Nezih Sansürü – II / Metis Ajanda 2011

“Nezih kitabevi sansürcülüğe devam ediyor.

Daha önce Underground Poetix adlı derginin “Türk aile yapısına ve kültürüne aykırılığı” gerekçesiyle satımını durduran Nezih kitabevi, şimdi de Metis yayınlarının çıkarmış olduğu “2011 Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı” ajandasını şubelerinden toplatma kararı aldı.

Kitabevi, internet sitsinden yaptığı açıklamada tüm faaliyetlerini, “Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği ilke ve düşünceler doğrultusunda yürütmektedir” şeklinde bir açıklama yaparak uygulamasını meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Ajandanın neden satılmadığını sorduğumuzda gerekçesini öğreniyoruz. Ajandanın 10 Kasım tarihli sayfasında Zulüm yazısı üzerine işeyen çocuk figürü gerekçe gösterilerek mağazalardan toplatıldığını öğreniyoruz. Söz konusu çocuk figürü ajandanın birçok sayfasında mevcut. Bazı müşterilerin üründen şikayetçi olması bahane edilerek yapıldığı söylenen uygulama, Nezih kitabevinin aczini gözler önüne sermektedir. Farz edelim ki söz konusu imaj Kemalizm ile zulüm arasında kurulmuş olsun. Bu ilişkinin kurulması gerekçesiyle ajandaları toplatma kararı alan Nezih kitabevi yönetimine soracağımız birkaç soru var:

– Nezih kitabevi, satacağı ürünlerin içeriğinin ne olduğunu denetleyecek bir sansür kuruluna mı sahiptir?

– Nezih kitabevinin, bilmediğimiz bazı ilkeleri vardır da bundan bizim mi haberimiz yoktur?

– Bu ilkeler nasıl bir şeydir ki TRT’de yayınlanan bir programda konuk edildiği için çeşitli basın kuruluşlarında etik tartışmasına sebep olan Mehmet Ali Ağca’nın kitabını dahi onlarca adetlerde yeni çıkanlar bölümünde teşhir etmekte sakınca görmezken, edebiyat-siyaset-felsefe alanında yüzlerce yayının basımını gerçekleştirmiş olan Metis yayınlarının çıkarmış olduğu bir ajandayı sansürleme hakkını kendinde nasıl görmektedir?

Kendisine gelen şikayet maillerini bir kitapçı ciddiyetiyle karşılayamayan Nezih kitabevi, ürün içeriklerinin yayıncısını bağlayan bir tavır olduğunu, kendisinin bu konularda taraf olmadığını ifade etmekten aciz midir?

Anlaşılıyor ki Nezih kitabevi taraf olduğunu düşünmektedir. Peki öyleyse, Kemalizm’in zulüm demek olduğunu sadece ima etmeyen, bunu aynı zamanda ifade eden kitapların raflarında düzinelerce bulunduğunun farkında değil midir? Nezih kitabevi yöneticileri gerek dünyada gerekse de Türkiye’de yaşanan süreçlerin farkında olmayabilir. Öyleyse biz hatırlatalım: Küresel kapitalizmin ve neo-liberal ideolojik tahakkümün dünyayı saran hegemonyası, sadece Kemalizm’i değil, otoriter bütün yapıları biçimsel dönüşüme ve eleştiriye muhatap ediyor. Elbette ki otoriter yapıları bütünüyle tasfiye etmiyor, sadece onları daha kullanılabilir bir kılıfa sokuyor. AKP’nin temsil ettiği değişimci çizgi de Kemalizm’in bir anlamda reddi iken diğer taraftan onun yeniden biçimlendirilmesidir. Statik ve değişime direnen bir Kemalizm olgusu bugün artık hakim sınıfların da işine yaramamaktadır. Zira konjonktür, burjuvaziyi kapalı ekonomik ve siyasal modelleri dışa açma ve kendini yeniden yapılandırmaya mecbur bırakıyor.

