Gereksizse Engelleyin: Block Together

Twitter birçok anlamda oldukça başarılı ve kullanışlı bir sosyal ağ. Ancak her sosyal ağda olduğu gibi en büyük sorunlarından birisi gereksiz insanlardan kurtulmanın ya da onların olmadığı bir ortam yaratmanın zor olması. Yakın zamanda Twitter CEO’su bu konuda ne kadar pişman olduklarını dile getirmiş olsa da, Twitter’ın gerçekten bir şeyler yapabilmesi ne kadar mümkün orası bir muamma.

Ancak son günlerdeki gündemimiz bu konuda başka çözümlere acil bir şekilde ihtiyacımız olduğunu maalesef bir kez daha bizlere gösterdi. Özgecan’ın vahşice katledilmesinin ardından Twitter’da başlayan #sendeanlat kampanyasında yazılanlar ülkenin ne kadar mide bulandırıcı bir durumda olduğunu bir kez daha görmemizi sağlarken, bu paylaşımları yapan kadınlara yöneltilen terbiyesiz ve seviyesiz saldırılar da sayısı azımsanamayacak bir kesimin bundan bir ders çıkartmaya niyetli olmadığını görmemizi sağladı.

Söz konusu kadın cinayetleri, kadınların özgürlüklerine yapılan saldırılar, taciz ve tecavüz olduğunda akıl vermenin ya da “X şeyi yapın” demenin haddim olmadığını düşünüyorum. Özellikle de yaşadığımız ülkeyi ve toplumun hâlini düşündüğümüzde, bu konuda en son söz söyleyecekler de erkekler bana göre. Ben de bu durumda yapabileceğim tek şeyi yapmak ve en azından Twitter’da sürekli saldırı altında olanların kullanabileceği bir uygulamadan bahsederek en azından başta kadınlar olmak üzere hemen herkesin daha özgür ve güvenli bir şekilde Twitter’ı kullanabilmesine yardımcı olmak istedim.


screenshot-blocktogether.org 2015-02-16 21-05-36

Burada bahsedeceğim uygulamanın adı Block Together. Geçtiğimiz yıl içerisinde patlak veren Gamergate saçmalığının ardından geek kültürünün parçası olan kadınlar ve eşcinsellerin Twitter’da ağır saldırı altında kalmasının üzerine ortaya çıkan bir uygulama bu. Amacı bu tarz saldırılara ve tacize maruz kalanların, tacizcileri ve saldırganları uzak tutmak ve en azından Twitter’ı diledikleri gibi kullanabilmelerini sağlamak.

Uygulamanın sitesine girdiğinizde önünüze birkaç seçenek çıkıyor. Bunlardan ilk ikisi tamamen saldırı ve taciz amacıyla açıldıkları belli olan hesaplardan kurtulmak için. İlki son bir hafta içinde açılmış ve size mention gönderen, ikincisi ise 15’de az takipçisi olan ve aynı şekilde sizi mentionlayan hesapları otomatik olarak engellemenizi sağlıyor.

Üçüncü seçenek ise uygulamanın en güzel yanı. Eğer üçüncü seçeneği aktif hâle getirerek bu uygulamayı kullanmaya başlarsanız, sizin engellediğiniz hesapların, eskiden engellediklerinizi de dahil ederek, bir listesini oluşturabiliyor ve bunu çevrenizdeki insanlarla, arkadaşlarınızla paylaşabiliyorsunuz. Onlar da eğer sizin listenize abone olurlarsa, otomatik olarak sizin engellediğiniz herkesi engelleyebiliyorlar. Eğer siz bir başkasının engelledikleri listesine abone olmak isterseniz, ondan bu linki istemeniz yeterli.

Elbette bu uygulamanın yapabilecekleri sınırlı ama en azından sıkça kullandığımız bir sosyal alanda tacizcilerden ve bu kültürün savunucularından temizlenmiş bir ortam yaratmanıza yardımcı olacaktır. Bunun yanında eğer Twitter’a girerken Chrome/Chromium kullanıyorsanız buradaki eklentiyi de kurarak, böyle insanları gördüğünüzde hızlıca engelleyebilirsiniz.

