“Hayır” Diyorsam Sebebi Var

Freelance çalışmaya, yani kendi işimi kendim yürütmeye başladığımdan bu yana öğrendiğim birçok şey var. Ama bunlardan belki de en önemlisi ve daha önce hayatımın başka alanlarında da ne kadar büyük etkisi olduğunu fark edemediğim bir tanesi var: kendi sınırlarını belirleme gücüne sahip olmak ve bunu yapamamanın nasıl büyük etkileri olabileceği.

Özellikle freelance çalışmanın en önemli dertlerinden birisi iş akışını sürekli hâle getirebilmek ve bu sayede hem maddi hem de zihinsel olarak boşa düşmemek. Bunu yapamazsanız dengesiz ve sıkıntılı bir hayatınız oluyor. Ancak yalnızca bunu düşünmek, bir süre sonra her şeye evet demeye ve her önünüze geleni kabul etmeye başlamanıza da neden olabiliyor. İşte sorun da tam olarak herkese evet demek zorunda hissettiğiniz noktada başlıyor. Aman boşta kalmayayım diye iş almaya başlarken bir noktadan sonra bu durum size zarar vermeye ve aslında gerçekten yapmak istediğiniz işlerinize zaman ayıramaz hâle gelmenize de sebep olabiliyor.

Bu bir süre sonra çok farklı biçimlere de dönüşebiliyor. İnsanları kırmamak için, daha sonra bana iş vermez düşüncesine kapılıp hayır diyemez hâle gelebiliyorsunuz mesela. Ya da kimi insanlar sizin bu durumunuzu fark edip manipüle etmeye başlayabiliyor. Tıpkı iş dışındaki konularda olduğu gibi, siz ne kadar çok evet derseniz bu bir süre sonra size karşı kullanılmaya başlanabiliyor.

Bu noktada, hem gündelik hayatınızda hem de iş hayatınızda kimi sınırları ve kuralları kesin bir şekilde koymak zorundasınız. Freelance çalışmanın en önemli noktalarından birisi de aslında gündelik hayatla iş hayatı gibi bir ayrımı yapmanın çok daha zor olması çünkü. Gittiğiniz bir ofis, size ne yapacağınızı emreden ve sınırlar koyan birileri olmadığı için iş ve günün geri kalanı arasında bir ayrım kalmıyor. (Bu yüzden freelance çalışmayı hâlâ işsiz olmak gibi gören de çok insan var. Freelance çalışmanıza rağmen “ne zaman işe gireceğinizi” soranlar. Ama şimdilik bunu bir kenara koyalım.) Bu yüzden, gerçekten freelance çalışarak güzel bir hayat sürdürmek istiyorsanız; hem hayatınızı hem de işinizi kendi düzeninize göre yönetebilmeniz gerek.

Eğer bu olmazsa hayatınız bir anda savaş alanına dönebilir. Sizin hayır diyememenizden faydalanıp sizi kullanmak isteyenler, sizin hayatınıza ve düzeninize hiç saygısı olmayan ve hatta sizin de bir hayatınız ya da işiniz olduğu gerçeğini kabul etmeyenler ve daha birçok şey kontrolü tamamen kaybedip kendinizi bir enkazın ortasında bulmanıza neden olabilirler. Siz de ne ara bu hâle geldim diye düşünüp durursunuz.

Yukarıda bahsettiğim insan modellerinin bizimki gibi toplumlarda ne kadar çok olduğunu da düşünecek olursak, işinizin ne kadar zor olduğu ortada. Ancak bu noktada da sizin yapabileceğiniz çok fazla bir şey yok (yaşadığınız yeri değiştirmek gibi ekstrem örnekler dışında). En fazla yapabileceğiniz kendi düzeninizin ve hayatınızın öncelikli olduğunu söylemekten ve gerektiği zamanlarda hayır demekten korkmamanız. Geriye sadece insanların size ve hayatınıza saygı duyup buna göre davranmalarını ummak kalıyor.

