Bahama Kuşkusu’na Giriş

“Bahama Kuşkusu” yeni bir seri, Altı Kırkbeş Yayınları’nın başlattığı ve tamamen yerli edebiyata ayrılmış bir seri. Serinin ilk dört kitabı bu ayın başında çıktı, üç kitabı ise yolda. Şu an çıkmış olanlar Kaan Çaydamlı’nın “KTN – Kişisel Toplantı Notları”, Mehmet Ada Öztekin’in “Veronica Pompa İstiyor – Bir Kadıköy Western’i”, Şenol Erdoğan’ın “FÜG – İntihar Notları” ve Devrim Altıkulaç’ın “Gregor – Evdeki Gergedan”ı; Mayıs ayında okuyucuyla buluşacak kitaplar ise Sevgi Saygı‘nın “Koza”sı, Arman Kal‘ın “Kutsal Penis ve İşe Yaramaz Kafatası” ve Çağrı Erdem‘in “Siyah’a Övgü”sü.

Seri, bir arada bakıldığında tam da Altı Kırkbeş’in yayın ve edebiyat anlayışına uygun bir çizgide ilerliyor. Bu da serinin Ancak her bir kitap diğerinden farklı bir tarza ve yapıya sahip. Bu da genellikle edebiyat serilerinin okuyucuya verdiği bir bölgede kapalı kalmışlık hissinin yaşanmasını engelliyor. Bu sayede okuyuculara daha rahat ve özgür bir okuma alanı sağlıyor.

Buna rağmen serinin kendine çizdiği birkaç temel nokta var. Bunların başında şu ana kadar çıkan eserlerin hepsinden görebileceğimiz üzere, genelgeçer edebiyat kalıplarına pek yaklaşmaya niyeti olmayan bir seri var önümüzde. Bağımsız, eklektik ve deneysel bir yapının havası seride hissediliyor. Ama bu serinin edebi değerini düşürmek bir yana farklı yöntemlere ve eserlere bir yol sağladığı için ona daha özel bir yer kazandırıyor.

Avangard Toplantı Notları…

Yüzünde başkasının karanlığını taşıyan birinden daha çekici ne olabilir ki?”

KTN – Kişisel Toplantı Notları, Kaan Çaydamlı’nın bir dönem Altı Kırkbeş’ten çıkan kitapların girişlerine yazdığı kısa notların derlenip düzenlenmesi ve daha önce hiç yayınlamadığı notlarıyla bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış bir eser. Bu metinlerin büyük kısmının orjinal hallerine 15 yıl boyunca Altı Kırkbeş’in kitaplarını takip edenler sahip. Bu eser ise hem o süreç boyunca onu takip eden gizli okurlarına bir tür hediye hem de onları kaçırmış olan ancak yine de okumak isteyenler için bir fırsat.

Metinlerin yapısı ve içerikleri, bu gizli -ve bir nevi gerilla- yayıncılık yoluyla avangard bir şekil almış. Bu metinlerin hem avangard havası ve biçimi hem de içeriği Kaan Çaydamlı’nın bir nevi karakter haritası olarak görülebilir. Çünkü Kaan Çaydamlı diğer tüm metinlerinde olduğu gibi bunda da “yaşadığı gibi yazmaya” devam ediyor. Ayrıca Şenol Erdoğan’ın önsözde de belirttiği gibi bu metinler için ülkenin ilk basılı avant-pop metinleri tanımını kullanmak çok da yanlış olmayacaktır.

 

Ne İstediğini Bilmek…

Bir kadına dokunurken içinizin parça parça erimesiyle, bir kadının canını yakma eğiliminin verdiği zevk ters orantılı olarak aynı sonucu veren iki denklem gibidir.”

Veronica farklı bir kadın, bildiklerinize çok benzemeyen birisi ve Mehmet A. Öztekin’de farklı bir yazar, yazdıklarının zihninizdeki etkisi daha önce okuduklarınızdan çok farklı olacak. Veronica’yı daha önce tanımadıysanız onun öyküsünü dinleyebilmek için zihninizde iyi canlandırabilmeniz gerekir, Mehmet A. Öztekin ise yazdıklarıyla sizi okuyucu koltuğundan alıp, izleyici koltuğuna koyuyor. Bu yüzden de Veronica’nın öyküsünü en iyi anlatabilecek kişi oydu.

