Fikrini Savunmayı Bilmek

Ülkemizdeki akademik ortamın yavanlığıyla, sorunlu ruh hâliyle ortaya çıkmış bir blogda elbette bunun birebir göstergesi olan bir örneği görmezden gelmeme imkan yoktu. Bir çok konudaki bu sorunlu hâl gibi, bu olayla da çok daha net anlayacağımız üzere akademisyenlerimizin büyük kısmı da fikirlerini nasıl savunabilecekleri konusunda da aynı yavanlıkla hareket ediyorlar.

Konumuz Marmara Üniversitesi’ndeki “Bilim Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” başlıklı sempozyum. Sempozyumun başlığından ve içeriğine dair elimizdeki bilgilerden de anlaşılacağı üzere yaratılışçılık temelli ve bunu bilimselleştirmeye çalışan bir çaba. Sempozyumun kabullerinin ya da çabasının elbette bilimsel tutarlılığı ya da gerçekliği olmadığı gözle görülebilir bir konu. Ancak tartışmanın konusu bu olmaktan çoktan çıkmış durumda.

Bir grup akademisyen ve evrim savunucusu insan, akademik tavıra ve ifade özgürlüğü dediğimiz duruşa hiç yakışmayacak bir tavırla bu sempozyuma tepki göstermeye başladılar. Bu tepkiler önce sempozyum için facebook’ta açılan event’in kapatılmasına neden oldu. Ancak istedikleri bundan çok daha fazlasıyldı, sempozyumun komple iptal edilmesini istiyorlardı ve bunun için bir imza metni ortaya koydular (metin için tıklayınız). Metin net bir şekilde söz hakkı tanınmaması, yaratılışçıların susturulması gibi talepler içeriyor.

Öncelikle dürüst bir şekilde belirtmem gerekiyor ki bu hastalıklı bir tepkidir. Kesinlikle akademisyenlikle, tartışma ahlakıyla alakası olmayan ve sansür mekanizmasının değiştirilmiş bir biçimidir. Benzer hareketler kendilerine karşı başka gruplardan geldiği zaman ifade özgürlüklerinin kısıtlandığını hiç çekinmeden yüksek sesle dile getirenlerin, şimdi onlara aynı şekilde tepki vermeye çalışması ise açıkca komik duruma düşmektir. (Bu bağlamda Murat’ın yazdığı güzel bir yazı için: MÜ’deki Yaratılışçı Sempozyum Bu yazıda yapılabilecekler üzerine oldukça mantıklı tavsiyeler verilmiş. Ben de aynılarını tekrar etmemek için sadece durumun ve tavrın bir analizini yaparak bir katkı sağlamayı tercih ettim.)

Söz konusu sempozyumun bilimsel olarak geçerli olmayan fikirleri olduğunu belirtip bunu çürütmektense susturmaya çalışmanın karşınızdakilerden korktuğunuz izlenimi verdiğini göremiyor musunuz? “Bilimsel değil diyorlar ama bizim fikirlerimizi çürütmeye de cesaret edemiyorlar, demek ki haklıyız.” şeklinde bir algı yarattığını göremeyecek kadar mı yaptıklarınızı sorgulamadan hareket ediyorsunuz?

Yoksa bunlar tamamen sizin de tartışma ahlakından, bilimsel çürütme yöntemlerinden uzak olduğunuzu ve o şekilde hareket etmektense sansürcülerin yöntemlerini tercih etmeyi yeğleyeceğinizi itiraf etme biçimiz mi?

İmza metnini hazırlayan arkadaşlar, şöyle dürüst ve tarafsız bir şekilde hazırladığınız metne bakın. Ve düşünün, sizin evrim üzerine hazırlığını yaptığınız bir sempozyum için böyle bir kampanya başlatılmış olsa ne hissederdiniz? Eğer size karşı bilimsel argümanlarla gelmek yerine böyle bir yolun tercih edilmesi işinize gelecekse, bilimsel bir tartışma yapmaktansa konuyu kabile savaşlarından farksız bir yapıda sonuca vardırmak size doğru bir yol gibi geliyorsa tamam. Devam edin böyle.

