5651 Hakkında Önemli Linkler

Dün 5651 üzerine benim görüş verdiğim ya da dahil olduğum yayın linklerini derlemiştim. Bugün de konuyla ilgili önemli bulduğum ve 5651’de yapılan değişikliklere ve ne anlama geldiklerine uzak kalanlara yardımcı olabilecek linklerin bir derlemesini yapıyorum.

İnternet Sansürü Derinleşiyor – Alternatif Bilişim Derneği

Yasayla ilgili ilk yayınlanan bildirilerden birisi ve yasanın getireceklerini oldukça iyi anlatıyor. İngilizce çevirisi de mevcut.

Yeni 5651 ve Sansürün İşleyişi | Kame

Yasanın getireceklerine dair teknik bir anlatıma sahip ama oldukça önemli bir yazı.

Yeni 5651 internet sansür ve gözetimine, kaba güce karşı matematik – Evrensel.net

Özgür Uçkan’ın kaleme aldığı bu makale oldukça önemli ve konuyla ilgilenen ilgilenmeyen hemen herkesin okuması gerektiğini düşünüdüğüm bir yazı.

Türk İnternet | İlk Torba Kanundaki 5651 Maddeleri Komisyondan Geçti, Sıra TBMM Genel Kurulu’na Geliyor (Makyaj Var, Yumuşama Yok)

Yasada yapılan son değişikliklerin bir özeti, son hâli görebilmek için önemli.

İnternette Çinnet – Taraf Gazetesi

Alternatif Bilişim Derneği başkanı Ali Rıza Keleş’in verdiği bu röportaj da yasanın sonuçlarını ve nasıl değişikliklere neden olabileceğini oldukça güzel bir şekilde anlatıyor. (Ayrıca çok da güzel bir başlığı var :)

İnternet Kanun Çalışması – netd

Erkan Saka’nın sunduğu Sosyalkafa’da Av. Serhat Koç 5651 düzenlemesini hem bir Korsan Parti üyesi hem de bir avukat olarak anlatıyor.

Kem Gözlere Şiş – netd

Alternatif Bilişim’in sansür ve gözetimden kurtulmanızı kolaylaştırmak için hazırladığı Kem Gözlere Şiş projesi Sosyalkafa’da. Projeyi oldukça güzel anlatan bir program olmuş, bu yasayla birlikte bu proje daha da önemli bir hâle geldi.

Elbette gözden kaçırdığım ya da unuttuğum başka linkler olmuştur. Eğer böyle bir link varsa elinizde yorumlarda paylaşın. Hem ben görmüş olurum, hem de buraya gelen herkes faydalanır.

Çapul TV’de Dijital Gözetim ve Sansür Yasasını Konuştuk

manset-alt-bilisimder

Dün Alternatif Bilişim Derneği olarak Çapul TV’nin Çapulcu Bülteni programına konuk olduk. Ben, Ali Rıza Keleş, Işık Mater, Barış Büyükakyol ve Orkut Murat Yılmaz; meclisten geçen yeni 5651 düzenlemesini ve bunun nelere yol açabileceğini konuştuk.

1 saatlik güzel bir sohbet oldu, konuya birçok farklı açıdan bakabildik ve oldukça eğlendik. Programı izlemek isterseniz buraya tıklayın (maalesef embed kodu olmadığı için direkt ekleyemedim).

Sendika.org da programın bir özetini çıkartmış. Eğer şu an izlemeye vakitm yok diyorsanız burada bir özet mevcut.

[İnternet Notları] Daha da Girmem Facebook’a!

Facebook; insanların gizliliğine hiç saygı duymaması, insanların özel hayatlarını değersiz görmelerini sağlayıp onlardan gelir elde etmeye çalışması ve birçok başka sebepten dolayı sevmeye sevmeye kullandığım bir siteydi. Kullanmak zorunda olmamın en önemli sebebiyse çevremdeki bazı insanlarla iletişim kurabilmemin mümkün olduğu tek yer olması ve okulumun bazı duyuruları sadece Facebook grubundan yapmanın yeterli olacağını düşünmesiydi.

Ancak bugün olanlardan sonra Facebook’la tüm ilişkimi koparmaya karar verdim.

