O Dayağı Devlet Yedi [05.01.2012]

(Bu yazım ilk olarak 5 Ocak 2012′de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Malum, şu an Uludere Katliamı’ndan daha önemli bir haberimiz var, oraya ‘taziye’ye giden kaymakamın linç edilmesi. E medyanın buna bu kadar ilgi göstermesi doğal, katledilen 35 Kürtten bahsedecek halleri olmadığından bu doğal olarak önem kazanıyor.

Bu kadar haber olup tartışılınca, ister istemez aklımda şöyle bir soru dönmeye başladı; Bir kaymakam neden dayak yer? Ya da şöyle soralım; bir devlet görevlisi, kendi vatandaşlarından neden dayak yer? Bu olayı bu kadar çok konuşup dert eden medyanın, buna verdiği klişeden ve faşizmden ibaret cevaplarının dışında düşünerek cevaplamayı deneyeceğiz doğal olarak. Yoksa basitçe; ‘Hasip Kaplan provoke edip halkı kaymakamın üzerine saldı.’ diyerek yazıyı bitirmek, tüm tartışmalara nokta koyup devletten de iki aferin, belki biraz da destek almak doğal olarak işlerine geliyor birçok kişinin.

Acaba günlerce olay yerinden uzak duran, hakkında konuşmak için bile neredeyse üzerinden bir gün geçmesini beklemeyi uygun gören iktidara dair ellerine geçen ilk ve tek -bakanların oraya geldiği yalanına inanan yok herhalde- temsilci olmasından dolayı olabilir mi? Her ne kadar görmek istemese de o ‘süper medya’mız, oradaki halk öfkeli iktidara karşı, sevmiyorlar, istemiyorlar. Çünkü köyler arasındaki doğal ticaretin ‘kaçakçılığa’ dönüşmesinin, iki köy arasındaki dolaşım için askere rüşvet verip onların keyfine göre gidebilmelerinin sebebi, onların koyduğu sınırlar. Çünkü iktidarın temsili olan koruculardan, jandarmadan pek de iyi bir şey görmüyorlar. Çünkü iktidara dair ne zaman bir şeyler uğrasa o köylere; ya korku ya tehdit ya da kan getiriyor böyle.

Belki de zaten umursanmadıklarını, bu olayın da üstünün kapatılıp herkesin susturulacağını bildiklerinden olabilir mi? Oraya iktidara dair gelen her şeyin -temsilcisinden medyasına kadar- manipülasyona, sahte bilgilere malzeme aradığını bildiklerinden olabilir mi? Bir nevi “Yalan söyleyeceksen defol git buradan.” demek istemiş olabilirler mi? O sahte ‘acıyı paylaştık’ haberlerine pabuç bırakmamak için olabilir mi? Daha da basitleştireyim, tepeden gelen ve ülkenin geri kalanına yayılması için hazırlanacak olan yalanlardan bıktıkları için olabilir mi? Hatta, bu katliamın gündemde biraz daha yer tutması için, en azından olayın medyada anılması için, “Yeter ki medyada bir şekilde haber olsun” diyerek yapmış olamazlar mı?

Ya da bu olayın bile suçunun kendilerine, temsilcisi olarak seçtikleri vekillere, hatta doğal olarak ‘Kürt olan her şeye’ yıkılacağını bildiklerinden olabilir mi? Sonuçta her şey ortadayken bile büyük bir yüzsüzlükle herkes bunu yapmaya çalışıyor şu anda. Başbakanından, Bahçeli’sine, en büyük(!) medyasından, en kendi halinde takılanına dertleri bu olmuş durumda. Ortalıkta tekrar devasa bir yalan döndürüleceğini bildikleri için ve artık buna tahammülleri olmadığı için kendilerini iktidardan böyle korumak istemiş olamazlar mı? Kendilerine bu acıyı yaşatan insanların, onlarla acılarını paylaşanlara ‘kan emiciler’ diyecek kadar yüzsüz hale geldiğini öncesinden görmüş olduklarından olamaz mı? Onların elinden kaymakamın kurtulmasını sağlayan insanların, olayın suçlusu olarak ilan edileceğini bildiklerinden olabilir mi? Cenazelerini nasıl gömeceklerinden, tabutun üzerine ne örteceklerine kadar iktidarın her şeye iktidarın karışmasından bıkmış olduklarındandır belki de. Malum, cenazelerin gömülüşü ve üzerlerine örtülen renkler, o insanların nasıl öldüklerinden daha çok konuşuldu.

