Categories
Ahmet Nerede | Where's Ahmet İnternet Notları | Notes From Internet Not Defteri | Notebook Rehberler | Guides Röportajlar | Interviews Türkçe

WhatsApp, Güvenli Mesajlaşma ve Gizlilik

Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde WhatsApp’ın kullanıcılarına gönderdiği yeni sözleşme değişikliği bildirimi ile mesajlaşma uygulamalarının güvenliği, internetteki veri gizliliğimiz ve daha birçok konu beklediğimden çok daha canlı bir şekilde ülkemizde gündem hâline geldi. Elbette bu durum birtakım yanlış bilgilerin ve yanlış anlaşılmaların da yayılmasına neden oldu. Yine de genel olarak Internette ne kadar güvende olduğumuz ya da gizliliğimizin nasıl ihlal edilebildiği üzerine konuşmaya, buna dair bir şeyler yapmaya başladık.

Konuya dair Twitter’da yazdıklarım büyük ilgi topladı ve farklı platformlarda da konuyla ilgili görüşlerime başvuruldu. Bunları herkesin istediği zaman erişebileceği bir arşive dönüştürmenin iyi olacağını düşündüm. Bu sayede Twitter’da yazdıklarımı başka yerlerde daha kolay bir şekilde paylaşabilirsiniz.

Yeni gelişmeler oldukça burayı güncelleyeceğim. O yüzden konuyu merak ediyorsanız arada bir burayı ziyaret edebilirsiniz.


Uygulamaların Arasındaki Güvenlik Farkı

WhatsApp gizlilik sözleşmesi değişikliğinden sonra tekrar mesajlaşma uygulamalarını tartışmaya başladık. Ama ortalıkta çok fazla yanlış bilgi ve kötü tavsiye var. O yüzden bu thread ile olabildiğince hepsini temizlemeye çalışacağım.

Önce bir üçlü kıyas yapalım. Linkteki görseller Signal, WhatsApp ve Telegram’ın gizlilik konusundaki seviyesini özetliyor. Bariz bir şekilde Signal daha iyi.

Telegram’la ilgili çok fazla yanlış bilgi var. Örneğin kendilerini Rusya’ya kafa tutuyor gibi göstermeyi çok seviyorlar ama bu haberi asla konuşmazlar. Ya da Rusya’nın Telegram yasağını durduk yere kaldırmaya nasıl ikna olduğunu. (Telegram’a dair çekincelerimi biraz daha detaylı olarak buradaki tweetlerde anlattım.)

Hepsini geçtim güvenlik anlamında Signal ile hiçbir şekilde karşılaştırılamayacak kadar kötü durumda. Uçtan uca şifreleme gizli sohbet dışında yok ve tüm konuşmalarınızın yedeği sunucularında var. Üstelik şifreleme için kullandıkları yolun ne kadar güvenli olduğu da şüpheli. WhatsApp bile bu sözleşme değişimine rağmen Signal’in şifreleme protokolünü kullanıyor ve en azından görüşmelerinizi uçtan uca şifrelemeye devam ediyor. Ama bu değişimi bir süredir bekliyordum zaten. Facebook sadece parayı düşündüğü için satın alma sonrası kaçınılmazdı. (Sözleşme değişikliğine ve bunu neden yaptıklarına dair ek bilgileri burada bulabilirsiniz.)

Signal ise her anlamda maksimum güvenlik ve gizlilik odaklı tasarlanıyor ve buna rağmen her özelliğe sahip. Bilgisayardan video görüşme bile yapabiliyorsunuz. Üstelik size dair hiçbir şey bilmiyor ve veri toplamıyor. Signal protokolü, şifreleme sistemi, her açıdan düzenli olarak test edilen ve endüstri standardı hâline gelen bir protokol. Güvenliği ve gizliliğe verdiği önemi tartışmaya açmaya bile gerek yok. Şu anda en iyisi bu.

Tüm bu örnekler varken Telegram daha güvenli veya iyi demenin akıl alır bir yanı yok. iMessage bile her şeyi uçtan uca şifrelerken Telegram gibi bunu yapmamakta ısrar eden bir uygulamayı tercih etmenin de anlamı yok.

WhatsApp her ne kadar mesajları güvende tutsa da gizlilik konusunda çok kötü bir duruma geldi. Üstelik az kişinin fark ettiği kimi ufak değişiklikler de durumu daha kafa karıştırıcı bir hâle getirdi.

Sonuç olarak eğer daha iyi bir mesajlaşma uygulaması kullanmak istiyorsanız en iyi seçenek Signal. Bu kadar basit. Eğer FB zaten her şeyimi biliyor şifreleme yeter derseniz WhatsApp yine kullanılabilir. Telegram kullanıyorsanız da hiçbir şekilde güvenli değilmiş gibi kabul edin.

Bir görselle özet.

Bu arada Bip konusuna hiç girmedim ama orada durum çok daha kötü. Mesajlarınız için uçtan uca şifreleme veya ek gizlilik özellikleri yok. Üstelik her şeyiniz sunucularında ve parola dışında bir koruma yok. Özetle Bip’i kullanmak için mantıklı hiçbir gerekçe göremiyorum.

Son olarak Teyit ekibinin bu tablosunu ekleyeyim. Çok güzel bir şekilde özetlemişler.


Güvenlik ve Gizlilik Neden Hakkımız?

Bu konu üzerinden özellikle görebildiğim cevaplarda dijital güvenlik algımız ve beklentilerimiz üzerine kimi sıkıntılar olduğunu gördüm. Uzun zamandır bu alanda bir şeyler yapmaya çalışan birisi olarak bu sıkça karşılaştığım sıkıntılara dair birkaç not düşmek istiyorum.

Öncelikle güvenlik ve gizlilik konusunda bir beklentinizin olması sizi potansiyel kötü birisi yapmaz. Aksine, bu her insanın sahip olması gereken normal bir arzudur. Nasıl ki evlerimizde perde, kilit gibi temel şeylerle bir gizlilik sağlıyoruz dijitalde de bunu istemek normal.

Hepimiz artık farkındayız internetin ve kullandığımız cihazların hayatımızın kaçınılmaz bir parçası olduğunun. Pandemi ile bu daha da bariz hâle geldi. Bu büyük tepkinin sebebi de bu aslında. Çünkü birçok insan WhatsApp’ı gizlilik konusunda iyi kabul ediyordu. Bunu küçümsemenin ya da “2016’dan bu yana böyleydi” demenin o yüzden pek de katkısı olacağını düşünmüyorum. Evet doğru ama şu anda karşılaştığımız tepki daha çok insanların önkabulleri ve mevcut kullanım seviyeleri ile alakalı.