Bunu yaparken alacağınız tepkilere de hazır olmanız lazım. “Götü kalkmış”, “N’olacak sanki”, “Hayırsız”, “Saygısız”, “Ukala”, “Parasıyla değil mi”, “Kendini ne zannediyor bu”, “Ne kıymetli vakti varmış bunun da” gibi şeyler duymaya; insanların yaptıklarını kabullenmemelerine ve size karşı tavır almalarına dayanabilmeniz gerek. Bunların hepsi daha önce hiç görmedikleri bir şeyle karşılaşmanın yarattığı etkiler. Yapabileceğiniz tek şey zaman içerisinde sizin ne demek istediğinizi anlamalarını beklemek.


Tüm bu anlattıklarım temelde yaşadığımız toplumun algıları ve kavrama sorunlarıyla alakalı. Büyük bir kesim, sadece kendi hayatını merkeze alıp diğer insanların 7/24 onların her istediğini yapmak için hazırda bekleyen robotlar olduğunu zannediyor. Bu zaten kim olursanız olun gündelik hayatınızı yeterince zorlaştırırken, bir de benim gibi “iş” olarak kabul edilmeyen bir şeyler yapıyorsanız durum daha da kötü bir hâl alıyor.

Tüm bunlar değişir mi, insanlar zamanla öğrenir mi bilemiyorum. Ama mutlu ve gerçekten istediğiniz şeyleri yaptığınız bir hayat geçirmek istiyorsanız “hayır” diyebilmeyi öğrenmeniz lazım. Belki zamanla çevrenizdeki insanlar da size ve işinize saygı duymayı, sizin de hayatınıza dair kendi planlarınız olabileceğini ve sizin keyif aldığınız bir hayat yaşamanızla mutlu olmayı öğrenirler.

Dört Yıl

Çizim Göki’min.

Zaman üzerine konuşmak hep çok ilginç gelmiştir bana. Bir yandan ölçmek için binbir şey üretmiş olmamıza rağmen onu hissetme şeklimiz ve onunla iletişime geçme hâlimiz sanki bu ölçme denemelerinin hepsini boşa çıkarmak için uğraşıyor gibi. Tam olarak anlamamamız için büyük çaba harcıyor sanki.

En bilinen örneklerdendir: Keyif alarak, dolu dolu geçirdiğiniz zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz bile. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibidir. Ve aksine ne kadar can sıkıcı geçiyorsa o an, bitmek bilmez gibidir. Sanki bir dakikanın geçmesi on dakika sürüyor gibi.

Nereden buraya geldik diyecek olursanız, bugün benim için en önemli tarihlerden birisinin dördüncü yıl dönümü. Göki’mle dört yılı geride bırakıyoruz bugün. Ve ben hâlâ dört yıl dedikçe kendimi garip hissediyorum. “Ne ara dört yıl oldu be?” diye soruyorum kendime, sonra gülmeye başlıyorum.

O kadar dolu, o kadar güzel bir dört yıldı ki bu. Her şeyiyle mutluyum bu dört yılı yaşadığıma. Sanırım zamanın akıp gitmesinden bu kadar memnun olmamın sebebi de bu. Böyle güzel zamanlar geçirmenin bedeli zamanın bile farkında olmamaksa memnuniyetle kabul edebilirim bunu.

Böyle akıp gitmeye devam eder umarım zaman ve ben her seferinde böyle şaşırırım. Çünkü bu olmaya devam ettiği sürece, bunu yazarken içinde bulunduğum hisleri her seferinde tekrar yaşabildiğim sürece her şeyin yolunda olduğundan emin olacağım.

Seni çok seviyorum Gökim. Hep böyle akıp geçsin zaman, ben hâlimden fazlasıyla memnunum.

[Read] Information Doesn’t Want to Be Free, Shivering Sands

Information Doesn’t Want to Be Free – Cory Doctorow

This is one of the books that we’ll need more in the near future. Doctorow collects his ideas and short writings about the copyright, future of computing and future of artists and creates this handbook for anyone interested in any of these topics. And Cory shows us a clear picture of the problems we’re having right now on that ground and how we can start working to solve these.

If you’re an activist, writer, artist, publisher or just someone curious about the computers and the culture and economy growing onto; you have to read this book and always keep somewhere easy to reach. Because I’m sure that we’ll talk more about this book and what Cory says in it for a while, we have to. (Link to Buy)

Shivering Sands – Warren Ellis

Well, if you know me for a while, you probably know that Warren Ellis is one of those people that I can really worship if he starts a cult. He still doesn’t, so I’m just reading and enjoying everything he writes. And recently bought his blog post collection “Shivering Sands” and finished today. Now I’m waiting a couple months to re-read again.

