My First Article at Global Voices

Good news, everyone! I’ve joined the Global Voices.

I’ll be one of the contributors from Turkey. I’m planning to focus on my main interests such as censorship, surveillance, freedom of speech and digital activism in Turkey. Not sure how frequently I’ll write but I’ll do my best to cover every story happens in here that’s part of my interests.

My first story is published today. I’ve looked to situation of Turkey’s media on upcoming elections and of course how they are censoring candidates who isn’t Erdoğan. I want to say “hope you’ll like it” but things I wrote is not really likable.

Also if you saw the thumbnail photo but couldn’t find the original version on Global Voices article, I’ve embedded below and also uploaded it on Flickr. I took the photo yesterday and it’s licensed under CC and feel free to use if you liked it.

He's Everywhere

Turkey’s “Penguin” Media not Giving Opposition Candidates a Peak | Global Voices Online

“Being Tumblr”

beign-tumblr

(You can see whole conversation and the green-text which uses the quote here.)

This really made me think. Not just someone describing a person through a social network she uses but everyone else (including me) understands what he meant. Of course you can’t tell exactly what “someone being tumblr” means but most of us have an image about that.


We have some other kind of adjectives close to that like “tumblr girl”, “redditor” and “/b/tards” and we all have images about those adjectives but I guess this is another level. This is not a nickname for someone who uses a website/social network, you’re calling her exactly what she uses/visits. And everyone else understands.


I know some websites creates a subculture around them and gets bigger and bigger with it but this looks different to me. Tumblr is mainly a blogging platform and there are users all around the world and they’re all using Tumblr with different purposes. But they’re just “tumblr users” in this case, they can’t “be tumblr”. You can have a Tumblr account but you can’t be tumblr.

There’s a tumblr persona and you just can’t create an account and be a part of it. You have to transform yourself to be tumblr, if you’re not naturally a tumblr. Wait a minute, how can someone be a natural tumblr?


The more I think about this, I feel like I should dig this more. But right now, this is just a quick note to begin.


UPDATE (5:53pm)

After publishing this post, something flashed in my mind and found this. I strongly recommend you to watch/read it.

At that talk, Jay Springett gives the best explanation so far to “being tumblr”. Stacks, like Facebook and Google, turning more and more into states and we’re getting used to it. Being tumblr turns exactly into “being citizen of a country”. Every country has images in our minds (may call stereotypes if you wish) and when you say “she’s tumblr”, our brains gets this signal similar as “she’s Turkish”.

About the difference between “a tumblr user” and “tumblr”. It definitely fits in that idea too. You can take, for example someone from England goes Italy as a tourist or starts to live there. She never can be “Italian”, she’ll be just a “tourist from England” or “Italy citizen”.


I guess I found the missing piece on “being tumblr” problem but now I have to dig into “Stacks and States” problem. There’ll be lots of fun (I hope).

Her Şey Bozuk – Quinn Norton

Quinn yazıyı yayınladığı günden bu yana “Mutlaka Türkçeye çevirmem gerek” diyip duruyordum kendime ancak araya giren birçok şeyden dolayı bir türlü başına geçme şansım olmamıştı. Sonunda üşenmedim ve oturup tamamladım.

Yazı hem günümüzde güvenlik ve gizlilik dünyasının sorunlarını anlamak hem de bunlara nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda oldukça önemli fikirler veriyor. Bana göre günümüzde bu konulara ilgi duyan ya da bir şeyler yapmak isteyen herkesin okuması gereken bir makale. Türkçeye çevirmek istememin de sebebi buydu en temelde.

“Her Şey Bozuk” (Medium)

Sansür ve Gözetim Hayallerinize Çocukları Alet Etmeyin!

Çocuk pornografisi ve çocukların cinsel istismarı, ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bunun çocuklara nasıl büyük zararlar verdiği ve nasıl daha büyük sorunlara yol açtığını tartışmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden bu sorunun çözümü için yapılacak her çalışmaya mümkün olduğunca destek verilmesi gerekiyor.

Ancak bu sorunu tamamen farklı amaçlar için kendilerine kılıf olarak kullananlar ve bundan pay çıkartmaya çalışanlar olduğu da bir gerçek. Aslında sorunun çözümüne hiçbir etkisi olmayacak, sadece sorunun üstünü örtmeye veya bir şeyler yapılıyormuş görüntüsü vermeye yarayan hareketlerle kendi menfaatlerine daha uygun eylemleri gerçekleştirenler var. Elbette bunların başında da dünyadaki birçok hükümet geliyor.

