Warning: This is a Meta Post

Since the beginning of summer, I was thinking about my online activities, accounts and a way to organize these in a way which makes sense for me. Because for a while it feels to me like I need a good clean up. Until now I was doing that with small steps but from now on, there will be some important changes and this post is a good example for that.

Other than announcements and long posts, I’ll start writing quick notes and short posts in here too. I was thinking about making a side-blog for this but this doesn’t made enough sense for me. That means I’ll be using here more active and that kind of posts will have a special category for them, which is called Notebook.

Also I’m playing with Known too. If I can get along with it, I may totally dump Tumblr and use that for an active microblog for things like music, video, photos etc. Maybe I can buy a weird domain or create a subdomain for it. Still not sure.

And last stage is about my accounts all around the web. Right now I’m visiting every single one of them and deciding if it’s worth keeping. Some survives, some goes private, some dies. If you’re wondering about current situation, list of my active accounts is here. I’ll update this regularly.

Guess that’s it for now. It’s already 2am here.

Notlar [28.02.2014]

*18 Şubat’ta Pangea Kültür’de “Hacktivizm ve Hacker Kültürü” isimli bir ders vermiştim. Oldukça keyifli geçen bir ders oldu ve katılan herkes için de fazlasıyla verimli geçtiğini düşünüyorum. Böyle bir imkanı sağladıkları için Pangea Kültür’e teşekkür ederim.

Dersin kaydı maalesef alınamadı ama keynotelarımı derlediğim bir sunum dosyasını buradan görebilir ve indirebilirsiniz. Herhangi bir şekilde sunumla ilgili konuşmak veya sormak istediğiniz bir şeyler olursa da benimle iletişime geçebilirsiniz.

*Düzenli olarak yazmama rağmen çok fazla duyurusunu yapamadığımı düşündüğüm bir yeri de Notlar’da haber vermek istiyorum tekrar. Geekyapar! isimli portalın kanallarından birisi olan Faux Play’in düzenli yazarlarından birisiyim ve en kötü ihtimalle iki haftada bir oyunlar ve geek kültürü üzerine yazılarım yayınlanıyor orada. En son yazım oyunlar ve aşk üzerineydi. Şu ana kadar yazdıklarımın tamamına da buradan ulaşabilirsiniz.

*Geçtiğimiz hafta Dicle Haber Ajansı’na yeni internet yasası ve olası sonuçları üzerine bir röportaj verdim. Henüz ajansın sitesi şifreli olduğu için oradan okunamıyor (yakın zamanda şifreleri kaldıracaklarını ilettiler) ancak buradan röportaj metnine ulaşmanız mümkün.

*Geçenlerde 5 Posta‘nın yazdığı tweetlerden sansür üzerine güzel, zihin açıcı bir Storify yapmıştım. Eğer görmediyseniz onu da şurada okuyabilirsiniz.

*Bir süredir hem felsefe hem de kurgu çalışmalarımı boşladım ve yeterince çalışamadım. Bunun sebebini tam olarak söylemem mümkün değil ama bundan sonra öncelikli olarak bu ikisine yoğunlaşacağımı ve sizlerin de sık sık benim klavyemden bu konularda çıkan şeyleri göreceğinizi söylemem mümkün. Özellikle bitirme teziyle ilgili çalışmalarıma ciddi bir şekilde yoğunlaşacağım ve bu konuda bolca materyal üreteceğim bir döneme giriyorum. Bu konuda blogu da kullanmayı ve sizlerle bu konularda konuşmayı da planlıyorum. Kurgu konusundaki üretimlerimi de bir süredir sakin kalan Mesnetsiz‘de görebileceksiniz.

