Notlar [17.10.2013]

BWK7D4cCIAEfGfY

*Son zamanlarda blogu biraz pasif bıraktığımın farkındayım. Bitirme tezi çalışmaları, haftanın üç günü okulda olmak zorunda kalmam, bir süredir beklemede olan projeleri artık harekete geçirmeye başlamamız ve birtakım başka şeylerle uğraşıyor olmam bunun en büyük sebepleri. Çok yakında önce yeni projeleri aktif hâle getireceğiz, ardından da blogun temposunu arttıracağım. O zamana kadar böyle ufak şeylere fırsat bulabiliyorum ancak.

*Yukarıdaki meme, az yazmamın dolaylı sebeplerinden birisiyle alakalı. Son zamanlarda sıkça kendimi o tepkiyi ve şu tepkiyi verirken buluyorum. Sanırım son zamanlarda bazı şeylere olan tahammülüm azaldı ve galiba bu benim için iyiye işaret.

*Bayram konusunda öyle uzun uzadıya bir şeyler yazma ihtiyacı görmüyorum, neresinden tutsan elinde kalan bir şey. Ama değinmek istediğim ufak bir nokta var, bayrama dair gerçekten nefret ettiğim. İnsanların normalde sizi hiç umursamayıp yaşadığınızdan bile haberleri yokmuş gibi davrandıktan sonra bayram zamanı sizin onların bayramını kutlamanızı beklemesi ya da sizi arayıp “hayırsız” benzeri sıfatlar kullanması acayip mide bulandırıcı bir şey. Zaten inancı olmayan, ancak önem verdiğim insanların önem verdikleri şeylere saygı duymam gerektiğini düşünen birisiyim. Ama bu bahsettiğim örnekteki durumlar gerçekten sinir bozucu oluyor ve tahammül edemiyorum. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz bu konuda.

*Neyse bugünlük benden bu kadar. Size bir darkstep bırakıp yarına kadar kayboluyorum. Evet, umarım bu hafta Cuma Postası gelecek ve bundan sonra düzenli olarak devam edecek.

Notlar [12.09.2013]

Şu anda evimizde mahsur kalmış hâldeyiz. Her yerden gelen gaz yüzünden pencere açma şansımız bile yok. Dışarıya yardım için bir şeyler koyup kapıyı açık bıraktık ama bu sokağa birileri gelirse faydası olacak ancak.

Sokakta olmayı isterdik ama sağlık sorunları ve hazırlıksız olma durumu böyle bir şeyi bizim için intihardan farksız kılıyor. Böyle bir durumda çıkmak aynı zamanda insanlara da engel olmamıza neden olacak sonuçta. Hem sokağa çıkıldıktan iki dakika sonra geçirilecek bir astım krizinin kime faydası olabilir ki? Her ne kadar yürüyüş kısmında orada olsam da sonrasında kalmak boşuna olacaktı özetle.

Dediğim gibi evde böyle boktan bir şekilde mahsur kalmak ve elinde küfretmekten ve internette gelen haberleri yaymaktan başka yapacak hiçbir şeyin olmaması insanı yıpratıyor. “Bu kadar boktan bir duruma düşmek için ne yaptık?” diye soruyor insan kendine. “Gerçekten bir şeyler değişecek mi?” diye sorgulamaya başlıyorsun ister istemez. “Bu şekilde bir şeyler düzelir mi ki?” demeye başlıyorsun. Kafan karışmaya başlıyor, her şey anlamsız ve pislik gibi görünmeye başlıyor gözüne. Oradaki insanları düşünüp telaşlanıyor, polisi düşünüp bildiğinin bile farkında olmadığın hakaretler ediyorsun. Yine de o kafa karışıklığı, o umutsuzluk ve öfke geçmiyor.

* * *

Bir kaç kişinin yazdığını görünce hatırladım şu an 12 Eylüle girdiğimizi. Evinde mahsur kalmış biri olarak bunu hatırlamak kafa karışıklığını daha da artırıyor. O zamandan bu zamana gelinen durumu düşünüyorum, 33 yıldır ölenleri ve olanları düşünüyorum, 33 yıldır toplumun hâlini ve bir de şu an içinde bulunduğumuz durumu. Kaçınılmaz olarak karamsarlık ve kafa karışıklığı daha da artıyor.