* * *

Birkaç gün önce Self-Destructing Cookies adındaki Firefox add-on’unu kullanmaya karar verdim. Bu uygulamayı kullanmak istememin sebebiyse birçok internet sitesinin tarayıcıma yerleştirdiği cookieler aracılığıyla beni internette gittiğim her yerde takip etmelerini engellemekti. Bir siteyi ya da sosyal ağı kullanıyor olmam, ona internette yaptığım her şeyi takip etme izni verdiğim anlamına gelmiyordu sonuçta.

Ancak Facebook bu yaptığımdan pek memnun olmamıştı. Bugün sabah tarayıcımı açıp Facebook’a girmek istediğimde bana bu bilgisayardan ilk defa bağlandığım için hesabımı geçici olarak dondurduğunu ve bazı güvenlik testlerinden geçmeden hesabımı tekrar aktifleştirmeyeceğini söyledi. Duruma anlam veremediğim için mobilden kontrol etmek istedim ancak Android uygulamasını açar açmaz uygulama hesabımdan çıktı ve hesabımın dondurulduğunu söyledi.

Hesabı tekrar aktifleştirmek istediğimdeyse işler daha da karıştı. Önce basit bir captcha sorusu sordu. Rahatça cevaplayıp sonraki adıma geçtiğimdeyse bana iki seçenek sundu: Gizli soruyu cevaplamak veya arkadaşlarımı fotoğraflardan tanıyıp eşleştirmek. İkincisi Facebook’un yüz tanıma arşivine hizmet vermek anlamına geleceği için asla böyle bir şey yapmayacaktım. Gizli soruyu cevaplamak ise imkansızdı çünkü böyle bir soru eklediğimi hatırlamıyordum ve soruya vermiş olabileceğim tüm cevaplar da yanlış çıkıyordu. Eğer 8 yaşındayken yaşadığım sokağın hangisi olduğunu Facebook benden daha iyi bildiğini iddia ediyorsa bana susmak düşerdi zaten.

* * *

Facebook’un gizliliğe ve özelimize bilgisayarda ve mobilde nasıl saldırdığını hep biliyordum. Facebook’la ilişkimi kısıtlı tutarak bunu kendi adıma minimumda tutmaya çalışıyordum ama şu durumda Facebook’un gizliliğime böyle ağzı sulanmış bir şekilde saldırması son damla oldu. Benden istediklerinin her biri benim bu konulardaki tavrımla ters düşmem anlamına geliyordu. Bunu yapmaya da hiç niyetim yok.

Ayrıca Facebook, cookielerin kaybolmasına tepki gösteren tek site oldu. Ne Google, ne Twitter, ne de bir başka site bana herhangi bir sorun çıkartmadı günlerdir. Anlaşılan Facebook her seferinde bu konularda ne kadar vahşi olduğunu göstermek zorunda hissediyor.

Sözün özü, bundan sonra Facebook ile hiçbir bağlantım olmayacak. Bir şekilde hesabımı tamamen silmelerini sağlayıp kurtaracağım kendimi. Bir daha hesap açmayı da düşünmüyorum. Zaten kendisinden kurtulmak için bir bahane arıyordum, onu da bana kendi elleriyle vermesi daha güzel oldu.

[İnternet Notları] İnternetin de Özel Hayatın da Sonu Gelmedi

Konuyla pek alakası yok gibi ama bence yakıştı.
Konuyla pek alakası yok gibi ama bence yakıştı.

Büyük bir kısmınız bilgisayar kullanmayı bilmiyorsunuz.

Daha açık konuşayım; büyük bir kısmınız Facebook, Twitter, Youtube, GMail, Skype kullanmayı, belki biraz da Windows ve Office kullanmayı biliyor. Bir de nasıl oyun oynayabileceğini. Ancak gerçekten bilgisayar kullanmayı bilmiyorsunuz. Gerçekten elinizin altındaki teknolojinin ne işe yaradığından, onunla neler yapabileceğinizden bihabersiniz. Bu aletin sizin kullandığınızdan başka türlü kullanılmasının imkansız olduğunu düşünüyorsunuz. İçinde Windows olmadan bilgisayarların çalışmayacağını zanneden bilgisayar satıcılarıyla, GMail ya da diğer büyük mail şirketleri olmadan mail gönderemeyeceğini zanneden insanlarla dolu ortalık.

