Cuma Postası [12.08.2011]

 

Bundan sonra hem blogu güncel tutabilmek hem de aklıma ufak ufak gelen ama bi blog postu için fazla küçük olduğunu düşündüğüm şeyleri haftada bir böyle tek postta toplama kararı aldım. Hem de yazmak için bahane olur bana (: Her cuma olacağı garanti ama saati konusunda asla kesin bişey olmayacağını da tahmin ediyorsunuzdur heralde (: Neyse ilk postayla başlayalım artık.

-A.A.S.

 

*Sanırım çok fazla şeye kafa yormamak lazım aynı anda. Özellikle de hepsi az çok psikolojik durumu etkileme gücüne sahipse. Ama durum sizden bağımsız öyle gelişiyorsa da katlanmak için sizi daha güçlü kılabilecek şeyler dışında pek bir çözüm yok gibi. Bir de bu tarz durumlarda asla planlama dediğimiz şey işe yaramıyor -gerçi bu benim kendi dengesizliğimden de olabilir emin değilim-.

*Bu şarkının da yeri hep ayrıdır bende. Bir şekilde anında enerjiyle doldurabilme gücü var üzerimde. Belki sizde de vardır deneyin bakalım.

 

*Molly Crabapple‘a hayran olduğumu daha önce söylemiştim sanırım da burada bir kez daha söylemek benim için pek sorun olmaz (: Kendisine hayranım demek hafif kaçabilir benim için, hatta aşığım bile diyebilirim (: Mutlaka yaptıklarını, yapacaklarını takip edin derim. Uzun zaman yetenek, zeka, güzellik birleşimine verebileceğim birkaç örnekten birisi kendisi.

 

*Sitede ufak tefek değişiklikler yapıyorum kafama estikçe, farkeden oluyor mu bilmiyorum da mesela en son Facebook üzerinden yorum yazabilmeyi sağlayan bir zımbırtı koydum. Başlangıçta tamamen can sıkıntısından yapmıştım da sonra işe yarar göründü gözüme, doya doy kullanabilirsiniz. Daha farklı işler de yolda.

 

*“…Çizdiğiniz haritayı belirli aralıklarla kontrol etmekte fayda var her zaman. Fazlasıyla hareketli ve değişken bir gezegen burası ve harita çizildikten sonra olduğu gibi bırakırsanız bir anda kendinizi uçurumla baş başa bulabilirsiniz. Haritalar güncel olmalı, yoksa kendinize çıkardığınız her harita, tarihi eser olmaktan başka hiçbir işe yaramaz.” -Bela P.

 

*Her seferinde böyle oluyor… Kafam ne zaman fazlasıyla karışık ya da dolu olsa herşey böyle kesik kesik patlıyor. Tam toparlandığını sandığım anda alakasız birşeylerle tekrar aynı döngü. Bir şekilde rahat bir dönemi yakalayıp biraz dur demem gerekiyor herşeye ama o da kısa vadede pek de mümkün görünmüyor. Hayatımın aksak ritmde giden bir şarkı gibi olduğunu düşünmeye başladım bile denilebilir bu yüzden. Eğlenceli ama fazlasıyla yorucu…

 

*“Meksikalı fahişeler ve otoyollar ıssız
Caz, kimyasallar ve uygunsuzluk hiç cool değil artık.” -Çağrı Erdem

 

*Bu mübarek ayın mübarek cumasındaki ilk postamızın da sonuna geldik sanırım. Eğer bilgisayar başında okuyacak birşeyler arıyorsanız şuraya alabiliriz sizi ya da FreakAngels tamamen bittiğine göre en baştan okumaya başlayabilirsiniz. Ayrıca haftalık postamız için özel logoyu tasarlayan kardeşim Sabri Erkan‘a da tekrar tekrar teşekkürler buradan da.

Şimdilik bu kadar, bağlantıyı kesebiliriz…

 

ŞİKAYET VAR!