* * *

Dediğim gibi kafam fazlasıyla karışık ve her geçen gün daha da karışıyor. Bir şeylerin değişebileceğine ya da düzeleceğine olan inancım azalıyor. Bunların bir gün sona erebileceğini düşünmek istiyorum ama kendimi bile inandırmayı beceremiyorum. Zaten ‘devrim inancı’ olan birisi olmayı hiç beceremedim.

Ne olacak, nasıl olacak ya da bir şey olabilecek mi bilmiyorum. Şu an tek düşündüğüm sokaktakiler. Bunu okumaya fırsatları olmayacak biliyorum ama dikkat etsinler kendilerine.

* * *

NOT: Bu yazdıklarımdan istediğiniz anlamı çıkartıp kafanıza göre yorumlayabilirsiniz, umrumda bile değil. Sadece hissettiklerim bunlar, bir yere yazmak istedim ve yazdım.

NOT 2: Bu blogu cepten yazdım, herhangi bir typo vs. varsa affola.

Notlar [03.08.2013]

*Sitenin bundan sonra uzun bir süre değişmeyecek olan yapısı oturmaya başlıyor. Özellikle WordPress’in 3.6’ya geçişi, CAG’yi tam istediğim gibi bir yere dönüştürebilmemi sağlıyor. Büyük ihtimalle önümüzdeki günlerde gelebilecek birkaç ufak değişiklikten sonra uzunca bir süre bu hâline müdahale etmeyeceğim. Siteye dair fikirlerinizi veya sorularınızı buraya yorumla ya da şuradaki yollardan biriyle iletebilirsiniz.

*Sitenin yeni bannerı, Gökçen Öçalan‘ın sketchlerinden birisinden kesildi (ben bu postu yazarken kendisinin haberi yoktu). Eserin tam hâlini görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

*Türkiye’deki ikinci sınıf fantastik edebiyat sevdasını çözemedim gitti. O kadar kaliteli ve değerli bilimkurgu ve fantastik edebiyat yazarları varken gidip ikinci sınıf eserlere ilgi gösterilmesinin ya da sürekli bunların benzeri/taklidi/kopyası işlerin basılmasının mantıklı bir açıklaması var mı? Aklıma gelen tek şey yayıncıların bilimkurgu ve fantastik edebiyat okurlarından nefret ediyor olabileceği.

Bu aralar çok fazla saçma şeyle karşılaşıyorum, biraz sakinleşince derli toplu bir şeyler yazacağım.

Notlar [11.04.2013]

*Bu aralar meşgul olduğumu ve bu yüzden blogun biraz yavaşlayacağını söylemiştim sanırım önceden. Ancak TTNet işlerimi aksatmayı çok sevdiğinden ve beni daha ne kadar zor duruma sokabileceğini test etmek istediğinden sebepsiz bir şekilde iki gün boyunca internetimi kesti. Arıza bildirimleri, telefon ve teknik servis görüşmeleri ardından, nasıl olduysa “Sorun bizden kaynaklı değil.” dediklerinden birkaç saat sonra arıza düzeldi. Normalde fazlasıyla sinirlenebileceğim bir durumdu ancak daha öncesinde, kayıtlarında yaptıkları bir hata yüzünden iki haftaya yakın internetsiz kalmıştım. Üstelik bu iki haftanın 10 günü, suçu bana ve modeme atmaya kalkmışlardı. İşin özeti iki günlük aksamanın ardından tekrar buradayım, TTNet’in tekrar canı sıkılana kadar.

*Blogdaki sakinlik belki biraz daha sürebilir ama mümkün olduğunca burayı hareketli tutacak şeyler hazırlıyorum. (Cuma Postası’nı da bir süredir aksattığımın farkındayım.) Tabii bu konuda sizlerin de tavsiyelerine, yorumlarına açığım. Bildiğiniz gibi mailimi ya da yorumlar kısmını kullanabilirsiniz bunun için.

*Arada ufak bir tavsiye, OT dergisini okuyun. Uzun zamandır Türkçe dergilerle ilgili dertliydim ancak Ot bu konuda biraz olsun rahatlattı içimi. Tavsiye olunur!

(Bu arada yanlış anlaşılmasın; okuduğum, sevdiğim dergiler var. Derdim böyle dergilerin azlığıyla ilgiliydi. Aralarına bir tane daha katılmış olmasına seviniyorum.)

Notlar [28.03.2013]

Uydurlar
Uydurlar konusunun şimdilik bir gizem olarak kalması tercihimizdir.