*Son olarak ufak bir duyuru. The Bobs 2014 ödülleri için aday gösterme süreci 5 Mart’a kadar devam ediyor. Kendi adaylarınızı buradan iletebiliyorsunuz. Beni de aday gösterebilirsiniz. Eğer beni aday olarak iletenlerdenseniz çok teşekkür ederim :)

Son Zamanlarda Olup Bitenler

*Blogu biraz yalnız bıraktığımın farkındayım. Ancak emin olun burayı biraz boşlamama değecek şeylerle uğraşıyorum. Zaten bunlardan bir tanesini geçtiğimiz günlerde yayına aldık. Eğer haberiniz yoksa buradan da bir kez daha duyurayım: Gökçen Öçalan’la (blogda başka yerlerde bahsederken andığım adıyla Gökim) Mesnetsiz isimli bir web sitesi açtık. Mesnetsiz, tamamen bizim yazdığımız kurgu metinler için açılmış bir yer ve o şekilde kalmasını istiyoruz. Siteyi herhangi bir tarzla ya da konseptle sınırlamadık, klavyemizden/kalemimizden ne çıkarsa koyuyoruz. Sitenin kendisi burada, Twitter hesabı burada, Facebook sayfası burada, Tumblr’ı da burada.

*Bunun dışında uğraştığım bir çok şey daha var. Bunlardan birisi daha uzun ömürlü olan bitirme tezim. Estetik üzerine bir tez olacak ancak hâlâ iskeletin tam olarak oturduğunu söyleyemem. Yakın zamanda biraz şekillendirip tezimi yazmaya başlayacağım. Eğer burayı okuyanların (kaç kişisiniz bilmiyorum ama) ilgisini çekeceğini düşünürsem tezle ilgili de bir kategori açıp burada notlar alıp tartışmalar açabiliriz.

*Ayrıca yakında sizlere sunacağım bir başka projem daha var. Uzun zamandır istediğim şeylerden birisini gerçekleştireceğim ve bunu farklı bir yolla yapacağım. Şu an çok fazla detay vermiyorum ama yakın zamanda haberleri sızdırmaya başlayacağım.

*Fareler Oyunda, katkıda bulunmaktan büyük bir zevk aldığım e-dergilerden birisi. Şimdi derginin yanı sıra geekyapar.com’da bir kanalı da var. Faux Play isimli bu bölüm, dergiye kıyasla biraz daha sık güncellenen bir alan olacak gibi görünüyor. Ben de ilk oluşturdukları dosyaya mitoloji ve oyun konusunda bir yazımla katkıda bulundum. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

*Şu an aklıma gelen son duyuru da önümüzdeki aylarda vereceğim bir dersle ilgili. Pangea Kültür, Yeni Medya Dersliği ve Atölyesi başlığıyla 5 Kasımda dersler vermeye başladı. İki dönem hâlinde yapacakları bu derslerin Şubat 2014’te başlayacak olan ikinci döneminde “Hacktivizm ve Hacker Kültürü” dersini ben vereceğim. Şu an kesin tarihi belli değil ancak kesinleştikten sonra yine burada duyuracağım. Facebook’ta açtıkları etkinlik sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

İsteğim birçok şey olup biterken blogu da aktif tutabilmek ama çoğu zaman olmuyor maalesef. Yine de burası daima canlı ve güncel olacak, bundan emin olabilirsiniz.

Şimdilik bu kadar.

Notlar [17.10.2013]

BWK7D4cCIAEfGfY

*Son zamanlarda blogu biraz pasif bıraktığımın farkındayım. Bitirme tezi çalışmaları, haftanın üç günü okulda olmak zorunda kalmam, bir süredir beklemede olan projeleri artık harekete geçirmeye başlamamız ve birtakım başka şeylerle uğraşıyor olmam bunun en büyük sebepleri. Çok yakında önce yeni projeleri aktif hâle getireceğiz, ardından da blogun temposunu arttıracağım. O zamana kadar böyle ufak şeylere fırsat bulabiliyorum ancak.

*Yukarıdaki meme, az yazmamın dolaylı sebeplerinden birisiyle alakalı. Son zamanlarda sıkça kendimi o tepkiyi ve şu tepkiyi verirken buluyorum. Sanırım son zamanlarda bazı şeylere olan tahammülüm azaldı ve galiba bu benim için iyiye işaret.

