“İnternetin Yıkıcılığı Üzerine, Tekel Medya ve Büyük Veri Savaşı” [Koç Üniversitesi Bilişim Günleri]

Koç Üniversitesi 4. Bilişim Günleri

Bununla ilgili daha erken duyuru yapabilmeyi isterdim ancak hem seçimlerin tüm haftasonu gündemini ele geçirmiş olması hem de etkinliğin web sitesinin açılmasının gecikmesinden dolayı ancak bugün duyurabiliyorum.

Koç Üniversitesi Bilişim Kulübü’nün düzenlediği ve bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Bilişim Günleri’nin bu yıl başlığı “İnternetin Görünmeyen Yüzü”. Her gün farklı bir etkinliğin gerçekleştirileceği bu günler bugün başlıyor.

İlk günün panelinin başlığı “İnternetin Yıkıcılığı Üzerine, Tekel Medya ve Büyük Veri Savaşı”. Konuşmacılarsa Ali Rıza Keleş, Ebru Yetişkin ve ben (Ahmet A. Sabancı). Bu panelde günümüzde internetin ve teknolojinin geldiği konumu, bunun sosyal ve politik etkilerini, yakın ve uzak gelecekte bizi bekleyen şeyleri ve bunlarla dair nasıl bir yaklaşım sergilememiz gerektiği gibi konuları konuşacağız. Yani daha geniş ve artık bana göre konuşmaya ihtiyacımız olan konuları konuşmak ve bununla ilgili katılan herkesle beraber bir tartışma ortamı yaratmak istiyoruz.

Panel bugün (31 Mart 2014) saat 18:30’da Koç Üniversitesi’nde. Gelebilecek herkesi bekliyoruz, herhangi bir kayıt yaptırmaya gerek yok.

Bununla birlikte Bilişim Günleri’nin diğer etkinliklerini de kaçırmamanızı tavsiye ederim. Hepsi konusunda gerçekten bana göre uzman kişilerin katılımıyla gerçekleşecek önemli etkinlikler ve bu konularla ilgileniyorsanız katılmanızın size büyük katkısı olur.

Etkinliğin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Tasarımı çok güzel olmuş, bunun için de Bilişim Kulübü’ndeki arkadaşlara teşekkür ederim (yukarıdaki görsel siteden alıntıdır).

[Notes From Internet] It’s Not Twitter It’s the Eclipse of Reason

BjNDchRCAAABKYR

You’ve probably heard that Twitter blocked in Turkey. Also latest news adds that Google DNS is blocked too. I wanted to write something about it but I really don’t have enough time for writing a detailed piece about that right now. Instead of writing I’ll share our organization Alternative Informatics Association’s statement about this censorship. (You can read Turkish version of the statement here.)

Also Zeynep Tufekci wrote a great piece about that topic and she summaries every detail perfectly. You can read that here.


It’s Not Twitter It’s The Eclipse Of Reason

Twitter has become a basic communication tool for the users in Turkey to exercise freedom of speech. The President, The Prime Minister and the commissioners, journalists, bureaucrats, members of the parliament, writers, artists, unionists and activists, people with different political ideologies, oppressed groups and people from different parts of the society can state their opinions and participate in discussions about the current situations. In an environment where traditional media is constantly struggling with government oppression, communication tools like Twitter are crucial for the citizens. The only environment we can access to information without being censored is through the internet. To block an essential tool like Twitter just before the elections is unacceptable. It’s a clear violation of the right to freedom of expression.

Violation of the Right To Elect and the Right To Be Elected.

Turkey is on the eve of Local Elections. The running parties and the candidates use social media and Twitter frequently for their campaigns. This type of communication gives citizens the opportunity to follow the candidates closely, express their problems and hear the solutions that candidates can offer and also force them to create solutions. Therefore, blocking Twitter not only violates the freedom of speech but also violates the right to elect and to be elected.