Türkiye de bu sorunu kendi menfaatleri için kullanmaktan çekinmeyen hükümetlerden birisiyle karşı karşıya şu anda. Geçtiğimiz haftalarda satın alınacağı açıklanan Netclean ve Procera isimli yazılımlar, çocuk pornografisine ve istismarına karşı interneti “temizlemeye” yaradığı söylenen yazılımlar. Bunların alınmasıyla internette çocuk pornografisi bırakılmayacakmış ve bu sayede bu sorun çözüme kavuşturulacakmış. Şimdi birkaç maddede neden bunun hiç de öyle göründüğü gibi olmadığını anlatayım.

  • Çocuk pornografisinin internette paylaşımı öyle bildiğiniz herkese açık dosya/video paylaşım sitelerinde yapıldığı gibi yapılmaz. Bunu yapanlar yaptıklarının nasıl ciddi bir suç olduğunun farkında ve bu yüzden de ulu orta yerlerde bunları konuşup paylaşmazlar. Bu yüzden de genellikle bu programların erişemeyeceği yerlerdedirler.

  • Hepsi bir yana bu programlar bu tarz içerikleri sansürlese bile bu sorunu çözmeye yaramaz, sadece sorunu örtbas etmeye ve “Ben görmüyorsam sorun yok” demeye yarar. Bu da aslında Türkiye’de yıllardır süregelen bir devlet geleneğidir.

  • Bu yazılımlara harcanan paranın tam olarak nereye gittiği konusu hiç şeffaf değil, bu da şüpheleri arttırmakta.

  • Bu programların tam olarak nasıl kullanılacağı ya da sistemlerin nasıl çalıştırılacağı konusu tam bir muamma. Böyle programlarla internette istedikleri herkesi gözetleyebilecek ve istemedikleri her şeyi sansürleyebilecek güce sahip olacaklar ve bundan bizim hiçbir şekilde haberimiz olmayacak. Yani isterlerse -ki bana göre asıl amaç da bu- internetteki “zararlı” her şeyi, kimseye hesap vermeden sansürleyebilecekler.

Bunlar sadece benim aklıma ilk bakışta gelenler. Bu yüzden bana göre hükümetlerin gerçekten yapmaları gerekenler yerine böyle hareketlere başvurmaları da çocuk istismarı olarak kabul edilmeli ve bu şekilde muamele görmeli. Ve bizler de çocukları devletin istismarından korumak için elimizden geleni yapmalıyız.


Tüm bunların ve daha birçok detayın farkında olan birçok kurum ve kuruluş bir araya geldiler ve hükümetin son yazılım alımlarına çocukların cinsel istismarını bahane etmesini eleştiren ve bunlar yerine daha kalıcı çözümler sağlayacak hareketler yapması için baskı kuran bir kampanya başlattılar. Kampanyanın adı: Alet Etme!

Kampanya sitesi http://aletetme.org‘a girerek imzanızla destek olabilir, orada konuyla ilgili uzman kişiler tarafından hazırlanan metinleri okuyabilir ve kampanyaya destek veren kurum ve kuruluşların listesine ulaşabilirsiniz. Kampanyayı aynı zamanda Twitter, Google + ve Facebook‘ta destekleyebilir ve fikirlerinizi #aletetme hashtagiyle de paylaşabilirsiniz.

Umarım sizler de bu kampanyaya destek verir ve çocukların yaşadığı gerçek sorunların böyle sahte çözümlerle çözülüyormuş gibi yapılmasına ve menfaatler için kullanılmasına dur dersiniz.

Yeni Bir Youtube Kanalı: GNU Sohbetleri

GNU Sohbetleri yeni bir Youtube kanalı. Barış Büyükakyol ve Orkut Murat Yılmaz‘ın sunduğu seride görünen o ki GNU/Linux, özgür yazılım ve bunlarla bağlantılı konular konuşulacak, insanlara güzel şeyler öğretilecek ve aynı zamanda ikilinin şu ana kadar sadece yakın çevrelerinin tanık olduğu espri anlayışları tüm internete yayılacak.

Yukarıdaki ilk bölümde PirateBox isimli harika sistemi ve bunu nasıl herkesin kolayca kullanabileceğini göstermişler. Bundan sonra da böyle güzel şeylerle devam edecekler.

İnternetlerde bu konularda ciddi bir Türkçe materyal eksiği olmasından şikayet ediyordum hep. Bu yüzden böyle bir kanal yayına başlayınca, bir de gerçekten bu işi hakkıyla yapacağını bildiğim iki insan başlatınca paylaşmamak olmaz dedim. Mutlaka takibe alın, izleyin, izletin!

GNU Sohbetleri (Youtube Kanalı)

Facebook, Algı Manipülasyonu ve Ötesi

Son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi Facebook üzerinden yapılan son psikoloji deneyi oldu (merak edenler için makalenin kendisi burada [PDF]). Ancak tartışmanın konusu araştırmanın sonuçları değil, araştırmanın yapılma şekli oldu.