10 yıldır dijital güvenlik konusunda yazan, eğitim ve danışmanlık veren birisi olarak öğrendiğim şeylerden birisi de her insanın farklı bir güvenlik ve gizlilik beklentisi veya ihtiyacı olduğu. Bu yaptığı işten yaşadığı yere kadar birçok şeye bağlı olarak değişen bir şey. Bu yüzden de en önem verdiğim şeylerden birisi insanlara ihtiyaçlarına göre bu konuda yardım etmek. Bu yüzden geçtiğimiz aylarda kendi güvenlik ihtiyaçlarınızı anlamanıza yardım edecek bir yöntemi rehber olarak yazmıştım.

Ancak başa dönecek olursak, güvenlik ve gizlilik hepimizin temel seviyede beklediği ve istediği bir şey. Bunu da ancak belirli alışkanlıklarımızı değiştirerek ve daha iyi alternatifleri tercih ederek yaygınlaştırabiliriz.

Bu konudaki algının değişmesi için (özellikle dijitalde) güvenlik ve gizlilik konusunda temel seviyeyi olabildiğince yüksekte tutmamız lazım. Bunun yolu da bu seviyeyi sağlayacak araçların yaygınlaşması. Ne kadar çok kişi Signal kullanırsa o güvenlik seviyesi normalimiz olacak.Tam aksi şekilde ne kadar çok kişi “aman neyi gizliyoruz sanki” diyerek daha az gizlilik sunan alternatiflere yönelirse, o zaman herkes için daha fazla güvenlik ve gizlilik isteyenler azınlık hâline gelip dışlanacak. Yani amacımız toplumsal algıyı değiştirmek olmalı.

Bu yüzden iyisiyle kötüsüyle şu an bu konuları konuşuyor olmamızdan memnunum. Çünkü dijital güvenlik artık hayatımızın mecburi parçalarından birisi ve maalesef internette bu gizlilik haklarımızı ihlal etmek isteyen çok farklı gruplar ve şirketler kol geziyor. Eğer biz bu konuda güçlü bir minimum seviyede ısrarcı olursak ve bunun normalimiz olmasını sağlarsak, daha güvenli ve keyifli bir internet kullanabileceğiz. Kendi verilerimizin nasıl ve ne şekilde kullanılacağına karar verme hakkına sahip olmak da bunun ilk aşaması.

Şu an WhatsApp, Signal, Telegram vb ekseninde konuşuyoruz ama bu tüm interneti kapsayan bir mesele. Uzaktan eğitim, evden çalışma, devlet işlerinin dijitalde yapılması, sağlık verileri gibi birçok konuda temel seviyede bir güvenlik ve gizlilik hakkımız ve normalimiz olmalı.


Konuyla ilgili görüş verdiğim, soruları cevapladığım ve kaynak gösterildiğim yayınlar:

Categories
In English İnternet Notları | Notes From Internet Not Defteri | Notebook

The Need for Private Digital Places

Today Jay Owens wrote a really good Twitter thread on the problems of blaming private social places like Facebook and WhatsApp groups for everything.

Which already explains so many of those problems but I want to focus on two specific sides of it. One of them is the fact that those who claim that private groups are causing the fake news/extremism/everything wrong with the internet are not aware of the privilege they’re living in. Thinking that we can fix everything if we make it public can easily traced back to early 2010s anti-privacy argument “I have nothing to hide.” Most of these people never been in a situation which they needed a safe and/or private space to talk and discuss about their world views and ideas and it clearly shows.

Also thinking that we can solve everything if all of these groups are public (which because of my MA thesis I read similar arguments a lot), means that we can track and analyze what everyone is talking and detect the ones causing the problem early. Which is not just a really bad remake of Minority Report but also taking the side of the surveillance capitalism and one of the main reasons behind these problems.

Which brings me back to the recent discussion in Turkey related to “evil social media”. As a tradition we’re now discussing once again how to control these platforms and people doing evil things online from the government’s perspective. Which boils down to several options such as:

  • Track everything and everyone
  • Make platforms delete everything government doesn’t like
  • Ban all of them
  • And my personal favorite (and this is real), make a law forcing everyone to enter these platforms with their national ID numbers.

If you’re one of those people who’s against the private channels and groups, you should think that these are all amazing ideas, except banning them. But most of the people writing those pieces would think these proposals are authoritarian, anti freedom of speech etc. Because that’s what they actually are.

So let me just ask, how do you think that making everything public will solve these problems you’re aiming to solve? Do you really think that all of these are happening just because it’s private, or what you really want is some authority to control everything people are doing online? If it’s the first one, you should do some actual research about those issues you’re dealing with and then start writing only after that. And if it’s the latter, thanks for helping many governments around the world to feel like they’re doing the right thing by surveilling and censoring their people all the time.

Aside from the fact that forcing every conversation into public and making it available to surveillance and censorship, this whole argument just dismissed many of the real reasons behind the current problems we’re facing online. I know those people will probably won’t change their minds or think about these issues in a more nuanced way because, like Jay said, no one wants to publish those. Who has time to think about the complex problems in a nuanced way when you can blame one thing and get the clicks.


There’s also another problem with this approach to private groups. Thinking that people only go to private places because they want somewhere to spread their “dark” ideas is just dismissed the problems platforms causing. Just think about how algorithmic timelines, forced interactions, surveillance based ads and economic models, context collapse and doomscrolling affects people.

While all of these happening, it’s more than normal for people to look for a place which they can have more control over. A Facebook group which includes only the people interested in a specific topic, WhatsApp groups for family/friends/neighbors, locking their social media accounts, returning to newsletters and blogs to have a conversation about the topics you want with only the people interested in it. Even Discord just recently changed their branding because there is a big wave of people who creates channels to talk about things other than gaming.

It’s clear that whatever is motivating people to be more private online is something much bigger than any scapegoating attempt we see. It’s also getting more and more clear that people want more control on their digital interactions and want private spaces to talk about things which they want to keep inside a smaller group. If people who can’t (or don’t want to) fully understand what is really going on will have the power to influence how to act on this, I don’t think anything good will come out of it.

