[Akademik Terörist] Beynimi Yiyen Birkaç Sorun

Bu aralar bitirme tezimi tamamlamaya ve savunma gününe hazır olmaya çalıştığım için kafamı kaldırıp da başka şeyler yapmaya pek vakit bulamıyorum. Ancak tüm bu süreç içerisinde çok sık karşıma çıkan ve beni ciddi bir şekilde dertlendiren birkaç konuya (şimdilik) kısaca bir değinmek ve en azından bu konuda kafamda birikenleri bir dökmek istedim.

* Tez çalışması sürecinde kendime biraz Türkçe kaynak bulabilmek ve en azından buradaki felsefe camiasının bu konularda neler yazdığını öğrenmek için ciddi bir çaba harcadım. Ancak Türkçe kaynaklarda güncele dair tartışmalarla ilgili bir şeyler bulmak şöyle dursun, denk geldiğim makalelerin çoğu “X’in A hakkında fikirleri” ve “Y’de B Sorunu” şeklinde özetlenebilecek şeylerdi. Bu X’lerin ve Y’lerin hemen hepsinin on (ve hatta yüz) yıllardır ölü olduğunu da belirteyim.

* Bunun yanı sıra denk geldiğim Türkçe çalışmaların büyük çoğunluğunda ve İngilizcelerin bir kısmında sadece başka filozofların fikirlerini özetlemek ya da onları alıntılayıp durmak gibi bir sorun da var. İnsan ister istemez merak ediyor, acaba bu insanların hiç kendi fikirleri yok mu? Kimse bu sorunlara dair yeni fikirler ortaya atmıyor mu? Yoksa yeni bir şeyler söylemekten/tartışmaktan korkuluyor mu?

* Bir de Türkçedeki felsefeci – filozof meselesi var. Burada hem yukarıdaki sorun hem de benim gözümde bir tür “kutsallaştırma” sorunu var gibi ama buna da ayrıca bir değinmek gerekiyor.

* Sadece belli filozoflara ya da “ideolojilere” (felsefi akımlar ya da fikirlere değil, ideolojilere) takılıp bunları tekrar ederek ve bunları eleştirenlerin kellesini almaya çalışarak felsefe yaptıklarını zannedenler cephesi var ki, onlarla çok ağır laflar hazırlıyorum.

* Bir de Türkiye’de son zamanlarda patlayan “İslam Felsefesi”, “Din ve Felsefe” modası var. Bunun bir moda mı yoksa dayatma mı olduğu ve dinle felsefenin yan yana gelmesiyle oluşacak hastalıklı mutasyonları bir yana bırakırsak; bunların Türkiye’de başka hiçbir felsefe bölümü bırakmamaya doğru ilerlediğini hissediyorum. Örneğin yüksek lisans ve doktora için araştırma görevlisi kadrosu baktığımda, bunlardan başka kadrosu olan bölüm/okul görmek mucizeye eşdeğer hâlde gibi.

# # #

Aslında bunlar son birkaç gün içerisinde en çok aklıma takılanlar. Bir yandan bunların hiç birinin yeni veya felsefe camiasına özgü olmadığını biliyorum ama bir yandan da “Bari felsefeciler böyle olmasın!” demekten de alamıyorum kendimi.

Ortada sorun çok fazla ve galiba bunlardan asla tam olarak kurtulamayacağız. Ama bu sorunlara karşı ses çıkartmak ve “Şu yaptığınıza bir bakın!” demek de şart. Tezimi teslim edip lisanstan kurtulduktan sonra bu blogda ilk görecekleriniz de sanırım bunlar olacak.

Siz ne düşünüyorsunuz bu konularda? Benzer şeylerle karşılaşan (illâ felsefe alanında değil, her yerde olabilir) var mı? Yoksa bunları kafaya takan ve bunlardan rahatsız olan sadece ben miyim?

[Akademik Terörist] Open Access Button

Genellikle akademisyenlerin ya da akademik araştırma yapanların başına sıkça gelen bir durum vardır: Konunuzla alakalı başkaları ne yazmış ya da nasıl tartışmalar olmuş diye internette araştırma yaparken birden ilginizi çeken bir başlık görürsünüz. Tam da aradığınız makale karşınıza çıkmıştır. Ancak makaleyi okumak için linke tıkladığınızda, karşınıza sizden para isteyen bir sistem çıkar ve tüm hayalleriniz suya düşer. Buna “paywalla çarpmak” denilir.

İşin daha acı yanıysa, bu parayı sizden ne o akademisyen istemektedir ne de onun çalıştığı üniversite. O parayı, bu çalışmaları yayınlandıkları başka yerlerden toplayıp bir araya getiren bir şirket istemektedir. Genellikle de aldıkları o paradan üniversitelere ya da akademisyenlere pek bir şey vermemektedirler. Yine de o parayı kendilerine vermenizi isterler. Hatta bu konuda o kadar acımasızlaşırlar ki, Aaron Swartz‘a yaptıkları gibi, “okuyamayacağınız kadar çok” makale indirdiğiniz iddiasıyla size dava açıp hayatınızı zehir edebilirler.