En basit hâliyle özetlemek gerekirse deney, Facebook news feed’de gördüklerimizin bizim psikolojik durumumuzu ve ruh hâlimizi etkileyip etkilemediğini araştırmış. Bunu kontrol etmek içinse, 689.000 kişinin news feedi manipüle edilerek onlara arkadaşlarının paylaştığı olumsuz haberler daha çok gösterilmiş ve güzel haberler saklanmış. Bu esnada kullanıcıların hiçbirine bir deneye dahil edildikleri söylenmemiş ve böyle bir manipülasyonun yapıldığından haberleri bile olmamış. Yani Facebook tamamen keyfi bir şekilde 689.000 kullanıcısının aldığı haberleri manipüle etmiş, sansürlemiş ve onlara kendi istediklerini göstermiş.

Bu konuda Facebook’u savunanlar genellikle iki temel argümanı kullanmakta. Birincisi, Facebook’a üye olurken hemen hiçbirimizin okumadan kabul ettiği sözleşme ile zaten üzerinizde bu tarz deneylerin yapılmasına, Laurie Penny’nin deyimiyle “Facebook’un sizi deney faresi yapmasına”, izin veriyorsunuz. İkincisi de böyle bir deneyi haber vererek yapmanın anlamsız olacağı ve haber vermenin doğal sonuçlar alınmasını engelleyeceği. Elbette ilk bakışta makul görünen savunmalar ve özellikle kabul edilen sözleşme konusunda itiraz etmek mümkün değil. (Detaylı bir Facebook savunması için buraya, deneyi yapanların ardından yazdıkları için buraya bakabilirsiniz.)

Bu deneye yapılan itirazlar ise en temelde bunun ne kadar etik olduğunu ve insanların haber alma özgürlüklerine yapılan müdahaleyi sorgulamakta. Sonuç olarak bu deney sürecinde insanların arkadaşlarıyla iletişim hâlinde olmak ve onlardan haber alabilmek için kullandıkları araç, onların asıl görmek istedikleri yerine onlara kendi istediklerini göstermiş ve onların psikolojisini manipüle etmeye çalışmış.


Ancak burada birçok kişinin değindiği ve benim de asıl önemli gördüğüm mesele çok daha büyük. Burada bir iletişim aracının bizim algılarımızı ve psikolojimizi yönetme gücünü açık bir şekilde sergilediğini ve bunu ne kadar becerebileceğini test ettiğini görüyoruz. Her ne kadar uzun zamandır Facebook news feed üzerinde bir takım algoritmalar ile manipülasyonlar yapıyor olsa da (reklamları daha büyük gösterme, Facebook üzerindeki ilişkinize göre kimi arkadaşlarınızın paylaşımını daha çok gösterip kimisini gizlemek vs.) böyle bir hareket, haklı olarak, gövde gösterisi olarak görüldü.

Kimileri bunu eski medya araçlarının yaptığı manipülasyon ile aklama veya makul gösterme çabasına girdi. Her ne kadar ilk bakışta işe yarar bir savunma gibi görünse de böyle bir hareket hem internetin ve sosyal ağların gücünü küçümsemek, hem de onları gerçekten hiç anlamamak anlamına geliyor bana göre. En çok satılanın bile bir-iki milyonu ancak bulduğu bir gazete ile milyarlarca insanın sadece haber almak değil, iletişim kurmak ve haber üretmek için kullandığı bir web sitesini nasıl bir tutabileceğimizi açıkcası ben anlamıyorum.

Buradaki algı manipülasyonu, herhangi bir gazete veya televizyonun yaptığının çok daha ötesinde ve boyutları çok daha korkutucu olabilecek bir şey. Burada yapılan bir televizyonun ülke yanarken penguen belgeseli göstermesi değil, sizin arkadaşınızla telefonda ya da yüz yüze yaptığınız sohbette arkadaşınızın söylediklerinden sadece otoritenin istediklerini duyabilmeniz demek.

Burada aslında elimizdeki yeni teknolojilerin ne kadar güçlenebileceğini ve ne kadar ileri gidebileceğinizi görüyoruz. Bir internet sitesine bu kadar çok bilgi ve önem vermenin sonuçlarının neler olabileceğini, kendimizi birtakım tekellere teslim etmenin ve bizim kontrolümüzde olmayan araçlara hayati önem yüklemenin başımıza neler getirebileceğini deneyimliyoruz.


