[Okundu] Tuhaf Şeyler Oluyor – Kelly Link

tuhafşeyleroluyor-kellylink

Bilimkurgu ve fantastik edebiyat bize gündelik ve normal olanın ötesine geçebilme, hayal kurabilme imkanını verir. Bu sayede geleceği veya farklı dünyaları zihnimizde kurabilir, bulunduğumuz dünyanın ötesine gidebilecek güce sahip oluruz. Bilimkurgu bize öteye geçebilme imkanını verir.

Ancak bazen de öteye gitmek her zaman düşündüğümüz gibi gerçekleşmez. Huzursuz eder, tedirgin oluruz. Her şey beklediğimiz gibi gitmemeye başlar. Normal dediğimiz şeylerin bir bir ayağımızın altından çekildiğini, onun arkasında gizlenen şeylerin ortaya çıkmaya karar verdiğini görürüz. Gerçek değildir, daha doğrusu alışık olduğumuz gerçek bu değildir. Ama artık onun içerisine düştüğümüz için onun kurallarıyla oynamamız gerekir.

Bir süre sonra bundan keyif bile almaya başlayabiliriz. Hâlâ tedirgin ve huzursuz hissederiz ama yine de buna keyifli bir yolculuk muamelesi yapmaya karar veririz. Asla gördüğümüz şeylerin doğru olduğuna emin olamayız, hafızamıza güvenemeyiz, hatta onun öyle olmaması gerektiğinden eminizdir ama tüm bunlarla mücadele etmek yerine keyfini çıkartmak isteriz.

Tıpkı Kelly Link’in öykülerini okuduğumuz zamanlar gibi.


Kelly Link, Lovecraft ve Borges gibi ustaların başlattığı tuhaf kurgu yolunun günümüzdeki en önemli ve yetenekli yazarlarından birisi. Her ne kadar uzun yıllardır yazıyor olsa da, Türkçe olarak kendisini okuma şansını Ekim 2015’te ilk öykü derlemesi “Tuhaf Şeyler Oluyor”un Aylak Kitap tarafından basılmasıyla erişebildik. İngilizce olarak ilk baskısı 2001’de yapılmış olan bu derlemede Link’in 1999’da Dünya Fantazi Ödülü’nü almış “Uzman Şapkası” da dahil olmak üzere toplamda 11 öyküsü bulunuyor.

Bu öykülerin her birinde Kelly Link bizi gerçeğin sınırlarına, öte dünyaya, peri masallarının ortasına ya da İskoçya’ya götürüyor. İskoçya’da bir süre vakit geçirdikten sonra ise bir trene atlayıp cehenneme doğru yola çıkabiliyoruz. Merak etmeyin, cehenneme gitmek Avustralya’ya gitmekten çok daha ucuz ve kolay bir yolculuk.

Tüm bu yolculuklar boyunca farklı olayların ortasında bulabiliyoruz kendimizi. Bunların bir kısmını olaylar olup bitene kadar anlayamıyoruz ve merak etmeyin, bu çok normal. Kimi zaman ise Link bize direkt olarak hiçbir şeyi anlatmasa da çok iyi anlıyoruz ne olup bittiğini. Bazen de tam anladığımızı zannettiğimizde işler daha da karışık bir hâl alıyor. Öldükten sonra adını bir türlü hatırlayamadığı sevgilisine öbür taraftan mektuplar yazan adamın hâli gibi. Dediğim gibi, bu öykülerin hiç birinde işler normal ilerlemiyor.

Ancak hemen her öyküsünde bize tanıdık gelen bir şeyler bulabiliyoruz. Kelly Link günümüz kültürünün ve insanlarının ona sunduğu malzemeleri sonuna kadar kullanmayı çok iyi biliyor. Hiç ummadığımız anda çok tanıdık bir şeyle baş başa bırakıyor ve o tanıdık olma durumu öyküyle aramızdaki ilişkiyi çok daha sağlam bir hâle getiriyor. Bunu bazen bilindik bir işaret bırakarak, bazen de çok bilindik bir hissi hiç ummadığımız bir şekilde tekrar karşımıza çıkararak yapıyor.