*Bayram konusunda öyle uzun uzadıya bir şeyler yazma ihtiyacı görmüyorum, neresinden tutsan elinde kalan bir şey. Ama değinmek istediğim ufak bir nokta var, bayrama dair gerçekten nefret ettiğim. İnsanların normalde sizi hiç umursamayıp yaşadığınızdan bile haberleri yokmuş gibi davrandıktan sonra bayram zamanı sizin onların bayramını kutlamanızı beklemesi ya da sizi arayıp “hayırsız” benzeri sıfatlar kullanması acayip mide bulandırıcı bir şey. Zaten inancı olmayan, ancak önem verdiğim insanların önem verdikleri şeylere saygı duymam gerektiğini düşünen birisiyim. Ama bu bahsettiğim örnekteki durumlar gerçekten sinir bozucu oluyor ve tahammül edemiyorum. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz bu konuda.

*Neyse bugünlük benden bu kadar. Size bir darkstep bırakıp yarına kadar kayboluyorum. Evet, umarım bu hafta Cuma Postası gelecek ve bundan sonra düzenli olarak devam edecek.

Derdim Ne Benim?

Something Deep

Birkaç gündür, farklı sebeplerle kendimle ve yapmak istediklerimle ilgili ciddi bir şekilde düşünmeye başladım. Bunun sebebi ne yapmak istediğimin farkında olmamam ya da yapmak istediğim bir şey olmaması değil, bazı noktaların kafamda tam olarak net olmadığını farketmemdi. Yapmak istediğim bir şeyler, önüme koyduğum planlar var elbette ama bunları tam olarak neden yapmak istediğimi çok fazla düşünmüyormuşum gibi hissettim. Bu da biraz garip geldi bana.

Yazmak istiyorum, yaratmak istiyorum, ortaya bir şeyler koymak istiyorum (ve bunların yanında bu yaptıklarımla hayatta kalabilmek istiyorum ama o şimdilik başka bir yazının konusu). Böyle söyleyince her şey oldukça netmiş gibi görünüyor ama biraz daha derine inince durumun pek de öyle olmadığını fark ettim. En azından bunu ilk düşünmeye başladığımda pek öyle değildi. Bunu daha açık bir şekilde iki gündür bitirme tezim için bir şeyler derlemeye ve kafamda bir şekil oluşturmaya çalışırken anladım. Biraz üzerinde durduktan sonra da buna bir cevap vermeden bir şeylere devam edemeyecek noktaya geldim.

Felsefe ve bilimkurgu benim bir şeyler yaratmak, parçası olmak istediğim iki alan. İlgilendiğim birçok şey de bu ikisinden en az biriyle bağlantılı ya da ben o bağlantıyı kurmaya çalışıyorum. Peki emeğimi bu alanlarda harcamama sebep olan dürtü ne? Neden bu ikisi beni bu kadar çekiyor? Paranın çok olduğu alanlar değil, öyle olsa “Demek ki tüm derdim paraymış” der, kestirip atardım. Ya da benzer bir şekilde “Seviyorum” diyip kaçamak bir cevap da verebilirim ama bu da beni tatmin etmiyor. Karizmatik bir havam olsun gibi bir derdim de yok, bir şeyleri sırf birilerini etkilemek için ya da birileri beni sevsin diye yapacak zeka yaşını çoktan aştım. Bu konularda verilen tüm klişe cevapları böyle böyle eledim kafamda. Zaten klişelerden ve kalıplardan zerre hoşlanmayan biriyim, böyle bir konuda onları kullanmak kendimle dalga geçmek olurdu.

