E-kitapların Bitmeyen Çilesi

Futuristika’da yeni yazım yayınlandı. Bu yazıda uzun zamandır beni rahatsız eden ama oturup yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım bir konuya değindim. E-kitapları kendilerine karşı bir tehdit olarak gören ve bir an önce onlardan kurtulmak isteyenler bu yazının bir numaralı hedefi oldu.

Yazıda bu konuda hemen her şeyi söylediğim için ekleyebileceğim pek bir şey yok.

E-kitapların yaşadığı sıkıntının sebebi de bu korku aslında. İnsanlar alışkanlıklarından kopmak istemiyor. Yeni bir şeyler öğrenmek onlar için zor geliyor. Azınlıkta olan bir kesim de, elindeki ya da kitaplığındaki kitabıyla artık hava atamayacağı için korkuyor. Kendileri için kutsal kabul ettikleri mekanları kaybetmek istemiyorlar. Edebiyatın, kitapların herkes için ulaşılabilir olmasını istemiyorlar. Kurdukları yapının yıkılmasını istemiyorlar, çünkü her şeylerini o yapıya bağlamış durumdalar.

Gelecek Korkusu ve E-Kitapların Çektikleri | [Futuristika!]

Türkiye’de Habercilik / Gazetecilik Üzerine Birkaç Satır

Bugün biraz boş vakit bulup internette haber takibimi bir düzene sokmayı denedim. Halihazırda takip ettiğim bloglar ve siteler için Google Reader’ı kullanıyorum ama haber sitelerini takip edebilmek için pek kullanışlı değil bana göre. Bu yüzden Google News’e bir şans vermek istedim. Ancak orada hem bir teknik sorun hem de çok daha büyük bir sorun yüzünden istediğim verimi alamayacağımı anlayınca vazgeçtim. Burada üzerine konuşmak istediğim ise gözüme bir kez daha batan o çok daha büyük bir sorun.

Türkiye’de gazetecilik ve habercilik diğer birçok konuda olduğu gibi gerçekten hastalıklı bir durumda. Çok az bir kesim dışında kimsenin gazetecilikten anladığını sanmıyorum. Tarafsızlık, dürüst habercilik gibi şeylere Türkiye’deki gazeteciler ve basın arasında denk gelebilmek için gerçekten ciddi bir araştırma yapmanız lazım. Diğer türlü elinize geçecek tek şey resmi ideolojinin ya da iktidarın ağzının içine bakıp onların tavrını kopyalayan bir yığın. Basit bir araştırma yapsak haberlerinde “terörist” kelimesini en çok (ve belki de tek) kullanan basının buradakiler olduğunu rahatça görebiliriz sanırım. Böyle bir kelimeyi bir gazeteci olarak nasıl bu kadar rahat kullanabildiklerini hâlâ aklım almıyor.

Ülkede ne zaman birileri bir basın kuruluşundan ayrılsa ya da başka bir şey kurmaya kalksa ağzından ilk çıkan laf “Dürüst ve tarafsız olacağız.” oluyor. İyi, güzel diyorlar ama sonucunda ortaya çıkan tek şey kendi ideolojisi temelinde bir yayın oluyor. Tamam, elbette dünya görüşünün yaptığı işi etkilemesi doğal ancak bunu yapacağın yer kullandığın aracın yorum kısımlarıdır (köşe yazıları, forum bölümleri vs.). Bir basın kuruluşunu tarafsız olarak nitelendirmek için onun senin ideolojine uymaması yeterli bir gerekçe sayılmaz ya da senin ideolojine uyan bir gazete de tarafsız sayılmaz.

Şimdi kalkıp burada gazetecilik üzerine uzun uzadıya nutuk atmak istemiyorum ama bu durum fazlasıyla can sıkıcı hâle gelmeye başladı. Herkesin tarafsızlıktan söz edip kimsenin gerçek tarafsızlığı kastetmiyor oluşu sinir bozucu.

