tahrik et! / tahrik ol! (ve duyuru)


Bir son dakika atağıyla yarın başlayacak olan Tahrik Raporu sergisinin tahrikçileri arasına girdim. “Tahrik Et! / Tahrik Ol!” temasıyla yaptığım eylem/işle sergide olacağım. Sergi açılışında görüşürüz.

Sergi hakkında bilgi, metinler ve takvim için; http://tahrikraporu.blogspot.com/

İşin teması hakkında yazdığım metin;

tahrik etmek kavramının tek taraflı düşünülesi ve ona göre hareket edilmesi ciddi bir yanılgıyı da beraberinde getiriyor. insan tahrik etmekten de tahrik olan bir varlıktır aslında. zihin birilerini tahrik ederken aynı zamanda kendisini de tahrik etmekte ve bundan zevk de almakta. ama bu durumu iki farklı şekilde yaşamakta. bu da tahrik kavramının kullanımı ve anlamı açısından genişliğiyle alakalı.

birinci koşulda tahrik edilen tarafta bu durumdan zevk alır ve karşılıklı tahrik ortamı her iki tarafı da mutlu eder. genellikle bu cinsellikle alakalı durumlarda meydana gelir ve her iki tarafta birbirini tahrik etmekten gayet memnundur. buna “iyimser tahrik” diyelim.

ikinci koşul genelde politik amaçlı veya diğer tarafa karşı duyulan öfkeyle alakalı tahriklerde yaşanır. bir taraf karşıdakini tahrik etmekten zevk alır ama tahrik edilen kişi öfkelidir ve bu durumdan memnun değildir. aslında tahrik etmekten zevk alan kişi bunu da o kişiye öfkeli olduğundan dolayı yapar. yani her ne kadar tahrik eden kişi bunu zevkle yapsa da altta bir öfke ve kızgınlık yatar. buna da “kötümser tahrik” diyelim.

Buradan aslında gitmek istediğim nokta ise tahrik kavramının tek taraflıymışçasına ve bir suçlama veya kendini temize çıkarma amacıyla kullanılmasının ne kadar tuhaf durduğunu göstermekti. çünkü sonuç olarak tahrik etme veya tahrik olma durumu daima karşılıklı etkileşime ve iletişime bağlıdır. bu etkileşim bireysel etkileşim olabilir yada grupsal ve hatta toplumsal olabilir. ama sonuç olarak daima bir etkileşim var olmak zorunda.

ben sizi neden tahrik etmek istiyorum diye soracak olursanız şöyle cevap verebilirim ki; hepiniz uyuşmuşsunuz ve beyinleriniz donmuş. tahrik etmek istiyorum çünkü sistemin birer koyunu halinde tv karşısında ölecek olmanız maalesef tüm dünyayı ilgilendiriyor. tahrik etmek istiyorum çünkü sisteme yapacağınız her hizmet hem sizin hem de tüm lanet olası gezegenin sonunu hazırlıyor. tahrik etmek istiyorum çünkü başka türlü değişeceğinize hiç ama hiç ihtimal vermiyorum.

insanın en önemli ve en işe yarar duygularından biri öfkedir. ve bir insanı öfkelendirmenin en iyi yolu da tahrik etmektir. çünkü bu sayede hem siz biraz yerinizden kıpırdıyorsunuz hem de bir etkileşim bir iletişim doğuyor, tüm bu yalnızlaştırma çabalarının ortasında.

belA presente!

İsyan 101: Yunanistan


Şu an yunanyada canlı bir ders var. Direnişin ve isyanın dersini veriyorlar. Bizlere, sizlere, tüm dünyaya. Demokrasinin beşiği denilen coğrafya şuan demokrasinin de ötesi için harekette. Kapitalizme, iktidara, otoriteye meydan okuyorlar.