To be honest, if you know and like Warren Ellis, you’ll love this book. If you don’t know him, I’m not sure if this can be a good start point. I would recommend couple of his comics first. And if you don’t like him, I’m really sorry for you. (Link to Buy)

Tüm Bu Saçmalıklara İnat

Bir süredir kafamda bazı şeyler dönüp duruyor ve bunlar artık öyle bir noktaya geldi ki beni karamsarlaştırmaktan ve hiçbir şey üretemez hâle getirmekten başka bir şey yapmaz oldular. Bunlardan nasıl kurtulacağımı da bir türlü bilemedim. Bu yüzden buraya dökmeyi ve belki de bunu yazarken bir çözüm yolu bulabilmeyi umuyorum.

Uzun zamandır etrafıma her baktığımda, bir şeyler üzerine kafa yormaya başladığımda iki uçla karşı karşıya kalıyorum. Bir yanda güzel ve yeni şeyler üretmeye çalışan az sayıda insan var, diğer yandaysa ciddi bir şekilde çoğunluğu eline almış olan ve kendi küçük ve cahil dünya görüşlerini herkese dayatmaya çalışan yığınlar ve onların başını çekenler var. Maalesef ikincisi çok kalabalık ve fazlasıyla güçlü.

Normalde bu o kadar kafa takılacak bir durum değil, tarih boyunca hep böyle olmuştur çünkü. Ortalama ve çoğunluk dediğimiz şeylerin yaptığı hep budur. Ve dünyadaki gerçek değişimler ve gerçek güzellikler de hep az sayıda insanın bireysel çabalarıyla ortaya çıkmıştır. Ve de daima bu insanlar öteki olmuş, tehdit ve tehlike altında olmuşlardır. Ancak özellikle Türkiye’de bu durum hep daha ekstrem bir biçimde yaşanmış ve işin kötüsü, görebildiğimiz kadarıyla bu ekstremlik her kesimden aldığı onayla daha da büyümekte.

Bu da ister istemez insanın karamsarlaşmasına ve ümitsizleşmesine neden oluyor. Farklı bir şey söylemenin ya da bir şeylerin yanlış olduğunu dile getirmenin böylesine zorlaştırılması ve onların istedikleri gibi konuşmayan kimseye yaşama ya da üretme hakkı tanınmayan bir noktaya doğru gidiliyor olması bence şu anda başımıza gelen en korkutucu şey. Sözümona bir liberal kapitalist sistemin içerisinde yaşıyoruz ama dünyanın geri kalanında bu sistemin en azından kısmi anlamda verdiği özgürlüklerden bile nasiplenemiyoruz. Ne yalan söyleyeyim, Türkiye’nin hâlâ cumhuriyete geçebildiğine inanmıyorum ben. 90 küsür yıldır bir işi beceremediler ve bunun en temel sebebi de kurulduğu anda özgürlük yerine aptalca bir dayatmayı tercih etmesiydi. Kaçınılmaz olarak buna doğan tepki de ortalamanın ve cahilliğin yüceltildiği ve bunun dayatıldığı bir sistem olarak hayata geçip şu anda içinde bulunduğumuz duruma düşmemize neden oldu. Elbette bu tepki norm haline gelince, tepedekilerin ve onların yalakalarının her dediği çoğunluk için kesin doğrular olarak görülmeye ve buna eleştiri getirmek de yukarıda bahsettiğim baskıların yaşanmasına neden oluyor. Bu yüzden Yavuz Bingöl ve Alev Alatlı gibiler böyle rahatça saçmalayabiliyor ve sonrasında da zerre utanmadan hayatlarına devam edebiliyorken biz hayattan soğutuluyoruz. Bu yüzden felsefe eğitimi ilkokulda gereksiz ilan edilirken, bir dini inancı 6 yaşından itibaren çocuklara dayatmak makul görünüyor. Bu yüzden bu ülkenin başbakanı ve cunhurbaşkanı cinsiyet eşitliğini gereksiz ve saçma ilân edebiliyor.