Bu bir şikayettir.

Evet kendimi ve kişisel web sitem belapresente.com’u şikayet ediyorum. Anladığım kadarıyla son zamanlarda sansür işleri fazla yoğun olduğundan benim sitemi gözden kaçırmışsınız. Özellikle son sansürlenenlere ve sansürlenmek istenenlere bakınca kesinlikle emin oldum, benim sitemin de kapatılması lazım.

Çocukları korumak isteyen abiler, ablalar; interneti temiz tutmak isteyen kurum ve kuruluşlar sözüm sizlere! Benden ve benim sitemden kurtarın toplumu. Yoksa çok ağır bir şekilde ahlaklarını bozacağım, onların hassas duygularıyla oynayacağım, vatanına milletine saygısız gençlerin yetişmesine neden olacağım. Bu işin sonu kötü, yazdıklarım yüzünden sapık, katil, uyuşturucu-alkol bağımlısı gençler yetişebilir, örf ve adetleriniz yıkılabilir, hatta ülke bile bölünebilir.

İsterseniz biraz daha inandırıcı olabilmek için sebepler de sunabilirim; en başında kitabını toplatmak için büyük çaba sarfettiğiniz William S. Burroughs’u kendime hoca olarak görüyorum. Yani bu demek oluyor ki onun yaptıkları benim için hep iyi şeyler, yani o zararlı şeyleri de onaylıyorum ve seviyorum. Ayrıca yine onun mensubu olduğu edebiyat akımını -ki hep cinsellikten, uyuşturucudan, aykırılıktan, özgürlükten vs. bahseden bir grup serseridir bunlar- delicesine okuyor ve inceliyorum. Düşünün artık halimi. Bu arada Palahniuk’un Ölüm Pornosu kitabını da çok sevmiştim bunu da kaçırmayın gözünüzden.

Hem türk örf-adetleriyle, onun ahlakıyla da hiç aram yoktur, hiç de sevmem onları. Onlara göre de yaşamayı hiç beceremedim. Yani sizin çizdiğiniz o ahlaksız, terbiyesiz profiline çok fazla uyuyorum. Ben olsam buradan sonrasını bile okumadan kapatırdım bu siteyi. Hem hayatın ve türkiyede yaşamanın ne kadar zor ve sabır gerektiren bişey olduğunu söyleyerek insanları, gençleri alkole, intihara da yönlendiriyor olabilirim, bundan pek emin değilim ama olabilir.

Ayrıca cinsellik konusunda da öyle terbiyeli biri sayılmam, hiç umrumda olmaz müstehcenlik vs. Özgür cinselliğin iyi ve insan için gerekli birşey olduğunu düşünürüm, açık açık da söyler ve yaşarım. Hatta utanmadan propagandasını da yaparım. Türk aile yapısı hiç mi hiç sevmez beni o yüzden. Bende kendisi çok sevmem, o yüzden benim açımdan bir sorun yok ama sizin için büyük bir dert diye biliyorum bunu.

Başka ne var acaba… Ha o sizin korumayı çok sevdiğiniz ar ve haya duygularınızı incitmekten inanılmaz bir zevk alıyorum mesela. Gördüğüm yerde kafasına kafasına, hayalarına hayalarına vuruyorum ki iyice acısın istiyorum. O acıdıkça, o incindikçe ben zevk alıyorum, daha da incitesim geliyor. Öyle böyle değil yani bağımlılık yaptı bende, anlatsam inanmazsınız. Herkesin ar ve hayalarını incitesim geliyor.

Özet ve sonuç kısmına gelecek olursak;

Terbiyesizim, ahlaksızım, sizin ahlağınızı yada diğer duygularınızı umursamıyorum, umursamayacağım. Ve farklı olanların hayatına müdahele etmeye bu kadar meraklı oluşunuzdan da nefret edip size inat, o istediğiniz hayatı asla kabul etmeyeceğim, etmeyeceğiz. Benim hayatıma her müdahele etmeye kalktığınızda da buna karşı duracağım. Çünkü bu TC’nin değil, benim hayatım.

