Kötü Yayıncılık ve Cahilliğin Mükemmel Karışımı: Chip Dergisinin Tor Fobisi

Geçenlerde bir kitabevini turlarken görüp de çekmiştim, bugün aklıma gelince paylaştım şu görseli Twitter’da:

Eğer az çok benim blogu okuyorsanız ya da bu konularda ucuz komplo teorileri ve masallar dışında birkaç yazı okuduysanız neyi kastettiğimi çok iyi anlamışsınızdır. Eğer çok fazla bilginiz yoksa, en basitinden bir özet için Journo dergisine yazdığım Deep Web yazısına (sayfa 26-27) bir göz atabilirsiniz.

Bu fotoğrafla ilgili sorunlar elbette bununla da bitmiyor. Benim için en rahatsız edici nokta, bunu ülkenin en çok satan teknoloji dergilerinden birisinin yapıyor olması. İnsanlara doğru bilgiler vermesini beklediğiniz bir yayın, ucuz pazarlama taktikleri için yalan yanlış bilgileri ve böyle komplo teorisi tadında başlıkları kullanıyor ve insanların internetteki en önemli teknolojilerden birisi hakkında tamamen yanlış bir algıya sahip olmasına neden oluyor. Üstelik bunu tamamen üç-beş tane dergi daha fazla satabilmek için yapıyor.

Oysa profesyonel bir yayının (ister dijital, ister ölü ağaç üzerinde olsun) yapması gereken bunun tam tersi. Zaten ortalıkta yeterince yanlış bilgi ve dedikodu var, onları derlemek yerine neden doğru düzgün bilgiler vermeyi tercih etmiyorsunuz? Neden mesela Tor sayesinde birçok gazetecinin daha güvenli haber yapabildiğinden, aktivistlerin otoriter devletlerin gözetim sistemlerine karşı kendilerini koruyabildiklerinden, internetteki bir yığın gözetleme ve fişleme sisteminden isteyen herkesin bu sayede kendisini koruyabileceğinden ya da Türkiye gibi sansürün başkenti olmuş bir ülkede sansürsüz bir şekilde interneti dolaşabileceğimizden bahsetmiyorsunuz?

Ama bunların hiçbirisi satmayacak değil mi? Gerçekten tek derdiniz bu çünkü. Size para verip de o dergiyi satın alanları yalanla besliyor olmanız umrunuzda bile değil.

Öyle bir anlatıyorsunuz ki Deep Web’i, okuyan da zannedecek ki Yazıcıoğlu’nun bir farklı versiyonu. Sokağa girdiğinizde “DVD lazım mı?” diyenler yerine seri katiller, uyuşturucu satıcıları dolaşıyor. Bu kadar komik ve gerçek dışı şeyleri yazarken hiç mi dönüp kendinize “Lan biz ne saçmalıyoruz böyle?” demiyorsunuz?

Siz demeseniz de, ben size her fırsatta diyeceğim. Hiç merak etmeyin.

Bundan sonra her gördüğümü blogumda ya da sosyal medyada paylaşacağım. Belki ders çıkarırsınız da biraz daha dikkat edersiniz insanlara yalan söylerken.


Eğer benim görmediğim böyle yalanlara ve yanlış bilgilendirmelere siz denk gelirseniz bana yönlendirin, zevkle paylaşırım. Mail adresim ve sosyal medya hesaplarım anasayfada var.

PS: Biliyorum birçok farklı konudaki yayın, benzer şeyleri yapıyor. Ve bunlar sadece internet ve dergilerle sınırlı değil. Ancak bu hiç kimse için bir savunma sayılamaz. Sırası geldikçe ya da benim önüme düştükçe de hepsine yer vereceğim, hiç merak etmesin kimse.