Daha çok şey sıralayabiliriz böyle, ancak ortak olan noktaları varsa tüm bunların iktidarın ve onun temsilcisi olan her şeyin acılarını paylaşıp o insanların yanında olmak dışında, her şeyi yapmış olmasıdır. Tıpkı onlarca yıldır yaptıkları gibi. Ve aslında o dayağın ne anlama geldiğini Selahattin Demirtaş, 3 Ocak’taki konuşmasında söyledi bizlere;

“Biz senin meşruiyetini, Başbakanlığını tanımıyoruz, senin zihniyetini tanımıyoruz. Sen kendini ne zannediyorsun. Haddini bileceksin. Sen hesap vereceksin. … Sizin tehditlerinize boyun eğmeyiz.”

İşin özü, görüntüde o dayağı yiyen bir kaymakamdı ama orada aslında bir halk, iktidara en net mesajlarından birini verdi. Bu saatten sonra, iktidarın kendi elleriyle kendisine karşı yarattığı öfkenin karşısında ne kadar dayanabileceğini de göreceğiz.

Uludere Katliamı Neleri Gösterdi? [30.12.2011]

(Bu yazım ilk olarak 30 Aralık 2011’de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Medyayı gördük Uludere’yle;

Medyanın artık eline kanı bulaştırmaktan hiç de çekinmediğini, otosansürün ne kadar rahatça ve yüzsüzce uygulanabildiğini, insan hayatının söz konusu ‘Kürtler’ olunca ne kadar önemsiz hale getirildiğini, herşeyin birer ‘iddia’dan ibaret olabildiğini ve birbiriyle savaş halindeki grupların aynı sözleri söyleyebildiğini gördük.

Çünkü medyanın umrunda olmaması gereken hayatlardı oradakiler. Öyle olmaması gerekiyordu ama Türkiye’de ‘medya’ dediğimiz şeyin artık ‘iktidardan gelen emirleri çoğalma/yayma birimi’ne dönüştüğünü gözümüze sokmaları gerekiyordu illa ki. Yoksa CNN Türk rejisi, yöneticisi bu kadar rahatça ve görev aşkıyla müdahele edebilir miydi o yayına. ‘Dürüst, tarafsız’ olduğunu bas bas bağıranlar dut yemiş bülbüle dönüşebilir miydi başka türlü. Bize artık “Bizden umudu kesin, biz haberci değiliz.” dedi hepsi. Zaten biliyorduk ama kendi dillerinden de duymuş olduk bunu.

Gözlerinin önünde olanları ‘iddialara, yalanlara’ çevirme güçlerini de gördük medyanın. Ve öyle büyük bir güçtü ki bu, Yeni Akit ve Sözcü aynı şekilde manşet haberi yazabildi bunun sayesinde. Sanırım kırk yıl düşünse kimsenin aklına gelmezdi böyle bir şeyin gerçek olabileceği. Ama söz konusu ortak düşman olunca, tabii ki kalemlerinin önünde hiçbir güç duramadı. Ortak düşmana karşı tam birlik halinde döktürdüler manşetlerini.

