“Marazi Ayrıntı Düşkünlüğü”ne Dair (I)

Detayları görebilmek ve onlar üzerinden düşünebilmenin her insanın yaptığı ve doğal bir hareket olduğunu zannederdim önceleri. Ancak zaman geçtikçe, daha çok insan tanıdıkça durumun aslında zannettiğimden çok daha farklı olduğunu gördüm. Aslında bu detaylar herhangi bir insan için hiçbir anlam ifade etmeyen, önlerinden uçuşan ve ışık uygun açıyla vurmadığı zaman farkına bile varmadıkları toz zerreciklerinden ibaret. Bunu farkettikçe aklımda iki farklı düşünce belirdi; bu ayrıntı düşkünlüğüm(üz) bir tür hastalık mı; yoksa bize şans eseri düşmüş bir tür hediye mi?

İster istemez her ikisine de zaman zaman hak verdiğim oluyor. Bu ayrıntıların hayatıma kattıklarını ve düşünce akışımı nasıl değiştirdiklerini düşününce bunun bir tür hediye olduğunu kabul ediyorum. Ancak bunlar baş ağrıtmaya başladığında ve başıma dertler açmaya başladığında ise ister istemez kendimi şanssız ve hastalıklı olarak görmeye başlıyorum. Yani ikisi birden bu durum; ama asla ikisinden biri değil. Olamaz da…

Bu yazıyı yazmam için kafama kafama vuran şeye gelecek olursak, kendisi bir kitap. Sel Yayınları‘nın devam etmediği için hala kızgın olduğum “Geceyarısı Kitapları” serisinden, 7 şanslı hastanın tamamen ayrıntılar üzerine metinlerinden oluşan ve Enis Batur’un başını çektiği “Arazi Marazi” isimli kitap. Bu 7 şanslı hastayı sayacak olursak; Armağan Ekici, Enis Batur, Levent Şentürk, Levent Yılmaz, Nuri Sağlam, Oğuz Demiralp ve Selahattin Özpalabıyıklar. Enis Batur büyük ihtimalle bu kitabı hazırlarken şöyle düşünmüş olmalı;

“Şimdi öyle 7 kişinin, öyle 7 yazısını bir araya getirmeliyim ki ayrıntılara takıntılı olan bizim gibi insanlarda doz aşımı yaratalım. İyice hastalıklı bir hale dönüşsün bu ayrıntı sevgileri. Bulaştırmamız lazım bu halimizi, daha da ilerisine götürmeliyiz.”

Ya da bunun gibi şeyler… Çünkü tam olarak bende yarattığı etki bu. Zaten detaylara inanılmaz bir takıntım var, onlarla ilgilenmekten işin esasını unuttuğum birçok zaman oluyor ve öyle zamanlarda hastalıklı olduğumu düşünmeye başlıyorum. Ancak bu derleme kesinlikle bambaşka bir seviyeye taşıyor bunu. Zaten detaylar üzerine kurulmuş metinlerde ortaya serilen detaylarla mı ilgileneceğiz, yoksa o metinlerin kendi kişisel detaylarına mı dikkat edeceğiz derken bazen okumayı unutacak hale geldim. Bu kitap ayrıntı delileri için gerçekten hazine gibi bir eser, ancak çok tehlikeli bir hazine. Onun içindekilerle uğraşırken kendinizi, aklınızı geçici -belki de kalıcı- olarak yitirme ihtimaliniz var. Sonunda Perec-Simpsons-Zappa-Bach dörtgeni içinde hapsolabilirsiniz; İntiharında bile en ince ayrıntısını hesaplayan bir adamın hayatının sizde nasıl bir etki yaratabileceğini tahmin edemezsiniz. Sonunda bir kelimeyi ya da bir noktalama işaretini saymak için 1807 sayfaya kendisini gömen adamların yazdığı metinlerden bahsediyoruz burada.

Şu güne kadar ayrıntı bağımlılığımı normal seviyelerde tutabilmeyi az çok becerebiliyordum. Ancak emin olduğum bir nokta var ki bugünden sonra o kontrolü tamamen kaybetmiş bulunmaktayım. Ayrıntıların eline kendimi teslim etmiş vaziyetteyim artık, nereye götüreceğini ya da başıma neler açacaklarını umursamadan, sadece o toz zerreciklerinin peşinde…

A.A.S. / 09.06.2011 – Adana

(Bu konu üzerine daha çok karalamaya niyetim var, bakalım artık…)

Leave a Reply