Tor Project’in Yeni Lideri Emektar Dijital Aktivist Shari Steele Oldu

Sansürü aşmak için kullandığımız Tor Browser’ın ve yakın zamanda çıkan mesajlaşma uygulaması Tor Messenger‘ın bizlere ulaşmasını ve daima güncel kalmasını sağlayan, kâr amacı gütmeyen bir organizasyon olan, Tor Project’ten haberler var. Uzun ve detaylı bir araştırmanın ardından, Tor Project yeni Yönetim Kurulu Başkanı’nı bulduğunu bugün gönderdiği basın açıklamasıyla duyurdu. Tor Project’in yeni yönetim kurulu başkanı Shari Steele oldu.

Shari Steele, dijital aktivizm ve dijital haklar konusunda yirmi yıldan daha uzun süredir mücadele eden birisi. Kendisi bildiğimiz anlamda internet yokken bile dijital haklar için mücadele ediyordu demek mümkün. Bunun yanı sıra Steele EFF’in (Electrnoc Frontier Foundation) 15 yıl boyunca Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmış ve Nisan 2015’te bu görevini devretmişti. Son 15 yıl boyunca EFF’in yaptığı birçok işte imzası bulunmakta.

Tor Project’in kurucularından birisi olan ve bir süredir Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen Roger Dingledine, görev değişimiyle ilgili “Tor’un teknik yanı dünyanın en kalitelilerinden birisi, şimdi Shari’nin bize Tor’un organizasyon kısmını da mükemmel hâle getirmemiz için yardım edecek olması  heyecan verici. Bizim insanları yönetmesini bilen, kâr amacı gütmeyen bir organizasyonun nasıl işlediğini bilen ve bağışçılarla bağlantıları güçlü olan bir lidere ihtiyacımız vardı. Tor sivil özgürlükler için mücadele eden organizasyonlar ailesinin bir parçası ve bu adımımızla Tor, bu ailenin önemli bir parçası olduğunu gösterecektir.” şeklinde konuştu.

Shari Steele de Tor Project’in yönetimini üstlenmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu, birçok büyük adım atabileceklerini söyledi.

“Tor Project dijital dünyada haklarımızı korumaya çalışan bir sürü harika teknoloji meraklısından oluşuyor. İnternet özgürlüğü STK’sı inşa etmede ve büyütmedeki tecrübelerimi Tor’un operasyonel anlamda daha verimli hâle gelebilmesi için kullanabilecek olduğum için çok memnunum. Tor’u daha büyük, güçlü ve sürdürülebilir hâle getirmek ve bu hareketi büyütmek gibi bir fırsatı değerlendirmemem imkansızdı.”

Steele’in çalıştığı süre boyunca EFF birçok önemli işe imza attı. 2004 yılında Tor’u kanatları altına aldılar ve birçok konuda destek oldular. EFF’in Teknoloji Departmanı’ı Steele’in önderliğinde kuruldu ve şu anda birçoğumuzun kullandığı HTTPS-Everywhere ve Privacy Badger gibi projeler bu ekip tarafından üretildi. Ayrıca fon bulma ve ekonomik destek sağlama konusundaki başarıları da şu anda ekonomik anlamda daha özgür hâle gelmeye çalışan Tor Project için oldukça önemli katkılar sunacaktır.

Tor Project’in kurucuları olan Roger Dingledine ve Nick Mathewson ise kısa vadede bu geçiş dönemine yardımcı olacaklar ve ardından yalnızca yönetim kurulu üyeleri olarak çalışacaklar. Bu sayede her ikisi de eskiden olduğu gibi Tor’un teknik kısmında daha aktif olarak çalışmaya dönebilecekler.

Tüm bu gelişmeler umuyoruz ki hem Tor ekibi hem de Tor kullanıcıları için çok daha iyi bir dönemin başlamasını sağlayacak. Tor’un yönetimsel anlamda daha aktif ve düzenli bir tempoya girmesi her konuda daha rahat hareket edebilmelerini sağlarken, yönetimin daha düzenli bir hâle gelmesiyle teknik kısma daha fazla ağırlık verip kullanıcıları için daha güzel projeler ve uygulamalar çıkarabilecekler.

