İki Dilli Bir Kaşarlı [11.01.2012]

(Bu yazım ilk olarak 5 Ocak 2012′de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Söz önemlidir. Özellikle de iletişimin ve söylediklerinin önemli olduğu şeyler yapıyorsan. Gerçekten ne demek istediğin, görünürde söylediklerin, aslında söylemek isteyip de altta gizlediklerin; hepsinin bir önemi var. Çoğu zaman bunun farkında olmadan konuşanlar daha sonra gelen tepkilere anlam veremezler. Ya da esas söylemek istediklerini alt metne gizleyerek -ve sakladığı kişilerin bunları farkedemeyeceğini umarak- konuşanlar, daha sonra bunu birileri gösterdiği zaman ne yapacaklarını şaşırırlar.

Alt metinlerle ilgilenmeyi severim. Söylenenlerin derinlerine bakmak, öncesinde ve sonrasında söylenenlerle bağlantılar kurmak, hem eğlencedir benim için hem de siyaset ve felsefe gibi konularda olmazsa olmazdır. Genelde bu alanlarda herkes ‘süslü’, ‘afili’, ‘üstü kapalı’ konuşmayı pek sever. Çok şey gizlerler bu süslerin altına. Kendilerince bunu bir yöntem olarak belleyen de pek çoktur.

Bu aralar dil konusunda en çok önemsediğim ve dikkatime takılan nokta ise dilin karakteri mevzusu. Özellikle de ‘muhalif’ hareketlerde bu konu oldukça kafamı kurcalamakta ve biraz da sinirime dokunmakta. Ancak bu sorunu yaratan şey, kullanılan dilden çok onun altında yatan bilinç ve mesajla ilgili. ‘Muhalif’in muhalifliğine dair bir takım sıkıntılar görüyorum da denilebilir.

* * *

İktidarın dilinden de bahsetmem lazım kısaca esas konuya girmeden önce. İktidarın dilinin vahşiliği, bozgunculuğu, keyfiyeti ve sorunlu hallerinden. Gerçi çoğumuzun bilincinde olduğu şeyler bunlar.

İktidar daima dili keyfine göre kullanır, istediklerine istediği anlamı yükler ve bunu emrindeki topluma çok büyük bir rahatlıkla dayatabilir. İktidarın işine de gelir tabii ki bu durum. Toplumu kendi dilinde konuşturabilmeli ki onlara istediği mesajı rahatça verebilsin.

Bunu yaparken medyayı, kendi temsilcilerini, kendi ürettiklerini bolca kullanır ve bunlardan beslenir doğal olarak. Onun medyasında, alanında; onun emrine ve tanımına göre kullanılır dil tamamen. Bununla da zihinlerde iktidarını kuvvetlendirir. Akıllara kendi tanımlarını yerleştirerek kendi fikirlerini sağlamlaştırır. İktidarın tanımlarıyla konuşmak, onun sözlüğünü kullanmak; onu en baştan kabul etmeye, iktidara en baştan boyun eğmeye eş değerdir.

* * *

İktidarın dilini ve onun tehlikesini tekrar hatırladığımıza göre konumuza rahatça dönebiliriz.

Son zamanlarda muhalif çevrelerde, davalarla olsun iktidardan gelen açıklamalarla olsun sıkça karşı açıklamalar ve savunmalar görüyoruz. Bir hareketlilik söz konusu denilebilir. Ancak bu hareketliliğin belli bir kısmı hiç de sevinilebilecek bir hareketlilik değil bana göre. Çünkü hareket, bu dil sorunu yüzünden baştan kaybetmiş olarak başlıyor. Karşı çıkışlar biraz hastalıklı bir görüntü çiziyor benim nazarımda. Örnekleyeyim isterseniz.

Mevzu Bir; Tutuklu Gazeteciler ve Öğrenciler

Bu aslında ülkedeki basın ve ifade özgürlüğü sıkıntısıyla ilgili çok önemli bir sorun ve burada savunurken, hareket ederken çok dikkatli olunması gerekiyor. Ancak bunda pek de becerikli olunduğunu söyleyemem. Çünkü en temel slogandan hata başlıyor. “Terörist Değil Gazeteciyiz” ve “Terörist değil öğrenciydi, arkadaşımızdı.”

Bir dakika yahu, ne oluyor? Neden böyle bir savunma ihtiyacı hissediliyor? Muhalifliğinizden, devrimciliğinizden bu kadar mı korkuyorsunuz? Neden bundan kaçma ihtiyacı hissediyorsunuz?

Bu savunma şeklinde çok ciddi sorunlar var. Bunu söyleyerek iktidarın ‘terörist’ tanımını en baştan kabul etmiş oluyorsunuz. Diyorsunuz ki “Tamam teröristler var, terör var ama biz onlardan değiliz.” İktidar, kendine muhalif olan ve korktuğu birini elbette yaftalamak için terörist olarak tanımlayabilir. Neden bu kadar korkuyorsunuz? İktidara karşı savaşan(!) birisi, iktidarın etiketlerinden neden bu kadar çekiniyor?

