[Read] Rapture of the Nerds

rotn-cd-cs

Rapture of the Nerds – Cory Doctorow, Charlie Stross

If you’re a science-fiction writer and you want to write about Singularity, you have to know how people and civilization works. If you don’t, your story doesn’t mean much and it’ll be impossible to read. Thankfully, both Doctorow and Stross knows this very well, plus, they have a very good sense of humor.

Other than making sense at technical level and telling their story beautifully, those two points at the paragraph above makes this novel a perfect one. If you’re interested in technological singularity fiction and you want to read something ‘absurd’ but makes a lot sense (like Douglas Adams’ ‘The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’ books), you have to read this.

RotN captures the current situation of our civilization and gives us a very plausible possible future with technological singularity. If you read the book and laughing at the “plausible” part, just think about it. Do you think a civilization messed up like this one (don’t get me wrong, I love our civilization but we have to accept that) can do better than that? For me, RotN build on a very realistic ground and this is the main reason why story seems absurd at first glance.

If you want a clue about the book, just look at this quote:

As you can see, the genome of the said item is chimeric and shows signs of crude tampering, but it’s largely derived from Drosophilia, Mus musculus, and a twenty-first-century situationist artist or politician Sarah Palin.

Or this:

“Turns out we gotta prepare the way for holy war in cyberspace,” Sam says. Huw boggles. “Cyberspace? Who even says ‘cyberspace’ anymore?” “The Prophet, that’s who,” Doc says.

You can find a lot more like these in the book. Go get it. (Buy or Download CC licensed version.)

“Geçit” Öyküm Kayıp Rıhtım Siberpunk Seçkisinde

Kayıp Rıhtım’ın her ay düzenlediği öykü seçkisinin elli sekizinci ayında konu “Siberpunk” olarak seçilmişti. Her ay farklı bir konu başlığıyla, oldukça güzel öykülere ulaşmamızı sağlayan Kayıp Rıhtım, bu ay da çok güzel öyküleri bir araya getirmiş. Bu ayın tanıtım yazısı şu şekilde:

Ya ikinci dünya savaşı hiç bitmeseydi? Petrol olmasaydı ve balinalar, yakıt üretmek için yapay tanklarda çoğaltılsaydı? Su buharı dünyaya egemen olmaya devam etseydi? İnsanlar yüzyıllar boyunca yaşamanın yolunu bulsalardı? Bizler sonuçlarını düşünmesek de punk akımlarının temellerini atan Alfred Bester, Jules Verne ve William Gibson gibi birçok yazar uzun yıllar boyunca bu soruların dünyaya nasıl şekil vereceğini düşündü. Böylece Cyberpunk, Steampunk ve Biopunk akımları hatırı sayılır bir kitle oluşturmayı başardılar. Özgürlük ve ahlakı hedefleyen ancak bunların sonuçlarını da gayet iyi yansıtan Punk akımı, METUCON işbirliği ile bu ayki seçkinin de teması oldu.

Bu ayın seçkisinde benim de Geçit isimli öyküm yer alıyor. Başlangıçta tek başına bir öykü olarak düşünmüştüm ama okudukça acaba devam edip bir novellaya çevirsem mi diye de düşünüyorum.

Bu ayın derleme duyurusu burada. Benim öyküm de burada.

Öyküyle ilgili yorumlarınızı duymak isterim.

Derrida, Doctor Who ve Affetmek

Bilimkurgu severlerin ve Doctor Who fanlarının bildiği üzere, bu cumartesi (23 Kasım) Doctor Who’nun 50. yıl dönümü ve özel bir bölümle kutlanacak. Ben de bir Doctor Who fanı olarak bu cumartesiyi heyecanla bekleyenlerdenim. Bu özel günün haftasında olmamızı da bahane ederek, uzun bir süredir aklımda dönüp duran bir şeyi sizlerle paylaşmak istedim.

(Bundan sonrası spoiler içermektedir, sonra uyarmadı demeyin.)