Tor Project ekibini ve Shari Steele’i tebrik ediyor ve kendilerine bugünden itibaren başlayan bu yeni dönemde başarılar diliyoruz.

RE: THROWING YOURSELF DOWN A MEMORY HOLE by @warrenellis

Warren Ellis wrote this short post on his blog Morning Computer today:

http://morning.computer/2015/12/throwing-yourself-down-a-memory-hole/

finishing it with saying “Today I remain undecided.  How about you?”. Considering that I was thinking about similar issues for some time (Turkish speaking readers can check this), decided to give it a shot.


First, I’m doing the same thing (downloading all my tweets) in regular basis, because it’s an important archive for me and I don’t want to trust anyone with something important for me. That’s why I’m trying to move my Tumblr infodump/lifelog to my own servers. No one other than me really cares what’s important for me, especially some corp from US.

About deleting what I shared regularly, I’ve tried that when I was using Facebook. While it seemed useful at first, it started to become meaningless after a while, because all of these was already getting buried and forgotten most of the time. And it was making things hard when it comes to download the archive because I had to keep every archive I’ve downloaded every time.


I was trying to find a way to build myself a “calmer internet” for some time, because of the very similar reasons. Most of the things we call internet today is a total mess and they’re doing everything possible to turn these into something more useless. While we need more stuff to curate the information flowing, we get more stuff makes all these more impossible to control. Because, let’s make it clear, advertisers wants it that way.

What should we do now? When I’ve started using internet, what I fall in love with it was conversation and the limitless information I can consume whenever I want, however I want. But we somehow let this controlled by Google, Facebook, Twitter and others. While they did a lot good at first, they’re now letting the control to the advertisers and governments. And that’s why I can’t leave my blog and other sites I’ve build. I prefer having this conversation from blog to blog and at the comments instead of Twitter. I know that it won’t reach a lot of people but same goes for tweets and Facebook posts too. And I prefer writing a blog post instead of 20-of-234 style Twitter rants.

Maybe we have to remember how to use blogs and developers start to think about something other than “Twitter for X”, “Uber for Y”, “Spotify for Ğ” and useless IoT toys.

I don’t really have a blueprint for what I want, but I have a name for what I need: Distributed Invisible Network of Monasteries.

And yet I’m still undecided about what and how to do it. So I’m passing Warren’s question to you: How about you?

Sakin İnternet

Biraz sakinleşmeye ve buna bağlı olarak teknolojiyi ve interneti kullanma şeklime çeki düzen vermeye niyetlenmem aslında uzun bir zaman öncesine dayanıyor. Ama bunu yapmaya başlamak için yeterli motivasyonu bulmam biraz uzun sürdü.

“Calm Technology” akımını keşfettiğimden bu yana kafamın içinde dolanan fikirler vardı. Bunun üzerine internetin merkeziyetsizliğini koruma içgüdümü ve aslında internette kullandığımız birçok şeye başkalarının sahip olmasının getirdiği korkuyu da ekleyince kendimle ve çalışma düzenimle ilgili kimi değişiklikler yapmaya karar verdim. Elbette bir de son zamanlarda Warren Ellis’in bu konudaki fikirlerime destek çıkan şeyler yazmasının da motive olmamda katkısı var.

Elbette bu değişiklikleri tetikleyen en önemli şeylerden birisi de daha verimli çalışmak istemem. Kendim için sakin bir internet organize edip kontrolü ele alma ihtiyacı duyuyordum açıkcası. Diğer türlü başkalarının kontrolündeki sosyal ağların ve bitmek bilmeyen bir koşturmacanın içerisinde kayboluyormuşum hissini yaşamaya başlamıştım açıkcası. Özellikle Twitter gibi mecraların soluklanmaya hiç fırsat tanımayan ortamları darlamaya başlamıştı. Bu yüzden biraz kenara çekilip sakinleşmenin, bir nefes almanın iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Ayrıca yapmam gereken ve yapmak istediğim birçok iş birikmişken (hepsiyle ilgili haberler yakında) gerçekten farklı bir çalışma düzenine ihtiyacım olduğunu fark ettim.

