24 Haziran Sonrası Üzerine Birkaç Not

Malum dördüncü yılda altıncı seçimi geride bıraktık. Burada kalkıp seçim sonuçları üzerine analiz falan yapmak gibi bir derdim yok. Sadece seçim öncesi, gecesi ve sonrası gözlemlediğim bir şeyi kısaca anlatmak istiyorum. Belki Twitter’da yazarım bunu dedim ama burada anlatacağım sebeplerden dolayı bu konuları orada -en azından bir süre- konuşmamaya karar verdim.


Her ne kadar muhalefet kesimi kampanya süreci boyunca birlik, kardeşlik, barışma argümanlarını sıkça kullansa da; hükümetin uzun zamandır yürüttüğü kutuplaşma politikası, dört yılda altı seçimin getirdiği sürekli kampanya hali ve sosyal medyanın da getirdiği kamplaşma, sürekli laf sokup trollük yapmayı başarı zannetme gibi şeylerden dolayı aslında bu konularda ciddi bir körleşme ve eleştirelliğin yitirilmesi durumu yaşıyoruz. Seçimlerin ilanından sonraki süreçte, aslında eleştirilebilecek birçok şey “aman susup zarar vermeyelim de belki bu sefer iktidar değişir” kafasıyla görmezden gelindi. Bunlardan ilk aklıma gelen belki de Meral Akşener gibi gayet aşırı milliyetçi bir düşünce yapısından gelen birisinin merkez, liberal gibi allanıp pullanması. Ki kendisinin aslında hiç değişmediğini “Beni HDP’lilerle bir tuttular” sızlanmasında görmek mümkündü.

Bunlar elbette kampanya süreçlerinde öyle ya da böyle gözardı edilebilir ama durumun ne kadar tehlikeli bir hâl aldığının asıl göstergeleri seçim gecesinde ve sonrasında ortaya çıktı. İnsanların ciddi bir şekilde güvendiği insanların hepsinin kayıplara karışması, “şöyle yaparız, böyle yaparızların” hepsinin buhar olup uçması, alternatif diye kurdukları sistemin açılmadan yıkılması gibi şeyler dürüst olmak gerekirse bu büyüye kapılmayan herkesin az biraz beklediği durumlardı. Ama bunlarla birlikte aslında sürekli iktidar tarafına ve onun destekçilerine getirilen eleştirilerin birer birer karşı tarafta da ortaya çıkması işin asıl dikkate değer kısmı.

Bahsettiğim özetle taraftarlık psikolojisinin mantıklı ve eleştirel düşünmenin önüne geçmesi. Burada da verilecek iki temel örnek var. İlki insanların taraftarlık güdüsüyle geliştirdikleri o büyük güvenin yıkılması karşısında soluksuz bir şekilde komplo teorilerine bel bağlaması. Kaçırılmalar, iç savaş tehditleri gibi şeyler gece boyu havada uçuştu. Aklı başında hiç kimsenin ciddiye almaması gereken şeyler sosyal medyada makul teoriler gibi paylaşılıyordu.

İkincisi ise, tüm bu komplo teorilerine son vermek için işini yapmaya çalışan bir gazetecinin linç edilmesi ve kendisine edilmedik lafın bırakılmaması. Gece boyunca herkesin beklediği soruya bir şekilde cevap alıp onu yanıtlayan İsmail Küçükkaya, İnce’nin beceriksizliğinin ve iletişim kurma yeteneğindeki eksiklerin günah keçisi haline getirildi. Olan bitende tüm hata İnce’deyken; konu bir Twitter ünlüsünün gayet homofobiye oynayan “ben de senin mesajlarını yayınlayayım mı” tehditiyle ve bazı karşı havuzcuların “ben de biliyordum ama haddimi bilip sustum” demesiyle ve güzel bir linç ile tatlıyla bağlandı. Herkes tüm taraftarlık ve yenilgi psikolojisinin hırsını çıkaracak birilerini bulmuştu sonuçta.

Daha bunun gibi irili ufaklı bir sürü şey sayabilirim. Ama sonuçta ortada dev bir sorun var: Ülke şu anda siyaset üzerine mantıklı düşünebilecek kapasitede değil, en azından çoğunluk için böyle bir şey söz konusu değil. Az sayıda da olsa bu yazıyı göreceğini bildiğim mantıklı insanlar var, onlar alınganlık yapmasın rica ediyorum. Ama durum bu. Şu anda kutuplaşmanın doruklarına doğru gidiyoruz ve mevcut sonuçlara göre ülkenin yüzde 65’nin aşırı sağ popülizme oy verdiği bir yerde de bunun kendi kendine azalmasını beklemek saflık olur. Hele bir de dokuz ay sonra bir seçim daha varken.


Bundan sonrası üzerine düşüneceklerin çok işi var. En başta bu popülist yaklaşımla tatmin olan taraftar psikolojisiyle mücadelenin yollarına bakmak gerekiyor. Bu elbette sadece bize özgü bir sorun değil, tüm dünya bu dalga ile sürükleniyor şu anda. Belki popülizmle erken tanışan ülkelerden birisi olarak çözümü de ilk bulan biz oluruz, bilemem. Ama bu çözülmedikçe kısıtlı ortamlar dışında bu konuları sağlıklı ve eleştirel bir şekilde ele alıp konuşmak mümkün değil.

Bununla birlikte siyaseti ve dünyamızı sadece gündelik siyasetten ibaret görmekten uzun vadeli düşünmeye ayıracak enerji kalmıyor. Elbette gündelik siyasetin ve o siyasetçilerin bir etkisi var ama kendimizi bu çukurda kaybederken yakın gelecekte önümüze çıkacak sorunları düşünmeye, onlar için kafa yormaya enerji ve zaman kalmıyor. Üstelik mevcut gündelik siyaset tamamen popülizm merkezli yönetildiğinden, yakın zamanda hayati bir tehdit olacak olan iklim krizi gibi meselelere zaten hiçbir zaman yer kalmıyor. Çünkü bu tarz siyasette uzun vadeli düşünmeye yer yok. En uzun vadeli sözler genelde çılgın projeler oluyor.


Bunları Twitter yerine burada anlatmak istemem de biraz bunlardan kaynaklanıyor. Bunları daha sağlıklı, eleştirel ve mantıklı bir şekilde konuşabileceğimiz yerlere ihtiyacımız var. Herkese laf sokup RT’lere doyamadığımız, sırf laf sokma adına en saçma ve mantıksız şeyleri popüler hâle getirdiğimiz yerlerde bu olmuyor, olmaz. O yüzden burada yazmayı tercih ettim. Konuşmak isterseniz yorumlar ve email adresim herkese açık; hem karakter sınırı da yok. Ama bunların dışında, en azından bir süre bu tarz konuları, özellikle de gündelik siyasetle ilgili şeyleri sosyal medya ortamlarında olabildiğince konuşmamaya çalışacağım. Çünkü bu kadar yoğun popülizme maruz kalmak bir süre sonra sinirlerime ve akıl sağlığıma zarar vermeye başlayacak gibi hissediyorum. Bunun yerine enerjimi daha uzun vadeli, ileriye ve sorunların köküne yönelik çabalara vermeyi tercih edeceğim. Bu şekilde daha faydalı olacağıma inanıyorum.