Ve şimdi de “Gizliliğimiz kalmadı, devletler her şeyimizi takip ediyor, kaçacak yerimiz yok!” diyerek kıyamet tellalığı yapıyorsunuz. Facebook, GMail vs devletlerle anlaşma yaptığı, onlara gizli bilgilerinizi verdiği ve sizler de basit birkaç alışkanlığınızı değiştirmekten korktuğunuz için internetin sonunun geldiğini zannediyorsunuz.

Açıkcası böyle yazılar, yorumlar gördüğümde artık katlanamıyorum. Sizin bilgisayar kullanmayı bilmiyor oluşunuz ve öğrenmeye hiç niyetiniz olmayışı zaten şu an sizi takip eden devletlerin ve şirketlerin kendilerini güvende hissetmesinin en büyük sebebi. Oysa siz bunu değiştirmek yerine insanların korkmasını ve teslim olmasını sağlayacak şeyler söylüyorsunuz. Böyle davrandığınız zaman da gerçekten bir şeylerin değişmesini isteyip istemediğinizden şüphe ediyorum.

Her şey sizin elinizde ve eğer bir şeyler değişmiyorsa da bunun sorumlusu bir anlamda sizlersiniz. Eğer gerçekten özel hayatınızı korumak istiyorsanız, gerçekten iletişim ve ifade özgürlüğünüzün olmasını istiyorsanız çaba göstermeniz gerekiyor. Oturduğunuz yerden, hiçbir şeyi değiştirmeyerek “Kıyamet kopuyor!” diye bağırmayı bırakmanız gerekiyor.

Gerçekten bu durumun değişmesini istiyorsanız basit tavsiyeler vereceğim.

*Bilgisayar kullanmayı (bilgisayarın içine akıllı telefonlarınız, tabletleriniz de dahil) gerçekten öğrenmeye çalışın. Emin olun biraz çaba gösterdikten sonra her şeyin çok daha kolay bir hâle geldiğini göreceksiniz. Ve kullanmayı öğrendikçe, aslında bunca zaman tembellik yaptığınız için kendinize kızacaksınız.

*Alışkanlıklarınızı değiştirin. İnterneti ve bilgisayarları sadece birkaç web sitesi ve programdan ibaret görmeyin. Aramalarınızı Google’dan değil de DuckDuckGo‘dan yapın mesela, Facebook’ta her şeyinizi paylaşmayı bırakın, çok basit şifreleme yöntemleriyle gerçekten önemsediğiniz maillerinizi şifreleyip gönderin, hard diskinizi TrueCrypt ile şifreleyin, özel chatlerinizi Pidgin’e Off-The-Record kurarak yapın. Çok daha fazlasını kolayca nasıl yapacağınızı anlatan rehberler internette mevcut; bulun, uygulayın (denk geldikçe ben de paylaşıyorum bu tarz rehberleri).

Bunların hepsi aslında evinize girip çıktıktan sonra kapınızı kilitlemek kadar basit şeyler ve öğrendikten sonra çok kolay ve hızlıca halledilebilir. Eğer evden daha hızlı çıkayım diyerek kapınızı kilitlememezlik yapmıyorsanız, birkaç saniyenizi de mailinizi şifreleyip göndermeye ayırabilirsiniz.

*Öğrenmekten, araştırmaktan ve değişiklikten korkmayın; takıldığınız an sorun birilerine. Mutlaka internette size yardım etmeye gönüllü birçok insan çıkacaktır karşınıza.

*Güvenlik ve anonimlik amaçlı yazılımları herkesin rahatça kullanabileceği hâle getirmeye çalışan yığınla güzel insan var ortada, onlara destek olun. Mailpile, Heml.is, Tor aklıma ilk gelen örnekler. Bu insanlar sizin rahatça ve özgürce internette dolaşabilmeniz için çalışıyor. Elinizden geldiğince bu insanlara destek olun.

*Birçok dernek ya da grup bizim ifade özgürlüğümüzü ve özel hayatımızı yasal yollardan korumak için çalışıyor. Onların sesinin daha yüksek çıkması ve daha çok iş yapabilmeleri için destek olun, yardım edin. Örneğin Türkiye’de Alternatif Bilişim Derneği var, Avrupa’da bu konuda çalışan derneklerin bir araya geldiği EDRi var, İngiltere merkezli Article 19 var, dünya çapında çalışan EFF var. Bu insanlara maddi-manevi destek vermeye çalışın.

