Cuma Postası [02.09.2011]

* Bu sefer hafta farkı sokmak istemedim ama Cuma Postası, Cumartesi postasına dönüştü. Sanırım zamanla oturtacağım bu düzeni, o zamana kadar biraz sabır istiyorum sizden. Neyse, uzatmadan girişelim bakalım…

*”Football season is over. No More Games. No More Bombs. No More Walking. No More Fun. No More Swimming. 67. That is 17 years past 50. 17 more than I needed or wanted. Boring. I am always bitchy. No Fun — for anybody. 67. You are getting Greedy. Act your old age. Relax — This won’t hurt.” —Hunter S. Thompson

*Öfkenin o kutsal gücüne ihtiyacımızın olduğu vakitlerdeyiz. Öfkemizi sevmeye, onun bize özel bir hediye olduğunu farketmeye ve ona hakettiği gibi davranmaya ihtiyacımız var. İyi niyetin çözümü değil acıyı getirdiği, iyimser bakmanın hayatımızı kararttığı zamanlardayız. “Barış Günü”nde dayak yediğimiz, biber gazlarına boğulduğumuz günler bunlar, gökten bombalar yağarken bayram yapılan günler… En son ihtiyacımız olan şey iyi niyetli olmak.

*Bazı dönemler yazmak zor oluyor, edilgenleşmek istiyor insan. Elinde olmadan yapıyor bunu, bazen doldurmak için kendini, bazense güçsüz hissettiğinden. Ama oluyor işte. Yazmaktan çok dinlemek, izlemek, bakmak, dokunmak, konuşmak… istiyorum. Yazmak hariç herşey olabilir diyorum. Çünkü en etken olduğun anlardan biri oluyor hayatında, sensin sadece o anda ve ne girerse o ana kontrolü sende, kaçış yok. Edilgenlik ister insan ara ara, korkulacak birşey yok.

 

*Bazen de hayaletler basar bulunduğun yeri, dönersin gerisin geriye. Herşey yeni ama aslında herşey aynı, istediğin gibi.

*Yıkımı istemek sadist bir duygu mu? Kaosu iliklerine kadar hissetmek ve hissettirmek istemek? Ortalığın alevler halindeki halini düşlerken romantik bir ruh haline girmek ve bir sigara yakıp hayal kurmaya devam etmek? Ve yazdıklarınla bunlara neden olmak istemek?

Eğer öyleyse hakkımda bazı kötü haberlerim var size…

* “Kulübeye yürüdükçe

göğün gürültüsünün arttı sesi, şiddeti.

Sanki yağmur değil içim boşalacaktı,

Kusacaktım

-sanki-

Tüm yanlışlarını hayatımın.

Kedi, masaya kıvranıp uyuduğunda

“Deniz Kavimleri” dolanıyordu aklımda

Yükünü almış bir hayvan gibi –acılı.

Gene, olmayan sesini duymağa başladım sonrasında -az önce yani-

“Kafkasları hiç görmedim ben” dedin.

Korktum kendimden..

Sustum.” —Ş.E.

*Bazı arkadaşlardan buradan da bir kez daha özür dileyeyim, banner’ımın yarattığı istemdışı beklentiyi bu hafta da yeterince sağlayamadım. Ama elimde olmayan -güzel- sebeplerden dolayı duygu yoğunluğu olan bir haftayı geride bıraktım yine. Ama merak etmeyin, nolursa olsun ele geçireceğim bu gezegeni merak etmeyin. En azından sizi ve Spider Jerusalem’i hayal kırıklığına uğratmamak için bile olsa yapacağım bunu (:

*Bu hafta da dengesizdi biliyorum. Fazlasıyla öfkeliyim ama yeterince sindiremedim bunları (en azından kaleme dökecek kadar) o yüzden pek de içime sinmedi, o yüzden kısa kestim bu hafta, idare edin artık. Bloga da bunlar dışında yeni yazılar gelecek merak etmeyin, sadece edilgenlik kafasından kurtulmam gerekiyor biraz. Tavsiye vermiyorum bu hafta, twitter’dan bolca link atmıştım oradaki makaleleri okuyun, hafta içinde de ayrıca birşeyler yazacağım bloga -umarım-…

Bağlantıyı keselim…

Leave a Reply