Aslında burada sorun şu, siz zaten kendinizce terörist belirlemişsiniz başkalarını. Örneklerini değiştirmekle iktidarın dilini değiştirdiğinizi sanıyorsunuz sadece. Sizin için de ‘terörist’ler korkunç şeyler ve onlardan biri olmak sizin ödünüzü koparıyor. Aslında bilinçaltınızın iktidarlardan hiçbir farkı yok. Sadece bunu süsleyince ya da örneklerini değiştirince, “x’e değil de y’ye” terörist deyince iktidarın dilini kullanmadığınızı zannediyorsunuz. Doğal olarak da hiçbir yere varamıyorsunuz.

Mevzu İki; Bilimsel Terör ve Sanatsal Terör

İlk mevzumuzla fazlasıyla benzeyen bir nokta ancak burada başka bir yerden müdahele etme ihtiyacı duyduğum için ayırdım. Sanatçının da tıpkı gazeteciler gibi benzer sebeplerden ‘terörist’ ilan edilmekten korktukları ortada.

Peki bu sanatçılar “terörist değiliz biz” diye bu kadar dertlenirken, kendilerini o kötü etiketten ‘temizlemeye’ çalışırken hiç mi tuhaf hissetmediler? Onca sanatçı, müzisyen, yazar, filozof dille uğraşırken, iktidarın dilini, tanımlarını reddederken, onu bozmak için uğraşırken; iktidarın etiketini böylesine içselleştirmiş olduklarını hiçbiri mi görmedi?

Bu konuda bu kadar korkan, teröristlikten çekinen sanatçı arkadaşlara tavsiyem biraz Hakim Bey okumaları, başlangıç olarak da ‘Şiirsel Terörizm’ metnini önerebilirim. Belki biraz bir şeyleri görmelerine yardımcı olur.

Hatta tadımlık vereyim biraz;

“ŞT’nin yaratacağı seyirci tepkisi ya da estetik şok en azından terör hissi kadar kuvvetli olmalıdır – yoğun tiksinti, batıl bir huşu, ani sezgisel kırılma, dadaesk endişe – ŞT ister tek bir insana ister birden fazlasına yönelik olsun, ister imzalı ister imzasız olsun sanatçının kendisinden başka birinin hayatını değiştirmiyorsa çuvallamıştır. … Suç olarak sanat; sanat olarak suç.”

* * *

Bu konuda Türkiye siyasi-kültürel tarihindeki örnekler saymakla bitmez. Biteceğe de hiç benzemiyor. Çünkü bu sorunun temelinde ‘muhalif’ insanların zihinlerindeki sorunlu hâl var. Sürekli haklı olduğunu iddia ederek, zerre eleştiri kabul etmeden korumak için uğraştıkları hastalıklı hâl.

Bu hâlin en temel sebeplerinden birine ben ‘muhalifin iktidar aşkı’ diyorum. Bu arkadaşlarda muhalifliğin en temel sebebi kendilerinin iktidar olmamaları. İktidar olma aşkıyla muhalif olduklarından, içlerinden ‘dikta’ dürtüleri sürekli sızıyor. Kendileri de içten içe farkındalar ki iktidarı ele geçirir geçirmez -farklı gruplara da olsa- aynı tavrı sürdürecekler. Yani onlardan gelecek ‘devrim’den de bir hayır gelmeyecek. Çünkü dertleri özgürlük değil, iktidarı ele geçirmek. Bu yüzden iktidarın dilini, tanımlarını, sözlüğünü kullanmak rahatsız etmiyor onları. Kendi sözlüklerini de hazırlıyorlar bir yandan.

Bir yandan da -yine üstteki sebebe bağlı olarak- sürekli ‘temiz çocuk’ olma istekleri var. Muhalif bile olsalar, asla ‘kaka muhaliflerden’ olmamalılar. Öyle olursa görüntüleri, karizmaları sarsılacak çünkü. Halkın gözünden düşürebilir iktidar onları yoksa. Bu yüzden bu kadar korkuyorlar aslında iktidarın bir etiket yapıştırmasından. Çünkü hâlâ iktidarın gücünden, onun halkın bilincini etkileme gücünden korkuyorlar. Bu yüzden iktidara karşı ‘temiz bir muhalefet’ sürdürmek zorunda hissediyorlar. İktidara kendilerine terörist deme fırsatını vermek istemiyorlar. İktidarın diline karşı boyun eğmiş hâldeyken, bir de üstüne dünyayı değiştireceklerini iddia ediyorlar. Kimse gocunmasın, bana komik geliyor.

* * *

En başta şu iktidarın sözlüğünü bir çöpe atmak lazım. Eğer ‘başka bir dünya’ niyetiniz varsa, iktidara dair hiçbir şeyin olmadığı, hep beraber yazılacak bir sözlükle olabilir ancak, iktidarın sözlüğündeki örnekleri değiştirerek değil. Onun sözlüğüne uyarak yapacağınız her hareket, boşa vakit ve enerji harcamaktan başka bir şey olmaz.

Leave a Reply