Peki tüm bunlar olurken birey olmanın ya da birey olarak kendimizi karamsar ve hiçbir şey yapmak istemeyen bir ruh haline düşmekten kurtarmanın bir yolu var mı? Tüm bunlara inat üretmek, yaratmak, merak etmek, hayal kurmak ve şu hayattan keyif alabilmek mümkün mü? Eğer mümkünse yolu ne ya da bu yolu kendimize nasıl açabiliriz? Bunun üzerine bir süredir ciddi bir şekilde düşünüyorum çünkü tüm bu saçma ruh halinden kurtulmak ve hayatıma devam edebilmek için bir şeyler yapmam gerekiyor.

Bulabildiğim tek şey inat etmek oldu buna çözüm olarak. Tüm bu saçmalığa ve olan bitene karşı inat ederek hayattan keyif almaya ve kendi istediğimiz gibi yaşamaya devam etmemiz gerekiyor. Siyasi alanda ihtiyacımız olan değişimi o pisliğin içine girerek değil, ona dışarıda temel yaratan şeyleri yıkarak, onlara dışarıdan – yani toplumdan, kültür ve sanattan, sosyal hayattan- güç veren her şeyin bizi ezmesini engelleyerek, onları zayıflatarak getirmeyi denemeliyiz. Onlara asla zafer kazanamadıklarını; onlara inat yaşamaya, savaşmaya, üretmeye, hayal kurmaya ve hayattan keyif almaya devam ederek göstermeliyiz. Çünkü zaten dünyadaki tüm değişim ve gelişim siyaset dünyasının dışında olmuştur. Siyaset sadece ona ayak uydurabilenler ve Türkiye’deki gibi ona direnmeye çalışanlardan ibaret.

Bunun günümüze faydası ne kadar olur ya da bunlardan zaten bir fayda beklemek gerekir mi bilmiyorum. Ama eminim ki bu sayede en azından geleceğe iki parça faydam dokunacak ve ben kendi istediklerimi yaparak yaşamaya devam edebileceğim. Eğer istediklerimi yaparak yaşayamayacaksam ya da birilerinin o küçük dünyalarının içerisinde oynamaya karşı direnmeyeceksem zaten yaşamanın pek de bir anlamı yok.

Bu geleceğe dair umutlu olup olmama ya da siyasi görüş meselesi değil. Hayatım boyunca politik görüşüm değişse de her şey üzerine düşünüp sorgulayan ve daima geleceği düşünüp hayal kuran birisiydim. Ama son zamanlarda bu içinde bulunduğum atmosfer beni tıkamaya ve içten içe kendimi yiyip bitirmeme neden olmaya başlamıştı. Yazıyı bitirirken bunu kendi adıma bir yaşama ve inat manifestosu olarak koymaya karar verdim. Çünkü inat etmekten ve yaratmaktan başka kendime bir çıkış yolu bulamadım. Umarım bu gerçekten bir çıkış olur benim için.

(Eğer varsa; imlâ hataları, cümle düşüklükleri ve diğer sıkıntılar için özür dilerim. Mobil olarak bir anlık bir iç dökme halinde yazdım, kontrol etmeden yayınlayıp içimden atmak istiyorum.)

I Was On TV (at Sweden)

Aktivismens Tid screenshot of Ahmet A. Sabancı

(Türkçesi burada.)

Yes, that happened.

Long story short: Two lovely people, Sara and Tigran, came from Sweden last March and said “We want to make a documentary about activists around the world and we want to interview with someone from Turkey too. We’ll talk about who you are, what are you doing, what’s your views about topics like this and that… Do you want to join?” And I said “Well, okay. Let’s try and see.” And this 14 minutes happened.

I’ve talked about a lot of things and did a lot of stuff like walking, sitting, showing places and a little security education to my friends at university. I guess I wasn’t so bad.

I’d like to hear what you’re thinking about so give it a shot. And feel free to comment about everything, even about my hair :)

Sadly, video doesn’t allow embedding so you can click my photo or the link below to watch.

Aktivismens tid: Kunskapen – UR.se

Televizyona Çıktım (ama İsveç’te)

Aktivismens Tid screenshot of Ahmet A. Sabancı

(For English, click here.)