*İnsanları korkutacak ve umutsuzluğa sürükleyecek şeyleri değil, onlara çaba gösterme gücü verecek şeyleri paylaşın. İnsanlara bir şeyler yapabileceklerini ve bu durumu değiştirmelerinin mümkün olduğunu söyleyen şeyleri paylaşın. Çünkü gerçekten de bunu değiştirmek mümkün ve aksini söyleyen insanların sesi daha yüksek çıktığı için insanlar bunun farkında değil.

PRISM’e Giriş

Erkan Saka’nın kurduğu ve editörlüğünü yaptığı Erkan’s Field Diary blogu bir süredir severek takip ettiğim yerler arasında. Özellikle güncel konulara dair derlemeler yaptığı “Roundup” bölümleri gözümden kaçanları yakalamama yardımcı oluyor.

Erkan hoca bloga sık sık konuk yazarlar davet ediyordu. Benim de EFD’ye yazmaya niyetim vardı bir süredir, ancak bir türlü başlamayı becerememiştim. Sonunda klavyenin başına geçtim ve PRISM konusuna dair geniş sayılabilecek bir makale yazdım. Özellikle Gezi olayları sebebiyle gündemin arka sıralarına düştüğünden çok fazla dikkat çekememiş olması, böyle bir derleme yazmak için kendimi motive etmemi sağladı.

Snowden’ın ortaya çıkarttığı PRISM, NSA‘in takip ve bilgi toplama amacıyla kullandığı databaselerden birisinin adı. Bu databaselerden kaç tane olduğu, hepsinin aynı şekilde çalışıp çalışmadığı, hatta PRISM’in bile tam olarak çalıştığı konusu hâlâ bulanık. Ancak en azından PRISM ve yapısı hakkında temel bilgilere sahibiz.

PRISM, internette en çok kullandığımız servislerin databaselerine bağlı olan bir sistem. Snowden’ın sızdırdığı belgelere göre PRISM’e dahil olan şirketler; Google, Facebook, Microsoft, Apple, Yahoo, AOL, Verizon, Sprint ve AT&T. Bu şirketlerin sisteme dahil olarak yaptıklarıysa bize ait tüm kişisel bilgilerin PRISM databaselerine eklenmesine izin vermek. Bunu nasıl sağladıkları konusundaki teknik detaylar bulanık olsa da kesin olarak tüm kişisel bilgilerimizin PRISM’e eklenebildiğini (ya da çoktan eklendiğini) biliyoruz. Bu bilgilerin içerisine özel mesajlaşmalarımız, telefon konuşmalarımız, yazılı-sesli-görüntülü chat kayıtlarımız ve bu ağlara verdiğimiz her türlü bilgi dahil.

Yazının tamamı için: PRISM: Nedir, Neden Önemli, Neler Olacak?

Ayrıca bugün Erkan hocanın hazırladığı Sosyalkafa programında da PRISM ve NSA konusu konuşulacak. Tavsiye ederim.

Güvenlik Ne Demek?

Sanırım güvenlik kelimesinin ne anlama geldiğini unuttuk. Daha doğrusu güvenlik dediğimiz şeyin anlamı fazlasıyla değişmişe benziyor. Tam olarak söze dökmem mümkün değil ama örneklerle göstermem bunu biraz kolaylaştıracak.

Mesela aşağıdaki videoda, üniversitenin güvenlik görevlileri iş başında. Teknik olarak bu üniformalıların görevi üniversitenin öğrencilerinin güvenliğini sağlamak.

Bir diğer örnek olarak polisleri verebiliriz. Onların görevi vatandaşın güvenliğini sağlamak ama sanırım onların da bu kavramı algılama konusunda bir sıkıntıları var. Öyle olmasa hemen her gün polis şiddeti haberi duymazdık. İlla örnek istiyorsanız buraya ve buraya bir bakın.

Şu an aklıma gelen bir diğer örnek de internette güvenlik meselesi. Bazı devlet kurumları (artık isimlerini yazmaktan bıktım) bu güvenlik kavramını nasıl anlıyorlarsa artık, şaka gibi işlere imza atıyorlar. Uzun süredir düşünüyorum ama hâlâ yaptıklarının güvenlik ile ilişkisini kuramadım -tıpkı yukarıdakiler gibi.