Sonra kendi yaptıklarıma dönmeye karar verdim. Belki yarattıklarımın içinde bana cevap verecek bir şeyler bulurum diyerek. Nelerle uğraştığıma, bir şeyler üretirken derdimin ne olduğuna baktım. Kendi yaptıklarımı kafamda daha berrak bir hâle getirme çabasıydı aslında yaptığım. Zaten oradalardı ama onlara bakmayı pek beceremiyordum. Bunu yaptığım zaman ilk fark ettiğim geçmişle muhatap olmayı pek sevmediğimdi. Derdim hep ya günümüz ya da gelecekle alakalı şeylerle. Onlara dair okumayı, çalışmayı, kafa yormayı ve üretmeyi seviyorum. Geçmiş sadece arada bir ziyaret edilip birkaç güzel fikir ve eser alınıp geri dönülmesi gereken bir yer gibi gözümde. Ama bunu yaparken geçmişin bir kısmını tamamen kesip günümüze ya da geleceğe yapıştırmayı çalışanları gördükçe de deliriyorum. Benim geçmişten ufak ipuçları almak dışındaki hareketlere pek tahammülüm yok, derdim şu anda olanı anlamaya çalışmak ve geleceğe dair günümüzden birtakım fikirler üretmek gibi.

Bunları gördükten sonra bir şeyler kafamda biraz daha netleşmeye başlamış gibi geldi. Kendimi biraz daha anlamaya başladığımı hissettim. Ama hâlâ istediğim yerde değildim. Bir şeylere daha ihtiyacım var gibiydi. Bu sırada gün akşam olmuş, ben yiyecek bir şeyler hazırlayıp tekrar bilgisayar başına dönmüştüm. Hard diskte izleyecek bir şeyler ararken “No Maps For These Territories” belgeselini gördüm. İzleyeli bayağı olmuştu, biraz izlemekten zarar gelmez diye düşündüm (eğer izlemediyseniz tavsiye ederim, harika bir belgesel). William Gibson konuştukça benim kafamda bir şeyler aydınlanmaya başladı, belgeselin yarısına gelmeden de eksik parçayı buldum.

* * *

Benim derdim aslında belgeselin başlığındaki cümlede saklı. Tamamen haritasız, yol gösterecek bir şeylerin olmadığı dönemlerde yaşıyoruz. İnsanlığın gelişimi önceki yüzyıllara ve hatta on yıllara göre kat kat hızlandı ve açıkcası ne yapmamız gerektiğinin pek de farkında olduğumuzu zannetmiyorum. Geçmişe kaçıp oradan bir şeyleri aynen kullanmaya çalışmak, kalıplaşmış fikirlerle ve yöntemlerle hareket etmek/düşünmek, tamamen anlamsızca kendini akışa bırakmak beni tatmin etmiyor. Bunu yapanların durumlarını gördükçe de bunlardan birisini tercih etmediğim için seviniyorum.

Ben şu an girdiğimiz bölgeye anlam vermek, buranın bir haritasını çıkartmak ya da bunu yapmaya çalışan başkalarına yardım etmek istiyorum. Tarihten bir şeyleri getirip tekrar kullanmak değil, ihtiyacımız olanı günümüzde yaratmak istiyorum (zaten günümüz dediğimiz şey tarihin düne kadar biriktiği nokta, kaçınılmaz olarak ondan bir şeyler olacak burada da, ileride de. Bkz: hauntology). İhtiyacımız olanın bu olduğunu düşünüyorum, çünkü diğer yolların çoğunlukla bir işe yaramadığını görüyorum. Bu haritayı oluşturabileceğime inandığım iki yol da felsefe ve bilimkurgu, bu alanların beni kendisine çekiyor olma sebebi de bu.

Ancak bu haritayı oluşturmama sebep olan dürtü insanlığı kurtarmak ya da herkese özgürlük vermek gibi bir şey değil. Kalkıp mükemmel bir plan oluşturup herkesi huzura kavuşturacak bir şeyler çıkaracağımı da iddia etmiyorum, aksine böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğuna inanıyorum. Benim derdim tamamen yöntem, benim üretirken kullandığım yöntem bu. Sonucunda ortaya ne çıkacağından, hatta bir şey çıkıp çıkmayacağından emin değilim. Emin olduğum tek şey, ne yaparsam yapayım ortaya bir kalıp çıkartmayacağım.