We Are Concerned About The Integrity Of Upcoming Local Elections

We are experiencing great political tensions in expectation of the upcoming local elections that will take place on March 30th, 2014. These tensions are further solidified through distrust in the electoral process itself. The internet holds great potential for bringing citizen oversight to this process. It offers platforms and communication mechanisms to rapidly report on injustices and fraud attempts during the election data. Given current circumstances in Turkey, the internet is expected to play a crucial role in the supervision of the casting and counting of votes and hence in assuring the integrity and safety of the elections. The current blocking of internet based services is destructive to these citizen initiatives, increases existing social and political tensions, and negatively affects the trust in the electoral process. We are hence very concerned about both the integrity and safety of the upcoming elections.

Law Has Been Reduced To A Tool In The Hands Of The Government

The government points to court rulings to justify the blocking of Twitter. However, by now we are unsure about “whose” courts and rulings we can rely on. In the hands of the government, “legal grounds” are interpreted excessively or simply manipulated, leading to increasing distrust in the legal system. The Presidency of Telecommunications (Telekomunikasyon Iletisim Baskanligi or simply TIB) plays a precarious role in the enforcement of these legal rulings. In some past cases, they have abstained from taking action on select court rulings, arguing that it is beyond their legal authority. They have stated that TIB only has the authority to enforce blocking decisions when these are based on catalogued crimes. Yet in some cases, they have overstepped their authority and enforced rulings on blocking Internet based services. The arbitrary enforcement of legal rulings is in tune with the repeated threats made public by Prime Minister Erdoğan who most recently announced “we will eradicate social networks like Twitter”.

An “eclipse of reason” is the current state of the Turkish government. It is not possible to articulate a rational explanation for the new regulations, including the new Internet laws, and their enforcement within a framework of governance informed by basic democratic values. We can only regard these intrusive interventions as acts of despair and a lack of intellect.

These shameful acts of censorship are unacceptable. We call for action against censorship and the chilling of voices on the Internet, now!

Alternative Informatics Association, March 21st, 2014

http://www.alternatifbilisim.org

Telefonunuzda Güvenli Mesajlaşma İçin

Her türlü internet trafiğinin birçok kurum tarafından izlenmeye ve arşivlenmeye çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Özellike Türkiye, artık bu konuda istediğini yapabilecek yetkilerle donatılmış kurumlara sahip. Bu yüzden en azından kendi kullandığım uygulamalardan tavsiyeler vererek bu konuda sizlere yardımcı olmaya çalışacağım.

Bu konularda daha detaylı bilgi edinmek ve uygulamaları nasıl kullanacağınızı öğrenmek için Kem Gözlere Şiş projesini takibe almanızı tavsiye ederim. Burada yazdığım ancak orada anlatılmayan uygulamalar olacaktır, projenin sürekli kendisini güncelliyor ve yakında daha da geniş bir arşive sahip olacak.


Başlangıcı mesajlaşma araçlarıyla yapmaya karar verdim. Burada bahsedeceğim uygulamalar özellikle Whatsapp benzeri diyebileceğimiz ve herhangi bir ekstra hesap sahibi olmayı gerektirmeyen uygulamalar olacak. Whatsapp’ın Facebook tarafından satın alnmasıyla onlara olan güvenin de ciddi bir şekilde düşmesi zaten alternatif arayışlarına sürüklemişti insanları. Bunun yanı sıra daha güvenli mesajlaştığınızdan emin olmak istiyorsanız zaten SMS’i veya Whatsapp’ı tercih edeceğinizi zannetmem.

Telegram

telegram-inbox

Bu uygulama aslında görünüş ve kullanım açısından tam bir Whatsapp replikası. Ancak Whatsapp’tan farklı ve iyi birçok özelliği var. En başta sizden hiçbir şekilde ücret talep etmiyor ve etmemek konusunda da kesin bir tavırları olduğunu söylüyorlar. Bunun yanı sıra normal mesajlaşmalarınızı zaten saklamadıkları gibi, uygulama içerisinde şifrelenmiş olarak mesajlaşmanıza da imkan tanıyorlar. Ayrıca Whatsapp’tan kolay vazgeçemeyecek veya yeni bir uygulamaya alışmakta zorlanacak gibi hissediyorsanız güzel bir geçiş uygulaması olarak düşünülebilir.