Kısaca öyküyü özetlemek gerekirse; 2008 Aralık 6’da Alexis’i bir polisin vurması ilk büyük ateşi yaktı. Öncesinde de hareketli olan anarşist/anti-otoriter gruplar için ilk büyük başlama fişeği ateşlenmişti. Ocak sonuna kadar bu ateş hiç azalmadı. Ardından ara sıra kesik kesik gösterdi kendisini, hala sönmediğini. Sonrasında Yunanistan’da ekonomik kriz. 2009’un ortalarından itibaren yine herkes hareketli, grevler, ateşler daimi bir şekilde yandı. Sonra 6 Aralık 2009, Alexis’in ölüm yıldönümü. Ateş birkez daha harlandı ve grevleri de arkasına alarak daha da güçlendi. Bir de yakın zamanda bir anarşist şehir gerillasının daha öldürülmesi durumu daha da kötü hale getirdi.

Ve 2010 1 Mayıs’ı ile birlikte herşey daha da ileriye gitti. Evet 1 Mayıs 2010. Hani şu herkesin Taksim’de eğlendiği sırada; orada sokaklarda çatışmalar vardı. Kapitalizmin ve iktidarın canına okuyorlardı. Ve durmadan devam ettiler. Takvim, tarih dinlemeden devam ediyorlar. 5 mayıs’ta ise büyük bir yürüyüş ve çatışmalarla hükümet binasının etrafı sarıldı, sisteme teslim olmaktansa orada herşeyi yapmayı göze almışlardı hepsi. Ve aynı zamanlarda da anarşistler her yerde çatışıyordu ve kapitalizmin her mekanına can çekiştiriyorlardı.

Burada girmemiz gereken bir noktada bankada ölen 3 kişi. Bununla ilgili de bir bilgilendirme yapmamız şart. Oradaki bir çalışandan tüm basın kuruluşlarına yollanan ama görmezden gelinen bir mektup var. Ve o mektupta o bankada birtek yangın söndürücü bulunmadığından, bankanın o gün çalışmaması düşünülürken patronlarının orada onları zorla tuttuğuna kadar birçok bilgiye ulaşabilirsiniz. Yani kısaca mektup şirketin çalışanlarını nasıl adım adım ölüme götürdüğünü anlatıyor.*

Ayrıca bu sıralarda Exarchia’da polisler tek tek işgal evlerini, kafeleri basıp insan avlıyorlar. Anarşist ve muhalif grupların sıkça bulunduğu bilinen Exarchia’da neredeyse insan kalmamış durumda. Polisler evleri, işgal evlerini, kafeleri basıp insanları dövüyor, göz altına alıyor. Ve tüm bunlar rastgele bir biçimde gerçekleşiyor. Tam manasıyla bir cadı avı söz konusu.

Tüm bunlara rağmen Yunanistan’da hala o ateş yanıyor ve hala direniş devam ediyor.
Çünkü orada insanlar birşeylerin değişmesi gerektiğini biliyorlar.
Çünkü orada insanlar kapitalizmin, iktidarların ve onların korumalarının hangi dilden anladığını biliyorlar.
Çünkü orada insanlar artık “temiz muhalif” olmanın hiçbir işe yaramadığını biliyorlar.
Çünkü orada insanlar özgürlükleri için birşeyler yapmak istiyorlar.

Selam olsun Atina’ya! Selanik’e! Exarchia’ya! Selan olsun tüm direnen Yunanya’ya!

Ve ibret olsun bazılarına…

*Mektubu en kısa zamanda çevirip blogum üzerinden dağıtıma sokacağım. Orjünalini okumak isteyenler için: http://actforfreedomnow.blogspot.com/2010/05/employee-of-burnt-bank-speaks-out-on.html

PS: Ayrıca yazımın da içinde bulunduğu ve Yunanistan’dan güncel olarak haberlerin yayınlandığı siteye ulaşmak için: http://internationala.org/index.php/isyan/anarsist-hareket/648-yunanistanda-ayaklanma-bu-bir-snf-sava.html