Uygulamaların güvenliği konusunda şüphe etmenize gerek yok, ikisini de bir süredir kullanıyorum ve herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Bu konuda da içiniz rahat olabilir.

Uygulamayı kullanmaya buradan başlayabilirsiniz.

Ayrıca, eğer bir hesap sadece rahatsız edici olmanın ötesine geçiyor ve suç işliyorsa bunu Twitter’ın şikayet formları yoluyla Twitter’a bildirebileceğinizi de unutmayın.


Bir de engellemek üzerinden sıkça çıkartılan bir tartışmaya dair burada kendi görüşümü eklemek ve bunun üzerinden burada tartışma çıkartarak konuyu saptırmayı deneyeceklere şimdiden cevap vermek istiyorum: Birisini engellemek onun ifade özgürlüğüne müdahale değildir. Bunu kim nasıl savunuyor anlamıyorum ama böyle bir şey söz konusu değil.

Şöyle düşünelim, ifade özgürlüğü birilerinin kendi düşüncelerini özgürce ifade etmesi anlamına gelir ve birilerine zarar vermeyi teşvik gibi büyük suçlar dışında da engellenemez. Ancak bu, herkesin bu düşünceleri dinlemesi veya onaylaması anlamına gelmez, gelemez. Sen saçmalıyorsan ya da senin düşüncelerini hiçbir şekilde kabul etmiyorsam neden sana tahammül etmek zorunda olayım? Benim de istemediğim insanlarla, beni rahatsız eden veya ısrarla taciz eden insanlarla muhatap olmamak gibi bir hakkım var. Ayrıca ben seni engellediğim zaman sen yine konuşabiliyorsun, sadece ben senin saçmalıklarınla muhatap olmak zorunda kalmıyorum.

Bu yüzden lütfen kimse bu fikre en ufak bir prim vermesin ve muhattap olmak istemedikleri kişileri engellemekten çekinmesin. İstemediğimiz insanlarla muhattap olmamak en doğal hakkımız ve bunu kullanmaktan çekinmeyelim.

National Security is Not An Excuse For Censorship and Surveillance

“If what we’re living through in this country is normal, we are all crazy.”

 

On my latest Global Voices article, I wrote about the latest censorship bill proposal and soon to be voted Security Bill in Turkey. I talked about what those bill could do and why and how Turkish government uses “national security” as an excuse for these.

The security bill proposed by AKP leaders looks scarier still, offering unprecedented powers to police and governors. The bill would authorize law enforcement to conduct telephone wiretapping for up to 48 hours without a warrant, authorizes police to arrest and detain anyone without a warrant up to 48 hours and stop and searches legal wherever police can find “reasonable doubt” of innocence.

Turkey Cites National Security as it Cranks Up Internet Controls | Global Voices

Yeni Medya Kongresi’nde “Her Şeyin İnterneti” Atölyesi

B1S_EGhIUAAFvm8

Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Yeni Medya Kongresi’ne hem bir bildiri sunarak hem de bir atölye düzenleyerek katılacağım.

Gözetim bölümünde sunacağım “Robotun Gözü: Yeni Medyada Göz, Görme ve Görünmezlik” isimli bildirimde internet, bilgisayar ve göz üzerine yaptığım ve hâlâ devam etmekte olan çalışmalarımdan bir kesiti ele alarak bu alan içerisinde görmeyi nasıl anlayabileceğimizi ve onu sınıflandırmanın mümkün olup olmadığı üzerinde durdum.