Ancak uygulama zaman zaman çok kısa süreli stabillik sorunları yaşıyor ve mesajların ulaşmaması gibi nadir sıkıntılar yaşatabiliyor. Bunun muhtemel sebebi Whatsapp’ın satılmasından sonra ağır bir yüklenmeye maruz kalmaları ve tam anlamıyla bunu çözememiş olmaları. Bunun yanı sıra şifreleme kısmında ne kadar başarılı olduklarından emin değilim, o yüzden o konuda Telegram için kesin bir şey söyleyemiyorum.

Android için buradan, iOS için buradan.

TextSecure

textsecure-inbox

Açık ara benim favorim olan uygulama. Daha önceleri sadece SMS’lerinizi yönetmek ve onları kriptolu olarak göndermek için yazılmıştı bu program. Ancak yakın zamanda push mesaj servisini de uygulamaya dahil ettiler ve gönlümü daha da kazandılar.

Uygulama her anlamıyla başarılı ve şu ana kadar bana hiçbir sıkıntı yaşatmadı. Hem SMS’leriniz hem de normal mesajlaşma için gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz bir program. Şifreleme konusunda da oldukça güvenilirler ve daha da iyisini yapabilmek için uğraşıyorlar. Tıpkı Whatsapp’ta olduğu gibi telefon numaranızı uygulamaya tanıtmanız ve ardından sizin için bir anahtar yaratmasını sağlamanız içiniz rahat bir şekilde mesajlaşmanız için yeterli.

Android için buradan, iOS için yakında.

Wickr

wickr-inbox

Bu yeni keşfettiğim bir program ve bunu da ciddi bir şekilde sevmeye başladığımı söyleyebilirim. Bu programda kendinize bir kullanıcı adı ve şifre seçiyorsunuz ve ardından sizin güvenli mesajlaşma yapabilmeniz için kendisi tüm gerekenleri yapıyor. Ardından kullanıcı adınızı bilen herkes sizinle mesajlaşmaya başlayabiliyor. Eğer arkadaşlarınızın sizi daha rahat bulabilmesini isterseniz kullanıcı adınızla mail adresinizi ve/veya telefonuzu da eşleyebiliyorsunuz. Bununla rehberinde birinden birisi olan kişi de sizi rahatça bulabiliyor.

Bu uygulamanın en güzel yanlarından birisi de kendi kendisini imha eden mesajlar gönderebiliyor olmanız. Yani gönderdiğiniz mesaj sizin belirleyeceğiniz süre boyunca aktif oluyor ve ardından tamamen siliniyor. Bu sayede hem kriptolu hem de bir süre sonra yok olan bir mesaj göndermiş oluyorsunuz. Bir anlamda Snapchat’in yazılı hâli olarak düşünebilirsiniz. Tabi ki güvenlik açısından ondan daha iyiler.

Android için buradan, iOS için buradan.


Bu üç uygulama (+ Snapchat) benim telefondan mesajlaşma için kullanmayı tercih ettiklerim ve tavsiye ettiklerim. Eğer sizde telefon numaram varsa TextSecure veya Telegram’dan bana ulaşabilirsiniz. Eğer yoksa Wickr’da (veya Snapchat’te) ahmetasabanci nickiyle beni bulabilmeniz mümkün.

Uygulamaları genel olarak tanıtmak amacıyla yazdım, umarım sizlere az da olsa yardımcı olabilmişimdir. Bundan sonra özellikle bahsetmemi istediğiniz bir konsept veya uygulama olursa yorumlardan, maille veya bu uygulamalardan birisiyle bana ulaşabilirsiniz.