Categories
Duyurular | Announcements Türkçe

Herkese Söyle: Sosyal Medyada Neden Paylaşımda Bulunuruz?

herkese-soyle

Sosyal medya ve internet üzerine konuşan çok fazla insan var. Ama en çok görünür olanlar genellikle onun nasıl bir toplumsal felaket getireceğinden bashedip onu kontrol altına almaya çalışanlar ya da onu basit bir reklam panosu olarak görüp onu kullanan insanlar üzerinden en çok parayı nasıl kazanacaklarını düşünenler. Böyle bir ortam içerisinde, maalesef internet ve sosyal medyanın kendisi üzerine dürüst ve derin bir şekilde konuşma şansımız çok fazla olmuyor.

Alfred Hermida’nın kitabı bu anlamda güzel bir alternatif sunuyor. Kendisi bir akademisyen ve gazeteci olan Hermida, kitabında bir yandan sosyal medyanın hemen her yanını ele alırken, diğer yandan da paylaşmanın, bilgiyi paylaşmanın ve yaymanın, insan doğasının en önemli yanlarından birisi olduğunu gösteriyor. İkinci kısım özellikle önemli, çünkü sosyal medya üzerine yapılan birçok yorum, bu noktayı gerçekten kavradığınız anda anlamsızlaşıyor. Bizler sosyal medya bizde bağımlılık yaptığından ya da şirketler bizim verimizi sömürsün diye beklediğimizden değil; medeniyetimizin temelinde bilgiyi paylaşma dürtümüz olduğundan dolayı paylaşıyoruz. Ve şu anda sosyal medya ve internet ile yaptığımız da, diğer iletişim teknolojileriyle yaptıklarımızdan farksız.

Bu kitabı çevirdiğim ve Türkçeye kazandırdığımız için oldukça memnunum. Umuyorum bu kitap, her ne kadar 2014 yılında yazıldığı için bazı noktalarda güncellemeye ihtiyacı var gibi görünse de, Türkiye’de sosyal medya üzerine daha mantıklı ve sağlıklı bir tartışma ortamı kurulmasının yolunu açar. Çünkü şu anda sosyal medya üzerine en çok sesi çıkanlar; onu kontrol altına almaya çalışanlar ve ondan para kazanmaya çalışanlar. Oysa sosyal medya ve internet bundan çok daha fazlası. Hermida’nın deyimiyle, internet ve sosyal medya gezegenin sinir sistemi olma yolunda ilerliyor. Ama sesi çok çıkanların kontrolü ele geçirmesine izin verirsek, bu asla mümkün olmayacak.


Kitabın dağıtımı başladı. Eğer internet üzerinden almak isterseniz aşağıda birkaç mağazanın linki var.

Pandora

idefix

Kitapyurdu

Kitabın Goodreads profiline de buradan ulaşabilirsiniz.

Kitapla ilgili yazılan kritikleri ve yazıları da aşağıya toplayacağım. Eğer yeni yazıları merak ediyorsanız arada bir burayı kontrol edebilirsiniz.

Kitabın konusuyla alakalı blog postlarımdan ve yazdığım yazılardan bir derlemeyi de aşağıda bulabilirsiniz.


Kitabın arka kapak yazısı da şöyle:

Peter Mansbridge @PeterMansbridge

“Hepimiz sosyal medyanın dünyanımızı değiştirdiğini biliyoruz ama Herkese Söyle, bu değişimin ne anlama geldiğini analiz etmek üzerine yapılan ilk ciddi deneme. Sokak protestolarından ilişkilere, haberlerin ele alınışından aradaki diğer her şeye, Alfred Hermida’nın büyüleyici yeni kitabı “Biz ne yarattık ve sayesinde daha iyi bir yerde miyiz?” sourusunu cevaplıyor. #bukitabıokumakisteyeceksiniz”

David Walmsley @WalmsleyGlobe
The Globe and Mail Genel Yayın Yönetmeni

“Herkese Söyle okuyucusuna çoğu insanın başdöndürücü ve kavranması zor kabul ettiği çevrenin içine girme şansını veriyor—sürekli evrilen medyanın kaos ve fırsatları arasındaki yansımaların ve bağlamın dünyasına. Hermida’nın çalışması çağlar boyu yapılan hataların kalıbını çıkarıyor ve hangi davranışların zamana direnebildiğine dair ipuçları veriyor. Kitabı yazarın ana ilgi alanı olan neden paylaşıyoruz ve bu neden önemli konusunu anlamada oldukça faydalı bir rehber olarak görüyorum.”

Margaret Heffernan @M_Heffernan
A Bigger Prize: We Can Do Better than the Competition kitabının yazarı

“Paylaşmak insan olmaktır. Bu gerçek o kadar bariz ki, çoğu zaman rekabetçi oyunlara ve bölgesel savunmacılığa kendimizi kaptırıp görmezden geliyoruz. Ama bir şirketi, takımı ya da aileyi yöneten kimsenin, işbirlikçi ve iletişimci içgüdülerimizi teşvik etmeden ve özgürleştirmeden başarılı olma şansı yok. Hermida bunu anlıyor ve yaptığımız ve inşa ettiğimiz her şeyde bunu görüyor. Teknoloji yeni olabilir ama mesaj daimi: Enformasyon —tıpkı güç gibi— etkisini en iyi paylaşıldığında gösterir.”

Michael Tippett @Mtippett
Hootsuite Labs, Yeni Ürünler Direktörü

“Alfred Hermida, Herkese Söyle kitabında kullanıcı tarafından üretilen içerik ve sosyal medya ile ters yüz edilen habercilik paradigmasını inceliyor. Araştırmaları bize post-internet döneminde en çok bozulmaya uğrayan endüstrilerden biri hakkında çok önemli içgörüler sunuyor. Haberleri günümüzde nasıl ürettiğimiz ve onlara nasıl eriştiğimiz konusunu önemseyen herkes için mutlaka okunması gereken bir kitap.”

Kristine Stewart @KristineStewart

“Artık herkesin parmaklarının ucunda ‘yayın yapmak’ için kendi forumlarına sahip olduğu bir çağda enformasyonun iletişiminin ve yayılımının nasıl değiştiğini kavrayan ve bunu akıcı bir şekilde anlatan bir bakış.”