* * *

Bu örnekleri arttırdıkça arttırabilirim ve tüm dünyaya yayabilirim. Bunu zaten hemen herkes biliyor. Ancak dediğim gibi tüm bunların tam olarak nasıl bir “güvenlik” tanımıyla ortaya çıktığını çözebilmiş değilim. Kavramın altını oymak mı, içini boşaltmak mı yoksa kavrama takla attırmak mı bilemedim. Tek emin olduğum ortada gerçekten saçma bir şeylerin döndüğü.

Bunun için aklıma gelen tek uygun çözüm ise güvenlik ile alakalı ne kadar şey varsa hepsinin imha edilmesi. Tamamen, hiç bir kırıntı bırakmadan. Güvenliğin bu tanımsızlığına dair ne varsa yok edip, güvenlik kavramını baştan kurmalıyız bence. Bu sayede kurtulmamız mümkün olur belki.

Bunu yapabilmek için aklıma gelen bir yol da karşı-güvenlik yöntemlerini kullanmak. Bir anlamda güvenliğe karşı kendimizi güvene almak. Güvenliğimizi sağlamak isteyenlere karşı her türlü korunma mekanizmasını kullanmak. İşe yaraması mümkün gibi görünüyor.

Aklıma şu an gelen en mantıklı çözüm bu. Güvenliğimin sağlanmasından gerçekten sıkıldım çünkü.

Lamerlarla Bir Gün

Bugün bloga bakmayı pek düşünmüyordum normalde. Bir şeyler eklemeye ya da blogla uğraşmaya vakit ayırmaya niyetim yoktu. Ancak bir şeyler dürttü ve bir bakayım dedim. Önce blog hesabımın olmadığını iddia etti. Ardından ana sayfama baktığımda şöyle bir manzarayla karşılatım.

Allah’ın beni yakacağını haber vermek için Bangladeşli bir lamer arkadaş sitemin indexini değiştirmeye karar vermişti. Başta sinirlerimi kontrol edemediğimden telaş sardı ama sonrasında kendime gelebildim. Kardeşimin teknik desteğiyle siteyi kurtardık. Facebook’ta bu işi yapan arkadaşın profilini bulduğumuzda da tam tahmin ettiğim gibi ideal bir lamer profili vardı karşımda.

Elbette oldukça amatörce ve Allah adına savaşmak gibi bana anlamsız gelen bir sebep dışında amaçsızca yapılmış bir hareketti. Ortalama bir lamer’ın mantığıyla site hackleme skoru tutmak için yapılmış bir şeydi özetle.

Eğer kafam çok çalışmıyor olsaydı gelip buraya “O kadar hacker kültürü hakkında konuşuyorum, sonra gelip bana saldırıyorlar. Hepsine ölüm!” gibi bir şeyler yazıp kendimi rezil edebilirdim. Ama neyse ki öyle birisi değilim.

Tıpkı her kültürün başına geldiği gibi hacker kültürünün de başına gelen bir durum bu. O kültürü anlamadan, onun bilincine erişmeden, sadece öyleymiş gibi görünmek için saçma sapan hareketler yapan insanlar oluyor. Bunların genel adı poser, taklitçi. Hacker kültürüne özel adı da lamer oluyor. Bunların elbette o kültürle hiçbir alakaları yok, sadece hackerları görüp onlara özenerek böyle saçma sapan işlere kalkışıyorlar.

Şimdi kalkıp birkaç gerizekalı poser yüzünden koca kültürü çöpe atmak gibi aptalca bir hareket yapmayacağım. Ama böyle bir durum başımdan geçmişken bu ayrımı bir kez daha vurgulamak iyi olur diye düşündüm. Hackerlarla lamerlar aynı şey değildir. Lamerlar, kabaca bir tabirle bilinçsiz hareket eden özentilerdir.