‘Halk’ı gördük Uludere’yle;

Bu katliamın en büyük mimarlarından birisi ‘büyük Türk halkı’dır. Onun iktidarına, ordusuna olan sonsuz ve sarsılmaz güvenidir. Bunun aksini söylemeye kimsenin cesaret edebileceğini sanmıyorum. Medyanın da, iktidarın da, ordunun da böyle rahatça hareket edebilmesinin, böyle aklın mantığın almayacağı açıklamalar yapabilmesi ‘halktan aldıkları icazetle’ mümkün olmuştur çünkü. Eğer bu icazeti vermemiş olsaydı halk; ne onlar öyle davranabilirlerdi, ne bu katliam olurdu, ne de halk her mecrada bu olayı büyük bir inançla savunmaya geçerdi.

O yüzden artık halkı temiz tutmaya çalışmaktan da vazgeçmemiz gerektiğini gördük, çünkü ciddi bir kesimi de ellerinde bu kanı taşımaktan gurur duyuyor. İnklar etmenin anlamı yok.

Birtakım kendini bilmezleri gördük Uludere’yle;

Bunlar zaten her fırsatta ortaya çıkan sevgi kelebekleri, barış elçileri, politik argüman papağanları, edebi süs ustaları. Yine döküldüler ortalığa. Ve yine kalkıp ‘güya eşitlikçi ve dürüst bir tavırla’ suçu paylaştırmaya, “Kürt mücadelesinin (BDP dahil) bunda suçu var, onlar yüzünden sivil halka olan oluyor.” gibi nasıl ve nerelerinden ürettiklerine emin olamadığım argümanlar ortaya atarak kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

Bunları kullananların en klasik özellikleri, doğru düzgün politik birşeyler okumadan, gündemi, olanı biteni takip etmeden ezberlerindeki birkaç argümanla konuşuyor oluşlarıdır. Sorsanız Kürdistan’da olan bitenlerden ne kadar haberleri vardır diye, alacağınız cevap ya büyük bir sessizlik ya da medyanın genel argümanları olacaktır. Bu yüzden kendilerini çok fazla ciddiye alamıyorum ama böyle fırsatçı bir şekilde ortaya çıkma çabalarına da tahammül edemiyorum.

(Bir de arada bir muhalifleri de gördük ama onlar bunların yanında çok hafif kaldığı için listeye dahil edemiyorum.)

İktidarı çok daha iyi gördük Uludere’yle;

Hem de öyle güzel gösterdi ki kendisini bu sefer. Zaten İçişleri Bakanı İdris, son zamanlarda bu gösterilerin geleceğinin sinyallerini veriyordu bizlere. E “İkinci açılım pakedi geliyor.” denildiğinde zaten herkes korkudan ne yapacağını şaşırmıştı. Ve şimdi açılıma başlandığını herkes rahatça görüyordur sanırım.

İktidarın aslında uzun zamandır içinde tutmaya, saklamaya çalıştığı yüzüdür şu an karşımızda duran. Demokrasi, eşitlik, insan hakları onlara o kadar uzak ve onlar için o kadar rahatsız edici şeylerdi ki daha fazla saklanamadılar artık o kelimelerin arkasına, çıktılar meydana. Hem de tüm öfkeleri, kinleri ve ağızlarından damlayan kanlarıyla. Saldırmaya, parçalamaya, katletmeye hazır bir şekilde meydandalar artık. Başbakan zaten konuyla ilgili açıklamasında bir tek “Bu olayda emeği geçen herkesi tebrik ederim.” demedi ama dinleyen herkes bunu anlamıştır sanırım.

Kısacası iktidar da tam manasıyla meydanda artık. Daha doğrusu artık herkes gerçek yüzleriyle, maskeleri düşmüş bir halde meydandalar. Bundan sonrasında ise herşeyin çok daha sert olacağını söylemek sanırım kahinlik olmayacaktır. Çünkü herşey maskelerin düştüğü an başlar zaten.

Şu an maskelerin düştüğü, ellerindeki kan ve içlerindeki irinle ortada durdukları zamanlardayız. Çok daha vahşileşecekler, çok daha acımasızlaşacaklar. Bu katliam başlangıç işaretini verdi, maskelerini ellerinden alıp, meydanın ortasında koydu onları.