Bununla birlikte kongrenin ilk günü olan 26 Şubatta “Her Şeyin İnterneti: Internet of Things – Bilgisayar ve İnternetin Geleceği Üzerine” başlığıyla bir atölye gerçekleştireceğim. Atölyenin duyuru metni şöyle:

İnternetin geçirdiği gelişim belki de insanlık tarihinin gördüğü en hızlı teknolojik ilerlemelerden birisi. 1980-90’ların “bilgi süper-otobanı”, “dijital ütopyası”, 2000’lerin “Web 2.0″ı ve “Yeni Medya”sıydı. Bilgisayarlar ve internet ile her geçen gün gücümüzün ve gelişimin sınırlarını zorladık ve daha ne kadar ileriye gidebileceğimizi görmeye çalıştık.

Şimdiyse yeni bir eşiğe doğru yaklaşıyoruz. Internet of Things (Şeylerin İnterneti), internetin ve bilgisayarların bildiğimiz tanımlarının ötesine geçişimizin adı olacağa benziyor. Artık bilgisayarları kullandığımız birçok aletin içerisine yerleştirebiliyor hatta kendi bedenimize bile ekliyoruz. Akıllı arabalar ile bilgisayarlar ile ulaşımımızı sağlamaya başladık ve yakında akıllı evler ile birbirine bağlı bir grup bilgisayarın içerisinde yaşayacağız. Eskiden bilimkurgunun konusu olan tüm bu teknolojilerin büyük bir kısmı artık gerçek, geri kalanlar ise çok yakında gerçek olacak.

Bir gelecek şoku yaşamamak ve hazırlıksız yakalanmamak için tüm bunları takip etmek ve üzerine düşünmek gerekiyor. Karşımızda nelerin olduğunu, yakın gelecekte nelerle karşı karşıya olacağımızı, bunların olumlu ve olumsuz yanlarını, çözeceği ve karşımıza çıkaracağı yeni sorunların üzerine şimdiden düşünmemiz gerekiyor. Özetle, internetin ve bilgisayarların geçirdiği bu evrimin ne anlama geldiğini çözmemiz gerekiyor.

Bu konuşma, internetin ve bilgisayarların yakın geçmişinden ve Internet of Things’in doğuşundan başlayarak olası yakın gelecekleri ele almayı, Internet of Things’in anlamını ve yakın gelecekte hangi anlamlara gelebileceğini, bazı temel sorulara cevap vermeyi ve birçok yeni soru sormayı amaçlıyor.

Bunun teorik bir atölye olacağını ve amacının yakın geleceğe dair düşünmeye, strateji geliştirmeye ve kurgular yaratmaya yönelik olduğunu belirtmemde fayda var. Bu iki saat boyunca birçok farklı alan üzerine konuşacak ve konuya mümkün olduğunca farklı açılardan bakacağız. Tüm bunların hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde nasıl sonuçları olabileceğini, yakın gelecekte nelerle karşılaşabileceğimizi göstermeye çalışacağım.

Kongre programına buradan, atölyelerin programına da buradan ulaşabilirsiniz. Kongreye katılım için websitesinden kayıt olmak dışında herhangi bir şey yapmanız gerekmiyor, atölye için kişi sınırımız olmasa da duyuru sayfasındaki mail adresi yoluyla kayıt yaptırmanız tavsiyemdir.

Gereksiz Takıntılar Aleminden Selam Olsun!

Kişisel bir blogu aktif tutmak aslında göründüğünden zor bir iş. Üstelik kimi zaman, benim sıklıkla yaşadığım gibi, gerçekten yazmak isteseniz ve hatta yazsanız bile yayınlamakta zorlanabiliyor, hatta yayınlamak istemeyebiliyorsunuz.

Bunun birçok sebebi var elbette. En başta gelen, ve benim en çok kafa yorduğum, hangi yazdığımı nerede yayınlasam problemim. Birkaç farklı blog/blog benzeri hesabım var ve mümkün olduğunca bunları belli bir konsept veya amaç ile kullanmaya çalışıyorum. Ancak bu pek de mümkün olmayabiliyor çoğu zaman. Şimdilik bir denge tutturmuş gibi hissediyorum ama her an canımın sıkılmasıyla her şeyi altüst etme ihtimalim de söz konusu.