Categories
İnternet Notları | Notes From Internet Makaleler | Articles Türkçe

NSA’in Google’ı: XKEYSCORE

Snowden belgelerinin tüm dünyaya yayılmasını sağlayan gazeteci Glenn Greenwald’un da kurucuları arasında olduğu haber sitesi The Intercept, bugün NSA’in en büyük projelerinden birisi olan XKEYSCORE hakkında 48 yeni gizli belge ve bunlar üzerine oldukça önemli bir analiz yayınladı.

The Intercept’in yayınladığı belgeler geçmişten 2013 yılına kadar geliyor ve hem XKEYSCORE isimli sistemin nasıl çalıştığını hem de hangi amaçlarla kullanıldığını ve kullanılabileceğini açık bir biçimde gösteriyor. Ortaya çıkan manzara ise kesinlikle korkutucu. NSA, topladığı tüm özel verileri rahatça analiz edip kullanabilmek için kendi Google’ını kurmuş demek, abartılı bir benzetme olmayacaktır.

XKEYSCORE Nedir?

XKEYSCORE, adını ilk kez 2013 yılında Guardian’ın yayınladığı Snowden belgelerinde duyduğumuz bir NSA projesi. Bu projenin amacı, internette istihbarat amacıyla kullanılabilecek her türlü bilgiyi toplayan, organize eden ve analistlerin gerek duyduklarında Google’da arama yapar gibi bu bilgilere ulaşabilecekleri bir altyapı oluşturmak. Belgelerden görüldüğü kadarıyla da bu proje büyük anlamda başarıya ulaşmış.

Belgelerden görülebildiği kadarıyla, XKEYSCORE sistemine bağlı olarak 700’den fazla sunucu bulunmakta ve bunlar dünyanın farklı noktalarına yayılmış durumda. Bu kaynak noktalardan bir kısmı Japonya, Avustralya, İngiltere gibi diğer devletler tarafından yönetilmekte; diğerleriyse ağırlıklı olarak CIA’in kontrolünde bulunmakta. Bu sunucuların hepsi, fiber optik kablolar üzerinden topladıkları verileri NSA’in ABD’deki analistlerine istedikleri her an ulaştırabilme kapasitesine sahip.

XKEYSCORE, internet üzerinden birçok farklı veriyi toplayabilme ve organize edebilme kapasitesine sahip. Yalnızca normal internet trafiklerini toplamakla kalmıyor, bunun yanı sıra VoIP görüşmelerini (Skype vb.), akıllı telefonunuzun sızdırabileceği her türlü veriyi, websitelerinin hakkınızda topladığı analiz bilgilerini (çerezler, analytics verileri vb.), sosyal medya profillerinizi ve hatta yeterince güvenli korunmuyorsa kişisel mesajlaşmalarınızı ve şifrelerinizi bile toplayabilmekte ve bunları organize ederek istedikleri herkesin profilini oluşturabilmekte.

Sistem birçok anlamda Google ve Facebook büyük internet şirketlerinin kullandığı profilleme sistemlerine benzemekte, hatta onların topladığı verileri de alıp kullanmakta. Ancak NSA bununla yetinmiyor ve çalabildiği her türlü özel veriyi de toplayarak veritabanının bir parçası hâline getiriyor.

XKEYSCORE’un kapasitesi ve yöntemleri yalnızca bilgileri toplama ve arşivleme ile sınırlı değil. Tüm bunların yanında bunları kullanarak kolayca istedikleri mail hesaplarını, forum hesaplarını veya benzerlerini hackleyebildikleri de belgelerde öne çıkan detaylar arasında. Üstelik bunu ne kadar ‘kullanıcı dostu’ bir şekilde yapabildiklerini ve herhangi birinin bu programları kullanmayı öğrenmesinin bir haftadan kısa sürebileceğini de söylüyorlar.

Bu sistem, yalnızca NSA ve ABD devleti tarafından kullanılmıyor. ABD’nin istihbarat ortağı olan “Beş Göz Devletleri”; İngiltere, Avustralya, Yeni Zellanda ve Kanada da tüm bu verilere erişebilme ve ihtiyaç duyduklarında kullanabilme yeteneğine sahip.

İllüstrasyon: Blue Delliquanti ve David Axe Kaynak: The Intercept

XKEYSCORE’un Kapasitesi ve Şu Ana Kadar Yaptıkları

Belgelerden görülebildiği kadarıyla, XKEYSCORE sistemi 2009 yılından bu yana kullanımda ve mevcut en güncel belge 2013 yılına ait. 2009 yılındaki bir belgeye göre, 700’den fazla yerden toplanan verilerin hepsi sunuculara aktarılmakta ve bu verilerin hepsi ortalama 5 gün, metadatalarıysa 45 güne kadar tutulmakta. Ancak muhtemelen önemli görülen veya sistemde bir yere oturtulabilen veriler bundan çok daha uzun süre sunucularda saklanıyor.

Bu sistem bilindiği kadarıyla ABD dışında tüm dünyadan veri toplama ve analiz etme yetkisine sahip. Sistemi kullanan analistler her ne kadar ABD içerisindeki internet trafiğinde de bunu kullanabiliyor olsalar da, bundan kaçınmaları için özel olarak eğitiliyorlar.

Bu sistemi kullanarak yapılanlara dair her ne kadar kesin bilgiler olmasa da, ilginç kimi örnekler mevcut. Bunlardan en ilgi çekici olanı, Nisan 2013’te ABD Başkanı Barack Obama’nın bu sistemin mail trafiklerini okuma özelliğini kullanarak Ban Ki-Moon ile yapacağı görüşme öncesi onun neler konuşmayı planladığını öğrenmesi. BM Genel Sekreteri’ne karşı bile böyle bir şey yapılabildiğini düşünecek olursak, bu sistemin başka hangi amaçlarla kullanılmış olabileceğini tahmin etmek çok da zor olmayacaktır.

Bir diğer belge de bu sistemi kullanarak herhangi birisinin mail hesabına giriş bilgilerini çalmanın ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. İlginç bir şekilde sunumda kullanılan örnek, İran hükümetine bağlı domainlere giriş yapanların hesap bilgilerini çalmak için ayarlanmış.

Belgelerde sistemin hangi amaçlarla kullanılabileceğini anlatan örneklerin bir sonu yok. Bu sistem hacker forumlarını takip etmekten, diğer ülkelerin istihbarat sistemlerinin neleri araştırdığını öğrenmeye; sizin parolalarınızı kullanarak kim olduğunuzu öğrenmekten, bir ülkedeki tüm açığa sahip cihazları tespit etmeye kadar birçok farklı amaçla kullanılabilmekte.


