Kent Bizim: 1970’lerden Günümüze Avrupa’da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler

Kent Bizim: 1970'lerden Günümüze Avrupa'da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler [The City Is Ours: Squatting and Autonomous Movements in Europe from the 1970s to the Present] - Kafka Kitap
Kent Bizim: 1970’lerden Günümüze Avrupa’da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler [The City Is Ours: Squatting and Autonomous Movements in Europe from the 1970s to the Present] – Kafka Kitap
 İşgalevleri ve işgalevciler hareketi, belki de benim anarşist fikirlerle ve Avrupa’daki anarşist hareketlerle tanışmamda en büyük etkisi olan hareketlerdi. Henüz punk ve DIY kültürlerini yeni yeni tanıdığım zamanlarda, internette yaptığım araştırmalar beni Avrupa’daki işgalevlerine ve anarşist hareketlere götürmüştü. O zamandan bu yana da mümkün olduğunca bu hareketleri takip etmeye ve onlar hakkında okumaya devam ettim.

Elbette tüm bunları yaparken, bir gün Avrupa’da işgalevcilik ve otonom hareketler üzerine en kapsamlı eserlerden birisini Türkçe’ye kazandırmak gibi bir şansın elime geçeceğini tahmin bile etmezdim. Ancak bir şekilde bu gerçek oldu ve Kafka Kitap, “Kent Bizim” isimli kitabı benim çevirimle yayınlıyor. Türkçede işgalevciler ve işgalevcilik konusundaki en kapsamlı (ve yanlış hatırlamıyorsam ilk) kitap olacak olan “Kent Bizim”, Avrupa’daki birçok büyük şehirde işgalevciliğin ve işgalevlerinin nasıl geliştiğini, anarşist ve otonom hareketler başta olmak üzere politik atmosferi nasıl etkilediğini ve neden tüm bunların günümüzde çok daha önemli ve dikkate alınması gereken konular olduğunu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ben çevirimle, Barış Çoban da editörlüğüyle bunu mümkün olan en güzel şekilde sizlere aktarmak için çalıştık.

Eğer bu yazıyı 1 Haziran 2016’dan sonra okuyorsanız, kitabı şu anda kitabevlerinde ve online satış sitelerinde bulabilirsiniz. Kitabı internette satın alabileceğiniz yerlerin bir kısmının linkleri aşağıda.

Kitabın bir parçası olduğu “Alternatif Medya ve Toplumsal Hareketler” serisinin websitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca eğer Goodreads’i kullanıyorsanız, kitabın sayfası da burada.

Kitapla ilgili internette yazılmış olan kritikler ve diğer alakalı yazılarla ilgili linkleri de düzenli olarak derleyip aşağıya koyacağım.

Ayrıca blogumda ya da başka yerlerde kitapla veya konusuyla alakalı yazmış olduğum yazıları da aşağıda bulabilirsiniz.

Son olarak, kitabın konusu ve ele aldığı tarihin müzikle, özellikle de punk/hardcore/crust punk ile derin bir bağı var. Çeviri boyunca çoğu zaman bu müzikleri, özellikle de o ülkelerden ve işgalevlerinden grupları dinledim. Sizlere de okumanızda veya kendinizi kitaba hazırlamanızda yardımcı olması için ufak bir derleme yaptım. Onu da (çok yakında) aşağıda dinleyebilirsiniz.

[Burada müzik olacak.]

Kitabın arka kapak yazısı ise şu şekilde:

İşgalevciler ve otonom hareketler yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa’daki radikal siyasetin ön cephelerinde -kentsel dönüşüm ve soylulaştırma karşıtı mücadelelerden büyük çaplı barış ve çevre kampanyalarına ve kıtayı kasıp kavuran kemer sıkma politikalarına karşı protestolara kadar- mücadele etmektedir. Sekiz farklı şehirdeki yerel hareketlerin -Amsterdam ve Berlin gibi otonom ayaklanmaların meşhur başkentlerinin yanı sıra Poznan ve Atina gibi haklarında çok az bildiğimiz şehirlerin de- tarihini derleyen Kent Bizim, Avrupa’daki işgalevciliğin ve otonom hareketlerin geniş ve kompleks bir resmini çizmektedir. Her bölüm bir kente odaklanmakta, fotograflar ve illüstrasyonlar eşliğinde, o kentin temiz bir kronolojik anlatısını ve analizini sunmaktadır. Bölümler, bu hareketlerin tarihi içerisindeki en önemli olaylara ve gelişmelere odaklanmaktadır. Dahası, bu yerel hareketleri farklı kılan yanlarını ortaya çıkartmakta ve siyaset ve altkültür arasındaki ilişki, nesiller arası dönüşümler, çatışmalar ve şiddetin rolü ve politik taktiklerdeki değişimler gibi meseleleri de ele almaktadır. Tüm bölümler, akademik araştırmayla rahatça anlaşılabilir dili bir araya getiren, politik olarak aktif yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. En yeni sosyal hareketlerin tarihine ilgi duyan okuyucular, bu kitapta üzerine kafa yoracakları birçok şey bulacaktır. Katkıda bulunanlar Nazima Kadir, Gregor Kritidis, Claudio Cattaneo, Enrique Tudela, Alex Vasudevan, Needle Kolektifi ve the Bash Street Kids, René Karpantschof, Flemming Mikkelsen, Lucy Finchett-Maddock, Grzegorz Piotrowski ve Robert Foltin.