Metin Külünk’ün Davetine İcabet

Önce görmeyenler veya hatırlamak isteyenler için bugün meşhur olan davet:

Şimdi başlayacağım ama ufak da bir not eklemem lazım; benim öncelikli olarak ilgilendiğim alanlar estetik ve teknoloji felsefesi. Ancak bunların yanı sıra hatırı sayılır bir siyaset felsefesi, din felsefesi ve hermeneutik okuması yapmışlığım var ve fırsat buldukça bu okumalarımı arttırmaya çalışıyorum. Özellikle bu daveti yapan kişiyi göz önüne alacak olursak bu konularda kendisinden daha yetkin olduğumu düşündüğümü söylemem narsist bir tavır olarak görülmez umarım.


Öncelikle Sayın Külünk tartışmayı fazlasıyla yanlış ve saptırmaya açık bir noktadan başlatarak büyük bir hata yapıyor. Bir siyasi olayı ve beğenseniz de beğenmeseniz de yasaların söz söyleme yetkisine sahip olduğu bir alandaki konuyu din üzerinden bir yorumla savunmaya çalışmak, otomatik olarak din ve anayasayı karşı karşıya getirmeye ve bunları iki zıt kutupmuş gibi göstermeye çalışan bir noktaya götürür sizi. Üstelik bunu bir milletvekili olarak yapmak ve dinden taraf bir tavır almak, içinde çalıştığınız ve bir parçası olduğunuz kurumu hiçe saymak ve ona güvenmemek anlamına gelir. Böyle bir durumda, kendi yetkilerini ve temsil ettiği devleti de tamamen sorgulanabilir ve yetkisinden şüphe edilebilir bir duruma düşürmektedir. Yani fikren kendi topuğuna sıkmaktadır.

Bunu bir kenara koyduğumuza göre şimdi kendisinin asıl tezine, yani günah işleme özgürlüğüne dönelim. Böyle bir şeyin ne anlama gelebileceğini ve bunun mümkün olup olamayacağını açıklamaya ve kendisinin de muhtemelen doğaçlama bir şekilde uydurduğu bu kavramın nasıl mantıksız ve temelsiz olduğunu göstermeye çalışacağım.

Öncelikle günahın tamamen dinlere ait bir kavram olduğunun altını çizmemiz lazım. Eğer bir şeriat devletinde yaşamıyorsak, günah kavramının yasalarda ya da hukukta hiçbir geçerliliği yoktur. Bu yüzden kavram olarak “günah işleme özgürlüğü” ancak din çatısı altında bakılabilecek bir kavramdır. Ancak dinlerin hangisine bakarsak bakalım, günahın bir özgürlük olmadığını görebiliriz. En başında günah, insan için yasak olan bir şeyin yapılması anlamına gelir ve bu yasak en büyük güçten, yani Tanrıdan gelir. Böyle bir yasağı delebilirsiniz tabii ki, ancak bunu delmek kimi zaman sizin Tanrı tarafından dinden kovulmanız anlamına bile gelmektedir. Yani her ne kadar Metin Külünk, bu Tanrıyla insan arasında dese de, Tanrı buna pek sıcak bakmaz.

Bunun yanı sıra İslam açısından bakacak olursak, dinde günah olan hemen her şeyin, şeriat devletlerinde veya müslüman toplumlarda ağır cezası vardır. Bu asla değişmemiştir. Dinen yasak olan bir şeyi yapmak her ne kadar sizi cehenneme götürecek bir eylem olsa da ve zaten Tanrı tarafından cezalandırılacak olsanız da, buna yaşadığınız dönemde de bir ceza verilmektedir. Bunu görmek için İslam ortaya çıktığı zamandan bu yana Müslüman olan toplumları ve devletleri incelemek yeterli olacaktır. Bunun yanı sıra bunun yapılmasını bizzat Tanrı ve Muhammed de birçok kez söylemektedir. Yani “günah işleme özgürlüğü” dinler açısından baktığımızda pek de söz konusu olmayan bir durumdur. (Bu konuda uzun uzun örnekler ve kaynaklar listelemek istemedim ancak isteyenler biraz araştırmayla bu dediklerime rahatça ulaşabilir. Gerek duyulursa ben de eklemeler yaparım.)