Evet, böyle bir şey de oldu.

Geçtiğimiz bahar (tam çekim tarihleri 30-31 Mart) İsveç’ten Sara ve Tigran gelip “Biz dünyadaki aktivistlerle ilgili bir belgesel serisi yapmak istiyoruz ve bir bölümünü Türkiye’den birisine ayırmak istiyoruz. Kim olduğundan, neler yaptığından, bazı konulardaki görüşlerinden konuşacağız. Katılmak ister misin?” dediler. Ben de “Peki, bir deneyelim de görelim bakalım ne olacak.” dedim. Yukarıda ekran görüntüsünü gördüğünüz 14 dakika oldu.

Neler yaptığımdan, temel konulardaki fikirlerime kadar birçok şey anlattım. Çekimleri birçok farklı yerde gerçekleştirdik. Ve hatta üniversitede bir mini eğitim bile yaptım, ki olabilecek en komik ‘cryptoparty’msilerden birisi olmuştu. Genel olarak çok memnun kaldım ve sevdim sonucunda ortaya çıkanı.

Eğer izlerseniz yorumlarınızı duymayı çok isterim. Söylediklerimle, yaptıklarımla ve hatta tipimle ilgili yorumlara bile açığım :)

Video maalesef embed edilemiyor, o yüzden yukarıdaki fotoğrafa ya da alttaki linke tıklayarak gidebilirsiniz. Belki ilerleyen günlerde benim olduğum kısımları alıp Youtube ya da benzeri bir yere yükleyerek de paylaşırım.

Aktivismens tid: Kunskapen – UR.se

Notlar [28.02.2014]

*18 Şubat’ta Pangea Kültür’de “Hacktivizm ve Hacker Kültürü” isimli bir ders vermiştim. Oldukça keyifli geçen bir ders oldu ve katılan herkes için de fazlasıyla verimli geçtiğini düşünüyorum. Böyle bir imkanı sağladıkları için Pangea Kültür’e teşekkür ederim.

Dersin kaydı maalesef alınamadı ama keynotelarımı derlediğim bir sunum dosyasını buradan görebilir ve indirebilirsiniz. Herhangi bir şekilde sunumla ilgili konuşmak veya sormak istediğiniz bir şeyler olursa da benimle iletişime geçebilirsiniz.

*Düzenli olarak yazmama rağmen çok fazla duyurusunu yapamadığımı düşündüğüm bir yeri de Notlar’da haber vermek istiyorum tekrar. Geekyapar! isimli portalın kanallarından birisi olan Faux Play’in düzenli yazarlarından birisiyim ve en kötü ihtimalle iki haftada bir oyunlar ve geek kültürü üzerine yazılarım yayınlanıyor orada. En son yazım oyunlar ve aşk üzerineydi. Şu ana kadar yazdıklarımın tamamına da buradan ulaşabilirsiniz.

*Geçtiğimiz hafta Dicle Haber Ajansı’na yeni internet yasası ve olası sonuçları üzerine bir röportaj verdim. Henüz ajansın sitesi şifreli olduğu için oradan okunamıyor (yakın zamanda şifreleri kaldıracaklarını ilettiler) ancak buradan röportaj metnine ulaşmanız mümkün.

*Geçenlerde 5 Posta‘nın yazdığı tweetlerden sansür üzerine güzel, zihin açıcı bir Storify yapmıştım. Eğer görmediyseniz onu da şurada okuyabilirsiniz.

*Bir süredir hem felsefe hem de kurgu çalışmalarımı boşladım ve yeterince çalışamadım. Bunun sebebini tam olarak söylemem mümkün değil ama bundan sonra öncelikli olarak bu ikisine yoğunlaşacağımı ve sizlerin de sık sık benim klavyemden bu konularda çıkan şeyleri göreceğinizi söylemem mümkün. Özellikle bitirme teziyle ilgili çalışmalarıma ciddi bir şekilde yoğunlaşacağım ve bu konuda bolca materyal üreteceğim bir döneme giriyorum. Bu konuda blogu da kullanmayı ve sizlerle bu konularda konuşmayı da planlıyorum. Kurgu konusundaki üretimlerimi de bir süredir sakin kalan Mesnetsiz‘de görebileceksiniz.