Her ne kadar NSA, The Intercept’e yaptığı açıklamada bu sistemi sadece “belirlenmiş hedeflere” karşı kullandığını ve hepsinin ABD yasalarına uygun olduğunu söylese de; hiçbir şekilde sınırlanmamış ve herhangi bir kontrol mekanizmasına sahip olmayan bu sistemin keyfi ya da gizli olarak birçok farklı amaçla kullanılabileceği ortada. Beş Büyük Devletin ve en başta NSA’in elinde böyle tehlikeli bir silahın bulunması, hem dünyadaki diğer devletlere hem de biz normal vatandaşlara karşı çok büyük bir tehdit.

Kaynaklar

The Intercept’in detaylı makalesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca The Intercept’in yayınladığı belgelerin arşivine de buradan bakabilirsiniz.

 

Yazarın Notu: The Intercept’in XKEYSCORE üzerine ikinci bir makalesi daha yayınlanacak. Bu sırada biz de belgeleri daha detaylı bir şekilde inceleyeceğiz ve bir devam makalesi daha yayınlayacağız.

Categories
Not Defteri | Notebook

Facebook, Algı Manipülasyonu ve Ötesi

Son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi Facebook üzerinden yapılan son psikoloji deneyi oldu (merak edenler için makalenin kendisi burada [PDF]). Ancak tartışmanın konusu araştırmanın sonuçları değil, araştırmanın yapılma şekli oldu.

En basit hâliyle özetlemek gerekirse deney, Facebook news feed’de gördüklerimizin bizim psikolojik durumumuzu ve ruh hâlimizi etkileyip etkilemediğini araştırmış. Bunu kontrol etmek içinse, 689.000 kişinin news feedi manipüle edilerek onlara arkadaşlarının paylaştığı olumsuz haberler daha çok gösterilmiş ve güzel haberler saklanmış. Bu esnada kullanıcıların hiçbirine bir deneye dahil edildikleri söylenmemiş ve böyle bir manipülasyonun yapıldığından haberleri bile olmamış. Yani Facebook tamamen keyfi bir şekilde 689.000 kullanıcısının aldığı haberleri manipüle etmiş, sansürlemiş ve onlara kendi istediklerini göstermiş.

Bu konuda Facebook’u savunanlar genellikle iki temel argümanı kullanmakta. Birincisi, Facebook’a üye olurken hemen hiçbirimizin okumadan kabul ettiği sözleşme ile zaten üzerinizde bu tarz deneylerin yapılmasına, Laurie Penny’nin deyimiyle “Facebook’un sizi deney faresi yapmasına”, izin veriyorsunuz. İkincisi de böyle bir deneyi haber vererek yapmanın anlamsız olacağı ve haber vermenin doğal sonuçlar alınmasını engelleyeceği. Elbette ilk bakışta makul görünen savunmalar ve özellikle kabul edilen sözleşme konusunda itiraz etmek mümkün değil. (Detaylı bir Facebook savunması için buraya, deneyi yapanların ardından yazdıkları için buraya bakabilirsiniz.)

Bu deneye yapılan itirazlar ise en temelde bunun ne kadar etik olduğunu ve insanların haber alma özgürlüklerine yapılan müdahaleyi sorgulamakta. Sonuç olarak bu deney sürecinde insanların arkadaşlarıyla iletişim hâlinde olmak ve onlardan haber alabilmek için kullandıkları araç, onların asıl görmek istedikleri yerine onlara kendi istediklerini göstermiş ve onların psikolojisini manipüle etmeye çalışmış.


Ancak burada birçok kişinin değindiği ve benim de asıl önemli gördüğüm mesele çok daha büyük. Burada bir iletişim aracının bizim algılarımızı ve psikolojimizi yönetme gücünü açık bir şekilde sergilediğini ve bunu ne kadar becerebileceğini test ettiğini görüyoruz. Her ne kadar uzun zamandır Facebook news feed üzerinde bir takım algoritmalar ile manipülasyonlar yapıyor olsa da (reklamları daha büyük gösterme, Facebook üzerindeki ilişkinize göre kimi arkadaşlarınızın paylaşımını daha çok gösterip kimisini gizlemek vs.) böyle bir hareket, haklı olarak, gövde gösterisi olarak görüldü.

Kimileri bunu eski medya araçlarının yaptığı manipülasyon ile aklama veya makul gösterme çabasına girdi. Her ne kadar ilk bakışta işe yarar bir savunma gibi görünse de böyle bir hareket hem internetin ve sosyal ağların gücünü küçümsemek, hem de onları gerçekten hiç anlamamak anlamına geliyor bana göre. En çok satılanın bile bir-iki milyonu ancak bulduğu bir gazete ile milyarlarca insanın sadece haber almak değil, iletişim kurmak ve haber üretmek için kullandığı bir web sitesini nasıl bir tutabileceğimizi açıkcası ben anlamıyorum.

Buradaki algı manipülasyonu, herhangi bir gazete veya televizyonun yaptığının çok daha ötesinde ve boyutları çok daha korkutucu olabilecek bir şey. Burada yapılan bir televizyonun ülke yanarken penguen belgeseli göstermesi değil, sizin arkadaşınızla telefonda ya da yüz yüze yaptığınız sohbette arkadaşınızın söylediklerinden sadece otoritenin istediklerini duyabilmeniz demek.

Burada aslında elimizdeki yeni teknolojilerin ne kadar güçlenebileceğini ve ne kadar ileri gidebileceğinizi görüyoruz. Bir internet sitesine bu kadar çok bilgi ve önem vermenin sonuçlarının neler olabileceğini, kendimizi birtakım tekellere teslim etmenin ve bizim kontrolümüzde olmayan araçlara hayati önem yüklemenin başımıza neler getirebileceğini deneyimliyoruz.


Ancak bu konuyla birlikte değinmek istediğim bir başka deney daha var. Julien Deswaef’in “Love Machine”i. Julien, kendi yazdığı bir bot ile Facebook arkadaş listesinin paylaştığı her şeye like vermeye ve bunun sonuçlarının ne olacağını test etmeye başlamış. Bir sanat projesi olarak başlattığı bu proje, bir süre sonra Facebook listesi için tam anlamıyla çekilmez bir hâle gelmiş. Çünkü en başında Facebook’un arkadaşlık ilişkilerini belirleyen algoritmasının çıldırmasına neden olmuş. Facebook’ta arkadaş listesindeki herkesin en iyi arkadaşı hâline gelmiş ve o arkadaşları news feed’de en çok Julien’i görmeye başlamışlar. Aynı zamanda algoritma Julien’e de ne göstereceğine karar vermeyi başaramamış olsa gerek. Çünkü herkes ile aynı derecede ilişki kuruyor ve herkesi aynı derecede “beğeniyor”.

