Yılın Oyunu 2013: FEZ

(Bu yazım ilk olarak Aralık 2013’te Geekyapar!‘da yayınlandı. Geekyapar! arşivlerinde artık yazar olarak görünmediğim için buraya taşıyorum.)

Bu sene Linux camiası ve Linux oyuncuları için tam anlamıyla bayram havasında geçti. Bunun en büyük sebebi elbette Valve ve Steam’in Linux konusundaki büyük atılımlarıydı. Gabe’in Linux’a destek olmaya karar vermesi, Steam OS‘i Linux temelli yapmaya karar verdiklerini açıklaması ve Linux’a kod desteği vermeleri oyuncular için Linux’un daha da cazip bir alan olmasını sağladı. Bir de güvenlik ve gizlilik konusunda diğer işletim sistemlerinin ne kadar sıkıntılı olduğunun ortaya çıkmasıyla insanların başka işletim sistemleri aramaya başladığı zamanlarda bunun olması, Linux’un daha da cazip bir alternatife dönüşmesini sağladı.

Bu yılın en iyi Linux oyununu seçmek de bu yüzden daha zor bir işe dönüştü. Daha önceki yıllara kıyasla kat kat daha fazla ve daha güzel oyunun aynı anda Linux’a çıkmasının yanı sıra, klasik oyunlar da Linux için portlanmaya başladı. Ancak ben işimi kolaylaştırmak için portlanan klasikleri listeye dahil etmemeye karar verdim (Bunu yapmasaydım yazacağım oyun Half-Life 2 olurdu muhtemelen). Bununla birlikte birçok AAA oyun da geldi Linux’a ama benim oynamayı tercih ettiğim tarzlara dahil olmadıkları için benim en iyi oyun listeme girme şansları olmadı (Metro: Last Light ve Football Manager 2014 bunlardan ikisi). Benim kişisel seçimim, kalibre olarak bunlardan çok daha ufaktı.

2013’ün Oyunu: FEZ

Oyunlarda yaratıcılık ve farklılık arayışım indie yapımcılar sayesinde fazlasıyla tatmin oluyor son yıllarda. Birçok yaratıcı yapımcı sayesinde farklı oyun deneyimlerine doydum bu yıl diyebilirim. Ancak bunların arasında beni en çok etkileyen ve kendisine hayran bırakan kesinlikle FEZ oldu.

FEZ iki boyutlu bir dünyada geçiyor ve bu dünyada üçüncü boyut bir efsane olarak görülüyor. Ancak bir gün karakteriniz Gomez Hexahedron’la karşılaşıyor ve ona üçüncü boyutu görebilmesini ve boyutları manipüle edebilmesini sağlayan bir fes hediye ediyor. Ancak bir anda her şey garipleşiyor, Hexahedron’a bir şeyler oluyor ve oyun gerçekten başlıyor. Senaryodaki bu yaratıcılık, oyunda beni en fazla etkileyen şey oldu. Oyunun temelindeki fikir ve oyun içi diyaloglar kesinlikle oyunun farklı bir yerde durmasını sağlıyor. Senaryoya detayıyla girmek oyunu henüz oynamamış olanlar için spoiler mahiyetinde olur, ama karşılaşılan herkesle konuşmanın gerçekten hikâyeyi zenginleştirdiği nadir oyunlardan biri olduğunu da söylemek gerek. O ara diyaloglar gerçekten çok eğlenceli.


Oyunda hiç kötü karakterin, hatta herhangi bir şekilde zıtlığa düştüğünüz kimse yok. Bu da oyunun farklı bir yerde durmasına büyük katkı sağlıyor. Sadece bu sene içerisinde de değil, ana itici gücünü bir çatışmadan almayı gelenek edinmiş oyun dünyasında genel olarak böyle bir senaryoya sahip olan çok fazla eser yok.

Oyunun oynanışı da fazlasıyla keyifli. İkinci boyutla üçüncü boyut arasındaki ince ve garip çizgide dönüp duruyorsunuz. Bir anlamda farklı bir boyut anlayışıyla tanışıyorsunuz oyun sayesinde. Bu da sizi diğer oyunlardan daha farklı bir şekilde düşünmeye zorluyor. Başlangıçta kafanızın basması biraz vakit alacak gibi görünse de oynadıkça nasıl farklı bir deneyimin içinde olduğunuzu anlıyor ve bunun keyfini çıkartmaya başlıyorsunuz. Her ne kadar bulmacalar fazlasıyla terletici bir hâle gelse de bu farklı deneyim sizin oyunda kalmanızı sağlıyor. Bir de ölünce hiçbir ceza ya da geriye düşme yaşamıyor olmanız tabii ki


Elbette bu oynanış keyfini vermek için bunu her anlamda yansıtacak bir dünya tasarlamışlar. Dünyadaki her şey oyundan keyif alabilmeniz ve farklı bir yerde olduğunuzu hissedebilmeniz için tasarlanmış. Ancak FEZ‘in dünyasında en sevdiğim şeyler kesinlikle karaktarler. Ne olduğuna dair hiçbir fikrimin olmadığı Gomez’le birlikte bu maceraya atılmak kesinlikle harika bir şey.