Ancak haberiniz de olsun, bu yaptıklarınızın ne akademisyenlikle ne bilim yuvası dediğiniz akademiyle ne de söz konusu kendinizken savunmaktan bir an olsun çekinmediğiniz ifade özgürlüğüyle zerre alakası yok. Diğer insanlara, sadece kendisi çalıp kendisi oynamak isteyen bir grup fikir holiganı izlenimi vermekten de başka bir işe yaramıyor bu yaptığınız.

17.04.2012 – EK 1 (15:00 civarı)

Ek yapma sebebim Murat’ın yazısına cevaben Nevzat Evrim Önal’ın yazdıklarıdır (http://evrimkarsitisempozyumiptaledilsin.blogspot.com/2012/04/universite-bilimsel-dusuncenin-topluma.html?showComment=1334655820639#c5491373848856636553)

Murat’a verilen cevap açıkcası komik. Bir anda tartışma ortamının oluşmasını ve baskının değil fikirlerin sözünün geçmesini isteyenler üniversitelerin tabutuna çivi çakanlar olarak ilan edilmiş. Üstüne üstlük esefle kınanmışız.

Peki neden bu kınama? Destekçiniz olmadığımız için mi? Sizin fikirleriniz yerine baskı ve sansür yolunu kullanmanıza taraftar olmadığımız için mi? Aklınız alıyor mu bunu?

Gerçekten sormak istiyorum; tüm bu paradoks ve çelişkili dediğiniz durumu bir akademisyen olarak alanında ve akademiye yakışır bir şekilde gösterip bu yanlışı akılcı bir şekilde göstermek dururken “Sizi konuşturmayız” tavrınızın sebebi nedir? Baskıya baskıyla karşılık vermenin ne zaman çözüm getirdiği görülmüştür?

“Üniversitelerde sadece bilimsel tartışmalar yürütülür.” Evet, aynen öyle olur. Sizin yaptığınız ise bilimsel bir tartışma ortamını akıllıca kullanıp bu savlarını çürütmek (ki bilimsel olarak bunu yapamamanız imkansız) iken kalkıp tamamen saldırgan ve bilimsellikle, tartışma ahlakıyla alakası olmayan bir yöntem izlemektir.

Bu yaptığınız, devletin üniversiteler üzerinde gücüyle baskı kurup fikirleri kendi yararına dönüştürme çabasından farksızdır. Siz de akademik rütbeleriniz ve gücünüzle sizin yararınıza olmayanı görmezden gelmeye çalışıyorsunuz. Çok rahat bir şekilde onun bilimsellikle alakası olmadığını gösterebilecek yığınla yolunuz dururken.

Haklıyken haksız durumuna düşmeye bu kadar hevesli oluşunuza anlam veremediğimi tekrar belirtip akademide baskıyla ve zorla yapılmaya çalışılan her şeye karşı olduğum gibi, bu tavrınıza da karşı olduğumu bilmenizi isterim.

17.04.2012 – EK 2 (15:45)

Bu ekin sebebi bana ulşatırdıkları mesaj. Mesajı paylaşıp cevabını da öyle vermek daha makul geldi. Aynen elime ulşatığı şekliyle;

“Merhaba Murat,

arkadaşının blogu yazısını okudum. Bence bizim işaret ettiğimiz noktalara hiçbir şey dememiş sadece bağlamsız bir özgürlük söylemi geliştirmiş.


Ama yazmamın nedeni; face event sayfasının kapatılması ile (ki bizim doğru bulmadığımız bir şekilde oldu) üniversitede böyle bir şey yapılamaz diyenlerin aynı kişiler olduğunu söylemesi. Blog de iletşim adresi göremediğim için sana yolluyorum. İLteri misin?”

Öncelikle düzeltmeyi yapalım, facebook event’i konusunda tamamen gözleme dayalı bir yorum yapmıştım. İmzacıların kimler olduğu hakkında bir fikrim olmadığından sadece olay sürecini paylaşmak adına yazılmış bir detaydı. Bu noktanın netleşmesine sevindim.

İşaret ettiğiniz noktalara bir şey dememe noktasına gelince, zaten evrimin haklılığı ya da bilimselliği konusunda bir tartışma söz konusu değil burada. O konuda aynı fikirleri paylaştığımız ortada. Sizin işaret ettiğiniz noktadan çok işaret ediş şeklinize ve bunu uygulamanıza dair bir yorum yazısıydı bu zaten. Meseleyi bilimsel bir tartışmadan, gelen karşı argümanları çürütme çabasındansa onu susturup kovma istediğinize. Bu yüzden yazıyı yazdım, bunun gibi olaylar yüzünden de bu blogu kurmuştum zaten.