Bu deney de aslında Facebook’un algoritmalarının ve haber ulaştırma sisteminin bu taraftan da manipüle edilebileceğini bizlere gösteriyor. Facebook herkesi sevdiğimiz zaman ne yapacağını şaşırıyor ve algoritmaları tamamen işe yaramaz hâle geliyor.


Tüm bunlarda beni asıl düşündüren ve üzerine kafa yorduğum nokta algının manipülasyonu için tamamen yeni bir kapı açılıyor olması.Çevremizle kurduğumuz iletişimi ve onlar hakkındaki düşüncelerimizi manipüle edebilmek, psikolojimize müdahalede bulunabilmek gerçekten tehlikeli şeyler. Bunun ötesi tam anlamıyla zevklerimizi manipüle edebilmeye ve tercihlerimizi menfaatlerine göre değiştirebilmeye kadar gidecektir.

(Bunların yanında algının ve iletişimin şekil değiştirmesi üzerine daha detaylı olarak düşünüyorum ve bunları derleyip yazmayı da planlıyorum. Örneğin Facebook gibi birçok sitede sadece olumlu duyguların ifade edilebilmesine imkan tanınması oldukça ilginç bir sorun. Neden bir şey üzerine olumsuz fikrimi ifade etme şansı tanımıyor? Neden sadece “like” verebiliyorum? Peki “like vermemek” ne anlama geliyor bu durumda: beğenmemek mi görmemek mi? İnternetteki birçok kişi, insanların öfkesini ve nefretini çok rahat ifade etmesinden şikayetçi olduğu için, bu şekilde bir “temiz alan” yaratılmaya çalışıldığı düşünülebilir mi? Bunları olumsuzluğun gizlenmeye ve unutturulmaya çalışılması olarak yorumlamak çok mu abartılı olur?)

Elbette kimileri hayatımızın her anında, her alanında bu tarz manipülasyonlara maruz kaldığımızı ve bunlardan asla kaçışımız olmadığını savunabilir. Hatta daha ileriye gidip bu manipülasyonlar ile ben dediğimiz şeyi şekillendirdiğimizi savunabilir (çocukluktan bu yana ailenin manipülasyonu, eğitim vs.). Ancak burada bahsettiğimizin bunlarla ne kadar eş tutulabileceği veya algının ve iletişimin manipülasyonu derken tam olarak neyi kast ettiğimiz oldukça büyük bir önem taşıyor. Bir de tabii ki Facebook gibi bir haberleşme aracının üzerimizde annemiz kadar büyük bir güce sahip olmasını isteyip istemediğimiz de var.

Sadece şirketler değil, bu güç devletler ve başka kötü amaçlı kişiler için de kullanılabilir noktaya geldiğinde neler olabilir? Bu ağları kullanan kişiler arasında maalesef aktivistler, gazeteciler de var. Bu insanlar daima içinde yaşadıkları otoriter devletler tarafından tehdit altındalar. Ve çok iyi biliyoruz ki Facebook devletlerle arasını iyi tutmayı ve onların isteklerini yerine getirmeyi tercih eden bir şirket. Devletler bu manipülasyon gücünü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isterse ne olacak? Fark ettirmeden kullanıcıları üzerinde psikolojik deneyler yapabilen bir şirket ya buna da tamam derse?

Bu konu gerçekten ciddi bir şekilde tartışılmayı ve harekete geçilmeyi hak ediyor. Umuyorum ki bunun üzerinden güzel bir tartışma sürer ve bir şeyler yapmaya başlarız. Benim kişisel başlangıç önerim kendimizi bu tarz alanlara olan bağımlılığımızdan kurtarmaya ve bunlara daha skeptik yaklaşmaya başlamak.

Update (18:48): Erkan Saka blogunda bu konuyla ilgili yazıların ve haberlerin de bir derlemesini yapmış. Derlemeyi burada bulabilirsiniz.

Update 2 (19:12): Zeynep Tüfekçi’nin bu konuyla ilgili blog postunu buraya eklemek istedim. Bir de deneye dahil edilen kişi sayısını düzelttim (600 binden fazla demiştim).

Categories
İnternet Notları | Notes From Internet

[İnternet Notları] Daha da Girmem Facebook’a!

Facebook; insanların gizliliğine hiç saygı duymaması, insanların özel hayatlarını değersiz görmelerini sağlayıp onlardan gelir elde etmeye çalışması ve birçok başka sebepten dolayı sevmeye sevmeye kullandığım bir siteydi. Kullanmak zorunda olmamın en önemli sebebiyse çevremdeki bazı insanlarla iletişim kurabilmemin mümkün olduğu tek yer olması ve okulumun bazı duyuruları sadece Facebook grubundan yapmanın yeterli olacağını düşünmesiydi.

Ancak bugün olanlardan sonra Facebook’la tüm ilişkimi koparmaya karar verdim.

* * *

Birkaç gün önce Self-Destructing Cookies adındaki Firefox add-on’unu kullanmaya karar verdim. Bu uygulamayı kullanmak istememin sebebiyse birçok internet sitesinin tarayıcıma yerleştirdiği cookieler aracılığıyla beni internette gittiğim her yerde takip etmelerini engellemekti. Bir siteyi ya da sosyal ağı kullanıyor olmam, ona internette yaptığım her şeyi takip etme izni verdiğim anlamına gelmiyordu sonuçta.

Ancak Facebook bu yaptığımdan pek memnun olmamıştı. Bugün sabah tarayıcımı açıp Facebook’a girmek istediğimde bana bu bilgisayardan ilk defa bağlandığım için hesabımı geçici olarak dondurduğunu ve bazı güvenlik testlerinden geçmeden hesabımı tekrar aktifleştirmeyeceğini söyledi. Duruma anlam veremediğim için mobilden kontrol etmek istedim ancak Android uygulamasını açar açmaz uygulama hesabımdan çıktı ve hesabımın dondurulduğunu söyledi.