Eleştirmenliğin şanından oyunla ilgili olumsuz denilebilecek bir şeyler de söylemek istiyorum ancak gerçekten bulamıyorum. Bambaşka bir oyun anlayışı ve deneyimi sunan FEZ, kendi tarzına yakın sayabileceğimiz birkaç oyun dışında tamamen ayrı bir yerde duruyor. Beni cezbeden de bu oldu zaten. FEZ bizi Gomez’le birlikte alıştığımız evren algımızın dışına çıkartıyor ve etrafımızdaki uzayı tanımaya çalışmanın verdiği çocuksu keyfi tekrar yaşamamızı sağlıyor.

2012’de Xbox 360‘a, 2013’te de Linux, iOS ve Windows‘a çıkan FEZ, birçok konuda diğer oyunlardan farklı bir yerde durması ve oyun oynama keyfini farklı bir ‘boyuta’ taşıması sebebiyle benim için bu yılın oyunu oldu. Umarım 2014 her oyun platformu için (ama en çok Linux için) daha fazla yaratıcı ve eğlenceli oyun getirir.

Yeni Bir Youtube Kanalı: GNU Sohbetleri

GNU Sohbetleri yeni bir Youtube kanalı. Barış Büyükakyol ve Orkut Murat Yılmaz‘ın sunduğu seride görünen o ki GNU/Linux, özgür yazılım ve bunlarla bağlantılı konular konuşulacak, insanlara güzel şeyler öğretilecek ve aynı zamanda ikilinin şu ana kadar sadece yakın çevrelerinin tanık olduğu espri anlayışları tüm internete yayılacak.

Yukarıdaki ilk bölümde PirateBox isimli harika sistemi ve bunu nasıl herkesin kolayca kullanabileceğini göstermişler. Bundan sonra da böyle güzel şeylerle devam edecekler.

İnternetlerde bu konularda ciddi bir Türkçe materyal eksiği olmasından şikayet ediyordum hep. Bu yüzden böyle bir kanal yayına başlayınca, bir de gerçekten bu işi hakkıyla yapacağını bildiğim iki insan başlatınca paylaşmamak olmaz dedim. Mutlaka takibe alın, izleyin, izletin!

GNU Sohbetleri (Youtube Kanalı)

SteamOS Linux Camiası İçin Güzel Haber

tile-template1

Valve ekibi ve özellikle Gabe Newell, Linux’un potansiyelinin ve burada yapabileceklerinin net bir şekilde farkında. Steam’e ve Valve oyunlarına Linux desteği vermeleri ve diğer oyun yapımcılarını da bu konuda cesaretlendirmeleri zaten bunu gösteriyordu ancak geçtiğimiz günlerde LinuxCon’da Gabe Newell’ın yaptığı konuşma ve dün duyurdukları SteamOS, bu konuda ne kadar ciddi olduklarını anlamamızı sağladı.

Valve’ın böyle bir işe girişmesini açıkcası mutlulukla karşıladım. Bunun hem kişisel hem de Linux camiası çerçevesinde genel sebepleri var. Kişisel sebep tabii ki oyun oynamayı ve bunu Linux’ta yapmayı isteyen birisi olmam. Steam sayesinde artık bunu yapabiliyorum ve Steam’in verdiği cesaret sayesinde her geçen gün daha fazla oyun Linux desteği vermeye başlıyor. Böyle bir şeye, bir oyuncu olarak sevinmemem mümkün değil.

Linux camiası için neden sevindiğime gelecek olursak. Bir kere şunu baştan kabul edelim, Linux ilgiye ve geliştiriciye aç bir ortam. LinuxCon’da bile bu itiraf edildi ve bu konuda çağrı yapıldı. Linux’un daha fazla ilgiye, daha fazla kullanıcıya ve daha fazla geliştiriciye ihtiyacı var. Bunun yanı sıra Linux camiasının kendisini yenilemeye ve biraz daha güzel ve özel şeylere ilgi göstermeye ihtiyacı var.* Bunun gerçekleşebilmesiyse daha fazla kullanıcının ve daha fazla geliştiricinin gelmesiyle mümkün. Eğer bu olmazsa, Linux camiası bir süre sonra kendi çalıp kendi oynamaya başlayan bir grup insana dönüşecek ve böyle bir şeyin olmasını kimsenin isteyeceğini sanmam.

Bunlar SteamOS ve Valve ekibinin yapmak istediklerini benim için değerli kılan şeyler. Kim ne derse desin, oyuncu kitlesi günümüz desktop dünyasındaki en önemli kitle. Bu kitlenin Linux’a gelmeye başlaması Linux camiasının canlanması ve daha güçlü bir şekilde yoluna devam edebilmesi için gerekli gücü verecektir.

