten Facebook sayfalarının ve Google+’ın geldiği nokta üzerine bir takım yorumlar.

*Dangerous Minds | Fear and Loathing in Hunter S. Thompson’s FBI file

Neredeyse sevdiğim bir çok yazar ve sanatçının FBI dosyaları olduğunun farkındayım ama bu aralarında en ilginç olanı sanırım.

*Fighting Hackers: Everything You’ve Been Told About Passwords Is Wrong | Wired Opinion

Kullandığımız şifrelere dair verilen bilindik tavsiyelerin hemen hepsinin aslında şifreyi kırmak isteyenlerin işini daha da kolaylaştırdığını öğrenmekte fayda var. Eğer yazıyı okumak zor gelirse yazıda anlatılanları zamanında xkcd özetlemişti.

*Hauntologists mine the past for music’s future – Boing Boing

Mark Pilkington hauntology, müzik kültürü ve müziğin geleceği hakkında şahane bir makale yazmış Boing Boing’te. Belki de uzun zamandır müzik üzerine okuduğum en sağlam yazılardan birisi. Okumaya üşenmeyin ama üşenecekseniz bile en azından videolarına bakın derim.

*It’s Time To Debunk The Myth That Copyright Is Needed To Make Money – Or That It Even Makes Money | TorrentFreak

Rick Falkvinge copyright hakkındaki tüm mitleri yıkarak copyright savunucularını silahsız bırakıyor. Aslında konuya dair bilgisi olanlar için pek yeni şeyler söylemiyor ama el altında bulundurulmasında fayda var bu yazının.

*Binders Full of Women

Bunu eklemezsem rahat edemezdim. Mitt Romney’nin ABD’deki başkanlık seçimleri öncesi Obama’yla çıktığı ikinci kafes dövüşünde (sanırım en uygun tanım bu olacaktır) kırdığı büyük pot Big Bird’den sonra ikinci meme’ini yaratmasını sağladı. Ancak bu sefer durum çok daha acımasız ilerliyor.

*Inside the Mansion—and Mind— of Kim Dotcom, the Most Wanted Man on the Net | Threat Level

Kim Dotcom hakkında herkesin bir fikri ve yorumu var. Herkes rahatça konuşuyor. Bir de işin içerisine girip de ondan bahsedenler var, çok az olsa da. İşte onlardan birisi Wired’ın Threat Level bölümü için oldukça geniş bir makale yazmış. Dotcom hakkında kendi fikrinizi oluşturabilmek için okunmasında fayda var.

*Çocuklara daha ‘enfes’ kitaplar bulamadınız mı? – Türkiye – Radikal

Kitaplarda yazılan fikirlerin ortalama bir Türk ırkçısının (yani sokakta karşılaşabileceğiniz herhangi birisinin) zihninden çıktığı ortada. Ancak buna rağmen kitapları anonim bir şekilde yayınlamaya ihtiyaç duymaları garip geldi. Sonuçta yasaların genellikle böyle şeyleri ödüllendirdiği bir ülkedeyiz, saklanacak neyi olabilir ki bunları yazanların?

Gerçi şöyle bakınca isimsiz kalmayı istemeleri çok mantıklı; kişiler hakkında yapılan yorumlara genel olarak bakınca bir ezilmişlik, bir aşağılık kompleksi, bir kendini küçük görme durumu söz konusu. “Gavur yapıyor, biz izliyoruz. Madem yapamıyoruz bir şey bok atarız biz de.” mantığı fazlasıyla belli ediyor kendisini. E bunu yazarak kendisini küçük düşürdüğünü farketmiş olabilir belki yazar, o yüzden daha fazla rezil olmamak için anonim kalmıştır herhalde.

L.I.N.U.X.

GNU/LINUX konusunda fan seviyesinde takıntılı olduğum malum zaten. Punk belki eskisi kadar dinlemiyorum ama sevgim ve saygım asla bitmez kendisine. Oi Polloi de fazlasıyla sevdiğim punk gruplarındandır. Ama punk ve Linux’un bir araya gelmesinin bu kadar mükemmel bir sonuç ortaya çıkarabileceğini hiç düşünmemiştim açıkcası. Karşınızda Oi Polloi’nin yeni albümünden L.I.N.U.X.

*

Bu arada ufak da bir hatırlatma yapayım. Phorm ve TTNet’in bir araya gelerek gezinti adı altında yaptıklarını ve Alternatif Bilişim Derneği’nin buna karşı başlattığı kampanyayı mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız ya da hâlâ kampanyaya imza atmadıysanız hemen http://enphormasyon.org adresine girin. Hem Phorm’un yaptıkları hakkında ‘gerçek’ bilgileri edinin hem de imza kampanyasına katılın.

Ve bu konuda sakın bir takım PR kampanyalarına, advertorial tadındaki aklama yazılarına ya da beceriksizce yapılmaya çalışılan dezenformasyonlara kanmayın. Çünkü söz konusu olan bizim gizliliğimiz ve özelimiz.

‘Humble ebook Bundle’ ve Başka Şeyler

Humble Bundle diye güzel bir yer var, daha önce duymuş olanlarınız olabilir. Duymayanlar için özetleyecek olursam, bu ekip belirli aralıklarla özel bir paket hazırlıyorlar. Bu paketler kimi zaman müzik, kimi zaman oyun, kimi zaman program kimi zaman da e-booklardan oluşuyor. Amaç hem pakedin içeriğini yaratanlara gönlünüzden geçen bir miktarı ödemek hem de her paket için özel seçilen derneklere veya yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak. Ne kadar ödemek istediğiniz ise tamamen size kalmış durumda. Daha fazla bilgi veya kendinize bir bundle almak için sitelerine buradan bakabilirsiniz.

Bundan bahsetmemin sebebi ise cuma günü kardeşimden gelen bir mail. Kendisi son bundle olan Humble ebook Bundle’ı bana hediye olarak almış. Pakedin içindeki kitapları görünce neden bu bundle’ı seçtiğini daha iyi anladım.

Hem kendisine bir kez daha teşekkür etmek hem de böyle güzel bir projeden sizleri haberdar etmek için bunu yazayım dedim.

*

Bu arada bu hafta Cuma Postası giremedim, onun için bir özür dilemem lazım. Ancak özellikle birkaç işle fazlasıyla meşgul olduğum için vakit bulamadığımı da bilin. Özellikle aylardır üzerinde çalıştığım bir tanesinde gerçekten sona yaklaşmış olmanın heyecanı ve stresi de bu aksamanın başlıca sebeplerinden birisi. Neyse ki bu yoğun ve kendi kendime gereksiz stres yaptığım dönemde Gökim sayesinde bir takım manyakça hareketlerden uzak durabiliyorum. O olmasa yapabileceklerime tanık olmak istemezdiniz.

*

Neyse, pazar pazar ancak bu kadar yazabildim. Kapanışı The Coup’un yeni klibiyle yapıyorum. Her zamanki gibi şahane bir iş çıkartmışlar da bu kadar zamandır yeni albüm için beklediğimize değmiş diyebiliyorum.