Gerekeni yapmak istiyorsanız yapabilirsiniz, benden bu kadar.

Nezih Sansürü – II / Metis Ajanda 2011

“Nezih kitabevi sansürcülüğe devam ediyor.

Daha önce Underground Poetix adlı derginin “Türk aile yapısına ve kültürüne aykırılığı” gerekçesiyle satımını durduran Nezih kitabevi, şimdi de Metis yayınlarının çıkarmış olduğu “2011 Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı” ajandasını şubelerinden toplatma kararı aldı.

Kitabevi, internet sitsinden yaptığı açıklamada tüm faaliyetlerini, “Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği ilke ve düşünceler doğrultusunda yürütmektedir” şeklinde bir açıklama yaparak uygulamasını meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Ajandanın neden satılmadığını sorduğumuzda gerekçesini öğreniyoruz. Ajandanın 10 Kasım tarihli sayfasında Zulüm yazısı üzerine işeyen çocuk figürü gerekçe gösterilerek mağazalardan toplatıldığını öğreniyoruz. Söz konusu çocuk figürü ajandanın birçok sayfasında mevcut. Bazı müşterilerin üründen şikayetçi olması bahane edilerek yapıldığı söylenen uygulama, Nezih kitabevinin aczini gözler önüne sermektedir. Farz edelim ki söz konusu imaj Kemalizm ile zulüm arasında kurulmuş olsun. Bu ilişkinin kurulması gerekçesiyle ajandaları toplatma kararı alan Nezih kitabevi yönetimine soracağımız birkaç soru var:

– Nezih kitabevi, satacağı ürünlerin içeriğinin ne olduğunu denetleyecek bir sansür kuruluna mı sahiptir?

– Nezih kitabevinin, bilmediğimiz bazı ilkeleri vardır da bundan bizim mi haberimiz yoktur?

– Bu ilkeler nasıl bir şeydir ki TRT’de yayınlanan bir programda konuk edildiği için çeşitli basın kuruluşlarında etik tartışmasına sebep olan Mehmet Ali Ağca’nın kitabını dahi onlarca adetlerde yeni çıkanlar bölümünde teşhir etmekte sakınca görmezken, edebiyat-siyaset-felsefe alanında yüzlerce yayının basımını gerçekleştirmiş olan Metis yayınlarının çıkarmış olduğu bir ajandayı sansürleme hakkını kendinde nasıl görmektedir?

Kendisine gelen şikayet maillerini bir kitapçı ciddiyetiyle karşılayamayan Nezih kitabevi, ürün içeriklerinin yayıncısını bağlayan bir tavır olduğunu, kendisinin bu konularda taraf olmadığını ifade etmekten aciz midir?

Anlaşılıyor ki Nezih kitabevi taraf olduğunu düşünmektedir. Peki öyleyse, Kemalizm’in zulüm demek olduğunu sadece ima etmeyen, bunu aynı zamanda ifade eden kitapların raflarında düzinelerce bulunduğunun farkında değil midir? Nezih kitabevi yöneticileri gerek dünyada gerekse de Türkiye’de yaşanan süreçlerin farkında olmayabilir. Öyleyse biz hatırlatalım: Küresel kapitalizmin ve neo-liberal ideolojik tahakkümün dünyayı saran hegemonyası, sadece Kemalizm’i değil, otoriter bütün yapıları biçimsel dönüşüme ve eleştiriye muhatap ediyor. Elbette ki otoriter yapıları bütünüyle tasfiye etmiyor, sadece onları daha kullanılabilir bir kılıfa sokuyor. AKP’nin temsil ettiği değişimci çizgi de Kemalizm’in bir anlamda reddi iken diğer taraftan onun yeniden biçimlendirilmesidir. Statik ve değişime direnen bir Kemalizm olgusu bugün artık hakim sınıfların da işine yaramamaktadır. Zira konjonktür, burjuvaziyi kapalı ekonomik ve siyasal modelleri dışa açma ve kendini yeniden yapılandırmaya mecbur bırakıyor.