Doctor Who’nun tekrar başlayan TV serisinin 3. sezonundaki son 3 bölüm, Master ve Doctor arasında geçen bir öyküye ayrılmıştı. İzlemesi oldukça keyifli olan bu üç bölümlük öyküye dair çok fazla spoiler vermek istemiyorum ama son bölümü olan “Last of the Time Lords“da dikkatimi çeken ilginç bir şey oldu.

Bölüm boyunca, Doctor ısrarcı bir şekilde Master’la konuşmak ister, ona bir şey söylemek için fırsat kollar. Master ise Doctor’un ne söyleyeceğini bilir ve bundan kaçar. Ancak Doctor fırsatını bulduğu anda Master’ı yakalayıp o cümleyi söyler: “Seni affediyorum”.

Bu bölümü izledikten bir süre sonra Derrida’nın On Cosmopolitanism and Forgiveness kitabına denk geldim ve On Forgiveness bölümünün ana fikrini veren cümleyi okuduktan sonra kafamda tilkiler dönmeye başladı: “Affetmek, affedilemez olanı affetmektir.”

Doctor fanları (Whovianlar) Master’ın nasıl bir karakter olduğunu, neler yaptığını ve Doctor’la aralarındaki ilişkiyi çok iyi bilirler. Bilmeyenler için kısa bir özet yapmam gerekirse, düşman kardeşler gibi olduklarını söyleyebilirim. Doctor evrendeki dengeyi ve özellikle dünyayı korumak için uğraştıkça Master bu dengeyi tamamen keyfi için bozabilen, Dünya’yı ele geçirmenin ya da İkinci Gallifrey yapmanın peşinde olan birisi. Elbette Master’ın neden böyle bir karakter olduğuna dair bir takım efsaneler ve tezler var ama onlar şimdilik çok da önemli değil.

Master, Derrida’nın makalesindeki ‘mortal sin‘i birçok kez gerçekleştirmiş, bir anlamda tam da Derrida’nın gerçekten affedilme için istediği tarzda birisi. Bu noktada Doctor da gerçekten affedebilecek olana dönüşüyor ve bunu gerçekleştiriyor. Çünkü Doctor normalde böyle şeyleri yapan birisini asla affedecek bir karakter değil, yani bu affetme eylemi bir anlamda o istenen çılgınlığı da barındırıyor.

O sahneyi makaleden sonra tekrar izlediğimde, keşke bunu Derrida ile izleyip üzerine konuşabilme imkanım olsaydı dedim. Onun aradığı tam olarak böyle bir şey miydi bilmiyorum ama ben bu sahnede Derrida’nın anlattığı ‘gerçekten affetme’nin canlandırıldığını gördüm. Ve bu sahneyle birlikte Derrida’nın ne kadar haklı olduğunu da anladım. Affetmenin gerçek anlamı ve değeri, en affedilemez denilen şey affedildiğinde ortaya çıkıyor.

* * *

Sanırım Doctor Who’ya dair en sevdiğim şeylerden birisi de bu. Öyle güzel bir öyküye sahip ki; içinde felsefe tartışmalarına dair bir şeyler bulabiliyor, hatta kendisinin yeni felsefi tartışmalar yaratma imkanı sağladığını görüyorsunuz. Doctor Who’nun başarılı bir bilimkurgu eseri olabilmesini de buna bağlıyorum bir yandan. Çünkü biraz daha geniş düşününce, sevdiğim ya da başarılı olmuş birçok bilimkurgu eserinin buna imkan tanıdığını veya bunu yaptığını görüyorum. Belki de sadece bilimkurgu ve felsefeyle çok fazla iç içe olduğum için böyle düşünüyorumdur. Her ne olursa olsun, bu konunun peşini bırakmaya niyetim yok. Hem felsefe hem de bilimkurgu yazan birisi olarak ikisinin çakıştığını gördüğüm her nokta hakkında da yazmaya devam edeceğim.

 PS: Cumartesi akşamı Doctor Who’nun 50. yıl bölümünü kaçırmayın derim, hatta bölümle ilgili yorumlarınızı sonrasında buraya da yazabilirsiniz. Üzerine konuşmuş oluruz.