* * *

Şu anda birkaç gün öncesine kıyasla aklım çok daha net, nöronlar daha verimli çalışmaya başladı. Bunu yazma sebebimse, kendi adıma önemli gördüğüm bir noktayı sizlerle paylaşmaktı. Şu an çok anlamsız görünüyor olabilir ya da kendi kendine zırvalayan birisinin işi gibi duruyor olabilir ama bundan sonra yapacaklarımı üzerine koyunca herkes için daha anlamlı hâle geleceğini düşünüyorum. Gelmese de çok önemli değil, Ahmet’in kendi kendine konuştuğu bir yazı olarak durur arşivde.

Benden Asla Fan Olmaz

Şuradaki reddit tartışmasını okuduktan sonra kendi kendime düşünmeye başladım. Sevdiğim, heyecanla takip ettiğim birçok şey var ama kendimi hiçbirisinin fanı olarak görmüyorum. Fan olmak bana göre değilmiş gibi geliyor hep. Bu konu üzerine biraz daha düşününce, aşağıdaki gibi bir liste çıktı ortaya. Neden herhangi bir şeyin fanı olamayacağımın, en azından temel sebepleri bunlar sanırım.

*Asla bir şeyin en iyi/en doğru/en güzel/tek ve mükemmel olduğunu iddia etmem.

Daha doğrusu edemem. Yapamıyorum, mantıksızca geliyor bana. Sırf bir şeyi ben seviyorum ya da savunuyorum diye onun tek doğru veya ideal güzellikteki şey olacağını iddia etmek aptalca geliyor. Asla yanılamayacağımı, benim sevdiğimden daha güzel bir şey çıkamayacağını iddia etmeyi aklım almıyor. Hatta bunu yapanlar bana düpedüz komik geliyor.

Bu durum, biraz daha genişletilmiş hâliyle, politik duruşumu da bir noktada açıklıyor. Bu tarz bir ‘ideal doğru’ algısına ya da “en mükemmeli ben düşünüyorum, ben söylüyorum” fikrine kapılamadığım için asla bir ideolojinin amansız destekçisi olamıyor, bir örgüte giremiyorum. Özellikle birçok siyasi hareketin eleştiri ve değişim konusundaki yaklaşımlarını düşünecek olursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Birtakım fikirleri savunuyorum, onlar için mücadele ediyorum ama herkes için ideali getireceğimi ya da hiç yanlışım olmayacağını iddia etmek? İşte o bana göre değil.

(Bu maddeyi din için de uyarlayabilirsiniz. Değişen çok bir şey olmaz.)

*Hiçbir şeyin bağımlısı olamıyorum.

Tekrar oynamayı sevdiğim oyunlar, okumayı sevdiğim kitaplar ya da izlemeyi sevdiğim filmler var ama şu ana kadar bağımlılık seviyesine getirdiğim hiç olmadı. “Yılda bir kez o seriyi okumalıyım”, “Üç ayda bir o filmi izlemezsem kendimi eksik hissediyorum” diyen birisi değilim. Bunu yapmayı kendi gelişimimin önüne taş koymak gibi görüyorum açıkcası. Daha farklı şeyler keşfedip kendimi beslemek yerine aynı şeye tekrar tekrar dönmek pek bana göre değil.

*Beğeniler konusunda boş tartışmalara girmekten nefret ediyorum.

“Yazar X, Y’yi döver”, “A filmi B’den kat kat iyi”, “K grubu, D’yi sahnede ezer geçer”…

Bunlar asla ciddi olarak kurduğumu göremeyeceğiniz cümleler. Temelsiz, anlamsız, tamamen kişisel beğenilere dayanan argümanlarla tartışmaya girmek gibi komiklikleri ancak birisiyle dalga geçiyorsam yaparım.