Şimdi işin din kısmını bir kenara bırakalım ve Külünk’ün “özgür irade”den bahsettiğini düşünelim. Elbette insanlarn özgür iradeleri vardır ve koşullar elverdiği sürece istediklerini yapabilme özgürlüğüne sahiptirler. Ancak bir devlette veya bir grup insanla birlikte yaşıyorsanız bunu kontrol altına alan ve insanların bir arada doğru düzgün yaşamasını sağlamaya çalışan birtakım yasalar daima söz konusu olmuştur. Devletin ortaya çıkma sebebibin de bu düzeni insanların kendi elleriyle kurmak istemeleri olduğunu söyler Rousseau. Yani bir arada yaşarken bazı kurallar koyarız ve bizimle birlikte yaşayacak insanları bu kurallara uymaya zorlarız. Elbette kurallar farklı farklı olmaktadır ve her zaman güzel sonuçlar vermezler.

Bir devletin içinde (ya da parçası olarak) yaşamak demek de özgür irademizle bu kurallara uymaya söz vermek anlamına gelir. Yani yasalara uyacağımızı ve uymazsak yine yasaların söylediği şekilde cezalandırılacağımızı kabul ederiz. Eğer yasaları beenmiyorsak ya da yanlış olduğunu düşünüyorsak bunların değiştirilmesi için çaba harcarız. Kimi zaman da yasalar o kadar kötü hâldedir ki, tamamen bir yıkım ve yeni yasalar yazma ihtiyacı duyulur ki bunun adı da devrimdir. Ancak suç işlemenin yerine günah işlemeyi koyup bunu “Allah’la benim aramda, yasalar karışamaz” noktasına çekmeye çalışmak en basit hâliyle mantıksızlığın suyunu çıkartmak ve yüzsüzce davranmak demektir. Bir devletin içinde yaşıyorsan suç işleme hakkın var ama bunun cezasını da çekmek zorundasındır. Buna başka türlü bir kılıf uydurarak kaçamazsın.

Burada aynı zamanda ilginç bir şekilde dinin bir siyasetçi tarafından nasıl bir kaçış noktası olarak kullanılmaya çalışıldığına dair de güzel bir örnek izliyoruz. Kendisi siyaset ve hukuk anlamında tamamen sıkıştığı için, istediği gibi yorumlayabileceğini ve eğip bükebileceğini bildiği bir alan olan dine kaçmaya çalışıyor ve içten içe şeriat hukukuyla yönetilme arzusunu da ortaya koyuyor. Çünkü diğer davet ettikleri Diyanet ve islam hukukçuları. Bunun basit bir politik ajitasyon olduğunu görmemek için kör ve sağır olmak lazım (ya da Türkçe bilmemek).


İşin özü; diyanet veya islam hukukçuları ne der bilemem ancak “günah işleme özgürlüğü” neresinden tutsak elimizde kalan bir kavram. Hiçbir şekilde geçerliliği yok, bir temeli veya mantığı yok ve buna bir kılıf uydurmak da mümkün değil. Zaten dinlerken bunun ne kadar saçma ve o anda savunma amacıyla uydurulmuş bir şey olduğunu görebiliyorsunuz (araya durduk yere Einstein’ın, Edison’un adını karıştırması mesela) ancak yine de bir felsefeci olarak davete icabet edip bir şeyler söylemek istedim.

Ayrıca 17 Aralık’ın felsefi yönü diye de bir şey söz konusu değil, tamamen siyasi ve hukuksal bir olay. Ve felsefe sizin zannettiğiniz gibi bir şey değil, artık ne zannediyorsunuz onu da bilmiyorum ya. O yüzden siz bu taraftan umudu kesin en iyisi.