Bir Bilimkurgu Okurunun Serzenişi

(Bu yazım ilk olarak 25 Mayıs 2012’de Paslanmaz Kalem‘de yayınlanmıştı.)

İthâki, Neil Gaiman ve Terry Pratchett’in efsane ortaklaşması olan “Good Omens”i başka bir yayınevinden 2007′de (diye hatırladığım) ilk çıkan felâket baskısından sonra “Kıyamet Gösterisi” adıyla tekrar yayımladı. Haberi görünce bir bilimkurgu ve fantastik edebiyat delisi olarak sevinmemem elde değildi. Ancak bir sürü soruya kafam takıldığından (ve henüz kitabın bu baskısını okuma fırsatım olmadığından) kitap hakkında bir şeyler yazmaktansa başka konulara değineceğim. Bu konuları genel bir başlık altında toplamak gerekirse heralde en uygunu “Türkiye’de bilimkurguya yapılan saygısızlık” olur, özellikle de çeviri eserlerde. Zaten aşağıda anlatacağım felaketler Türkiye’de bilimkurgunun gelişememesinin en temel sebepleri.

Birinci meselem, bu edebiyat türünde nedense çeviri ve editörlük konusunda büyük bir özensizlik yapılması neredeyse gelenek hâline gelmiş gibi. Elime aldığım bir çok bilimkurgu çevirisinde bu durumu yaşadığımdan uzun zamandır çeviri okuyamaz hâle gelmiştim. İngilizce konusunda kendimi çok hızlı geliştirebilmemi de buna borçluyum ama bencillik yapmaya niyetim yok. Son zamanlarda bu konuda hassas olan ve bilimkurgunun da bir edebiyat olduğunu ve ona göre basılması gerektiğini düşünen yayınevleri çıkmaya başladı sanırım (ya da ben çok hassas seçim yaptığım için öyle bir hisse kapıldım) ancak bu durum en başta el konulması gerekenlerden birisi. (Örnek görmek isteyenler bir kitabevine gidip bilimkurgu raflarından rastgele kitapların rastgele sayfalarına bakabilirler. Büyük kısmında bahsettiğim durumu rahatça farkedebilirsiniz.)

Bilimkurgunun “satmayacağı” algısı da aslında yayıncıları bu özensizliğe götürüyor sanırım. Ancak bu “satmamanın” sebeplerinin de kendileri olduklarını bir hatırlatmak lazım. Özenli bir şekilde, gerçekten bilimkurguya bir edebiyat türü gibi davranarak ve dünyadaki durumu takip ederek yayın politikası hazırlayan ve ona göre kitap basan yayınevleri var da sanki bizler almıyoruz. Keşke olsalar, ben aç kalmaya bile razıyım.

Bir diğer sorun da bu “satmama” algısıyla birlikte gelen bilimkurgu kuraklığı. Sanki kimse bilimkurgu yazmıyor, dünyada hiç kitap çıkmıyor. “Good Omens” bile 1990′da çıkmış bir kitap olmasına rağmen ancak 2000′lerde Türkçe basılıyor. William Gibson, Cory Doctorow, Warren Ellis ve Neal Stephenson (ve adını sayamadığım birçok bilimkurgu efsanesinin) neredeyse hiç eseri yok Türkçe olarak. Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın baş noktaları sayılabilecek C. Clarke ve Nebula ödüllerinin bu sene kazananları belli oldu, Hugo ödüllerinin adayları açıklandı. Peki bunlardan kaçına Türkçe olarak ulaşma şansımız var? En son kontrol ettiğimde sonuç sıfırdı (rakamla 0).