O yüzden sitem 6 saate yakın erişilemez durumda kalmış olsa da kalkıp bunun üzerinden saçma sapan şeyler yapmayacağım. Bu gün yaşadıklarımın ardından biraz daha dikkatli olmam ve bu konularda kendimi kurtarabilecek kadar teknik bilgiyi bir an önce edinmem gerektiğini hatırladım. Sonuçta hackerlar ve hacker kültürü varolduğu sürece, böyle poserlar da olacak. Sırf bu poserlar yüzünden de bu kültürün sona ermesini istemek gerizekalıca olur.

İşin özeti bir saatimi yediler ama sağlam bir tecrübe oldu benim için. Hem sitenin hem de kendimin bu tarz konulardaki eksiğini tekrar görmemi sağladılar. Bu yüzden lamerlara her ne kadar kıl olsam da bir teşekkür etmem lazım.

Şimdilik diyeceklerim bu kadar, yarın Cuma Postası mutlaka geliyor. Geçen haftanın özrü olarak çok daha dolu olacak, merak etmeyin.

Alternatif Bilişim TV – İnternette Anonimlik

Sosyal ağlarda daha önce paylaşmıştım; üyesi olduğum Alternatif Bilişim Derneği, Alternatif Bilişim TV adında bir internet kanalı başlatmıştı. Bu kanalda konuk olanlar, bilişim ve internetle ilgili uzman oldukları konularda bilgilerini tüm netdaşlarla paylaşıma açıyor. Bu da büyük ve derli toplu bir bilgi birikiminin oluşmasını sağlıyor. Takipte olmanızda fayda var.

Alternatif Bilişim TV’nin en son konuğu ise bendim. Merakla ve ihtiyaçla üzerine uzmanlaştığım internette anonimlik konusunda bildiklerimi paylaştım, temel bir şekilde de yardımcı olabilecek araçlardan bahsettim. Videoları fazla uzun tutmamak adına bu araçlar hakkında çok detaylı bilgiler veremedik ancak bu eksiği kapatmak adına yakın bir zamanda özellikle videolarda bahsi geçen araçlara dair bir bilgilendirme ve ipuçları makalesi hazırlayıp bunu Net Defteri ve blogum üzerinden paylaşacağız.

Videoları direkt olarak buradan izlemeniz de mümkün ancak başlıklarındaki linke tıklayarak Alternatif Bilişim TV’deki sayfasını ziyaret ederek orada yorumlarınızı paylaşabilir, açıklama kısmında ise videolarda bahsi geçen araçlara nasıl ulaşabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Burada daha fazla çene çalmadan sizleri videolarla baş başa bırakayım.

Bölüm 1: Sansüre Neden Karşıyız, Gizliliğe Neden İhtiyaç Var

Bölüm 2: İz bırakmadan gezinme, iletişim kurma

Bölüm 3: Tarayıcılarınızda gizlilik ve saldırılardan korunmak için kurabileceğiniz eklentiler

Bölüm 4: Sosyal ağlarda, e-postalarda nelere dikkat edebiliriz?

L.I.N.U.X.

GNU/LINUX konusunda fan seviyesinde takıntılı olduğum malum zaten. Punk belki eskisi kadar dinlemiyorum ama sevgim ve saygım asla bitmez kendisine. Oi Polloi de fazlasıyla sevdiğim punk gruplarındandır. Ama punk ve Linux’un bir araya gelmesinin bu kadar mükemmel bir sonuç ortaya çıkarabileceğini hiç düşünmemiştim açıkcası. Karşınızda Oi Polloi’nin yeni albümünden L.I.N.U.X.

*

Bu arada ufak da bir hatırlatma yapayım. Phorm ve TTNet’in bir araya gelerek gezinti adı altında yaptıklarını ve Alternatif Bilişim Derneği’nin buna karşı başlattığı kampanyayı mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız ya da hâlâ kampanyaya imza atmadıysanız hemen http://enphormasyon.org adresine girin. Hem Phorm’un yaptıkları hakkında ‘gerçek’ bilgileri edinin hem de imza kampanyasına katılın.

Ve bu konuda sakın bir takım PR kampanyalarına, advertorial tadındaki aklama yazılarına ya da beceriksizce yapılmaya çalışılan dezenformasyonlara kanmayın. Çünkü söz konusu olan bizim gizliliğimiz ve özelimiz.