Bilimsel kuramlar, teoriler karşı argümanlarını çürüttükçe güçlenen ve sağlamlaşan şeylerdir. Argümanın şekline takılarak onu yok saymak sadece görmezden gelmeyi ve başkalarının kaçtığınızı düşünmesine neden olur. Bu bağlamda sizin yaptığınız evrim teorisini güçlendirmek için elinize geçen fırsatı değerlendirmek yerine kaçak güreşerek onu zayıflatmaya neden oluyor. Benim sorunum da bu noktada zaten. Bilimselin gücün karşı argümlarıyla savaşabilmesinden gelir, onları oyun sahasının dışına kovup görmezden gelerek değil.

Bu arada aşağıdaki blog postlarımdan biri ya da birkaçında mail adresim olacak. Oralardan bana ulaşmanız mümkün.

Selamlar.


(NOT: Durumun gelişme şekline ve bu yazının yazılmasından sonra olabileceklere göre, bu yazının devam etmesi de ihtimal dahilindedir.)

4 thoughts on “Fikrini Savunmayı Bilmek”

  1. bu sempozyum için üniversite imkanlarını kullanmalarına karşı çıkıyorum. kendi imkanları ile bir yer kiralayıp ne yapıyorlarsa yapsınlar. ben de vergi veriyorum, vergimin doğru düzgün bir işe harcanmasını isteme hakkım var.

    yarın biri de kalkıp “3 profesör buldum, İTÜ’de kara büyü anlatacaklar” dese, onu da bu şekilde mi savunacaksınız? komşumun özgürlüğü bahçemde sona erer. devlet imkanlarının, yani vergimin ideolojik amaçlarla kullanılmasına sessiz kalamam. siz kalabilirsiniz. buyurun size özgürlük.

    delil göstermediğiniz sürece, anlattıklarınız masaldır. üniversiteler ise masal dinleme yeri değildir. konuşmacıların ünvanları konusuna girmiyorum dahi…

  2. yazacak öyle çok şey var ki, kendimi tutamıyorum.

    “Bilimsel kuramlar, teoriler karşı argümanlarını çürüttükçe güçlenen ve sağlamlaşan şeylerdir.” yazmışsınız. herkesi tek tek ikna etmeye çalışırsak iş nereye varır? evrimi anlatan sayısız kitap var. birini açıp okuma zahmetine girmemiş, yahut okuduğunu anlayamamış insana kim ne anlatabilir? lütfen gerçekçi olalım. evrim teorisine “inanmayanların” çoğunun konu hakkında tamamen bilgisiz, kalanının ise okuduğunu anlayamayan insanlar olduğunu inkar edebilir misiniz?

    peki sempozyum karşıtı sitenin MEB’in talebiyle engellendiğinden haberiniz var mı? bu konuda yazacaklarınızı okumak isterim. kendimi zor duruma düşürmemek için (benim de) sansürleyerek ve kısacık anlatacağım bir haber daha: geçen yıl ülkenin önde gelen üniversitelerinden birinin genetik bölümünün, öğrencilerin evrim yazılarını sansürlediğini öğrenince inanamadım. gerekçe basitmiş: kimsenin sinirleri bozulmasın durduk yere.

    bunlar gibi sayısız örnek verilebilir. ülkede hakim düşünce ikliminin girişimlerini, yaratılışçıların gayretkeşliğini hepimiz az çok biliyoruz. bu gibi durumlarda mütekabiliyet esastır.

  3. bipartitus, yukarıda yazdığım yazıda eleştirdiğim noktaların hiçbirine cevap verememiş, üstelik eleştirdiğim tavrı tekrar etmeye devam etmişsiniz. Yine de yorumunuza mümkün olduğunca açık açık (neredeyse anneye anlatır tadında) cevap vermeye çalışacağım.

    *”Vergimin doğru yerlere harcanmasını istiyorum/vergimin ideolojik amaçlarla kullanılmasını istemiyorum” Afedersiniz ama devletin ideolojik olmadığını veya devletin ideolojiden bağımsız hareket ettiğini felan mı düşünüyorsunuz? Devletler tabii ki belli bir ideoloji ile kurulur, ona göre hareket eder ve iktidara kim geçmişse de onun ideolojisiyle hareket etmeye devam eder. Siyasetin doğası bunu gerektirir. İdeolojiden bağımsız siyaset ya da yönetimin size olabileceğini düşündüren nedir çok merak ediyorum. (Sizi tanımıyorum ama eğer “Kemalizm’i kutsal sayıp onu ideolojiden düşünmeyen, ‘ulu önder’in lütfu olarak gören biriyseniz zaten bu laflarım boşa demektir).