Ancak bu konuyla birlikte değinmek istediğim bir başka deney daha var. Julien Deswaef’in “Love Machine”i. Julien, kendi yazdığı bir bot ile Facebook arkadaş listesinin paylaştığı her şeye like vermeye ve bunun sonuçlarının ne olacağını test etmeye başlamış. Bir sanat projesi olarak başlattığı bu proje, bir süre sonra Facebook listesi için tam anlamıyla çekilmez bir hâle gelmiş. Çünkü en başında Facebook’un arkadaşlık ilişkilerini belirleyen algoritmasının çıldırmasına neden olmuş. Facebook’ta arkadaş listesindeki herkesin en iyi arkadaşı hâline gelmiş ve o arkadaşları news feed’de en çok Julien’i görmeye başlamışlar. Aynı zamanda algoritma Julien’e de ne göstereceğine karar vermeyi başaramamış olsa gerek. Çünkü herkes ile aynı derecede ilişki kuruyor ve herkesi aynı derecede “beğeniyor”.

Bu deney de aslında Facebook’un algoritmalarının ve haber ulaştırma sisteminin bu taraftan da manipüle edilebileceğini bizlere gösteriyor. Facebook herkesi sevdiğimiz zaman ne yapacağını şaşırıyor ve algoritmaları tamamen işe yaramaz hâle geliyor.


Tüm bunlarda beni asıl düşündüren ve üzerine kafa yorduğum nokta algının manipülasyonu için tamamen yeni bir kapı açılıyor olması.Çevremizle kurduğumuz iletişimi ve onlar hakkındaki düşüncelerimizi manipüle edebilmek, psikolojimize müdahalede bulunabilmek gerçekten tehlikeli şeyler. Bunun ötesi tam anlamıyla zevklerimizi manipüle edebilmeye ve tercihlerimizi menfaatlerine göre değiştirebilmeye kadar gidecektir.

(Bunların yanında algının ve iletişimin şekil değiştirmesi üzerine daha detaylı olarak düşünüyorum ve bunları derleyip yazmayı da planlıyorum. Örneğin Facebook gibi birçok sitede sadece olumlu duyguların ifade edilebilmesine imkan tanınması oldukça ilginç bir sorun. Neden bir şey üzerine olumsuz fikrimi ifade etme şansı tanımıyor? Neden sadece “like” verebiliyorum? Peki “like vermemek” ne anlama geliyor bu durumda: beğenmemek mi görmemek mi? İnternetteki birçok kişi, insanların öfkesini ve nefretini çok rahat ifade etmesinden şikayetçi olduğu için, bu şekilde bir “temiz alan” yaratılmaya çalışıldığı düşünülebilir mi? Bunları olumsuzluğun gizlenmeye ve unutturulmaya çalışılması olarak yorumlamak çok mu abartılı olur?)

Elbette kimileri hayatımızın her anında, her alanında bu tarz manipülasyonlara maruz kaldığımızı ve bunlardan asla kaçışımız olmadığını savunabilir. Hatta daha ileriye gidip bu manipülasyonlar ile ben dediğimiz şeyi şekillendirdiğimizi savunabilir (çocukluktan bu yana ailenin manipülasyonu, eğitim vs.). Ancak burada bahsettiğimizin bunlarla ne kadar eş tutulabileceği veya algının ve iletişimin manipülasyonu derken tam olarak neyi kast ettiğimiz oldukça büyük bir önem taşıyor. Bir de tabii ki Facebook gibi bir haberleşme aracının üzerimizde annemiz kadar büyük bir güce sahip olmasını isteyip istemediğimiz de var.

Sadece şirketler değil, bu güç devletler ve başka kötü amaçlı kişiler için de kullanılabilir noktaya geldiğinde neler olabilir? Bu ağları kullanan kişiler arasında maalesef aktivistler, gazeteciler de var. Bu insanlar daima içinde yaşadıkları otoriter devletler tarafından tehdit altındalar. Ve çok iyi biliyoruz ki Facebook devletlerle arasını iyi tutmayı ve onların isteklerini yerine getirmeyi tercih eden bir şirket. Devletler bu manipülasyon gücünü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isterse ne olacak? Fark ettirmeden kullanıcıları üzerinde psikolojik deneyler yapabilen bir şirket ya buna da tamam derse?

Bu konu gerçekten ciddi bir şekilde tartışılmayı ve harekete geçilmeyi hak ediyor. Umuyorum ki bunun üzerinden güzel bir tartışma sürer ve bir şeyler yapmaya başlarız. Benim kişisel başlangıç önerim kendimizi bu tarz alanlara olan bağımlılığımızdan kurtarmaya ve bunlara daha skeptik yaklaşmaya başlamak.

Update (18:48): Erkan Saka blogunda bu konuyla ilgili yazıların ve haberlerin de bir derlemesini yapmış. Derlemeyi burada bulabilirsiniz.

Update 2 (19:12): Zeynep Tüfekçi’nin bu konuyla ilgili blog postunu buraya eklemek istedim. Bir de deneye dahil edilen kişi sayısını düzelttim (600 binden fazla demiştim).