Aynı zamanda oldukça cesur ve klişelerle dalga geçmeyi seven bir yazar Link. Onun kurgularını güçlü kılan en önemli şeylerden birisi de bu. Peri masallarının en klişe örneklerini alıp onlarla dalga geçercesine tekrar kurgulayabiliyor ve kendisi gerçeğin sınırlarıyla oynarken aslında o öykülerin hepsini de daha gerçek bir dünyaya çekiyor. Fantastik edebiyat yazanların kurtarıcı olarak gördüğü klişeler, Kelly Link için sadece mizah malzemesi olarak kullanılabilecek küçük parçalara dönüşüyor. Bu da onun günümüz okuyucusu ile, yani bizlerle, daha sağlam bir bağ kurabilmesine fazlasıyla yardımcı oluyor.

Kelly Link’in öykülerini güçlendiren en önemli unsurlardan birisi de dili ve kurgu biçimlerini zekice kullanabilme yeteneği. Her öyküsünün kurgusu yaratmak istediği atmosferi ve okuyucuya vermek istediği duyguları en iyi şekilde taşıması için tasarlanmış. Öyküleri okudukça Link’in biçimsel tercihlerinin her birisini takdir etmekten de kendinizi alamıyorsunuz. Ayrıca dilin ona sunduğu imkanlarla öykülerinin tuhaflığını ve tedirgin edici karmaşasını güçlendirmeyi başarabiliyor olması ise kullandığı dili ne kadar iyi tanıyan bir yazar olduğunun göstergesi.

Burada kısa bir not ile çevirmen Seda Çingay’ı da anmak gerek. Kelly Link’in öykülerinin neredeyse hiçbir şey kaybetmeden Türkçeye kazandırılması önemli bir başarı. Yazarı ve çevirdiği eseri iyi tanıyan çevirmenler maalesef kolay bulunmuyor, o yüzden böyle çevirmenlerle karşılaştıkça ismini anmamız gerektiğini düşünüyorum.


Kelly Link’in “Tuhaf Şeyler Oluyor”una negatif bir eleştiri getirmek mümkün mü emin değilim. Yazarın 2001’e kadar yazdığı en iyi 11 öykünün bir araya geldiği ve bir anlamda Kelly Link’in güç gösterisi yaptığı bir kitap. Bu güç gösterisinin altının boş olmadığını da sonrasında yayınladığı “Magic For Beginners” ve “Get In Trouble” gibi kitaplarıyla da gösterdi. Bu kitabından sonra yazdıklarıyla da Locus, Hugo ve Nebula dahil olmak üzere bilimkurgu ve fantastik edebiyat dünyasının tüm büyük ödüllerini aldı.

Okuyucusunu nasıl rahatsız edeceğini, onu nasıl en tekinsiz noktalara çekebileceğini veya kafasında dönen o acayip hayalleri nasıl en beklenmedik şekilde karşımıza çıkarabileceğini çok iyi biliyor Link. Bunu kimi zaman bizleri içerisine bıraktığı olaylarla yaparken, kimi zaman da konuşmaktan en çok korktuğumuz şeyleri hiç düşünmeden ortaya bırakmasıyla yapıyor. Cinselliği özgürce kullanabilmesi, fantastik öykülerde ve masallardaki gizli cinsiyetçiliği apaçık gözümüzün önüne sermesi gibi. Kelly Link normali nasıl alaşağı edeceğini iyi bilen bir yazar ve bunu hiç çekinmeden kullanıyor.

Kelly Link, yeni nesilde tuhaf kurguya taze ve güçlü bir soluk getiren yazarlardan birisi ve birçok büyük başarısına rağmen Türkçeye henüz çevriliyor olması bizim için büyük bir kayıp. Yine de artık ilk kitabı elimizde ve umuyorum ki en kısa zamanda diğer kitapları da çevrilecek. Biz okuyucular da Link’in yardımıyla normal olmayandan keyif almayı ve normalin dışına bakabilme cesaretini göstermeyi öğreneceğiz.

On Newsletters

Don’t know if this is a real thing but I might be addicted to newsletters. Maybe it’s something about the format itself or it’s just I’m mostly following people I really enjoy reading pretty much everything they write. But there might be something more about it.

Something about the newsletters makes it more sincere, makes me want to read it without any interruption and with all focused on. Even some books can’t get that much attention from me.

My guess, it’s related to relationship newsletters creates between writer and the reader/follower. It’s not like a social network follow. I don’t want to miss any installment or any sentence. I asked the writer to send me these anytime they wrote something. And send it directly to me. I guess it feels more direct than anything else because we feel our inboxes are our most private zones online and inviting someone to access there anytime they want to share something with us feels different than anything else.