Open Access Button, bu duruma dikkat çekebilmek ve sizi bu paywalllardan kurtarmak için ortaya çıkartılan bir proje. Siteye girip kendinize özel Open Access Button’unuzu alıp tarayıcınıza ekliyorsunuz ve ne zaman bir paywalla çarparsanız, bu butona tıklayarak hem çarptığınız paywallu bildiriyor hem de o makaleye ücretsiz erişmenin bir yolu olup olmadığına bakıyorsunuz. Bu sayede tepkinizi dile getirirken, kendinizi akademiyi sömürmeye çalışan şirketlerin bir kısmından kurtarma şansınız da oluyor.

Proje hakkındaki detaylı bilgiye ve kendinize özel Open Access Button’unuza buradan ulaşmanız mümkün. Bu arada proje sürekli geliştiriliyor ve daha da güzel bir hâle getirilmeye çalışılıyor. Aklınıza bir fikir gelirse ya da bir hata yakalarsanız, sitede verdikleri yollardan veya Twitter’dan çekinmeden bildirin.

[Akademik Terörist] #ÜniversitelerdePolisOlmasın

İfade özgürlüğünün ve akademik özerkliğin teminatı polis üniversitelerde.
İfade özgürlüğünün ve akademik özerkliğin teminatı polis üniversitelerde.

Dürüst olmam gerekirse böyle bir hashtag kullanmak zorunda kalmamız, ülkede akademiye ve üniversitelere bakışın ne kadar acınası olduğunun göstergesi. Ancak bunu şimdilik bir kenara bırakıp üniversitelere polis girerse neler olabileceğine bir bakalım.

* * *

Türkiye’deki üniversitelerde zaten akademik özerklik dediğimiz şeyin pek esamesi okunmuyor. Rektörleri bile cumhurbaşkanının atadığı bir yerde başka türlü olmasını pek bekleyemeyiz zaten. Ama üniversitelere polisin girmesi, akademik özerkliğin gelecekte de imkansızlaşmasına neden olacaktır. Kafamda canlanan senaryo hemen hemen şöyle:

*Üniversitelere polisin girmesiyle birlikte elbette tepkiler gösterilmeye başlanacak. Bu tepkiyi gösterenlerin büyük kısmı öğrenciler, belki bir miktar akademisyen, çok büyük bir sürpriz olursa birkaç rektör olacaktır. Üniversitelerde saçma sapan olaylar yaşanacak, polisler her alana girmeye çalışacak ve zaten pek de mevcut olmayan akademik yapı büyük zarar görecektir.

*Polise gösterilen tepkiler ve yapılan eylemler devlet tarafından bir fişleme aracına dönüştürülecek. Polis üniversite içerisinde her alana müdahale ederek insanları kışkırtacak ve bu insanların fişlenip akademiden uzaklaştırılmasını sağlayacak. Bu sayede hem akademi içerisinde bir temizlik yapılmış olacak hem de geri kalanların gözü korkutulacak.

*Bu korkutma ve fişleme sistemiyle üniversitelerdeki ifade özgürlüğü ayaklar altına alınacak. Akademilerin özgür ve serbest yapısı (ki bu da Türkiye’de pek mevcut değil zaten) tamamen silinmeye başlanacak. Buna karşı çıkmaya çalışan tüm akademisyenler (ve hani bir ihtimal de rektörler) üniversite içerisindeki polislerin yardımıyla, saçma bahaneler eşliğinde üniversitelerden temizlenecek.

*Bu plan başarılı bir şekilde işlerse birkaç sene içerisine üniversiteler tamamen temizlenmiş ve otoritelerin emrine hazır hâle getirilmiş olacak. Üniversitelerin yapısına ve eğitim şekillerine istedikleri gibi müdahale edebilecek, kendi kârları için istedikleri değişiklikleri yapabilecekler; çünkü üniversitelerde buna itiraz edebilecek kimse kalmamış olacak, hepsi ya akademi dışında ya da korkudan susmuş hâlde olacaklar.

* * *

Belki birçok başka sebebi daha olabilir bunun ama polisler ve üniversite kelimelerini aynı cümle içinde duyunca aklıma ilk gelen senaryo bu oldu. Düşününce isteyebilecekleri ve yapabilecekleri bir şeye de benziyor.

Her şeyi bir yana bırakırsak, akademilerin gerçekten akademi olabilmesi ihtimalini canlı tutabilmek için bile buna karşı çıkmak lazım. Hoş, karşı çıkmak istemeyenlerin zaten böyle bir derdi yok ama onlara da diyebilecek bir şeyim yok zaten.

[Akademik Terörist] What Can I Do Sometimes?

1077804_715013698524730_636488839_o

Bazen bir şeyler görürsünüz ve yorum yapmak bile gelmez içinizden. “Ne desem boş artık” diyip her şeyi bir kenara bırakmak istersiniz. İşte tam olarak o anlardan birini yaşıyorum.

Akademik Terörist’in bu saatten sonra devam etmesinin ne kadar anlamı var diye düşünüyorum açık açık. Akademik Terörist’i başlatırken içten içe akademinin hâlâ düzeltilebilecek bir konumda olduğunu, henüz bir şeyler söylemek için geç olmadığını düşünüyordum. Şu noktadan sonra Türkiye’de akademi diye bir şey kaldığına bile inanmakta zorlanıyorum.

Zorlama cümleler kurup şu manzarayı eleştirmeye çalışmamın pek de bir anlamı yok. Çünkü bir şeyleri eleştirebilmem için onun bir şekilde mantık çerçevesine oturtulabilmesi gerekir. Bunun değil mantıkla, herhangi bir zeka kırıntısıyla bile uzaktan yakından alakası yok.