Hesabı tekrar aktifleştirmek istediğimdeyse işler daha da karıştı. Önce basit bir captcha sorusu sordu. Rahatça cevaplayıp sonraki adıma geçtiğimdeyse bana iki seçenek sundu: Gizli soruyu cevaplamak veya arkadaşlarımı fotoğraflardan tanıyıp eşleştirmek. İkincisi Facebook’un yüz tanıma arşivine hizmet vermek anlamına geleceği için asla böyle bir şey yapmayacaktım. Gizli soruyu cevaplamak ise imkansızdı çünkü böyle bir soru eklediğimi hatırlamıyordum ve soruya vermiş olabileceğim tüm cevaplar da yanlış çıkıyordu. Eğer 8 yaşındayken yaşadığım sokağın hangisi olduğunu Facebook benden daha iyi bildiğini iddia ediyorsa bana susmak düşerdi zaten.

* * *

Facebook’un gizliliğe ve özelimize bilgisayarda ve mobilde nasıl saldırdığını hep biliyordum. Facebook’la ilişkimi kısıtlı tutarak bunu kendi adıma minimumda tutmaya çalışıyordum ama şu durumda Facebook’un gizliliğime böyle ağzı sulanmış bir şekilde saldırması son damla oldu. Benden istediklerinin her biri benim bu konulardaki tavrımla ters düşmem anlamına geliyordu. Bunu yapmaya da hiç niyetim yok.

Ayrıca Facebook, cookielerin kaybolmasına tepki gösteren tek site oldu. Ne Google, ne Twitter, ne de bir başka site bana herhangi bir sorun çıkartmadı günlerdir. Anlaşılan Facebook her seferinde bu konularda ne kadar vahşi olduğunu göstermek zorunda hissediyor.

Sözün özü, bundan sonra Facebook ile hiçbir bağlantım olmayacak. Bir şekilde hesabımı tamamen silmelerini sağlayıp kurtaracağım kendimi. Bir daha hesap açmayı da düşünmüyorum. Zaten kendisinden kurtulmak için bir bahane arıyordum, onu da bana kendi elleriyle vermesi daha güzel oldu.

Categories
Duyurular | Announcements

Facebook’un Önceliği Kullanıcılar Olmalı [Alternatif Bilişim Derneği]

(Alternatif Bilişim Derneği, Facebook ile ilgili son gelişmelerin ardından aşağıdaki bildiriyi yayınladı. Facebook’un gün geçtikçe saçmalaşan tavırlarından sadece birisi olan sansür konusunu gündemde tutmak ve bu konudaki tepkiyi artırmak gerekiyor.)

Türkiye’de birçok İnternet kullanıcısının tercih ettiği sosyal ağlardan birisi olan Facebook’un içerik denetim politikaları ifade özgürlüğümüzü tehdit ediyor. Facebook’un uyguladığı sansür son günlerde çeşitli haber ve röportajlarla basında yer buldu ve kamuoyunda tartışılır hale geldi.

Her gün rastladığımız sıradan bir haber haline gelen sayfa ya da profil kapatma, içerik çıkarma gibi sansür uygulamalarını üst üste koyduğumuzda tablonun vehameti ortaya çıkıyor. Özellikle politik toplulukların sayfalarının kapatılması / askıya alınması ya da sayfalardaki içeriklerin türlü gerekçelerle silinmesi ifade özgürlüğü adına ürkütücüdür.

İşçi grevlerinin dayanışma sayfaları, binlerce, onbinlerce destekçisi bulunan Ötekilerin Postası gibi alternatif haber mecralarının sayfaları, Kürt gruplarının sayfaları, BDP gibi yasal partilerin sayfaları kabul edilemez gerekçelerle kapatılmaktadır.

Facebook bu sayfaları “marka imajının zedelenmesi, telif haklarının ihlali, pornografik içerik, terör ve şiddet propagandası” gibi gerekçelerle yapmaktadır. Fakat bunlar son derece tartışmalı, mevcut politik atmosfer ile belirlenmiş, nesnellikten uzak, egemen aklın desenlerine uygun gerekçelerdir. Bu gerekçelerin hemen hepsi dünyanın farklı coğrafyalarında oldukça farklı anlamlara karşılık gelmektedir. Hatta aynı coğrafyada farklı zaman dilimlerinde bile farklılık göstermektedir. Türkiye’de “terör” tanımı oldukça geniş tutulmaktadır. Yakın tarihimizde birçok davanın bu tanıma defalarca girip çıktığına sayısız örnekle tanık olduk.

Küresel nüfusa sahip çevrimiçi bir sosyal ağın nesnellikten uzak şekilde denetime tabi tutulması kabul edilemez.

Ayrıca bu gerekçelerden yola çıkan denetim uygulaması çifte standartlıdır. İktidar Partisinin taraftar sayfaları El-Kaide ya da bağlantılı örgütlerin propaganda malzemeleri ile dolup taşmaktadır. Dünya üzerinde ötekileştirilen hemen her kesime karşı nefret söylemi ve nefret suçuna teşvik içerikleriyle dolu sayısız sayfa Facebook’ta yaşamlarını sürdürmektedir. Türkiye’de Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, LGBTT bireylere, Vicdani Retçilere, taraftar gruplarına ve daha birçok kesime karşı açıkça nefret söylemi üretilmekte ve zaman zaman örneklerini yaşadığımız gibi bunlar ölüm, kitlesel linç gibi suçlara dönüşmektedir. Facebook’un bunları değil de başta saydıklarımızı görmesi, denetim kriterlerini genellikle ve öncelikle birincilere karşı kullanması bu kriterlerin subjektif ve çifte standartlı olduğunun kanıtıdır. Bu ifadelerimizden bu sayfaların da kapatılmasını bir çözüm olarak önerdiğimiz anlaşılmamalıdır. Sansür ya da yasak hiçbir durumda çözüm değildir.

Facebook gibi ağlar egemenlerin korkuları ile değil yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin önceliği ile yönetilmelidir. Çünkü Facebook, kullanıcıları sayesinde var olmuş ve bu sayede varlığını sürdürmektedir. Yurttaşların önceliği Facebook’un da önceliği olmak zorundadır.

Facebook yönetimini uyguladığı sansür politikalarından dolayı kınıyoruz. Tarafsız bir yönetim sergilemeye, devletlerden yana tutumlarını terketmeye, yurttaşların ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi temel haklarına saygılı olmaya çağırıyoruz.

Facebook, hisseleri borsalarda satılan ticari bir şirkettir. Tüm zenginliği de bizlerin Facebook’taki paylaşımlarımızdan kaynaklanmaktadır.