Bir de bugünkü deneyimimle bir şey daha farkettim ki ülkede haber sitesi açma ve gazetecilik oynama hastalığı başlamış. Aklına esen yorum yazacak birkaç kişi bulup bir domain ve host alarak haber sitesi kurar olmuş. İnternetin farklı seslere imkan tanıyor olabilmesi elbette güzel ve bunu mutlaka değerlendirmek lazım ama benim gördüğüm onlarca sitede hiç de böyle bir çaba yok. Çoğunun derdi ya kendi propagandasını yapabilecek bir araç elde etmek ya da siteye eklediği reklamlardan bir gelir elde etmek. Durum böyle olunca da aynı şeyleri tekrar edip duran yığınlardan oluşan bir çöplüğe dönüyorlar.

*

Bu sorunların yakın zamanda çözüleceğine zerre inancım yok tabii ki. Zaten çözebilmek için en başta bu toplumun kafasını değiştirmek gerekiyor. Belki ben kendime haberlere ulaşabilecek bir yol buluyorum ama herkes o kadar yetenekli değil ve bu bilgi çöplüğünün içinde kalarak gerçekten uzakta bir hayat yaşayan çok büyük bir kitle var.

(O kitlenin gerçek haberleri ne kadar istediği ayrı bir tartışma konusu. Burada o haberlere ulaşmalarının neredeyse imkansız hâle getirilmiş olmasından bahsediyorum.)

Uludere Katliamı Neleri Gösterdi? [30.12.2011]

(Bu yazım ilk olarak 30 Aralık 2011’de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Medyayı gördük Uludere’yle;

Medyanın artık eline kanı bulaştırmaktan hiç de çekinmediğini, otosansürün ne kadar rahatça ve yüzsüzce uygulanabildiğini, insan hayatının söz konusu ‘Kürtler’ olunca ne kadar önemsiz hale getirildiğini, herşeyin birer ‘iddia’dan ibaret olabildiğini ve birbiriyle savaş halindeki grupların aynı sözleri söyleyebildiğini gördük.

Çünkü medyanın umrunda olmaması gereken hayatlardı oradakiler. Öyle olmaması gerekiyordu ama Türkiye’de ‘medya’ dediğimiz şeyin artık ‘iktidardan gelen emirleri çoğalma/yayma birimi’ne dönüştüğünü gözümüze sokmaları gerekiyordu illa ki. Yoksa CNN Türk rejisi, yöneticisi bu kadar rahatça ve görev aşkıyla müdahele edebilir miydi o yayına. ‘Dürüst, tarafsız’ olduğunu bas bas bağıranlar dut yemiş bülbüle dönüşebilir miydi başka türlü. Bize artık “Bizden umudu kesin, biz haberci değiliz.” dedi hepsi. Zaten biliyorduk ama kendi dillerinden de duymuş olduk bunu.

Gözlerinin önünde olanları ‘iddialara, yalanlara’ çevirme güçlerini de gördük medyanın. Ve öyle büyük bir güçtü ki bu, Yeni Akit ve Sözcü aynı şekilde manşet haberi yazabildi bunun sayesinde. Sanırım kırk yıl düşünse kimsenin aklına gelmezdi böyle bir şeyin gerçek olabileceği. Ama söz konusu ortak düşman olunca, tabii ki kalemlerinin önünde hiçbir güç duramadı. Ortak düşmana karşı tam birlik halinde döktürdüler manşetlerini.

‘Halk’ı gördük Uludere’yle;

Bu katliamın en büyük mimarlarından birisi ‘büyük Türk halkı’dır. Onun iktidarına, ordusuna olan sonsuz ve sarsılmaz güvenidir. Bunun aksini söylemeye kimsenin cesaret edebileceğini sanmıyorum. Medyanın da, iktidarın da, ordunun da böyle rahatça hareket edebilmesinin, böyle aklın mantığın almayacağı açıklamalar yapabilmesi ‘halktan aldıkları icazetle’ mümkün olmuştur çünkü. Eğer bu icazeti vermemiş olsaydı halk; ne onlar öyle davranabilirlerdi, ne bu katliam olurdu, ne de halk her mecrada bu olayı büyük bir inançla savunmaya geçerdi.