Bu ödülleri kazanan birbirinden güzel kitapları türkçe okumak için bir yirmi yıl daha mı beklememiz gerekiyor? Yoksa bilimkurgu ve fantastik edebiyat hayranları ve takipçileri otomatikman İngilizce bilen ve Türkçe okumasına gerek olmayan insanlar olarak mı görülüyor? İnternetten sipariş verip haftalarca kargo beklemek ya da e-kitap okuyucu alıp da e-kitap peşinde koşmak bu tarzların okuyucuları için mecburiyet mi? (Aslında bu konuda şikayette bulunabileceğim birçok başka tarz ve yazar mevcut, en başta da çizgi roman dünyası. Ancak onları başka bir zamana saklıyorum.)

Tüm bunları üstüste koyup bir düşünelim. Kabul ediyorum, yayınevlerinin en önemli derdi para kazanmak hâline geleli çok oldu. Okuyucu isteklerini veya kaliteli edebiyatı önemseyen ise yok denecek kadar az. Edebiyat artık “piyasası” önemsenen bir şey. Ancak yine de bu konuda biraz içimi dökmem, iki kelime etmem gerekiyordu. Yıllardır acısını çektiğim, içimde büyük bir yara olan bu konuyu dile getirmezsem rahat edemezdim.

Özellikle de 1990′da çıkan bir kitabın reklamları şu an sanki yeni bir esermiş gibi her yerde dolaşırken. 22 yıl! Eğer İngilizce bilmiyor olsaydım kitabı daha yeni okuyabilecektim. Bunun ne kadar acınası, ne kadar vahim bir durum olduğunu kimse mi göremiyor?

Biraz öfkeli bir yazı oldu, farkındayım. Aslında öfkeden çok serzeniş hâli bu. Çok da bir etkisi olacağına inanmıyorum bu yazının ama belki bir yayıncının, bir editörün kulağına su kaçırmayı becerebilirim. Umarım o kaçan su da biraz daha fazla kaliteli çevirilmiş ve özenli hazırlanmış bilimkurgu kitapları olarak geri döner.

2012’de Yazılanlar, Çizilenler

2012 içinde her sene olduğu gibi bolca yazıldı, çizildi. Bunlardan benim için önemli olanları, gözüme takılanları ve bu camia içerisinde olan bazı mühim olayları hatırladığım kadarıyla listeleyeceğim. Mutlaka unuttuklarım ya da sizin önemli gördüğünüz ama bu listede olmayan şeyler de olacaktır. Onlar için de yorumlar kısmı açık, beklerim.

Çizgi Romanlar

Çizgi roman dünyasında geçtiğimiz sene çok fazla gözüme çarpan iş olmadı. Yeni çıkanlar arasında Matt Fraction’un Hawkeye’ı, Grant Morrison’un Happy’si ve Sean Murphy’nin Punk Rock Jesus’ı tavsiye edilebilecekler arasında bana göre. Ayrıca Alan Moore’un devam etmekte olan The League of Extraordinary Gentleman serisinin 2009 bölümü de geçen sene içerisinde çıkan önemli eserler arasında.

Bu sene türkçe olarak listeme girenlerin hemen hepsi çeviri. Logicomix, Grafik Kanon, Erteleyiş ve Cash gibi nadide işlerin Türkçe olarak basılması beni en çok memnun edenlerdi. Özellikle Flaneur Comics’in yayın hayatına Erteleyiş ve Cash ile başlaması beni oldukça umutlandırdı. Oldukça önemli gördüğüm işlerden birisi de yılın sonlarına doğru karşımıza çıkan Tuncer Erdem’in Gece Kitabı.

Bilimkurgu/Fantazya

Türkçe’de yine çevirilerden fazlasını bulamadığım bir yıl oldu bk/f edebiyatı adına. Ancak özellikle Versus’un Cory Doctorow ve Paolo Bacigalupi çevirmiş olması, İthaki’nin bizlere bolca Neil Gaiman vermesi güzel haberler içerisinde. Umarım böyle sağlıklı bilimkurgu (ve genel olarak edebiyat) çevirisi yapma alışkanlığı birkaç yayınevinin özelliği olmaktan çıkar bu sene.