*Son olarak ufak bir duyuru. The Bobs 2014 ödülleri için aday gösterme süreci 5 Mart’a kadar devam ediyor. Kendi adaylarınızı buradan iletebiliyorsunuz. Beni de aday gösterebilirsiniz. Eğer beni aday olarak iletenlerdenseniz çok teşekkür ederim :)

2013 Listeler Listesi vol. 2

CAG’de 2013’e veda törenlerinin ikinci ve son kısmıyla karşınızdayım. (Kaçırdıysanız ilk bölüm burada.)

Ancak ikinci kısıma geçmeden önce ilk bölüme yetişmeyen bir yıl sonu yazımı sizlere duyurayım. Geekyapar’ın bir kanalı olan ve benim de yazarı olduğum Faux Play için bu yılın bana göre en iyi oyununu yazdım. Ona da buradan ulaşabilirsiniz.

Bu bölümde internetteki güzel insanların, ekiplerin yaptıkları 2013 listelerini derledim sizin için. Her birinin odak noktası farklı, 2013’e bakışı farklı ve ben de farklılıkları seven birisiyim.

Buyrun.

* * *

Top 10 of 2013 – The New Inquiry

Bu yıl keşfettiğim ve keyifle takip etmeye başladığım e-dergi The New Inquiry, bu yıl en çok tıklanan yazılarının bir listesini yapmış. Yayınladıkları her makale birbirinden lezzetli oluyor, yakında kendileriyle ilgili bir kritik yazacağım ama TNI ile şimdiden tanışmak isteyenler bu listeyle başlayabilir.

Laurie Penny: The 20 best online pieces of 2013

Laurie Penny, yazdıklarını dikkatle takip ettiğim gazetecilerden birisi. Elbette onun yaptığı böyle güzel bir listeyi de görünce buraya dahil etmezsem olmazdı. Oldukça başarılı bir derleme yapmış, birçok önemli makaleyi bir araya getirmiş. Geçen yılın güzel bir özeti olarak sayılabilir bu derleme.

Swartz, Fracking, Manning, GMO: 13 most underreported news stories of 2013 — RT News

RT ilginç bir derleme yapmış ve geçtiğimiz yılın hakkında en az konuşulan ve yazılan haberlerini derlemiş. Listeyi incelerken fark ettim; hakkında az konuşulanlar dedikleri bu haberler Türkiye’de ya hiç konuşulmamış ya da bu haberlere şöyle bir dokunulup geçilmiş.

The 13 Best Movies You Didn’t See in 2013 | Underwire | Wired.com

Wired gerçekten isminin hakkını veren bir liste yapmış. Gerçekten de hiç birini izlemedim bu filmlerin.

‘The Hobbit’ Most Pirated Film of 2013 | TorrentFreak

TorrentFreak bu yıl torrentten en çok indirilen filmlerini listelemiş. The Hobbit’in zirvede olması çok şaşırtmadı.

Türkiye’de İnternet’in 2013 Durumu – Alternatif Bilişim Derneği

Alternatif Bilişim Derneği’nin 2013 sonlarına doğru yayınladığı durum raporu, Türkiye’de internetin ve biz netizenlerin başına neler geldiğini ve yakın zamanda nelerin gelebileceğini özetliyor. “Geçtiğimiz sene internet ne hâldeydi?” sorusunun cevabı burada.

2013 in Review – Electronic Frontier Foundation

EFF de blog serisi olarak geçtiğimiz yılın özetini çıkartmış. İnternetin tüm dünyada geçtiğimiz yıl yaşadıklarının özeti de burada.

Ve yılın son blog postunda sizi güldürecek bir 2013 derlemesi. Herkese mutlu yıllar!

2013 Listeler Listesi vol. 1

2013’ü de bitirmek üzereyiz. Şöyle bir geriye doğru bakınca bu yılın da diğerlerine kıyasla çok fazla farkı yoktu diyebilirim. Ne ararsak vardı, kimisinden çok daha fazla oldu, olmasını çok istediğimiz bazılarıysa hiç görünmedi.

