Facebook, Algı Manipülasyonu ve Ötesi

Son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi Facebook üzerinden yapılan son psikoloji deneyi oldu (merak edenler için makalenin kendisi burada [PDF]). Ancak tartışmanın konusu araştırmanın sonuçları değil, araştırmanın yapılma şekli oldu.

En basit hâliyle özetlemek gerekirse deney, Facebook news feed’de gördüklerimizin bizim psikolojik durumumuzu ve ruh hâlimizi etkileyip etkilemediğini araştırmış. Bunu kontrol etmek içinse, 689.000 kişinin news feedi manipüle edilerek onlara arkadaşlarının paylaştığı olumsuz haberler daha çok gösterilmiş ve güzel haberler saklanmış. Bu esnada kullanıcıların hiçbirine bir deneye dahil edildikleri söylenmemiş ve böyle bir manipülasyonun yapıldığından haberleri bile olmamış. Yani Facebook tamamen keyfi bir şekilde 689.000 kullanıcısının aldığı haberleri manipüle etmiş, sansürlemiş ve onlara kendi istediklerini göstermiş.

Bu konuda Facebook’u savunanlar genellikle iki temel argümanı kullanmakta. Birincisi, Facebook’a üye olurken hemen hiçbirimizin okumadan kabul ettiği sözleşme ile zaten üzerinizde bu tarz deneylerin yapılmasına, Laurie Penny’nin deyimiyle “Facebook’un sizi deney faresi yapmasına”, izin veriyorsunuz. İkincisi de böyle bir deneyi haber vererek yapmanın anlamsız olacağı ve haber vermenin doğal sonuçlar alınmasını engelleyeceği. Elbette ilk bakışta makul görünen savunmalar ve özellikle kabul edilen sözleşme konusunda itiraz etmek mümkün değil. (Detaylı bir Facebook savunması için buraya, deneyi yapanların ardından yazdıkları için buraya bakabilirsiniz.)

Bu deneye yapılan itirazlar ise en temelde bunun ne kadar etik olduğunu ve insanların haber alma özgürlüklerine yapılan müdahaleyi sorgulamakta. Sonuç olarak bu deney sürecinde insanların arkadaşlarıyla iletişim hâlinde olmak ve onlardan haber alabilmek için kullandıkları araç, onların asıl görmek istedikleri yerine onlara kendi istediklerini göstermiş ve onların psikolojisini manipüle etmeye çalışmış.


Ancak burada birçok kişinin değindiği ve benim de asıl önemli gördüğüm mesele çok daha büyük. Burada bir iletişim aracının bizim algılarımızı ve psikolojimizi yönetme gücünü açık bir şekilde sergilediğini ve bunu ne kadar becerebileceğini test ettiğini görüyoruz. Her ne kadar uzun zamandır Facebook news feed üzerinde bir takım algoritmalar ile manipülasyonlar yapıyor olsa da (reklamları daha büyük gösterme, Facebook üzerindeki ilişkinize göre kimi arkadaşlarınızın paylaşımını daha çok gösterip kimisini gizlemek vs.) böyle bir hareket, haklı olarak, gövde gösterisi olarak görüldü.

Kimileri bunu eski medya araçlarının yaptığı manipülasyon ile aklama veya makul gösterme çabasına girdi. Her ne kadar ilk bakışta işe yarar bir savunma gibi görünse de böyle bir hareket hem internetin ve sosyal ağların gücünü küçümsemek, hem de onları gerçekten hiç anlamamak anlamına geliyor bana göre. En çok satılanın bile bir-iki milyonu ancak bulduğu bir gazete ile milyarlarca insanın sadece haber almak değil, iletişim kurmak ve haber üretmek için kullandığı bir web sitesini nasıl bir tutabileceğimizi açıkcası ben anlamıyorum.

Buradaki algı manipülasyonu, herhangi bir gazete veya televizyonun yaptığının çok daha ötesinde ve boyutları çok daha korkutucu olabilecek bir şey. Burada yapılan bir televizyonun ülke yanarken penguen belgeseli göstermesi değil, sizin arkadaşınızla telefonda ya da yüz yüze yaptığınız sohbette arkadaşınızın söylediklerinden sadece otoritenin istediklerini duyabilmeniz demek.

Burada aslında elimizdeki yeni teknolojilerin ne kadar güçlenebileceğini ve ne kadar ileri gidebileceğinizi görüyoruz. Bir internet sitesine bu kadar çok bilgi ve önem vermenin sonuçlarının neler olabileceğini, kendimizi birtakım tekellere teslim etmenin ve bizim kontrolümüzde olmayan araçlara hayati önem yüklemenin başımıza neler getirebileceğini deneyimliyoruz.