Yurttaşları Facebook politikalarına karşı uyanık olmaya, karşılaştıkları sansür vakalarına tepki göstermeye ve bunu başta derneğimiz olmak üzere ilgili gördükleri kurum ve kişilerle paylaşmaya, konuyla ilgili yapacağımız tepki eylemlerine destek olmaya davet ediyoruz.

İnternetimize, genişleyen ifade ve örgütlenme özgürlüğümüze sahip çıkalım. İnternetteki yaşam alanlarımızı çeşitlendirmeye çalışalım. Facebook gibi ticari tekellerin hem İnterneti hem de kullanım pratiklerimizi daraltmasına izin vermeyelim.

4 Eylül 2013

Alternatif Bilişim Derneği

Categories
İnternet Notları | Notes From Internet

İnternet Notları: Facebook ve Anonimlik

Yukarıdaki tweet, Facebook’un anonimliğe karşı verdiği savaştaki son eylemlerinden birinin özeti. Buna bir savaş diyorum çünkü gerçekten mantıksız denilebilecek derece saldırgan ve acımasız bir tutumu var Facebook’un bu konuda.

Facebook anonimliğe karşı nedense garip bir tutum sergiliyor. Gerçek isminizle kaydolmanızı ve gerçekten kendinizi oraya koymanızı istiyor, bunu yapmadığınızda ya da yapmadığınızı düşündüklerinde de onlara kendinizin gerçekten siz olduğunu kanıtlamanızı bekliyor. Hatta bir noktada, farklı IP adreslerinden girişlerde sıkıntı çıkartmasının sebebi bile bu. Bu sayede sizin VPN kullanarak girmenizi önlemeye ve sizin gerçekten yaşadığınız yerden emin olmaya çalışıyor. Peki anonimlikle alıp veremedikleri tam olarak ne?

Bu soruyla bir çok farklı cevap vermek mümkün. Ancak hepsinin temelinde, kişisel bilgilerimizin değeri yatıyor gibi. ‘Big Data’ kavramı, her ne kadar yeni sayılabilecek bir kavram olsa da, bu durumu açıklamak için oldukça faydalı. Çünkü Facebook’un bu konudaki ısrarının en temel sebebi, bizden elde ettikleri datanın gerçekten bize ait olduğunu kanıtlamak ve big datanın tamamlanmasına sağlam bir katkıda bulunmak. Bu sayede o datayla yapabilecekleri her şeyi daha rahat ve kendilerinden emin bir şekilde yapabilecekler. Çünkü o datanın sahibinden tam olarak emin olacaklar. Biraz ekstrem düşünecek olursam (pek ekstrem sayılmaz ya), hakkımızdaki dataların satışı esnasında bir şirkete rahatça bu verilerin %100 gerçek insanlardan alındığını söyleyip kazançlarını arttırabilirler.

Ancak bu çabaları temelde bir hak ihlali ve işin daha kötüsü bu ihlal pek de kimsenin umrunda değil. Özel hayata müdahale ve özel hayatın gizliliğinin hiçe sayılması olarak adlandırabileceğimiz bu eyleme karşı çıkması gereken devletler de bundan faydalanıyor. Hem bu big data ile şirketlerin ve onlarla ilişkide olan devletlerin kazancı artıyor, hem de devletler çok fazla çaba harcamadan insanlar hakkında bilgi toplayabiliyor (hatta ABD bu çabayı daha da azaltmak için CISPA‘yı çıkartmaya çalışıyor).

Böyle bir durumda internette anonimlik ve anonim kalabilmek temel bir hak olarak kabul edilmesi gereken bir duruma dönüşüyor. Bunu ihlal etmeye çalışanlarla da insan hakları temelinde mücadelenin önü açılıyor aslında. Ancak bunun tam olarak nasıl gerçekleştirileceğinin tartışılması ve bu konularda olan bitenlerin daha detaylı bir analizi şart.

* * *

Bunun yanı sıra yukarıda bahsettiğim ve kardeşimin başına gelen durumla ilgili de birkaç satır eklemek istiyorum. Çünkü bu örnekte gerçekten saçma detaylar var.

Örneğin kullanılan hesap neredeyse 4-5 yıllık ve kardeşimin Facebook kullanmaya başladığından bu yana aktif bir şekilde kullandığı bir hesap. İsminde sadece soyadının bulunmaması (onun yerine iki ismi birden vardı) ve hesabın hiç bir şekilde sorunlu yanı olmamasına rağmen hiç bir uyarı ya da kontrole ihtiyaç duyulmadan hesabın anında kapatılması fazlasıyla saçma bir hareket. Demek ki ismimizin bir harfini eksik yazsak bile, bir an beklemeyip hesabımızı silecek Facebook.

Bir diğer sorun da hesabın gerçek ismini kullanıp kullanmadığına dair bilginin nasıl edinildiği meselesi. Bildiğim kadarıyla Facebook herkes hakkında detaylı araştırmalara girişip herkesin ismi doğru mu diye kontrol etmiyor. Bu durumda birilerinin canı sıkılmış ve hesabı şikayet etmiş olması gerekiyor. Bu da durumu daha da sorunlu bir hâle getiriyor. Bir hesaba dair gelen şikayetlerin aslı kontrol edilmeden hemen doğru kabul edilmesi ve o hesaba dair işlem yapılması ne kadar mantıklı? Hesabın sahibine ya da onun o olup olmadığını kontrol amaçlı arkadaş listesindekilere sorulmadan, bir kaç canı sıkılan trollün hareketiyle hesap kapatmak Facebook’un bu tarz konulardaki güvenilirliğini sorgulamak için fazlasıyla yeterli bence.

* * *

İşin özeti, Facebook gün geçtikçe gözümde daha da kullanılamaz bir yer olmaya başlıyor. Kendisiyle ilgili yazacaklarımı bir tamamlayabilsem kitap olur zaten ama bir çok insana (hatta kimi zaman bölümümle ilgili duyurulara) ulaşabileceğim tek yer hâline getirilmiş olması hesabımı kapatmamı engelliyor. Facebook’un anonimlik konusundaki tavrı ve kendilerine olmayan güveni daha da sarsıcı hareketler yapıyor olması da tüm bunların üzerine tüy dikiyor. Facebook ve yaptıkları konusunda daha fazla düşünülmesi ve bununla ilgili bir şeyler yapılması şart sanırım.