Bu genel çerçevenin içerisinde düşünüldüğünde; geçmişten beri sınıfsal bir içerikle tutarlı bir şekilde Kemalizm’e karşı olan devrimci sosyalist yazarların eserlerinin yanında, artık konjonktüre uygun olarak ve tutarlı bir sınıfsal analize konu etmese de daha önce kendini bu kadar açık ifade etmeyen muhafazakarlar ve AKP ile ittifak halindeki liberallerin eserlerinin de hızla çoğaldığını söyleyebiliriz. Nezih kitabevi yöneticileri, bu eserlerde çeşitli biçimlerde; Türkiye tarihinin önemli kitle katliamları ve dramlarının Kemalist resmi ideolojiden kaynaklandığı ve bir ulus inşa etmek hedefiyle yola çıkan Kemalist kadroların toplumu tektipleştirme projesinin neticesinde gerçekleşen 1938 Dersim katliamından 6-7 Eylül olaylarına, Maraş-Sivas-Çorum katliamlarından 17.000 faili meçhule sebep olan ve hala toplu mezarlarla gündeme gelen Kürtleri inkar politikalarına kadar birçok olgunun sorumlusu tutulduğundan haberleri yok mudur? Eğer yoksa, tavsiyemiz; satışa sundukları kitapları daha dikkatli bir şekilde incelemeleridir. Sadece son zamanlarda çıkan Dersim Katliamı’na ilişkin kitaplara bakmak bile yeterlidir. Sözün kısası, şu anda Türkiye’nin siyasal iklimi bu eleştirileri daha fazla gündeme getirecek bir yere doğru evrilmektedir. Dolayısıyla artan bir şekilde kitap piyasasında benzer içerikli ürünlerin sayısı artacaktır. Bunu görmek için medyum olmaya gerek yoktur. Birazcık ülke gündemini takip eden biri rahatlıkla bunu görebilecekken, Nezih yönetimi hayli hayli görecektir diye düşünüyoruz.(Acaba yanılıyor muyuz?) Madem ki Nezih kitabevi kendisine laik, ulusalcı veya Kemalist bir rol biçmiştir, öyleyse soruyoruz: Nezih kitabevi yöneticileri siyaset ve inceleme araştırma reyonlarında var olan ve ideolojik dokusunu sosyalist, liberal veya İslamcı çizgiden alan ve Kemalizm eleştirisi barındıran kitapları da kaldırmayı düşünüyor mu? (Bu kitapların neler olduğunu ayırt edebilecek durumda değilseniz, söz veriyoruz yardımcı olacağız. İlk elden söyleyelim; Nezih sansür kurulu Kemalizm’i soldan eleştiren birçok kitap için İletişim yayınlarına daha dikkatli bakmalılar. Ya da Fethullahçı bir çok kitap için Timaş yayınlarını ince eleyip sık dokumalılar.)

Metis ajandasının yayınevinin kurumsal kimliğini temsil ettiğini düşünürsek; Nezih kitabevi, Murathan Mungan’dan Ahmed Arif’e, John Berger’den Ursula K. Le Guin’e Bukowski’den Platanov’a, Oruç Auroba’dan Bilge Karasu’ya Türk ve dünya edebiyatının önemli eserlerini satmaya devam edecek mi? Yoksa iki yüzlüce, ajandasını içeri sokmadığı yayınevinin kitaplarını pişkince satmaya devam mı edecek?