Bart van der Steen, Leiden Üniversitesi’nde tarih okuduktan sonra, 1980’lerde Amsterdam ve Hamburg’daki işgalevciler ve otonom hareket üzerine çalıştığı Floransa Avrupa Üniversite Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. 2012 yılında “Between Street Fight and Stadtguerrilla: The Autonomous Movement in Amsterdam and Hamburg During the 1980s” başlıklı doktora tezini bitirdi.

Ask Katzeff Kopenhag üniversitesinde okudu ve burada alternatif küreselleşme hareketlerinin siyaseti ve pratikleri üzerine uzmanlaştı. Kendisi akademik dergiler Arbejderhistorie ve Øjeblikket’in editörleri arasındadır ve bunun yanı sıra Kopenhag Üniversitesi’nde doktora araştırma görevlisi olarak çalışmakta ve çalışmalarının odağında 1970’lerden günümüze Avrupa’da kent gelişimi ve işgalevcilik arasındaki ilişki yer almaktadır.

Leendert van Hoogenhuijze Leiden Üniversitesi’nde tarih okudu ve yılda bir yayınlanan Flemenkçe sosyalist dergi Kritiek’in editörlerinden birisidir.

Her Şey Bozuk – Quinn Norton

Quinn yazıyı yayınladığı günden bu yana “Mutlaka Türkçeye çevirmem gerek” diyip duruyordum kendime ancak araya giren birçok şeyden dolayı bir türlü başına geçme şansım olmamıştı. Sonunda üşenmedim ve oturup tamamladım.

Yazı hem günümüzde güvenlik ve gizlilik dünyasının sorunlarını anlamak hem de bunlara nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda oldukça önemli fikirler veriyor. Bana göre günümüzde bu konulara ilgi duyan ya da bir şeyler yapmak isteyen herkesin okuması gereken bir makale. Türkçeye çevirmek istememin de sebebi buydu en temelde.

“Her Şey Bozuk” (Medium)

[Okundu] Turing’in Hezeyanı

turing-in-hezeyani

Edmundo Paz Soldan’ın Turing’in Hezeyanı kitabı konusu itibarıyla oldukça ilgimi çekmişti. Kitabın ilk baskısı 2012’de yapılmış ancak çok da önemsenmemiş olacak ki ben bu yaz duydum kendisini. Politik bir spekülatif kurgu olarak tanımlayabileceğimiz roman, yakın gelecekteki Bolivya’da geçiyor ve merkezine küreselleşme karşıtı hareketi, hackerları ve devletin kriptoanalistlerini alıyor. Fikir fazlasıyla cezbedici ancak okumaya başladığınızda iş değişiyor.

Kitabın eksilerine geçmeden önce artılarından biraz bahsedeyim. Dediğim gibi kitap için seçilen fikir çok iyi, karakterlerin kurgusu da başarılı sayılacak seviyede. Öyküyü anlatmak için seçilen karakterler ve onların yerleştirilme şeklini beğendim. Romana birçok ince detay ve oyun yerleştirilmiş olması da kesinlikle okunurluğu arttıran şeylerden birisi olmuş. Ancak romandaki eksiler tüm bunları yutuyor ve sizi okunması zor bir metinle başbaşa bırakıyor.

Romandaki ilk büyük eksi anlatım şekli. Her ne kadar her bölümde farklı bir karakterin gözünden öyküye devam etme fikrini seven birisi olsam da (Cory Doctorow For The Win kitabında bunu oldukça güzel bir şekilde gerçekleştiriyor örneğin), Turing’in Hezeyanı’nda bu büyük bir sıkıntıya neden olmuş. Sürekli şimdiki zaman kipinde anlatmaya çalışıp başaramaması, her bölümde anlatıcı karakterin değişmesi ve üzerine bölüm içlerinde anlatıcının kim olduğunu anlayamadığınız paragrafların olması hikayenin takibini fazlasıyla zorlaştırıyor. İspanyolca bilmediğim için burada çevirmenin etkisi ne kadar bilemiyorum ama kimi yerlerde gerçekten çevirinin buna sebep olduğunu hissettim.