Renk Körlerinin Arasında “Gri Bölge”de Kalmak [18.07.2012]

(Bu yazım ilk olarak 18 Temmuz 2012’de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Özgür Uçkan, dün birçoklarının görmemekte ısrar ettiği bazı noktaları “kayıt düşmek” adına bir yazı yayınladı. Yazının tam hâli burada, tembellik edilmeyip okunmasını tavsiye ediyorum. Ben burada sadece yazıdaki birkaç detayın üzerinde durmaya çalışacağım sadece.

Bu “olay” NTV Radyo’ya, bilişim hukuku konusunda öncü isimlerden biri olan hukukçu Gökhan Ahi ile birlikte verdiğim bir röportajdan sonra gelişti. Bir blogda, tam da o sıralarda hukuki bir garabet ile “terör örgütü” ilan ediliveren RedHack’i desteklemekle suçlanıp hedef gösterildik. Ardından da “bir hacker grubu” yukarda isimlerini gördüğünüz yazarlarla birlikte benim de kişisel bilgilerimi bir yerlerde yayınladı (hemen ardından da bu bilgiler silindi). Bu saldırı haber olmaya başladı. Bunun üzerine RedHack, Twitter hesabından, “masum insanlara yönelik sanal kontrgerilla saldırılarının cevabını ellerindeki ihbarcı bilgilerini yayınlayarak vereceğini” duyurdu ve “olaylar” gelişti… Oysa, ben de, yukarıda anılan gazeteciler, hukukçular da “işimizi” yapmış, bize sorulan sorulara cevap vermiş, durumu analiz etmiş ve görüşlerimizi açıklamıştık.

“Olayların” böyle gelişmesine “şaşırıyor” değilim elbette. Bu coğrafyada “şaşırma yetimi” çoktan kaybettim. Şimdi şu “gri bölge”ye biraz yakından bakalım…

Şaşırma yetimizi çoktan kaybettik zaten, böyle garip bir coğrafyada aksi pek mümkün değil. Ancak yine de buna neden olan şeyi vurgulamakta fayda var. Bu yazıda da geçen ve benim yazımın da başlığı olan renk körlüğü durumunu.

Bu öyle bir hastalık hâline gelmiş ki, tüm topluma bulaşmış durumda (istisnalar genelde toplum dışı kaldıkları için bu tanımı kullanmakta pek sorun görmüyorum). Toplumun hemen her kesimi, her türden ve konumdan bireyi bu hastalıktan muzdarip denilebilir. En olmaması gerekenler bile. Bilimkurgu kitaplarındakilere benzer bir komplo uydurmak istesem, ülkenin havasına-suyuna ilaç karıştırdıklarını bile iddia edebilirim.

Bu hastalık, bir tür zihin kararması ile başlıyor ve bu kararma hayatın her noktasına kadar sızıyor. Zihinde oluşan kararma öyle bir noktaya varıyor ki, bir süre sonra sizin söylediklerinize ya da düşündüklerinize ters görünen en küçük bir durum bile sorgulanmadan düşman ilan ediliyor ve (biliyorum gayrı ciddi görünen bir benzetme olacak ama) Doctor Who dizisindeki Dalek’ler gibi önünüze çıkan her farklı olana “Exterminate!” (İmha Et!) diyerek yaklaşmaya başlıyorsunuz. Karşınızdakinin söyledikleri üzerine düşünmek, kendinizi sorgulamak, tartışmak gibi yetenekleriniz -yani insanın normal hayvanlardan farkını oluşturduğunu iddia ettiğiniz zekanın en önemli belirtileri- tamamen işlemez hâle geliyor.

Bu hastalığın ilerleyip tüm topluma saçıldığı noktalarda ise Özgür hocanın yazısında bahsettiği şu tarz durumlarla karşı karşıya kalıyoruz;

Burası da işte böyle ilginç bir coğrafyadır. Bu tarz hukuksuz işler hemen her coğrafyada iktidar odakları tarafından yapılır, ama gizli saklı yapılır, buradaki gibi alenen değil. Çünkü burada güç hukuka inanmaz…. Güç kendi hakkına inanır, bu hakkı herkesin ve her şeyin üstünde görür ve bu yüzden, herkesten (halktan) kendisini (hakkını) kutsal kabul etmesini ister. Halbuki, demokrasi devletin (ve diğer güç odaklarının, şirketlerin, organizasyonların vb.) bireyler lehine hukuk tarafından sınırlandırıldığı rejimlere denir. Bunun tersi olduğunda, yani bireyler devlet (ve diğer güç odakları) lehine sınırlandırıldığında ise bu rejime bir çok isim verilebilir, ama “demokrasi” ve “hukuk devleti” bu isimler arasında yer almaz.