Blogu aktif tutmakta zorlanmamın bir diğer sebebi, aslında blogumda yapmak istediğim şeyi tam anlamıyla beceremiyor olmam. Bu blogu ilk kurduğumda -ilk hâli olarak 2008’de açtığım Blogspot versiyonunu kabul ediyorum- amacım aklıma gelen her şeyi yazmak, bir anlamda herkesle istediğimi paylaşabileceğim bir günlük gibi kullanmak vardı. Zaman geçtikçe daha “kaliteli” içerikler mi yapsam, düzenli seriler mi olsa derdine girdikçe eski hevesimi kaybeder gibi oldum. Şimdiyse tekrar bunu yakalamak derdindeyim; herhangi bir şey üzerine değil de sadece yazmak istediğimde gelip yazacağım, bir de yaptığım şeyler hakkında duyuru yapacağım zaman buraya yazmayı planlıyorum. Bu sayede ilk zamanlarımdaki gibi daha sık ve daha rahat yazdığım bir yer olacağını ve bu sayede beynimdeki yazma kaslarını daima zinde tutacağımı umuyorum.


Bir diğer büyük derdim de hangi dilde yazsam meselesiydi. Bir süredir bazı şeyleri yazmak istediğimde acaba bunu İngilizce mi yazsam yoksa Türkçe mi diye düşünürken yazmaktan uzaklaştığımı ve yazma keyfimi kaçırdığımı fark ettim. Bunu düşünmemin de aslında birkaç farklı sebebi vardı. Birincisi bazı konularda her ne kadar Türkçe yazmak istesem de, konuya dair tartışmaların hemen hepsinin İngilizce olmasından dolayı bu tartışmalardan kopma riskine girmeli miyim sorunu. Yani tartışmaya dahil olmalı mı yoksa onu farklı bir dilde yeniden başlatmalı mı meselesi. Buna hâlâ kesin bir cevap bulamadım. [Bir noktada bunun meşhur FoMO ile alakası olabileceğini düşünmüyor değilim. Bilemedim.]

Bir diğer sebebi de açıkcası Türkçe yazdıklarımın İngilizce olanlara kıyasla çok daha az okuyucu çekiyor olmasıydı. Ve işin ilginci, İngilizce yazdıklarıma gelen okuyucuların büyük bir kısmı da yine Türkiye’den oluyordu. Benzer konularda Türkçe yazdıklarım doğru düzgün okunmazken İngilizce yazdığım az sayıda yazı neredeyse toplamından fazla okunmakta. Bunun neden böyle olduğunu bilmiyorum ama Türkçe yazmak konusunda ciddi bir şekilde heves kırıcı olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur.

Belki de bunun sebebi benim ilgilendiğim konuların başkalarına yeterince ilginç gelmemesi olabilir. Belki de kendimi “ilgi çekici” hâle getirmem lazım. Sebebi ne olursa olsun böyle bir durum var. Ama buna kafamı takmamın bana bir faydası olmadığının da farkındayım. O yüzden bu da bir süredir kafama takılan ama artık umursamadığım şeyler listesine girdi. Eğer hâli hazırda bir sınırlaması olmayan bir yerde yazıyorsam canım nasıl isterse öyle yazmayı, o an aklımdan geçen neyse onu yapmayı alışkanlık hâline getiriyorum tekrar.


Aslında tüm bu yazdıklarım kendimle alakalı bazı kişisel sıkıntılarımı aşma çabası. Kendime dair çok fazla önyargım olması, kendimi sınırlamalarım ve hatta kimi zaman daha büyük meselelerimle ilgili. Ve bunlar sadece yazarken ya da bir şeyler üretirken değil, hayatımın her alanında beni sıkıntıya sokan şeyler. Bunları aşabilmek için de üstüne gitmekten başka bir yol olmadığını, bunların ne kadar saçma ve aslında bana zarar veren şeyler olduğunu sadece sözle değil eylemlerimle kendime göstermem gerektiğini anlıyorum artık. Burada böyle açık bir şekilde tüm bunlardan bahsetmeye çalışmam da bunun bir parçası.