*Tüm hayatını sevdiği şeyle dolduracak kadar estetik düşmanı değilim.

Tüm evini Doctor Who, Star Wars temasıyla döşemek (“Doctor Who tuvalet fırçası var mı acaba?”); hayatının her anını onların konseptinde tasarlamak (dürüst olayım bazen güzel fikirlere denk geliyorum) bana garip geliyor. Asla yapabileceğim bir şey değil, hiç heveslendiğimi de hatırlamıyorum.

*Tüm iletişimini sevdiği şeyler üzerinden kuracak kadar tek yönlü olmama imkan yok.

Sürekli fanı olduğu konu hakkında konuşan, o konuda konuşulmuyorsa bile ona göndermeler yapmadan rahat edemeyen, kendisine eşlik edecek birisini bulduğunda sevinen, anlamayanları küçümseyen ve böyle kendisini özel hisseden insanlar için üzülüyorum. Keşke biraz zihinlerini farklı şeylere açabilseler.

*Sevdiğim yazar, müzisyen, çizer farklı bir şeyler denediği için ya da sevdiğim şeyde değişikliğe gidildiği için ondan en çok nefret eden insana dönüşmek hâlâ benim için gizemini koruyan bir tavır.

“A çok bozdu, yıllar önce izlemeyi bıraktım”, “H nasıl bilimkurgu dışında bir kitap yazar, satmış kendini”, “Ç post-rock yaparken çok iyiydi, ambient denemelerine başladığından bu yana bok gibi, nefret ediyorum ondan”…

Kendimi bu derece değişime kapalı, bu derece bağımlı hâlde düşünemiyorum bile. Neden böyle bir tavır alır ki bir insan, nasıl böyle cümleler kurabilir? Daha bir ay önce bana en iyi yazar olduğunu söylüyordun o adamın, şimdi ne değişti de nefret ettiklerin listesinde zirveye çıktı?

*Tek bir şeyin etrafında gruplaşan ve tapınan herhangi bir kitlenin içine girmem, böyle kitlelerden koşarak uzaklaşırım.

Bir şeyi sevdiğim ya da bazı konularda haklı/güzel bulduğum için onu seven herkesle aynı etiketi taşımak zorunda kalmaya anlam veremiyorum. Böyle bir yükümlülüğüm olduğuna da inanmıyorum. Benimle aynı şeyleri seven birinin ypacağı aptallıkların sorumluluğunu neden paylaşayım ki?

Bu yüzden beni bir grubun adıyla (buna her türlüsü dahil) kendisini etiketlemiş olarak asla göremezsiniz. Ayrıca beni etiketlemeye kalkarsanız başınıza geleceklerin sorumluluğu da size aittir.

* * *

Sanırım neden asla bir şeylerin fanı olamayacağım ve ortalıkta böyle insanlar gördüğümde delirdiğim daha açık bir hâle gelmiştir.

Son Zamanlarda Yaptıklarımın Derlemesi

Aslında burada bahsedeceğim konuların her birini ayrı ayrı bloglar hâlinde yazmayı düşünüyordum. Ancak yapılacaklar listesi fazlasıyla kabarık olunca sürekli arkaya atıldılar ve sonunda tek bir blog olarak birleşmeye karar verdiler. Bir bakalım neler olmuş (hemen hemen) son bir ayda.


En başta Sarphan Uzunoğlu’nun düzenlediği Yeni Medya ve Dijital Aktivizm seminerleri vardı. Hâlâ devam etmekte olan seminerlerin ilk dört dersinin üçüne konuk olarak katıldım ve bolca çene çaldım. Kiminde kalabalık, kiminde azdık ama sonuç olarak her biri oldukça keyifli geçti. Bundan sonrakilerde de fırsat buldukça bulunmaya çalışacağım ama şimdilik kesin bir şey söylememe imkan yok.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