Aynı zamanda Mehmet A. Öztekin’in bu kalemi, Serdar Aydın’ın desenleriyle daha da güçlü bir hal alıyor ve metni tek taraflı okumanıza da engel oluyor bu sayede. Okuma kapasitenize ve şeklinize göre metin şekil değiştiriyor. Veronica’nın öyküsü de sizin tamamen nasıl okuyacağınıza göre biçimlenecek bir öykü; pulp bir roman, bir dedektiflik öyküsü ve hatta belki de bir yol romanı. Bu tamamen sizin nasıl okuyacağınıza kalıyor.

 

İntihara Sürükleyen Notlar

Otuz yedi tane senenin geçmesi mi gerekli ölebilmek için, sahi ölebilmemiz için ne gerekli? Onüçbinbeşyüzbeş gece bir intihar için yaşamak.”

Şenol Erdoğan birçok farklı edebi türde ve düşün alanında metin üretmiş birisi, bu da yazıdığı metinlerin hemen hepsinde eklektik bir hava oluşturuyor. Metnin yapısındaki ve içeriğindeki bu eklektik hava korkulduğu gibi metni dağınık ve takip edilmesi zor bir hale getirmek şöyle dursun metinlerini daha çekici ve cazip bir hale getiriyor.

Ama FÜG’de bu çekicilik okuyucuyu tuzağa doğru çeken bir yem görevi görüyor. Kitabın karanlık ve leş havası okuyucuya intihar ve ölüm hislerini ağır bir şekilde yaşatırken, bu çekiciliğini kullanarak okuyucunun bundan kaçmasını engelliyor. Roman ayrıca Beat edebiyatından, karşı kültürün diplerinden, türk ve dünya edebiyatının en derin leş noktalarından toprak çıkartarak kurulmuş bir temel üzerinde ilerliyor ve bu sayede basit bir kurgu olmanın da ötesine geçiyor. İlla bir tanım koymak gerekirse bu metne; “Hastalıklı, bağımlı, pis, ahlaksız, lirik bir kurmaca.” sanırım olabilecek en uygun tanım olur.

Evde Albino Bir Gergedan

Syd uzunları yakmıştı. Gregor’u görüyordu. Bu kimsenin umrunda değildi. Kendisinin de.”

Evcil hayvanlar daima iyidir, özellikle tek yaşıyorsanız. Ama söz konusu olan albino bir gergedansa ve bu gergedan Gregor’sa durum gerçekten çok değişik bir hal alabilir. Belki de bu durumu yaşamamamız için Devrim Altıkulaç bizi bu metinle uyarmak istedi. Albino bir gergedanla bir evi paylaşmanın nasıl olacağını bize anlatarak, bize ipuçları vererek bizi hata yapmaktan ya da başımızı belaya sokmaktan kurtarmak istedi.

Bu lirik ve yoğun bir deneme. Size derinden bir darbe indirmek için, size acıyı anlatmak için yazılmış bir deneme. Ve amacına ulaşmasını çok iyi biliyor Devrim. Metnini salt kelimelerle bırakmayıp, kendi illüstrasyonlarıyla güçlendirerek de işini sağlama almış aynı zamanda. Aklınızda bulunsun, tüm uyarılarına rağmen Gregor’un sınırlarına girerseniz, o da sizin sınırlarınıza girer. O zaman da söylenecek tek bir şey kalır; “Kolay gelsin.”

Serinin bu ilk dört kitabı hem sonrakilerin nasıl olabileceğine dair, hem de serinin genel atmosferinin nasıl olacağına dair gayet güzel bir tablo oluşturmamızı sağlıyor. Seri kendine özgü bir kimlik ve bakış açısını ortaya koyarken bir yandan da her bir yazarının kendi karakterini ve bakış açısını da okurlarla paylaşmasının önünü açıyor -ki aslında serinin esas amacı da bu. Farklı ve dışarıda olanla ilgilenen okuyucuların, ülkemiz edebiyatında yeni birşeyler arayanların seriyi yakın takip altında tutacağı aşikar, edebiyat konusunda çok kesin sınırları olmayan herkesin bir kere şans vermesi gerekiyor bu seriye. En azından kuşkuda kalmamak için.

Ahmet A. Sabancı (nereye niyet neye kısmet…)