Kişisel anlamda güzel bir yıldı; aktif olduğum, bazı projelerin rafta durmaktan çıkıp eyleme geçmeye başladığı (Mesnetsiz gibi) bir yıl oldu, umarım 2014’te bunlardan daha da fazla olacak. Elbette geriye baktığımda “Keşke şunu yapmasaydım” dediklerim de oldu ama en azından bunların farkına varabildim.

Yılın sonunda iki bölümlük bir özet çıkartmaya karar verdim. Birinci kısımda kişisel listelerim, daha doğrusu kullandığım bazı araçların benim için çıkarttığı listeler olacak. Bu yıl kendim bir şeyler yazmaya üşendiğim için bu yolu seçtim. İkinci kısımda da başka insanların çıkarttığı güzel listeleri derleyeceğim. Bu şekilde 2013’ü kapatıp blogu 2014’e hazır hâle getirmiş olmayı umuyorum.

Şimdi ilk kısımla başlayalım. (İkinci kısım burada.)

* * *

Blogda 2013

Yukarıdaki link WordPress’in CAG için hazırladığı 2013 raporuna götürecek sizi. Blogun en hareketli ve keyifli yılıydı demek mümkün. Herkese çok teşekkürler.

Twitter’da 2013

Vizify’ın ilginç video yapma aracını deneyerek bir Twitter özeti çıkarttım. Eğlenceli bir şey oldu.

Tumblr’da 2013

Yukarıdaki link de sizi Tumblr’da yıl boyu yaptıklarımın bir özetine götürecek. Her ayın en çok ilgi çeken postunu derleyecek bir sistem yapmışlar. Siz de kendi blogunuzda denemek isterseniz linki orada var.

This is My Jam’de 2013

Sevdiğim müzik paylaşma platformlarından olan This is My Jam’de yıl boyu paylaştıklarımın bir özetine de linkten bakabilirsiniz.

2013 Mix

8tracks’te yıl boyu çok dinlediğim, beğendiğim müziklerden bir mix yaptım, aşağıdaki playerdan dinleyebilirsiniz.

2013’te Gelenler from ahmetasabanci on 8tracks Radio.

Notlar [25.11.2013]

Sunuma Başlamadan Hemen Önce

*
Dün Ankara’da yaptığım “Sosyal Medya, Farkındalık, Etkin Olma” atölyesi çok güzel geçti. Oldukça verimli ve keyifli bir gün olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar fazlasıyla yorucu olsa ve şu an her yanımdan yorgunluk fışkırıyor olsa da kesinlikle değdi buna.

Fotoğrafta gördüğünüz sunumu ve atölyenin video kaydını da hazır oldukları an buradan paylaşacağım. Ayrıca atölye boyunca bahsettiğim programlar ve araçlarla ilgili de ufak bir broşür hazırlayıp internetten dağıtacağım. Bu sayede atölyede yaptıklarımızdan herkes faydalanabilecek.

*Blogda hazırlamayı çok sevdiğim ancak vakit darlığı vb. sebeplerden dolayı son zamanlarda hiç fırsat bulamadığım Cuma Postası serisiyle ilgili sonunda işe yarayacağını düşündüğüm bir çözüm buldum. RSS takip etmek için kullandığım Newsblur, üyelerine blurblog adında bir bölüm sağlıyor. Blurblog, feedlerde okuyup beğendiğim linkleri anlık olarak paylaşabildiğim bir blog. Orayı bundan sonra Cuma Postası olarak kullanacağım ve bu sayede asla aksaması gibi bir durum olmayacak. Blogun kendisine (yani Cuma Postası’na) direkt olarak bu linkten ulaşabileceğiniz gibi, sitenin sağ tarafındaki widget sayesinde en yeni postaları da görebilirsiniz.

*TeknoDonanım, benimle kullandığım teknolojik aletler ve uygulamalar üzerine yaptıkları röportajı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Ancak röportaj Temmuz başı gibi yapıldığı için biraz eskidi ve orada yazanların bir kısmı değişti. Temmuz başındaki Ahmet’in nasıl çalıştığını merak ediyorsanız röportaja bakabilirsiniz. Güncel durumu merak edenler için röportajın daha güncel hâli sayılabilecek bir blog postunu yakında hazırlayıp yayınlayacağım.