    *”3 kişi kalkıp kara büyü anlatıyoruz derse…” kısmına gelecek olursak; elbette bunu nasıl yaptıklarını ve neye göre temellendirdiklerini görmemiz lazım. Eğer kalkıp bilimsellikten uzak bir şeyi bilimselmiş gibi addederek yapıyorlarsa buna gülüp geçilir ve zaten kabul görmez. Ancak sizin mantığınızla ilerleyecek olursak üniversitelerde bahar şenliklerini ve sanatsal etkinlikleri de yapmamızın hiçbir anlamı yok. Malum, onlar da bilimsel bir amaca hizmet etmiyorlar.

    *”herkesi tek tek ikna etmeye çalışırsak iş nereye varır?” Herkesi ikna etmeye ve onlara gerçeği göstermeye çalışırsak iş aydınlık bir topluma, aydınlanmış ve gerçeği bilen insanlara varır. Sizin bu elitist, halk bir şeyden anlamaz, onlarla mı uğraşacağız, açıp okusunlar tavrınız yüzünden zaten bu hâldeyiz. O yaratılışçı, dinci diyerek beğenmediğiniz insanlar bilimsel olmayan bilgileri halka, bilmeyen insanlara nasıl kolayca öğretiyorlar, kabul ettiriyorlar sanıyorsunuz? Gidiyor onlarla konuşuyor, onların kendilerini kendi istedikleri şekilde eğitebilmesi için fırsatlar yaratıyorlar. Siz böyle elit elit, insanlara tepeden baktıkça böyle sağa sola saldırmaya devam edersiniz o yüzden. Biraz onları aşağılamak yerine bir iletişim kurmayı deneyin.

    *Üniversitelerde, okullarda ve normal hayattaki sansür taleplerine ve saldırılara destekçi olduğum fikrini nerenizle ürettiniz bilmiyorum ama az çok kim olduğuma bakmaya tenezzül etseydiniz bu konularda ne kadar net bir tutumum olduğunu görürdünüz. Mesele sansür meselesi evet ve iktidar gücü elinde bulundurduğu için kendine muhalif fikirlere saldırabiliyor. Bu gücün onda olmasının sebebi ise bu devletin kurulduğundan beri muhalife, ötekiye yer tanımayan, onu imhayı hedefleyen yapısı ve ideolojisi. Bugünkü iktidarın da bunu dönüştürerek kendisi için kullanması çok normal.

    Ancak siz gelip de “Bunlar bizi sansürlüyor, biz de onları susturalım” derseniz ben elbette aptallığınıza gülerim. Yukarıda da demiş olmam lazım, ateşe ateşle karşılık vermek kimseye bir fayda getirmez. Richard Dawkins kalkıp yaradılışçıları tüm üniversitelerden kovmaya mı çalıştı acaba (ki bakınız en militan ateistlerden birinden bahsediyorum)? Adam tek tek bu fikri savunanları karşısına alıyor -ki Harun Yahya’yı bizzat alamasa da kitabını aldı- ve tek tek tüm tezlerini çürütüyor ve bunu ne kimseyi susturarak ne de saldırarak yapıyor. Gayet duruşunu koruyarak ve her cümlesini bilimsel bir temele oturtarak.

    Afedersiniz ama ben ne sizin yorumlarınızda ne de bu sansür talebini sunanlarda akademik ahlak veya bilimsel bir temel gröemiyorum. Üzgünüm.

  4. bana aptal diyerek kendinizi küçük düşürüyorsunuz. ben biz de onları sansürleyelim demedim. mütekabiliyet ile kastım, onlar kadar girişken ve cesur olmamız gerektiğini belirtmekti.

    bahar şenlikleriyle sempozyumu kıyaslamaya kalkarsanız size kargalar güler. bilim ispat işidir. sizin önce bu noktayı iyice bir anlamanız gerekiyor.

Leave a Reply to Ahmet A. Sabancı Cancel reply