Bazen benden başka kimsenin umursamayacağı şeyler hakkında yazmak istiyorum, kimsenin ilgisini çekmeyecek konular. Zevk aldığım şeylerden dilediğince bahsedebilmek, öfkelendiğimde tepkileri umursamadan bunu dile getirmek, birinin aptalca bir hareketini gördüğümde çekinmeden söylemek. Ama kendi içimde bunları yap(a)mamamı sağlamak için o kadar çok sınırlama koymuşum ve bunları o kadar içselleştirmişim ki, bana yarattıkları sorunları bile göremiyordum. Başkaları bunu söyledikçe ve bunun nasıl yan etkileri olduğunu gördükçe farkına varmaya başladım.

Bir şekilde bunun üstesinden gelebileceğimi biliyorum. Kendimle daha rahat olmam gerekiyor. Saçma sapan şeylere kadamı takmaktan vazgeçip elimdeki ve etrafımdaki onlarca şahane şeyin tadını çıkarmak istiyorum. Daha doğrusu artık istemek yerine bunu yapacağım, kendimi bunu yapmaya zorlayacağım.

Şu Anda Çalan: Noveller – Fantastic Planet (Bandcamp)(Spotify)

[PS. Yakında bir süredir kafamın bir köşesinde dönen, yeni yeni şekillenen bir projemi hayata geçirmeyi planlıyorum. Ayrıca bir süredir kenarda kalan bazı şeyler de tekrar canlanacak. Beklemede kalın.]

Peerio: Yeni Bir Güvenli İletişim Alternatifi

Snowden, internetin nasıl büyük bir saldırı altında olduğunu ve kriptografinin hâlâ işe yaradığını bizlere göstermeye başladığından bu yana ciddi bir değişim sürecinin içine girdik. Bu sürecin en büyük katkılarından birisi de, yeni nesil iletişim uygulamalarının büyük bir kısmının güvenliği ve kriptografiyi ciddiye almaya başlamasıydı. (Whatsapp’ın Textsecure ekibi tarafından yaratılan güvenlik altyapısını kullanmaya başlaması gibi.)

Bu süreç içerisinde kendi adıma büyük bir hayranlıkla takip ettiğim yazılımcılardan birisi Nadim Kobeissi‘ydi. Öncesinde Cryptocat ile tanıdığım Nadim, önce miniLock isimli uygulamasıyla PGP/GPG gibi ortalama bilgisayar kullanıcısının alışmakta ya da günlük hayatına entegre etmekte zorlanacağı dosya şifreleme yöntemlerine güzel ve kullanışlı bir alternatif ortaya koydu. Her ne kadar aktif bir şekilde kullanan kaç kişi olduğunu bilmesem de benim tavsiye edebileceğim sistemlerden birisi.

Geçtiğimiz haftalarda ise yeni bir mesajlaşma sistemiyle karşımıza çıktı Nadim. Peerio adını verdiği bu yazılım, birçok anlamda oldukça kullanışlı ve gelecek vaad eden bir sistem olacağa benziyor. Sadece güzel görünmesi ve kullanmasının hemen herkes için kolay olması değil, kullanıcılarının güvenliğini en büyük önceliklerinden birisi olarak görmesi de Peerio’yu benim için önemli bir proje hâline getiriyor.

Peerio’nun temiz ve kontrolü kolay arayüzünü sadece mesajlaşmak için değil, aynı zamanda güvenli bir şekilde dosya göndermek için de kullanabiliyorsunuz. Bir anlamda Peerio tek başına Gmail gibi bir iletişim yolunu size sağlıyor, hem de daha güvenli bir şekilde.