Türkiye’nin “ilklerin ülkesi”, “model ülke” vb. diye adlandırılmasına bayılıyor yöneticilerimiz. Pek fazla ilk çıkmıyor buradan, ama bazen de çıkıyor. Mesela, devlet eliyle merkezi filtre uygulamasının “güvenli internet” diye adlandırılması böyle bir ilk oluyor (Mensup olduğumuz Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın 56 ülkesi içinde bir ilkiz bu bakımdan, ama model olmadığımız aşikar, kimse henüz bizi izlemedi). Yine, bir süredir uluslararası ortamlarda tartışılan ama tanımında bir türlü uzlaşılamayan “siber terörizm” konusunda da bir ilki gerçekleştirdik, ve dünyada hiç bir ülke henüz Anonymous’u, LulzSec’i filan “terörist” ilan etmeden önce (diğer devletler temkinli bir şekilde “siber tehdit” demeyi tercih ediyorlar), biz RedHack’i “silahlı terör örgütü” ilan ediverdik! Bu ilanın hukuki sorunları bir tarafa, “silah”ların niteliği başka bir tarafa, birden nur topu gibi bir terör örgütümüz ve Twitter’daki kırk küsür bin takipçisi oluverdi…

Ve ister istemez böyle bir mantık, insanın doğasının gereği olan (gerçi o doğadan eser kaldı mı ona bile emin değilim ya artık, böyle nadir durumlarla türümüzün son örneklerini görüyor gibi hissediyorum) sorgulama, düşünme gibi eylemleri gerçekleştirenleri kendi “beyaz bölgelerinden” bakarak, hiç düşünmeden “siyah” ilan eder. Sizin diyeceklerinizin de doğal olarak hiçbir anlamı kalmaz onlar için, imha edilmesi gerekensinizdir zaten, neden dinlenesiniz ki?

Sonuç olarak böyle bir renk körlüğünün ortasında gri olmakta inat etmek, belki de yapılabilecek en cesur şey oluyor. Siyah ya da beyaz olmak bu doğada hiç sorun değil ama gri olmak, insanlıkta inat etmeyi, sorgulamaktan ve düşünmekten asla vazgeçmeyeceğini söylemek oluyor. Her ne kadar ne siyahın ne de beyazın anlamasının pek imkanı olmadığının farkında olsan da.

Gri bölgede durdukça, gri kaldıkça da Özgür hocanın yazısındaki şu sözleri (ya da benzerlerini) daima tekrar etmek zorunda kalıyorsun, hiçbir şey olmazsa da not olarak düşülsün tarihe ve internete diye:

Bu korku operasyonuna hedef gösterilmiş biri olarak, buradan tehditçilerime sesleniyorum:

Ben bir yazar, akademisyen ve insan hakları savunucusuyum. Bu niteliklerim gereği meşru çalışmalarda bulunurum. Bu çalışmalar, bir yandan akademik ve entelektüel ilgilerim diğer yandan kamu yararı kıstaslarıyla belirlenir ve bu yüzden tüm çalışmalarımın arkasındayım. Bu çalışmalar, yazılarım, medyada yer bulan konuşmalarım, benimle yapılan söyleşiler ve kitaplarım, sizin anladığınız anlamda şu veya bu gruba “destek” olarak nitelenemez. O tür “desteklerde” siz bulunursunuz. Aynı nitelikleri taşımıyoruz. Benim çalışmalarım akademik özgürlüğe, basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne girer. Siz ise ancak tamamen karşı olduğunuz sonuncu özgürlükten yararlanırsınız. Hoşunuza gitmeyen, karşı olduğunuz fikirleri dile getirenlerin ifade özgürlüğüne saldırmasanız, sizin bile ifade özgürlüğünüzü savunurdum. Ama bu koşullarda sizinkini ifade özgürlüğü değil, ifade özgürlüğüne yönelmiş bir nefret suçu olarak görmek eğilimindeyim.