*Son günlerde oldukça yoğun bir döneme girdim. En az birkaç hafta daha bu şekilde geçecek gibi görünüyor. Bu yüzden şimdiden blogun hızının biraz düşeceğini sizlere haber vermek istedim. Haftalık blog sayısında biraz azalma olursa ve internetlerde çok fazla görünmezsem sebebi budur.

*Salı günü (26 Mart) Korsan Parti Hareketinin web sitesi korsanparti.org için ilk yazımı yazdım. Yazının ana konusu Tim Berners-Lee’nin HTML5’in (yani kullandığımız web’in) temellerine DRM yerleştirilmesi üzerine söyledikleriydi. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

*Bununla birlikte bundan sonra bu konularda hem Korsan Parti’nin sitesine hem de Alternatif Bilişim Derneği’nin blogu netdefteri’ne daha sık yazacağımı da haber vereyim. Özellikle bu konularla ilgili analiz ve yorumlarımı elimden geldiğince öncelikle bu iki alan üzerinden sizlerle paylaşacağım. Elbette bir süre sonra burada da yerlerini alacak bu yazdıklarım.

*Biraz geç haber vermiş olacağım ama dün Dünya Belge Özgürlüğü Günü’ydü. Bu sene her ne kadar ev arama koşturmacalarımdan dolayı katılamamış olsam da İstanbul’da çok güzel kutlamalar yapıldı. Belge Özgürlüğü nedir diyorsanız şu sloganıma tıklayabilirsiniz: İNADINA .ODT!

Notlar [09.03.2013]

*Dünün kahramanı olarak metroda rastgele insanlara ilkokul seviyesinde şakalar yapan adamı seçiyorum. Takım elbisesi ve duruşuyla her ne kadar ciddiymiş izlenimi verse de metroda bir anda omzunuza dokunup “Ayakkabın ters. Son ders.” gibi bir şaka yapması (evet, aynen bu şakayı yaptı herkese) beyninizin kısa bir süre işlevini kaybetmesine neden oluyor. Neden yaptığına dair hiç bir fikrim yok ama iyi güldürdü beni. O yüzden bir teşekkürü hakediyor.

*Malum, dün 8 Mart’tı. Konuyla ilgili paylaşabileceğim tek şey bu yazı. Ancak gün içinde okuduğum bir çok yazıdan alakasız olarak şöyle bir fikir ortaya çıkardım. Malum, “bayan” kelimesi -özellikle kadınlara hitap ederken kullanıldığında- çok sinir bozucu ve bir çok anlama gelen bir kelime. Bu çok anlamlılığı üzerinden, bir “Bayanlar Günü” belirlenmesini istiyorum. Bu günde içimizi bayan, saçmalıklarıyla bizi bunaltan insanları istediğimiz yollarla analım. Bu güzel günde, onlara bizi baydıkları her günü iade edelim. Hem belki bu sayede bayan kelimesinin kullanımını da değiştirebiliriz. Nasıl olsa bu anlamı birkaç yıl içerisinde unutulmaz bir hâle gelecektir.

Bence bu fikir üzerine düşünelim.

*Gün geçtikçe podcast bağımlısı olmaya başladığımı farkettim. Bu gidişim iyiye mi kötüye mi bilmiyorum ama podcastler ciddi bir şekilde takip altına almaya başladığım medya araçlarından birisi olmaya başladı. Güzel podcastler buldukça seviniyorum falan, ilginç oluyor. Varsa tavsiyesi olan alabilirim keyifle. Bir de sıkı bir şekilde takip ettiklerimi bir ara listeyeyim buraya, belki ilginizi çekenler olur.

*Fikir dediğimiz şeyin değişmesi, gelişmesi gerektiğine inanıyorum. Fikir dediğin şeyi eleştiremediğin, değiştiremediğin sürece anlamı yok bana göre. Bu yüzden fikirlerin sağlamlığının onun eleştirilmez olmasında ya da “çok büyük şeyler” söylemesinde değil onun geliştirilebilirliğinde ve açıklığında olduğunu düşünüyorum. Tabi bu durum tutarlılığı geçersiz kılmıyor, sakın öyle bir anlam çıkmasın. Ben aradığım ne tutarsız ne de dogmatik denilebilecek noktada olanlar. (Bir an aklıma geldi ve not aldım buraya, büyük bir tez ortaya koyduğum yok, henüz :) )

*Mutlaka yapılacaklar listeme en son giren şey ile bugünlük Notlar’ı bitiriyorum.