And it feels kind of free and open, like blogs. You can do anything you want, any way you want. No one can limit what you can do or kick you out just because you tried something. It makes people become more interested in newsletters because they think it’s something new (it’s not) and blogs are dead (it’s not).


I was experimenting with the newsletter format for some time in Turkish and one of my 2016 resolutions (which I kept in my notebook and, honestly, a bit lazy to turn it into a blog post) was use this format more actively. I want to see what can I do with this format. Also I really want to gain the habit of writing regularly and more (especially in English) so creating an English newsletter too seemed like a good idea.

If you can read Turkish, my regular newsletter called Tuhaf Gelecek is out every Sunday evening (according to Turkey’s timezone, GMT+2) and you can subscribe here: http://tinyletter.com/tuhafgelecek

And if you can read English, my English newsletter experiment Weird and Deadly Interesting is here: http://tinyletter.com/weirdanddeadlyinteresting Hoping to send the first episode in this month and hope to make it regular soon.


On the name “Weird and Deadly Interesting”: For some time, I was thinking about how to describe what I’m interested as a writer and couldn’t find any short description for it. I was not focused on couple topics that have marketable names. I’m always an interdiscipliner, needs a bit weird, after the really interesting and dangerous. I never liked splitting the world into pieces which everyone acts like they’re not touching each other. I wanted to see and write about the world, as a whole. And when I looked at the world with these eyes, this name describes what I see.

I first heard the “deadly interesting” from Bruce Sterling, at one of his talks. And it hit me like a lightning. Maybe it’s somehow related to where I live, where I’m looking the world from. But when I added this to weird, it really summed up the world from my eyes.

Anyway, if you’re interested in receiving my English newsletter you can click here and subscribe.


As a bonus, I want to recommend some of my favourite newsletters which definitely worth inviting them in to your inbox. With no particular order:

If you have a newsletter or know a newsletter that you think I might be interested, feel free to recommend via email or just post a comment below.


Updated at 18:05:
Latest Orbital Operations Warren sent while I was finishing this, reminded couple more newsletters I already subscribed and also had some really good recommendations which I subscribed immediately. I added those to the list above.

Kötü Yayıncılık ve Cahilliğin Mükemmel Karışımı: Chip Dergisinin Tor Fobisi

Geçenlerde bir kitabevini turlarken görüp de çekmiştim, bugün aklıma gelince paylaştım şu görseli Twitter’da:

Eğer az çok benim blogu okuyorsanız ya da bu konularda ucuz komplo teorileri ve masallar dışında birkaç yazı okuduysanız neyi kastettiğimi çok iyi anlamışsınızdır. Eğer çok fazla bilginiz yoksa, en basitinden bir özet için Journo dergisine yazdığım Deep Web yazısına (sayfa 26-27) bir göz atabilirsiniz.

Bu fotoğrafla ilgili sorunlar elbette bununla da bitmiyor. Benim için en rahatsız edici nokta, bunu ülkenin en çok satan teknoloji dergilerinden birisinin yapıyor olması. İnsanlara doğru bilgiler vermesini beklediğiniz bir yayın, ucuz pazarlama taktikleri için yalan yanlış bilgileri ve böyle komplo teorisi tadında başlıkları kullanıyor ve insanların internetteki en önemli teknolojilerden birisi hakkında tamamen yanlış bir algıya sahip olmasına neden oluyor. Üstelik bunu tamamen üç-beş tane dergi daha fazla satabilmek için yapıyor.

Oysa profesyonel bir yayının (ister dijital, ister ölü ağaç üzerinde olsun) yapması gereken bunun tam tersi. Zaten ortalıkta yeterince yanlış bilgi ve dedikodu var, onları derlemek yerine neden doğru düzgün bilgiler vermeyi tercih etmiyorsunuz? Neden mesela Tor sayesinde birçok gazetecinin daha güvenli haber yapabildiğinden, aktivistlerin otoriter devletlerin gözetim sistemlerine karşı kendilerini koruyabildiklerinden, internetteki bir yığın gözetleme ve fişleme sisteminden isteyen herkesin bu sayede kendisini koruyabileceğinden ya da Türkiye gibi sansürün başkenti olmuş bir ülkede sansürsüz bir şekilde interneti dolaşabileceğimizden bahsetmiyorsunuz?

Ama bunların hiçbirisi satmayacak değil mi? Gerçekten tek derdiniz bu çünkü. Size para verip de o dergiyi satın alanları yalanla besliyor olmanız umrunuzda bile değil.