Görüldüğü gibi, iş bir kez yayın sansürcülüğüne girdiğinde ve ticarethanenin sahip olduğu tarafsızlıktan uzaklaşıp taraf olmaya başlayınca içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Nezih kitabevi yöneticileri kendilerine geldiğini iddia ettikleri maillere, kitapçı ciddiyetiyle de değil, ticari çıkarcılıkla dahi cevap vermiş olsalardı daha önce yaptıkları hatayı tekrarlamamış olurlardı. Daha önce Türk aile yapısına takılan derginin akıbetinin bir benzeri bu kez resmi ideolojinin kırmızı çizgilerine takılan Metis ajandasının başına gelmiştir. Ancak görünen o ki ifade özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk gibi kavramlara uzak olan Nezih kitabevi yöneticileri kitabevi yöneticiliğiyle soruna yaklaşmadığı müddetçe yukarıdaki soruları yanıtlamaya mecbur kalacaklardır. Kitap okumayı boş zaman faaliyeti olarak görmeyen ve dünyaya karşı kendini sorumlu hisseden entelektüel kesimin bu olayın takipçisi olması ve daha geniş kesimlerin konu hakkında bilgilendirilmesi için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur.”

Nezih Kitabevi’nde Goebbels Kafası

“Basına, kamuoyuna ve tüm ilgililere;

Geçtiğimiz üç ay içerisinde hiç beklemediğimiz bir yaklaşımla karşılaştık.

Bir süreden beri Underground Poetix okurlarından gelmekte olan mailler sonrasında NEZİH KİTABEVİ’ nde, Berfin Cemiloğlu ile başlayan dönemde Underground Poetix’ in yeni sayısının bulunmadığı ve sipariş etme isteklerinin de çeşitli farklı sebeplerle reddedildiğini öğrendik.

Senelerdir sorunsuz bir şekilde çalıştığımız ve yakın zamanda bir İngiliz şirketi tarafından satın alındığını öğrendiğimiz NEZİH KİTABEVİ’ nin bu yaklaşımını başlangıçta anlayamasak da, sonrasında yapılan görüşmelerde bunun dergi talebinde bulunan okuyuculara açıkça söylenmemekle birlikte, ne hoş bir takiye, dergi içersinde yer verilen çeşitli görsellerden ve dergi dilini gayri ahlaki bulmalarından kaynaklandığını öğrendik.

Bizim bildiğimiz, ve çalışmakta olduğumuz kurum, NEZİH KİTABEVİ , bildiğimiz kadarı ile bir kitabeviydi. Kitabevi ile ahlak zabıtalığı arasında da bir fark olduğunu düşünüyoruz.

Ve bizler tam da bugüne denk düşen bu davranış kalıbını zamanlaması açısından oldukça dikkate değer buluyoruz. Underground Poetix ile başlayan bu mekanizmanın ileride ne şekilde evrileceği ve nerelere dayanacağı tüm yayıncıları ve okurları ilgilendiren bir noktadadır. CABASI İSE İÇERDE SATTIKLARI YÜZLERCE ÇEŞİT YABANCI YAYIN ORGANIDIR! Kİ YETERİNCE “MÜSTEHCENLİK” BARINDIRMAKTADIRLAR, NEZİH KRİTERLERİ BAZ ALINIRSA!

Merak ettiğimiz nokta NEZİH KİTABEVİ’ nin Bukowski, Genet ve diğer edebi ürünlere raflarında nasıl yer verebileceği, sipariş vermeden önce tüm dergileri ve kitapları tek tek, sayfa sayfa inceleyip sansür mekanizmasına uygun olmayanları nasıl ayıklayacağıdır.

Abdülhamit’ in sansür mekanizmasını anımsatan, zaman içersinde kitle histerizasyonları ile Nazi propaganda bakanı Goebbels zamanındaki meydanlarda kitap yakmalara kadar uzanabilecek bir sürecin başındaki NEZİH KİTABEVİ ,artık kendileri ile çalışmayı tek taraflı kesmiş bile olsak, durumunu yeniden değerlendirmeli ve özeleştiri vermeli, bunu da kamuoyu ile paylaşmalıdır. Aksi takdirde, BİZ bulunduğumuz her platformda, elimizdeki tüm imkanlarla bu softalığı ifşaa etmeye devam edeceğiz.