Her ne kadar anlatımla ilgili konularda çevirmenin etkisini bilemiyor olsam da kitabın başka yerlerinde çeviri ve editöryal kısımla ilgili olduğu kesin bir şekilde ortada olan sorunlar vardı. Bunlardan en basiti sayfa 141’de karşıma çıktı. Dördüncü paragrafta Cheritos diye bir şeyin ismi geçiyor. Kaba boşaltılıp yenilen bir şey olduğunu ve Amerikan markası olduğu söylenince bunun mısır gevreği Cheerios olduğunu ve yanlış yazıldığını düşündüm. Ancak sayfa 144’ün üçüncü paragrafında anlıyoruz ki kaba boşaltılanlar Cheetos’muş. Burada da satılan ve hemen herkesin bildiği bir markanın yanlış yazımının gözden kaçması üzücü. Bunun yanı sıra kelime seçimlerinde ve cümlelerin kurulma şekillerinde birçok hata var. Çevirmen yazarın dilini korumak istemiş olabilir, ki bu güzel bir şey, ancak bunu yaparken birçok paragrafta anlatımın Türkçede takip edilemez ya da katlanılamaz hâle gelmesine neden olmuş maalesef.

Kitapta beni en çok rahatsız eden çeviri sorunları kriptografiyle ilgili kısımlardaydı. Kriptografiyi konu alan ya da bu tarz oyunları barındıran kitapları çevirirken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi o oyunların çevrildikleri dilde de hatasız olabilmesini ve okuyucuya onlarla uğraşabilme imkanının verilmesidir. Çünkü bu tarz kitapları ilgiyle okuyan insanlar bu tarz oyunları sever ve yazarın onlara bir oyun sunduğunu bilirler. Hatta kimi yazarlar kasıtlı olarak bu oyunları zor ya da ufak bir hata barındıran şekilde yaparlar ki okuyucuya daha farklı bir deneyim yaşatma şansları olsun. Ancak çevirmen bu konuda umursamaz olunca sonuç pek de hoş olmuyor.

Buradaki sıkıntıyı daha iyi anlatabilmek için sayfa 18-19’daki örneği inceleyeceğim burada.

Örnekte verilen şifre: FXJXNRTYNJRJXPFXQFRTXQFRHMFIFXIJXFRLWJ

38 karakterlik bu şifrenin en eski şifreleme yöntemlerinden birisinin çeşitlemesi olduğunu ve her harfin sağa doğru beş defa kaydırılmasıyla oluşturulduğunu söylüyor karakterimiz. Şifrenin çözülmüş hâlinin de,

Katilellerinkanabulanmış

olduğunu. 38 karakterlik bir şifrede, tüm karakterler şifrenin parçasıyken nasıl 24 karakterlik bir sonuç çıktığı kısmıysa muamma. Burada çevirmenin yapabileceği iki şey var. İlk ve basit yol; şifrenin çözülmüş hâli olarak İspanyolcasını yazıp dipnotla Türkçesini vermek, ki kitabın bazı yerlerinde dipnot kullanıldığı için bu hiç sıkıntı olmazdı. İkincisiyse kitaptaki kurala uygun bir şekilde şifrenin Türkçe hâlini yaratmaktı. O zaman da şifre kısmı yerine “ÖEZNPIPPIÜNSÖESEFAPESRMY” yazılacaktı. Bu arada merak edenler için, bu şifreyi elle yarattım ve beş dakikadan kısa sürdü.

Buna benzer bir hata da sayfa 87’de var. Zekice bir şifreleme yönteminden bahsediliyor yine burada da, ancak çevirinin dikkatsizliği yüzünden matematik bir hata ortaya çıkıyor ve yine tüm oyun anlamsızlaşıyor. Kitabın içerisinde geçen tüm kriptografi oyunları için de aynı durum geçerli.

Biliyorum bazıları bunların önemsiz ve anlamsız detaylar olduğunu düşünüyor ama benim için bunlar çevirmenin elindeki esere ne kadar önem verdiğinin, yazara ve okura ne kadar saygı duyduğunun birer göstergesi. Çeviri zorlu bir iş, ancak zor olması bunu hakkıyla yapmamak ve okuyucuya acı çektirmek için bir bahane değil. Tabii suç sadece çeviride değil, bunlar editörün de gözünden kaçmaması gereken şeyler. Tabii dediğim gibi gerçekten okuru önemsiyorlarsa.

* * *

Kitabın kendisi her ne kadar güzel bir fikri işliyor olsa da, hem anlatım sıkıntıları yüzünden hem de çevirinin uzaklaştırıcı etkisi yüzünden pek de keyif alınamayacak bir esere dönüşmüş. Kitabın İspanyolcası on yıl önce, çevirisi de geçen sene çıktı ancak gündemle birlikte tekrar anılan kitaplardan birisi. Oldukça cezbedici görünüyor uzaktan bakınca, ancak içeride durum böyle. Haberiniz olsun.