O yüzden artık halkı temiz tutmaya çalışmaktan da vazgeçmemiz gerektiğini gördük, çünkü ciddi bir kesimi de ellerinde bu kanı taşımaktan gurur duyuyor. İnklar etmenin anlamı yok.

Birtakım kendini bilmezleri gördük Uludere’yle;

Bunlar zaten her fırsatta ortaya çıkan sevgi kelebekleri, barış elçileri, politik argüman papağanları, edebi süs ustaları. Yine döküldüler ortalığa. Ve yine kalkıp ‘güya eşitlikçi ve dürüst bir tavırla’ suçu paylaştırmaya, “Kürt mücadelesinin (BDP dahil) bunda suçu var, onlar yüzünden sivil halka olan oluyor.” gibi nasıl ve nerelerinden ürettiklerine emin olamadığım argümanlar ortaya atarak kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

Bunları kullananların en klasik özellikleri, doğru düzgün politik birşeyler okumadan, gündemi, olanı biteni takip etmeden ezberlerindeki birkaç argümanla konuşuyor oluşlarıdır. Sorsanız Kürdistan’da olan bitenlerden ne kadar haberleri vardır diye, alacağınız cevap ya büyük bir sessizlik ya da medyanın genel argümanları olacaktır. Bu yüzden kendilerini çok fazla ciddiye alamıyorum ama böyle fırsatçı bir şekilde ortaya çıkma çabalarına da tahammül edemiyorum.

(Bir de arada bir muhalifleri de gördük ama onlar bunların yanında çok hafif kaldığı için listeye dahil edemiyorum.)

İktidarı çok daha iyi gördük Uludere’yle;

Hem de öyle güzel gösterdi ki kendisini bu sefer. Zaten İçişleri Bakanı İdris, son zamanlarda bu gösterilerin geleceğinin sinyallerini veriyordu bizlere. E “İkinci açılım pakedi geliyor.” denildiğinde zaten herkes korkudan ne yapacağını şaşırmıştı. Ve şimdi açılıma başlandığını herkes rahatça görüyordur sanırım.

İktidarın aslında uzun zamandır içinde tutmaya, saklamaya çalıştığı yüzüdür şu an karşımızda duran. Demokrasi, eşitlik, insan hakları onlara o kadar uzak ve onlar için o kadar rahatsız edici şeylerdi ki daha fazla saklanamadılar artık o kelimelerin arkasına, çıktılar meydana. Hem de tüm öfkeleri, kinleri ve ağızlarından damlayan kanlarıyla. Saldırmaya, parçalamaya, katletmeye hazır bir şekilde meydandalar artık. Başbakan zaten konuyla ilgili açıklamasında bir tek “Bu olayda emeği geçen herkesi tebrik ederim.” demedi ama dinleyen herkes bunu anlamıştır sanırım.

Kısacası iktidar da tam manasıyla meydanda artık. Daha doğrusu artık herkes gerçek yüzleriyle, maskeleri düşmüş bir halde meydandalar. Bundan sonrasında ise herşeyin çok daha sert olacağını söylemek sanırım kahinlik olmayacaktır. Çünkü herşey maskelerin düştüğü an başlar zaten.

Şu an maskelerin düştüğü, ellerindeki kan ve içlerindeki irinle ortada durdukları zamanlardayız. Çok daha vahşileşecekler, çok daha acımasızlaşacaklar. Bu katliam başlangıç işaretini verdi, maskelerini ellerinden alıp, meydanın ortasında koydu onları.