[youtube http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=pN0CkkY3_rQ]

Notlar [18.02.2013]

*Hastalık denen şeyden kesinlikle nefret ediyorum. Gerçi her zaman değil, sonuçta önemli bir görevi var evrim sürecinde. Neyse, şöyle söylesem daha doğru olacak: Benim ya da sevdiğim birilerinin başına geldiği zaman hastalıktan nefret ediyorum. Ancak asıl konumuz bu seneki grip virüsü. Tamam, hayatta kalmak için her sene bir adaptasyon yaşıyor biliyoruz ama bu seneki adaptasyon değil, terbiyesizlik olmuş düpedüz. Böyle saçma bir grip süreci yaşadığımı hatırlamıyorum ben. Bir de tam ben atlattım derken Göki’ye bulaştı, iyice sinirlendirdi. Oysa ki evde bir kişi çekmiş çekeceğini işte, gitsene kardeşim!

İşte hasta olunca böyle bir şey oluyorum. Bu yüzden de hastayken bilgisayarla mümkün olduğunca az muhatap oluyordum. Blogun bir süredir sessiz olmasının sebebi de bu.

*Bu arada yine gündemimize girdiği için söyleyeyim -gerçi hiç çıkmıyor ya-, birilerinin ya da birtakım grupların hassasiyetlerinden gına geldi bana artık. O kadar hassassız diye ortalıkta gezenlerin hepsi taş kafalı bir de. Nasıl hassaslıksa artık. Madem o kadar hassassınız günde iki kere diş doktorlarının önerdiği macunla fırçalayın kendinizi. (Bana bu kadar hassas dedirttikleri için daha da nefret ettim şimdi kendilerinden.)

*Blogla ilgili düzenlemeler yapıyorum ayağına sürekli kurcalayıp duruyorum. Hatta bezdirecek noktaya getirdim belki ama birtakım planlarım var. Yakında uzun vadeli bir düzenlemeye geçeceğim. Gerçekten. Valla!

*Ayrıca blogda birtakım seri şeyler yayınlama planım var. Biraz birikme bekliyorum sadece. Az sonraaa!

*İlaç kafasıyla bu kadar uzun blog yazısı yeterli bence. Sadece buralarda olduğumu bir haber vereyim dedim. Umarım siz de oralarda bir yerdesinizdir. Oradasınız değil mi?!

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=fVKPrQv1H8I]

Notlar [25.01.2013]

*Aynı anda birden çok blog yönetmek kesinlikle zor iş. Zor olmasının yanında sürekli birinden birini unutma durumu oluyor. Bunu en son Akademik Terörist blogumda yaşadım. Uzun süredir kendisiyle ilgilenme fırsatı bulamadığımı fark edince işimi kolaylaştırmaya karar verdim. Bundan sonra Akademik Terörist ayrı bir blog olarak değil, burada bir bölüm olarak devam edecek. Postların başlıcalarını şimdiden taşıdım. Yan taraftaki Kategoriler bölümünden tıklayarak (o zor geldiyse buraya tıklayarak) bakabilirsiniz.

Umuyorum ki bundan sonra bu konuda daha fazla şey paylaşabileceğim.

*Yine buna benzer bir diğer konu da müzik ve kitaplarla ilgili eleştirilerim. Genellikle bu konulardaki yorumlarımı sosyal ağlarda yapıyordum. Kitaplar için de özellikle Goodreads‘i kullanıyordum. Ancak bunun, söylemek istediklerimi kısıtlamama neden olduğunu fark ettim (karakter sınırı vs.). Bundan sonra umuyorum ki Eleştiriler kategorisi daha kalabalık bir hâl alacak.

*Geçtiğimiz salı (22 Ocak) Erkan Saka’nın sunduğu Sosyal Kafa programının konuğuydum. Özgür Uçkan’la birlikte programın ilk kısmında Aaron Swartz’ı andık. İlk canlı yayın ve televizyon tecrübem olduğu için (samimi bir ortama ve tanıdık bir çok insanla birlikte olmama rağmen) biraz heyecana sebep oldu. Programın kayıtları yakında Youtube’da olacak, onlar geldikten sonra bu konuda daha detaylı bir yazı yazacağım ama önceden Erkan hocaya ve tüm Sosyal Kafa ekibine bu güzel program için teşekkür etmek istiyorum.