Underground Poetix’e yönelik bir yaklaşım olarak başlayıp çok farklı ve tatsız mecralara sürüklenebilecek bu yaklaşıma karşı tüm okurları, yayınevlerini ve özgür düşünceli insanları NEZİH KİTABEVİ’ni BOYKOTA ÇAĞIRIYORUZ !

UNDERGROUND POETIX “

tahrik et! / tahrik ol! (ve duyuru)


Bir son dakika atağıyla yarın başlayacak olan Tahrik Raporu sergisinin tahrikçileri arasına girdim. “Tahrik Et! / Tahrik Ol!” temasıyla yaptığım eylem/işle sergide olacağım. Sergi açılışında görüşürüz.

Sergi hakkında bilgi, metinler ve takvim için; http://tahrikraporu.blogspot.com/

İşin teması hakkında yazdığım metin;

tahrik etmek kavramının tek taraflı düşünülesi ve ona göre hareket edilmesi ciddi bir yanılgıyı da beraberinde getiriyor. insan tahrik etmekten de tahrik olan bir varlıktır aslında. zihin birilerini tahrik ederken aynı zamanda kendisini de tahrik etmekte ve bundan zevk de almakta. ama bu durumu iki farklı şekilde yaşamakta. bu da tahrik kavramının kullanımı ve anlamı açısından genişliğiyle alakalı.

birinci koşulda tahrik edilen tarafta bu durumdan zevk alır ve karşılıklı tahrik ortamı her iki tarafı da mutlu eder. genellikle bu cinsellikle alakalı durumlarda meydana gelir ve her iki tarafta birbirini tahrik etmekten gayet memnundur. buna “iyimser tahrik” diyelim.

ikinci koşul genelde politik amaçlı veya diğer tarafa karşı duyulan öfkeyle alakalı tahriklerde yaşanır. bir taraf karşıdakini tahrik etmekten zevk alır ama tahrik edilen kişi öfkelidir ve bu durumdan memnun değildir. aslında tahrik etmekten zevk alan kişi bunu da o kişiye öfkeli olduğundan dolayı yapar. yani her ne kadar tahrik eden kişi bunu zevkle yapsa da altta bir öfke ve kızgınlık yatar. buna da “kötümser tahrik” diyelim.

Buradan aslında gitmek istediğim nokta ise tahrik kavramının tek taraflıymışçasına ve bir suçlama veya kendini temize çıkarma amacıyla kullanılmasının ne kadar tuhaf durduğunu göstermekti. çünkü sonuç olarak tahrik etme veya tahrik olma durumu daima karşılıklı etkileşime ve iletişime bağlıdır. bu etkileşim bireysel etkileşim olabilir yada grupsal ve hatta toplumsal olabilir. ama sonuç olarak daima bir etkileşim var olmak zorunda.

ben sizi neden tahrik etmek istiyorum diye soracak olursanız şöyle cevap verebilirim ki; hepiniz uyuşmuşsunuz ve beyinleriniz donmuş. tahrik etmek istiyorum çünkü sistemin birer koyunu halinde tv karşısında ölecek olmanız maalesef tüm dünyayı ilgilendiriyor. tahrik etmek istiyorum çünkü sisteme yapacağınız her hizmet hem sizin hem de tüm lanet olası gezegenin sonunu hazırlıyor. tahrik etmek istiyorum çünkü başka türlü değişeceğinize hiç ama hiç ihtimal vermiyorum.

insanın en önemli ve en işe yarar duygularından biri öfkedir. ve bir insanı öfkelendirmenin en iyi yolu da tahrik etmektir. çünkü bu sayede hem siz biraz yerinizden kıpırdıyorsunuz hem de bir etkileşim bir iletişim doğuyor, tüm bu yalnızlaştırma çabalarının ortasında.

belA presente!