Öyle bir anlatıyorsunuz ki Deep Web’i, okuyan da zannedecek ki Yazıcıoğlu’nun bir farklı versiyonu. Sokağa girdiğinizde “DVD lazım mı?” diyenler yerine seri katiller, uyuşturucu satıcıları dolaşıyor. Bu kadar komik ve gerçek dışı şeyleri yazarken hiç mi dönüp kendinize “Lan biz ne saçmalıyoruz böyle?” demiyorsunuz?

Siz demeseniz de, ben size her fırsatta diyeceğim. Hiç merak etmeyin.

Bundan sonra her gördüğümü böyle ifşa edeceğim. Belki ders çıkarırsınız da biraz daha dikkat edersiniz insanlara yalan söylerken.


Eğer benim görmediğim böyle yalanlara ve yanlış bilgilendirmelere siz denk gelirseniz bana yönlendirin, zevkle paylaşırım. Mail adresim ve sosyal medya hesaplarım anasayfada var.

PS: Biliyorum birçok farklı konudaki yayın, benzer şeyleri yapıyor. Ve bunlar sadece internet ve dergilerle sınırlı değil. Ancak bu hiç kimse için bir savunma sayılamaz. Sırası geldikçe ya da benim önüme düştükçe de hepsine yer vereceğim, hiç merak etmesin kimse.

Tor Project’in Yeni Lideri Emektar Dijital Aktivist Shari Steele Oldu

Tor Project yeni Yönetim Kurulu Başkanı’nı bulduğunu bugün gönderdiği basın açıklamasıyla duyurdu. Tor Project’in yeni yönetim kurulu başkanı Shari Steele oldu.

Sansürü aşmak için kullandığımız Tor Browser’ın ve yakın zamanda çıkan mesajlaşma uygulaması Tor Messenger‘ın bizlere ulaşmasını ve daima güncel kalmasını sağlayan, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olan, Tor Project’ten haberler var. Uzun ve detaylı bir araştırmanın ardından, Tor Project yeni Yönetim Kurulu Başkanı’nı bulduğunu bugün gönderdiği basın açıklamasıyla duyurdu. Tor Project’in yeni yönetim kurulu başkanı Shari Steele oldu.

Shari Steele, dijital aktivizm ve dijital haklar konusunda yirmi yıldan daha uzun süredir mücadele eden birisi. Kendisi bildiğimiz anlamda internet yokken bile dijital haklar için mücadele ediyordu demek mümkün. Bunun yanı sıra Steele EFF’in (Electrnoc Frontier Foundation) 15 yıl boyunca Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmış ve Nisan 2015’te bu görevini devretmişti. Son 15 yıl boyunca EFF’in yaptığı birçok işte imzası bulunmakta.

Tor Project’in kurucularından birisi olan ve bir süredir Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen Roger Dingledine, görev değişimiyle ilgili “Tor’un teknik yanı dünyanın en kalitelilerinden birisi, şimdi Shari’nin bize Tor’un organizasyon kısmını da mükemmel hâle getirmemiz için yardım edecek olması  heyecan verici. Bizim insanları yönetmesini bilen, kâr amacı gütmeyen bir organizasyonun nasıl işlediğini bilen ve bağışçılarla bağlantıları güçlü olan bir lidere ihtiyacımız vardı. Tor sivil özgürlükler için mücadele eden organizasyonlar ailesinin bir parçası ve bu adımımızla Tor, bu ailenin önemli bir parçası olduğunu gösterecektir.” şeklinde konuştu.

Shari Steele de Tor Project’in yönetimini üstlenmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu, birçok büyük adım atabileceklerini söyledi.

“Tor Project dijital dünyada haklarımızı korumaya çalışan bir sürü harika teknoloji meraklısından oluşuyor. İnternet özgürlüğü STK’sı inşa etmede ve büyütmedeki tecrübelerimi Tor’un operasyonel anlamda daha verimli hâle gelebilmesi için kullanabilecek olduğum için çok memnunum. Tor’u daha büyük, güçlü ve sürdürülebilir hâle getirmek ve bu hareketi büyütmek gibi bir fırsatı değerlendirmemem imkansızdı.”