Genel olarak bilimkurgu dünyasına bakacak olursak verimli sayılabilecek bir yıl geçirdiğimizi söyleyebilirim. Sürekli takip ettiğim yazarlardan Terry Pratchett, Cory Doctorow, Charlie Stross ve John Scalzi 2012’de çıkarttıklarıyla beni mutlu eden yazarlardı. Ayrıca 2012’de çıkarttıkları kitaplarıyla kendilerini tanıdığım Ramez Naam ve A.J. Colluci de yılın güzellikleri arasındaydı bana göre.

Bunların Dışında

2012 içerisinde yukarıda bahsettiklerim dışında çıkan birçok kitap oldu. Okuduğum ve sevdiğim, okumaya başladığım ya da okumayı düşündüğüm kitaplardan bazıları aşağıda. Kimisi yazarlarından dolayı, kimisi de tavsiyelerine güvendiğim insanlar aracılığıyla önüme geldi. Kesinlikle bir “en iyiler” listesi olarak düşünmeyin o yüzden. Önceki kitaplarıyla kendini sevdiren ama sonraki kitabıyla beni hayal kırıklığına uğratan yazarlar oldu zamanında, sorumlulukları üzerime kalsın istemem.

  • Distrust That Particular Flavor – William Gibson
  • The Year of Dreaming Dangerously – Slavoj Zizek
  • Çıplak Deniz Çıplak Ada – Yaşar Kemal
  • Yedinci Gün – İhsan Oktay Anar
  • Some Remarks – Neal Stephenson
  • Cypherpunks – Julian Assange
  • Öteki Tarih 2 – Ayşe Hür
  • Discordia – Laurie Penny & Molly Crabapple
  • Şiir ve Cinayet – Salah Birsel
  • Against Security – Harvey Molotch
  • Makers – Chris Anderson

Olaylar

2012 içerisinde Türkiye’de edebiyat ve yayıncılık adına en büyük mesele uğraşmaktan bıktığımız sansür ve sansür çabaları oldu. Hakkında dava açılan, soruşturulan ya da sansürlenmesi istenen bolca kitap gördük. Öncesindeki senelerde ve bu senenin daha ilk günlerinde de gördüğümüz üzere bu derdi başımızdan atmak için daha çok çaba göstermemiz gerekiyor.

Bunun dışında dünya çapında olaylar listesinin başında Newsweek’in basılı yayınına son vermesini sayabiliriz. Yıllardır yayınlanan bir derginin yoluna sadece sanal yayın olarak devam etme kararı alması oldukça ilginçti. Umudum bunun güzel bir yönde ilerlemesi.

Ayrıca Humble ebook Bundle da yeni nesil kitap yayıncılığı açısından ilginç bir deney oldu. Humble Bundle ekibinin e-kitaplarla yaptığı bu çalışma yayıncıların detaylı bir şekilde inceleyip ders çıkartması gereken olaylardan.

Yine bunun gibi yayıncıların kendilerine ders çıkartması gereken olaylardan birisi de dünyanın en büyük yayınevlerinden olan Tor-Forge’un e-kitaplarının hepsini DRM-Free yani özgürce paylaşılabilir olarak satmaya karar vermesiydi. Kitapları işe yaramayan bir kilit altında tutmanın ne kadar mantıksız olduğunu gören ilk yayınevi olarak tebriği de hakediyorlar.

Pulitzer Ödülleri’nin kurgu dalında geçen sene kimseye ödül çıkmaması ise yorum bile yapamadığım olaylardan.

Random House – Penguin devlerinin birleşmesi ise yılın en tedirgin edici olaylarındandı sanırım. Yine de çok karamsar olmadan olacakları bekleme taraftarıyım.

“Fifty Shades” konusunda sessizliğimi korumaya devam edeceğim.

20. ve 21. Yüzyılın En İyi BK/F Romanları

Tabii ki ben seçmedim. Locus dergisinin yaptığı oylamayla seçildiler. Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın en iyi beşlerini görelim bakalım.