Bu genel çerçevenin içerisinde düşünüldüğünde; geçmişten beri sınıfsal bir içerikle tutarlı bir şekilde Kemalizm’e karşı olan devrimci sosyalist yazarların eserlerinin yanında, artık konjonktüre uygun olarak ve tutarlı bir sınıfsal analize konu etmese de daha önce kendini bu kadar açık ifade etmeyen muhafazakarlar ve AKP ile ittifak halindeki liberallerin eserlerinin de hızla çoğaldığını söyleyebiliriz. Nezih kitabevi yöneticileri, bu eserlerde çeşitli biçimlerde; Türkiye tarihinin önemli kitle katliamları ve dramlarının Kemalist resmi ideolojiden kaynaklandığı ve bir ulus inşa etmek hedefiyle yola çıkan Kemalist kadroların toplumu tektipleştirme projesinin neticesinde gerçekleşen 1938 Dersim katliamından 6-7 Eylül olaylarına, Maraş-Sivas-Çorum katliamlarından 17.000 faili meçhule sebep olan ve hala toplu mezarlarla gündeme gelen Kürtleri inkar politikalarına kadar birçok olgunun sorumlusu tutulduğundan haberleri yok mudur? Eğer yoksa, tavsiyemiz; satışa sundukları kitapları daha dikkatli bir şekilde incelemeleridir. Sadece son zamanlarda çıkan Dersim Katliamı’na ilişkin kitaplara bakmak bile yeterlidir. Sözün kısası, şu anda Türkiye’nin siyasal iklimi bu eleştirileri daha fazla gündeme getirecek bir yere doğru evrilmektedir. Dolayısıyla artan bir şekilde kitap piyasasında benzer içerikli ürünlerin sayısı artacaktır. Bunu görmek için medyum olmaya gerek yoktur. Birazcık ülke gündemini takip eden biri rahatlıkla bunu görebilecekken, Nezih yönetimi hayli hayli görecektir diye düşünüyoruz.(Acaba yanılıyor muyuz?) Madem ki Nezih kitabevi kendisine laik, ulusalcı veya Kemalist bir rol biçmiştir, öyleyse soruyoruz: Nezih kitabevi yöneticileri siyaset ve inceleme araştırma reyonlarında var olan ve ideolojik dokusunu sosyalist, liberal veya İslamcı çizgiden alan ve Kemalizm eleştirisi barındıran kitapları da kaldırmayı düşünüyor mu? (Bu kitapların neler olduğunu ayırt edebilecek durumda değilseniz, söz veriyoruz yardımcı olacağız. İlk elden söyleyelim; Nezih sansür kurulu Kemalizm’i soldan eleştiren birçok kitap için İletişim yayınlarına daha dikkatli bakmalılar. Ya da Fethullahçı bir çok kitap için Timaş yayınlarını ince eleyip sık dokumalılar.)

Metis ajandasının yayınevinin kurumsal kimliğini temsil ettiğini düşünürsek; Nezih kitabevi, Murathan Mungan’dan Ahmed Arif’e, John Berger’den Ursula K. Le Guin’e Bukowski’den Platanov’a, Oruç Auroba’dan Bilge Karasu’ya Türk ve dünya edebiyatının önemli eserlerini satmaya devam edecek mi? Yoksa iki yüzlüce, ajandasını içeri sokmadığı yayınevinin kitaplarını pişkince satmaya devam mı edecek?

Görüldüğü gibi, iş bir kez yayın sansürcülüğüne girdiğinde ve ticarethanenin sahip olduğu tarafsızlıktan uzaklaşıp taraf olmaya başlayınca içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Nezih kitabevi yöneticileri kendilerine geldiğini iddia ettikleri maillere, kitapçı ciddiyetiyle de değil, ticari çıkarcılıkla dahi cevap vermiş olsalardı daha önce yaptıkları hatayı tekrarlamamış olurlardı. Daha önce Türk aile yapısına takılan derginin akıbetinin bir benzeri bu kez resmi ideolojinin kırmızı çizgilerine takılan Metis ajandasının başına gelmiştir. Ancak görünen o ki ifade özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk gibi kavramlara uzak olan Nezih kitabevi yöneticileri kitabevi yöneticiliğiyle soruna yaklaşmadığı müddetçe yukarıdaki soruları yanıtlamaya mecbur kalacaklardır. Kitap okumayı boş zaman faaliyeti olarak görmeyen ve dünyaya karşı kendini sorumlu hisseden entelektüel kesimin bu olayın takipçisi olması ve daha geniş kesimlerin konu hakkında bilgilendirilmesi için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur.”

Leave a Reply