Steele’in çalıştığı süre boyunca EFF birçok önemli işe imza attı. 2004 yılında Tor’u kanatları altına aldılar ve birçok konuda destek oldular. EFF’in Teknoloji Departmanı’ı Steele’in önderliğinde kuruldu ve şu anda birçoğumuzun kullandığı HTTPS-Everywhere ve Privacy Badger gibi projeler bu ekip tarafından üretildi. Ayrıca fon bulma ve ekonomik destek sağlama konusundaki başarıları da şu anda ekonomik anlamda daha özgür hâle gelmeye çalışan Tor Project için oldukça önemli katkılar sunacaktır.

Tor Project’in kurucuları olan Roger Dingledine ve Nick Mathewson ise kısa vadede bu geçiş dönemine yardımcı olacaklar ve ardından yalnızca yönetim kurulu üyeleri olarak çalışacaklar. Bu sayede her ikisi de eskiden olduğu gibi Tor’un teknik kısmında daha aktif olarak çalışmaya dönebilecekler.

Tüm bu gelişmeler umuyoruz ki hem Tor ekibi hem de Tor kullanıcıları için çok daha iyi bir dönemin başlamasını sağlayacak. Tor’un yönetimsel anlamda daha aktif ve düzenli bir tempoya girmesi her konuda daha rahat hareket edebilmelerini sağlarken, yönetimin daha düzenli bir hâle gelmesiyle teknik kısma daha fazla ağırlık verip kullanıcıları için daha güzel projeler ve uygulamalar çıkarabilecekler.

Tor Project ekibini ve Shari Steele’i tebrik ediyor ve kendilerine bugünden itibaren başlayan bu yeni dönemde başarılar diliyoruz.

RE: THROWING YOURSELF DOWN A MEMORY HOLE by @warrenellis

Warren Ellis wrote this short post on his blog Morning Computer today:

http://morning.computer/2015/12/throwing-yourself-down-a-memory-hole/

finishing it with saying “Today I remain undecided.  How about you?”. Considering that I was thinking about similar issues for some time (Turkish speaking readers can check this), decided to give it a shot.


First, I’m doing the same thing (downloading all my tweets) in regular basis, because it’s an important archive for me and I don’t want to trust anyone with something important for me. That’s why I’m trying to move my Tumblr infodump/lifelog to my own servers. No one other than me really cares what’s important for me, especially some corp from US.

About deleting what I shared regularly, I’ve tried that when I was using Facebook. While it seemed useful at first, it started to become meaningless after a while, because all of these was already getting buried and forgotten most of the time. And it was making things hard when it comes to download the archive because I had to keep every archive I’ve downloaded every time.


I was trying to find a way to build myself a “calmer internet” for some time, because of the very similar reasons. Most of the things we call internet today is a total mess and they’re doing everything possible to turn these into something more useless. While we need more stuff to curate the information flowing, we get more stuff makes all these more impossible to control. Because, let’s make it clear, advertisers wants it that way.

What should we do now? When I’ve started using internet, what I fall in love with it was conversation and the limitless information I can consume whenever I want, however I want. But we somehow let this controlled by Google, Facebook, Twitter and others. While they did a lot good at first, they’re now letting the control to the advertisers and governments. And that’s why I can’t leave my blog and other sites I’ve build. I prefer having this conversation from blog to blog and at the comments instead of Twitter. I know that it won’t reach a lot of people but same goes for tweets and Facebook posts too. And I prefer writing a blog post instead of 20-of-234 style Twitter rants.

Maybe we have to remember how to use blogs and developers start to think about something other than “Twitter for X”, “Uber for Y”, “Spotify for Ğ” and useless IoT toys.

I don’t really have a blueprint for what I want, but I have a name for what I need: Distributed Invisible Network of Monasteries.

And yet I’m still undecided about what and how to do it. So I’m passing Warren’s question to you: How about you?

Sakin İnternet

Biraz sakinleşmeye ve buna bağlı olarak teknolojiyi ve interneti kullanma şeklime çeki düzen vermeye niyetlenmem aslında uzun bir zaman öncesine dayanıyor. Ama bunu yapmaya başlamak için yeterli motivasyonu bulmam biraz uzun sürdü.

“Calm Technology” akımını keşfettiğimden bu yana kafamın içinde dolanan fikirler vardı. Bunun üzerine internetin merkeziyetsizliğini koruma içgüdümü ve aslında internette kullandığımız birçok şeye başkalarının sahip olmasının getirdiği korkuyu da ekleyince kendimle ve çalışma düzenimle ilgili kimi değişiklikler yapmaya karar verdim. Elbette bir de son zamanlarda Warren Ellis’in bu konudaki fikirlerime destek çıkan şeyler yazmasının da motive olmamda katkısı var.