20th Century SF Novel:
Rank Author : Title (Year) Points Votes
1 Herbert, Frank : Dune (1965) 3930 256
2 Card, Orson Scott : Ender’s Game (1985) 2235 154
3 Asimov, Isaac : The Foundation Trilogy (1953) 2054 143
4 Simmons, Dan : Hyperion (1989) 1836 131
5 Le Guin, Ursula K. : The Left Hand of Darkness (1969) 1750 120
20th Century Fantasy Novel:
Rank Author : Title (Year) Points Votes
1 Tolkien, J. R. R. : The Lord of the Rings (1955) 5675 340
2 Martin, George R. R. : A Game of Thrones (1996) 2182 149
3 Tolkien, J. R. R. : The Hobbit (1937) 2040 138
4 Le Guin, Ursula K. : A Wizard of Earthsea (1968) 1613 113
5 Zelazny, Roger : Nine Princes in Amber (1970) 971 70
21st Century SF Novel:
Rank Author : Title (Year) Points Votes
1 Scalzi, John : Old Man’s War (2005) 674 101
2 Stephenson, Neal : Anathem (2008) 432 63
3 Bacigalupi, Paolo : The Windup Girl (2009) 367 58
4 Wilson, Robert Charles : Spin (2005) 305 49
5 Watts, Peter : Blindsight (2006) 251 37
21st Century Fantasy Novel:
Rank Author : Title (Year) Points Votes
1 Gaiman, Neil : American Gods (2001) 721 109
2 Clarke, Susanna : Jonathan Strange & Mr Norrell (2004) 609 94
3 Rothfuss, Patrick : The Name of the Wind (2007) 422 64
4 Mieville, China : The Scar (2002) 221 33
5 Martin, George R. R. : A Feast for Crows (2005) 213 34

Haber ve özet liste hâline buradan, detaylı listelere buradan bakabilirsiniz.

Listeler oldukça iyi görünüyor. Sıralamalarda çok fazla şikayet edilebilecek ya da “Bu kitabın bu sırada ne işi var?” diyebileceğim bir durum göremedim. Çok güzel ve sağlıklı bir oylama olmuş ve önümüze şahane bir liste çıkartmışlar.

Ancak bir anda karşımda bu kadar çok kitabın olduğu bir liste görmek ve okumadığım daha ne kadar çok kitabın olduğunun bir kez daha farkına varmak açıkcası sinir bozucu oldu. Elbette dünyadaki tüm kitapları okuyacağım şeklinde bir iddiam yok ama yine de daha okunacak çok kitap var demekten de kendimi alamıyorum.

Bu listeyi incelerken farkettiğim ve not düşmek istediğim şeylerden birisi de listedekilerin dilimizde ulaşılabilirliği. Zirvede olanların büyük kısmı elbette bilinirliklerinden dolayı mevcut ama biraz aşağılara indiğimizde aynı şansı göremiyoruz. Tabii bir de listede hiç Türkiyeli yazar görememe durumumuz var ki o konuya hiç girmek istemiyorum. (Gözümden kaçan olduğunu sanmıyorum ama varsa haber verin.)

Özetle 20. ve 21. yüzyıl bilimkurgu ve fantastik edebiyat dünyasının durumu budur. Bu tarzlarda okuyacak bir şeyler arıyorsanız listeleri inceleyerek başlayabilirsiniz.

Ayrıca önümüzdeki günlerde 2012’nin özeti tarzında listeler yapmak gibi bir planım var. Sene sonu raporu çıkartmak keyifli olacak.

Bilimkurgu Sineması Tarihi

Video hakkında diyebilecek çok fazla bir şey yok. Tek kelimeyle şahane bir iş çıkartmışlar. Video sayesinde bilimkurguyu neden böyle derinden sevdiğimi bir kez daha hatırlayıp keyiflendim (ama henüz izleyemediğim filmlerin listesini bir kez daha gözüme soktuğu için biraz can sıkıcı oldu :) ). Videoyu hazırlayan Cosmo Scharf ve Austin Kilgore’a ne kadar teşekkür etsem az. Bilimkurgu sinemasının tarihi böyle güzel özetlenemezdi sanırım.

Bir de tarih demişken biraz konudan sapıp şu tweetimi de iliştireyim araya.