Ancak bu konuyla birlikte değinmek istediğim bir başka deney daha var. Julien Deswaef’in “Love Machine”i. Julien, kendi yazdığı bir bot ile Facebook arkadaş listesinin paylaştığı her şeye like vermeye ve bunun sonuçlarının ne olacağını test etmeye başlamış. Bir sanat projesi olarak başlattığı bu proje, bir süre sonra Facebook listesi için tam anlamıyla çekilmez bir hâle gelmiş. Çünkü en başında Facebook’un arkadaşlık ilişkilerini belirleyen algoritmasının çıldırmasına neden olmuş. Facebook’ta arkadaş listesindeki herkesin en iyi arkadaşı hâline gelmiş ve o arkadaşları news feed’de en çok Julien’i görmeye başlamışlar. Aynı zamanda algoritma Julien’e de ne göstereceğine karar vermeyi başaramamış olsa gerek. Çünkü herkes ile aynı derecede ilişki kuruyor ve herkesi aynı derecede “beğeniyor”.

Bu deney de aslında Facebook’un algoritmalarının ve haber ulaştırma sisteminin bu taraftan da manipüle edilebileceğini bizlere gösteriyor. Facebook herkesi sevdiğimiz zaman ne yapacağını şaşırıyor ve algoritmaları tamamen işe yaramaz hâle geliyor.


Tüm bunlarda beni asıl düşündüren ve üzerine kafa yorduğum nokta algının manipülasyonu için tamamen yeni bir kapı açılıyor olması.Çevremizle kurduğumuz iletişimi ve onlar hakkındaki düşüncelerimizi manipüle edebilmek, psikolojimize müdahalede bulunabilmek gerçekten tehlikeli şeyler. Bunun ötesi tam anlamıyla zevklerimizi manipüle edebilmeye ve tercihlerimizi menfaatlerine göre değiştirebilmeye kadar gidecektir.

(Bunların yanında algının ve iletişimin şekil değiştirmesi üzerine daha detaylı olarak düşünüyorum ve bunları derleyip yazmayı da planlıyorum. Örneğin Facebook gibi birçok sitede sadece olumlu duyguların ifade edilebilmesine imkan tanınması oldukça ilginç bir sorun. Neden bir şey üzerine olumsuz fikrimi ifade etme şansı tanımıyor? Neden sadece “like” verebiliyorum? Peki “like vermemek” ne anlama geliyor bu durumda: beğenmemek mi görmemek mi? İnternetteki birçok kişi, insanların öfkesini ve nefretini çok rahat ifade etmesinden şikayetçi olduğu için, bu şekilde bir “temiz alan” yaratılmaya çalışıldığı düşünülebilir mi? Bunları olumsuzluğun gizlenmeye ve unutturulmaya çalışılması olarak yorumlamak çok mu abartılı olur?)

Elbette kimileri hayatımızın her anında, her alanında bu tarz manipülasyonlara maruz kaldığımızı ve bunlardan asla kaçışımız olmadığını savunabilir. Hatta daha ileriye gidip bu manipülasyonlar ile ben dediğimiz şeyi şekillendirdiğimizi savunabilir (çocukluktan bu yana ailenin manipülasyonu, eğitim vs.). Ancak burada bahsettiğimizin bunlarla ne kadar eş tutulabileceği veya algının ve iletişimin manipülasyonu derken tam olarak neyi kast ettiğimiz oldukça büyük bir önem taşıyor. Bir de tabii ki Facebook gibi bir haberleşme aracının üzerimizde annemiz kadar büyük bir güce sahip olmasını isteyip istemediğimiz de var.

Sadece şirketler değil, bu güç devletler ve başka kötü amaçlı kişiler için de kullanılabilir noktaya geldiğinde neler olabilir? Bu ağları kullanan kişiler arasında maalesef aktivistler, gazeteciler de var. Bu insanlar daima içinde yaşadıkları otoriter devletler tarafından tehdit altındalar. Ve çok iyi biliyoruz ki Facebook devletlerle arasını iyi tutmayı ve onların isteklerini yerine getirmeyi tercih eden bir şirket. Devletler bu manipülasyon gücünü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isterse ne olacak? Fark ettirmeden kullanıcıları üzerinde psikolojik deneyler yapabilen bir şirket ya buna da tamam derse?

Bu konu gerçekten ciddi bir şekilde tartışılmayı ve harekete geçilmeyi hak ediyor. Umuyorum ki bunun üzerinden güzel bir tartışma sürer ve bir şeyler yapmaya başlarız. Benim kişisel başlangıç önerim kendimizi bu tarz alanlara olan bağımlılığımızdan kurtarmaya ve bunlara daha skeptik yaklaşmaya başlamak.

Update (18:48): Erkan Saka blogunda bu konuyla ilgili yazıların ve haberlerin de bir derlemesini yapmış. Derlemeyi burada bulabilirsiniz.

Update 2 (19:12): Zeynep Tüfekçi’nin bu konuyla ilgili blog postunu buraya eklemek istedim. Bir de deneye dahil edilen kişi sayısını düzelttim (600 binden fazla demiştim).