Elbette bu değişiklikleri tetikleyen en önemli şeylerden birisi de daha verimli çalışmak istemem. Kendim için sakin bir internet organize edip kontrolü ele alma ihtiyacı duyuyordum açıkcası. Diğer türlü başkalarının kontrolündeki sosyal ağların ve bitmek bilmeyen bir koşturmacanın içerisinde kayboluyormuşum hissini yaşamaya başlamıştım açıkcası. Özellikle Twitter gibi mecraların soluklanmaya hiç fırsat tanımayan ortamları darlamaya başlamıştı. Bu yüzden biraz kenara çekilip sakinleşmenin, bir nefes almanın iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Ayrıca yapmam gereken ve yapmak istediğim birçok iş birikmişken (hepsiyle ilgili haberler yakında) gerçekten farklı bir çalışma düzenine ihtiyacım olduğunu fark ettim.

Peki nasıl olacak bu? Daha doğrusu ne değişecek?

En başta, bundan sonra daha fazla yazacağım ama bu yazdıklarım Twitter gibi yerlerde değil, kendi mecralarımda olacak. Bunların başlıcaları:

Bunların yanı sıra kendime bir bilgi deposu da oluşturdum. Eskiden Tumblr’ı bu amaçla kullanıyordum ama hem organize etmesi ve içinde bir şeyler bulması kolay olduğundan, hem de gerçekten herşeyiyle benim kontrolümde olduğundan dolayı ayrı bir yere taşımaya karar verdim. Çünkü böyle konularda hiçbir şirkete güvenmeye gelmez. Eğer takip etmek ya da oraya neler yığdığımı görmek isterseniz kendisi burada ve üst menüdeki “A Weird Notebook” linkinde.

Ayrıca sosyal ağlarda kıyasla daha az zaman geçireceğim. Kimi şeyleri otomatiğe alacağım, yani hesaplarımdan her paylaşım olduğunda internet başında olmayabilirim. Elbette Twitter’da mentionları ve DM’leri takip ediyor olacağım ama yine de eğer bana ulaşmak isterseniz en sağlıklı yol email olacaktır. Bu konuda ihtiyacınız olan her türlü bilgiyi anasayfada bulabilirsiniz.


Uzun lafın kısası: Bundan sonra daha sakin internet kullanacağım; daha az gevezelik yapıp daha çok üreteceğim. Yukarıdaki linkler (özellikle blog ve newsletter) mutlaka takibe almanızı tavsiye edeceğim yerler.

Dört Yıl

Çizim Göki’min.

Zaman üzerine konuşmak hep çok ilginç gelmiştir bana. Bir yandan ölçmek için binbir şey üretmiş olmamıza rağmen onu hissetme şeklimiz ve onunla iletişime geçme hâlimiz sanki bu ölçme denemelerinin hepsini boşa çıkarmak için uğraşıyor gibi. Tam olarak anlamamamız için büyük çaba harcıyor sanki.

En bilinen örneklerdendir: Keyif alarak, dolu dolu geçirdiğiniz zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz bile. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibidir. Ve aksine ne kadar can sıkıcı geçiyorsa o an, bitmek bilmez gibidir. Sanki bir dakikanın geçmesi on dakika sürüyor gibi.

Nereden buraya geldik diyecek olursanız, bugün benim için en önemli tarihlerden birisinin dördüncü yıl dönümü. Göki’mle dört yılı geride bırakıyoruz bugün. Ve ben hâlâ dört yıl dedikçe kendimi garip hissediyorum. “Ne ara dört yıl oldu be?” diye soruyorum kendime, sonra gülmeye başlıyorum.

O kadar dolu, o kadar güzel bir dört yıldı ki bu. Her şeyiyle mutluyum bu dört yılı yaşadığıma. Sanırım zamanın akıp gitmesinden bu kadar memnun olmamın sebebi de bu. Böyle güzel zamanlar geçirmenin bedeli zamanın bile farkında olmamaksa memnuniyetle kabul edebilirim bunu.

Böyle akıp gitmeye devam eder umarım zaman ve ben her seferinde böyle şaşırırım. Çünkü bu olmaya devam ettiği sürece, bunu yazarken içinde bulunduğum hisleri her seferinde tekrar yaşabildiğim sürece her şeyin yolunda olduğundan emin olacağım.

Seni çok seviyorum Gökim. Hep böyle akıp geçsin zaman, ben hâlimden fazlasıyla memnunum.