İlk haftanın dersi genel bir giriş şeklinde olmuştu. Seminerlerin kapsamını, nelerin konuşulacağını, neler yapılacağını vs. konuştuk. Şahane insan Memed Cemil’in de orada olmasıyla beklenmedik bir şekilde seminerlere güzel bir ek geldi ve bu ek ilk meyvesini seminerlerin canlı yayını ve bu 1 Mayısta organize edilen canlı yayınlarla verdi.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

Üçüncü haftayı iki bölüm hâlinde yaptık. İlk bölümde ağırlıklı olarak Sarphan sol hareketler ve yeni medya ilişkisi üzerinde durdu, ben de arada söze girip kendi fikirlerimi söyledim. İkinci bölümde ise hacktivizm ve hacker kültürü temelinde sözü ben devraldım ve bu konuda kendi bakış açımı -sonraki haftanın dersine de bir giriş olacak şekilde- anlattım. İnternet üzerinden izleyenlerin sorduğu sorularla daha da interaktif bir hâle gelmesi de bu haftanın ayrı bir güzelliği olmuştu.

Dördüncü haftanın (maalesef henüz kayıt yok) ana konusu Wikileaks ve şifrepunklardı. Bu konuda doğal olarak Şifrepunk kitabını temele alarak ve kitabın üzerinden geçen zamanda da olan bitenleri ekleyerek kripto, gizlilik, kişisel verilerin önemi gibi başlıklar altında bir bölüm yaptık. Bu haftada biraz da hasta olmamın verdiği bir kafa toparlama sıkıntısı yaşadığımı hissettim ama genel olarak yine keyifli bir gün olmuştu. En kısa zamanda kayıt da gelirse paylaşacağım.


Bunların yanı sıra, İnternet Haftası etkinlikleri kapsamında 18 Nisanda Bilgi Üniversitesi Özgür Yazılım Kulübü’nün davetlisi olarak Bilgi Üniversitesindeydim. Erkan Saka hocanın davetiyle kulüple birlikte hocamızın #PUB204 dersine konuk olduk.

Bilgi’deki panelde genel olarak internetteki güvenlik sıkıntılarına, gizliliğe gelen tehditlere ve yakın gelecekte internette neler olabileceğine değindikten sonra özgür yazılımın ve Linux’un öneminden bahsettim. Linux ve özgür yazılım konusunu işlerken aynı zamanda kendi bilgisayarımdan da hem güvenlik adına hem de Linux’a yeni başlamaya niyetli olanlar için kolay kullanım adına ufak bir Linux gösterisi yaptım. Dürüst olmam gerekirse bu kısımda kendimi biraz Linux misyoneri gibi hissettim (ve bundan oldukça keyif aldım).

Her ne kadar sadece ders için gelmiş olanlar bir süre sonra ayrılsalar da -ki gayet normal, konuyla ilgisi olmayan birisinden zorla kalmasını bekleyemeyiz- güzel bir panel oldu. Bir şekilde hem bu konularda bir şeyler anlatmış olmak hem de birilerinin ilk defa Linux’la karşılaşmasını sağlamış olmak güzel bir duyguydu.

Bu etkinliğin gerçekleşmesini sağladıkları için BilgiGNU ekibine ve Erkan Saka’ya teşekkür ediyorum. Ayrıca bir tavsiye; BilgiGNU ekibini de takibe alın. Oldukça güzel işler yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Özellikle çıkartmaya başladıkları FabuLinux dergisini çok sevdim ve bir sonraki sayısının gelmesini dört gözle bekliyorum.


Bunların dışında ay boyunca yaptıklarım genellikle okumak, yazmak ve birtakım işler üzerine çalışmaktan ibaretti. Henüz kendisi hakkında detaylı bilgi veremeyeceğim bir projenin de yavaş yavaş güzel bir noktaya yaklaştığını söyleyeyim. Eğer umduğumuz gibi giderse, yakın zamanda buradan güzel haberler vereceğim sizlere.

Özetle geçtiğimiz ayın durumu budur.