Peerio’nun (ve Nadim’in tüm projelerinin) sevdiğim bir diğer yanı da her bilgisayar kullanıcısının kullanabileceği bir şekilde bunları sunuyor olması. Mac ve Windows içinde kurabilir veya Chrome app‘i olarak kullanabilirsiniz. Yakında iOS ve Android için de gelecek. Eğer “kodunu görmeden güvenmem” diyorsanız da, kodları GitHub’da mevcut. Ayrıca Peerio tamamen GPL lisanslı.

Eğer denemeye niyetliyseniz benim Peerio kullanıcı adım ahmet, gelip merhaba diyebilirsiniz. Ancak kullanacak herkesin bu uygulamanın hâlâ beta olduğunu ve dikkatli kullanılması gerektiğini (anlamı: Peerio henüz büyük sırlar sızdırmaya hazır değil) unutmamasında fayda var.


Kısmen alakalı bir not düşmek istiyorum burada. Özellikle yazılım camiasında güvenlik söz konusu olduğunda Linux’ta direkt olarak çalışmayan yazılımlara ya da daha genel olarka Linux temelli olmayan hemen her şeye karşı bir önyargı var. Bunun sebebini anlamak mümkün, sonuçta gerçekten ne yaptığını bilen insanlar genellikle dışarıdan paranoyak görünmekte ve haklı olarak birçok şeye ciddi bir şüpheyle yaklaşmakta. Bu yüzden de daha güvenli bilgisayarlar isteyenlere, ortalama kullanıcı için neredeyse imkansız olabilecek şeyler önermekteler. (Bunların bile kimi zaman işe yarayamayacağını Quinn Norton çevirisini yaptığım “Her Şey Bozuk” makalesinde çok güzel anlatmıştı.)

Bunların imkansız olmasının birçok sebebi olabilir: çalışmak için ihtiyaç duydukları şeyleri bu değişikliklerden sonra yapmalarının neredeyse imkansız ya da gerçekten zor olacak olması; kökten alışkanlık değişimlerine ayak uyduramayacak hayatlar sürdürmeleri veya tüm bu programları veya yeni işletim sistemlerini öğrenmelerinin çok zor olması gibi. Böyle insanlara tepeden bakarak ya da onlara başka yol olmadığına dair kıyamet senaryoları yazarak bir yere varılabileceğine de çok inanmıyorum.

Bu yüzden Peerio gibi projeleri ve bunların başarmaya çalıştıkları şeyleri gerçekten önemsiyorum ve elimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum. Çünkü insanlara alternatifler sunabilmenin ve onlara her zaman -bir noktaya kadar- yapabilecekleri bir şeyler olduğunu söylemenin, diğer seçeneklerden daha çok faydası olacaktır. Ayrıca herkesin tehdit seviyesi “ölümüne anonimlik” olmayabiliyor.

Bunun yanı sıra karşımızdaki temel sorunun çözümünde sadece daha güvenli yazılımlar kullanmanın ya da hepimizin distopik cyberpunk romanlardan fırlamış hayatlar yaşaması olduğunu da düşünmüyorum. Bunun yerine herkesin de kullanabileceği güvenli yazılımların yanında genel olarak güvenlik, anonimlik ve gözetim konusundaki toplumsal, siyasi ve ekonomik algının değiştirilmesi ve şu an başımıza dert olan kötüye kullanımların herkes tarafından kötü olarak algılanmasını sağlamak için çabalamak gerektiğini düşünüyorum. Diğer türlü ne yaparsak yapalım, toplumun gözündeki paranoyaklar etiketinden kurtulmak tüm gördüklerimize rağmen hâlâ çok zor. Ve Peerio gibi herkesin kullanabileceği yazılımlar, güvenliğin ve gizliliğin herkesin kullanabileceği ve ihtiyaç duyabileceği doğal şeyler olarak görülmesine ciddi katkı sağlıyor. Çünkü ortalama insanın gözünü korkutmayan, günlük hayatlarında kullandıkları birçok şeyden farksız ve onlar kadar rahat.