Paranoya, Daha Fazla Paranoya [19.12.2011]

(Bu yazım ilk olarak 19 Aralık 2011’de Jiyan.org‘da yayınlandı.)

Son zamanlarda sanırım kendime en sık sorduğum soru şu oluyor; “Fazla mı paranoyaklaştık?” Evet, paranoya doğadır bir noktaya kadar, zihnin düşündüğünün, analiz yaptığının belirtisidir ancak o noktadan sonra bu hastalık haline gelir. İnsanın yaşamının dengesini bozar, sağlığını tehlikeye atar, yaşamdan soğutur.

Tabii bu dediklerim ‘normal’ bir toplumda yaşayan bir birey için geçerli şeyler.

Türkiye’de olduğumuz ve onun üzerine konuştuğumuz için bu dediklerim elbette anlamsız kalıyor. Uzunca hem de çok uzunca zamandır insanlık için normal olanlara hasret bir şekilde yaşıyor burada insanlar. İnsanlık tanımı bile değişmiş, gruba/şekle göre yapılır hale gelmiş. Bunun bu derece sağlam bir şekilde o uzun zaman boyunca ayakta durabilmesinin sebebi ise, burada yaşayanların ciddi bir kısmının bir tür izolasyonla, ‘insanlığın’ böyle olması gerektirildiğine inandırılmış, bunun hak ve hakikat olduğu kabul ettirilmiş. Zaten bir süre sonra toplumun dönüştürülmüş kesimi, iktidara sormadan bunu savunur hale geldi. Sonraki süreçlerde de zaten gelen yeni iktidarlar, nasıl olması gerektiğini önceki iktidarların eseri olan toplumdan öğrenir duruma geldi.

Bu faşizmin normalleşmesi ve bu toprakların gerçeği halini alması durumu, elbette sağlam yerini korumak, kendini düşmanlarına karşı savunmak için her daim tetikte. Kimi zaman biraz daha sakince -ki bu sakinliğin tek sebebi biraz dinlenmek isteyişleri-, kimi zaman ise tüm güçleriyle oluyor. Katliamlar, soykırımlar, yakmalar, kovalamalar bu toprakların normali haline geliyor bir süre sonra ister istemez. Ne de olsa artık ‘halkın tepkisi’ne dönüşüyor bunlar, herhangi bir radikal grubun işine değil.

Yakın zamandan bir örnek; ‘80 sonrasında ailelerin çocuklarına ya da ailenin genç üyelerine ‘80 öncesini anlatırken en çok kullandıkları cümelerden bir kısmı: “Bizim zamanımızda kandırılmıştık, beynimiz yıkanmıştı. Kardeş kardeşi vurur haldeydi. Ortalık savaş alanıydı. Aman siz olaylara karışmayın. vs vs vs.”

Peki ‘80 sonrası durum çok mu farklıydı? Bir şekilde farklıydı evet, artık faşizan kesimin marifetleri ‘halk tepkisi’ne dönüşmüştü, normalleşmişti iyice. Çocuklar vatanı ‘töröristten, hayından’ koruyorlardı. Sokakları temiz tutuyordu. E zaten devlette yanlarında destek olmuyor muydu bunlara? Zaten yukarıdaki cümleleri de genelde ‘eski solcu’ aileler kullanırdı. ‘Sağcılar’ ise çocuklarını daha da rahatça ve gururla yetiştirmeye devam ediyordu.

Hem zaten ‘Kürt’ diye birşey de çıkmıştı ortaya, vatanı böleceklerdi besbelli. Nerden çıkmıştı ki sahiden bunlar böyle? Hiç kimse bunu düşünmeden birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç duyduğumuz günlere geçiş yapmıştı direk. Şiddet bu sefer daha da gururluydu, vatanı korkuyacaklardı bölünmekten. Devlet zaten elinden geleni yapıyordu Bölge’de,temizliğe başlamıştı. E Batı’yı da temizlemek halka düşüyordu doğal olarak.

***

Özetle anladınız sanırım demek istediğim ruh halini, daha detaylı anlatsam kitaba dönüştürmem gerekecekti o yüzden biraz özetlemek zorunda kaldım. Ancak bu bile sanırım bu topraklara bulaşmış olan hastalığı tanımanıza yetmiştir. Zaten bu hastalık yüzünden başımızda bu paranoya halleri, bu korku nöbetleri. Bu hastalık bulaştırdı bize tüm bunları.

Bu yüzden de paranoyanın hangi seviyesinin hastalıklı olacağını belirlemek güçleşiyor. Çünkü normal uzun zamandır uğramıyor buralara. Daha doğrusu normaller bambaşka bir hâl aldı bu topraklarda; felsefe, bilim çaresiz kalıyor o yüzden ya. Buralara özgüsünü üretmek istediğinizde ise zaten karşınıza iktidar dikiliyor anında. Daha ona ulaşamadan tepeden ahkâm kesenleri geçmeniz gerekiyor tabii ama o başka zamanın konusu. Bu yüzden ne yapacağınızı bilemeden korku ve paranoya çukurunun dibine doğru yol almaya başlıyorsunuz çoğu zaman, tam da iktidarın istediği gibi.

Bu durumda paranoyaya ister istemez çok ya da az gibi bir tamın getiremiyorum, getiremiyoruz. Çünkü o tanımı bulmamıza imkan yok. Paranoyadan kurtulmak gibi bir şansımızın da pek olmadığı malum sanırım, ortalıkta bu kadar operasyon adı altında toplamalar sürerken, linç için her yerde hazır bekleyen gruplar varken, iktidar böyle çığırtkan edasıyla ortalıkta dolanırken.

Ancak tek bir noktada paranoyanın çok olduğunu kesin söyleyebilirim, o da sizi hareketsiz, sessiz bırakıyorsa. Paranoya elbette olacaktır, ancak bunun önümüzde engele dönüşmesine izin verdiğimiz an, asıl en büyük tehlike başlamış demektir. Tek dikkat etmemiz gereken bu ve yapmamız gereken, paranoyanın bir engele değil besleyici bir kaynağa dönüşmesini sağlamak olacaktır. Onlar korkutmaya çalıştıkça, biz daha cesur olmalıyız. Saldırmaya çalıştıkça, daha güçlü savunmalıyız kendimizi. Şu anda elimizdeki tek çıkar yol bu.

Leave a Reply