* * *

Elbette birçok kişinin Steam’den şikayetçi olmasına neden olan DRM mevzusu var bir de. Az çok yazdıklarımı ve paylaştıklarımı bilenler DRM’in sonunun gelmesini ne kadar istediğimi biliyorlardır zaten. Söz konusu DRM olduğunda elbette kimseye bir imtiyaz tanınması taraftarı değilim. Ancak DRM konusu basit reflekslerle ya da sadece “Hayır” denilerek çözülebilecek bir mevzu değil, bunun da bilincinde olmak ve buna göre hareket etmek gerekiyor.

DRM zaten gün geçtikçe zayıflayan ve anlamsızlaşan bir sistem. Özellikle son kullanıcı cephesinde DRM’i savunabilecek birilerini bulmak imkansızlaşıyor. Ancak bizim amacımız DRM’i kullananları bu konuda ikna edebilmek ve bundan vazgeçmelerini sağlamak. Bunu basit ve refleks tadında hamlelerle yapmak pek de mümkün değil. DRM’e karşı mücadele ve insanları DRM kullanmama konusunda ikna etme konusunda en başarılı bulduğum insanlardan birisi Cory Doctorow, özellikle Content ve Context kitaplarında bu konuyla ilgili çok önemli şeyler söylüyor. Onun bu konudaki mücadele şeklini açıkcası takdir ediyorum ve örnek almamız gerektiğini düşünüyorum.*

* * *

Linux için önemli bir fırsat var önümüzde ve bunu GNU/Linux ruhuna zarar vermeyecek bir şekilde kullanabilmemiz de mümkün. Keskin çizgiler çekerek birilerini düşman ilan etmektense, akıllıca hareketlerle yanlış yaptığını düşündüklerimizi o yanlıştan döndürebiliriz. Eğer düşmanlaştırma yolunu tercih edecekseniz size diyebileceğim bir şey yok ama bir süre sonra Linux neden hiç gelişmiyor, neden yeni insanlar katılmıyor aramıza diye şikayet ettiğinizi görmeyeyim.

*: Bu konularla ilgili ayrı yazılar yazacağım. Burada konudan sapmamak için atlamak zorunda kaldım.

Yazılım Özgürlüğü Günü 2013

yog_afis1

Özgür yazılımı ve Linux’u ne kadar sevdiğimi ve yayılması için ne kadar çaba gösterdiğimi (kimi zaman adeta bir misyonere dönüştüğümü) blogu takip eden herkes az çok biliyordur. Bu sevgim, Yazılım Özgülüğü Günü’nde daha da artıyor. Yazılım Özgürlüğü Günü (Software Freedom Day), dünyanın hemen her yerinde her yıl Eylül ayının üçüncü cumartesinde, özgür yazılımı daha çok insana tanıtmak için kutlanmakta. Bu yıl Türkiye’de de bir çok yerde kutlanıyor.

İstanbul için bu yılki adresimiz Hackerspace (ayrıca İTÜ’de de bir kutlama olacak tabi). Oldukça güzel geçeceğini düşündüğüm bu günde, ben de ülkemizdeki Windows baskısı ve benim bu baskı konusunda yapmaya çalıştıklarım üzerine (Windows işletim sistemi iadesi) katılanlara bilgi vereceğim. Bu konuda meraklı olanları ve özgür yazılım konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenleri özellikle bekliyoruz.

YÖG 2013 İstanbul etkinliğinin duyurusu ve adres bilgileri

Başka şehirlerdeki YÖG 2013 kutlamaları

L.I.N.U.X.

GNU/LINUX konusunda fan seviyesinde takıntılı olduğum malum zaten. Punk belki eskisi kadar dinlemiyorum ama sevgim ve saygım asla bitmez kendisine. Oi Polloi de fazlasıyla sevdiğim punk gruplarındandır. Ama punk ve Linux’un bir araya gelmesinin bu kadar mükemmel bir sonuç ortaya çıkarabileceğini hiç düşünmemiştim açıkcası. Karşınızda Oi Polloi’nin yeni albümünden L.I.N.U.X.

*

Bu arada ufak da bir hatırlatma yapayım. Phorm ve TTNet’in bir araya gelerek gezinti adı altında yaptıklarını ve Alternatif Bilişim Derneği’nin buna karşı başlattığı kampanyayı mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız ya da hâlâ kampanyaya imza atmadıysanız hemen http://enphormasyon.org adresine girin. Hem Phorm’un yaptıkları hakkında ‘gerçek’ bilgileri edinin hem de imza kampanyasına katılın.

Ve bu konuda sakın bir takım PR kampanyalarına, advertorial tadındaki aklama yazılarına ya da beceriksizce yapılmaya çalışılan dezenformasyonlara kanmayın. Çünkü söz konusu olan bizim gizliliğimiz ve özelimiz.