Peki nasıl olacak bu? Daha doğrusu ne değişecek?

En başta, bundan sonra daha fazla yazacağım ama bu yazdıklarım Twitter gibi yerlerde değil, kendi mecralarımda olacak. Bunların başlıcaları:

Bunların yanı sıra kendime bir bilgi deposu da oluşturdum. Eskiden Tumblr’ı bu amaçla kullanıyordum ama hem organize etmesi ve içinde bir şeyler bulması kolay olduğundan, hem de gerçekten herşeyiyle benim kontrolümde olduğundan dolayı ayrı bir yere taşımaya karar verdim. Çünkü böyle konularda hiçbir şirkete güvenmeye gelmez. Eğer takip etmek ya da oraya neler yığdığımı görmek isterseniz kendisi burada ve üst menüdeki “A Weird Notebook” linkinde.

Ayrıca sosyal ağlarda kıyasla daha az zaman geçireceğim. Kimi şeyleri otomatiğe alacağım, yani hesaplarımdan her paylaşım olduğunda internet başında olmayabilirim. Elbette Twitter’da mentionları ve DM’leri takip ediyor olacağım ama yine de eğer bana ulaşmak isterseniz en sağlıklı yol email olacaktır. Bu konuda ihtiyacınız olan her türlü bilgiyi anasayfada bulabilirsiniz.


Uzun lafın kısası: Bundan sonra daha sakin internet kullanacağım; daha az gevezelik yapıp daha çok üreteceğim. Yukarıdaki linkler (özellikle blog ve newsletter) mutlaka takibe almanızı tavsiye edeceğim yerler.

Dört Yıl

Çizim Göki’min.

Zaman üzerine konuşmak hep çok ilginç gelmiştir bana. Bir yandan ölçmek için binbir şey üretmiş olmamıza rağmen onu hissetme şeklimiz ve onunla iletişime geçme hâlimiz sanki bu ölçme denemelerinin hepsini boşa çıkarmak için uğraşıyor gibi. Tam olarak anlamamamız için büyük çaba harcıyor sanki.

En bilinen örneklerdendir: Keyif alarak, dolu dolu geçirdiğiniz zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz bile. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibidir. Ve aksine ne kadar can sıkıcı geçiyorsa o an, bitmek bilmez gibidir. Sanki bir dakikanın geçmesi on dakika sürüyor gibi.

Nereden buraya geldik diyecek olursanız, bugün benim için en önemli tarihlerden birisinin dördüncü yıl dönümü. Göki’mle dört yılı geride bırakıyoruz bugün. Ve ben hâlâ dört yıl dedikçe kendimi garip hissediyorum. “Ne ara dört yıl oldu be?” diye soruyorum kendime, sonra gülmeye başlıyorum.

O kadar dolu, o kadar güzel bir dört yıldı ki bu. Her şeyiyle mutluyum bu dört yılı yaşadığıma. Sanırım zamanın akıp gitmesinden bu kadar memnun olmamın sebebi de bu. Böyle güzel zamanlar geçirmenin bedeli zamanın bile farkında olmamaksa memnuniyetle kabul edebilirim bunu.

Böyle akıp gitmeye devam eder umarım zaman ve ben her seferinde böyle şaşırırım. Çünkü bu olmaya devam ettiği sürece, bunu yazarken içinde bulunduğum hisleri her seferinde tekrar yaşabildiğim sürece her şeyin yolunda olduğundan emin olacağım.

Seni çok seviyorum Gökim. Hep böyle akıp geçsin zaman, ben hâlimden fazlasıyla memnunum.