Elindeki Potansiyeli Reklam Geliri Uğruna Çöpe Atmak: Ezgi Başaran’a Cevaben

Dün Ezgi Başaran’ın Radikal’deki köşesinde yayınladığı “Radikal Teşekkür” yazısı, özellikle Twitter’da oldukça konuşuldu ve tartışıldı. Elbette bunun en önemli sebebi Radikal’in dijitale taşınmasıyla birlikte geçirdiği değişimin birçok kişi tarafından memnun edici olmaması ve buna rağmen Ezgi Başaran’ın “Çok iyi gidiyoruz, bakın ne kadar tıklandık” şeklinde bir yazıyla bu eleştirilere cevap veriyor olmasıydı.

Aslında bir süredir hem Radikal’in yeni hâlini, hem de genel olarak Türkiye’de dijital yayıncılığın ve gazeteciliğin nasıl yanlış anlaşıldığı ve bunun nasıl sorunlara neden olduğu hakkında yazmayı planlıyordum. Ezgi Başaran’ın yazısını okuyunca, geç bile kaldığımı fark ettim.


En başta şu çok tıklanma meselesine değineyim. Artık internette niceliğin bir önemi kalmadı. Takipçi satın alınabilen, birçok farklı yolla tıklanma sayılarının arttırılabildiği ve bunların aslında websitenize reklam verenler dışında kimse tarafından önemsenmediği bir dönemde tıklanma sayısı artık övünülecek bir değer olmaktan çıktı. Bunu uzunca bir süredir dünyadaki birçok medya araştırmacısı ve akademisyen dile getirmekte ama pek dinleyen yok. Böyle büyük sayılar reklam geliri olarak dönmeye devam ettiği sürece de kimsenin önemseyeceğini sanmıyorum.

Radikal’deki yayıncılığın niteliğinin düşüşünü de “nefes almak ve aldırmak” bahanesiyle kurtarmak istemiş Ezgi Başaran. Oldukça zayıf bir savunma. İnternette sınır yok, bir websitesinde de sunucularınız yettiği sürece istediğiniz kadar yayın koyabilirsiniz. Ama Radikal nitelikli haberler bulmanın neredeyse imkansız hâle geldiği, özel haberler yazan gazetecilerini birer birer kapı dışarı eden bir yer. Nefes aldırmak istiyorsanız hepsini birlikte de yayınlayabilirdiniz, sonuçta nefes almak isteyen sizin “click bait”, magazin linklerinize tıklar, haber almak isteyen dğerlerine. Ama Radikal artık nefesten başka hiçbir şey almanın mümkün olmadığı bir haber sitesi oldu.


Ama tüm bunların arkasında benim gördüğüm daha büyük bir sorun var ve bu sorun dünyanın geri kalanı için artık kabul edilip çözülmeye çalışırken henüz Türkiye’ye yeni gelen bir şey.

İnternette niceliği nitelikle eşdeğer tutma ve bunu internette yapılan her şeyin temelindeki algı olarak yerleştirme gibi bir hastalık söz konusu. İçeriğin kalitesi, değeri, ne kadar özenli yazıldığı ya da gerçekten bir şey söyleyip söylemediğini önemsemeden; sadece tıklanabilecek şeyleri daha da tıklanabilir hâle getirerek yayınlama hastalığı bu. Eskiden “Buzzfeedleşme” diyordum buna ama Buzzfeed bile bu yayın politikasındaki sorunları fark ederek daha nitelikli yayınlar yapmak için çaba gösteriyor (İşçi haberleri muhabiri, dünyanın birçok ülkesinden yazar veya araştırmacı gazeteciler almak gibi mesela).

Radikal’de (ve Türkiye’de internet yayını yapan birçok kurumda) bu hastalığı görmek mümkün. Yayınladıkları şeylere, başlıklarına, yazılarını internette duyurma biçimlerine ve maksimum tıklanma almak için gösterdikleri çabaya bakarak bunu görmek mümkün.

Ancak burada modalar hep geriden takip edildiği ve çok fazla üzerine kafa yorulmadan görülen her şey kopyalandığı için şu anda bu konuda yapılan tartışmalar ve yeni yollar için gösterilen çabaların hiçbiri görülmüyor. Son zamanlarda yayına başlayan çevrimiçi haber yayınlarına ve sitelere baktığınızda ilk fark edeceğiniz şey hepsinin nitelikli yayınlar yapmayı, “clickbait”den uzak durmayı ve bunun gibi bir önceki dönemin sorunlarını geride bırakmayı hedeflediklerini görebilirsiniz. Çünkü bunun ne kadar sorunlu olduğunu ve internetin potansiyellerini boşa harcamaktan başka hiçbir işe yaramadığını görüyorlar. Buzzfeed eskiden listicle için girilip vakit öldürülen bir siteyken şu anda ciddi araştırmacı gazetecilik işleri yayınlıyor ve bunu yaparken, Ezgi Başaran’ın deyimiyle “nefes alınacak yerleri” de eskisi kadar merkezde olmasa da yayınlamaya devam ediyor. Quartz, The Intercept, Daily Dot ve bunun gibi birçok diğer yeni örneğe girmeye gerek bile duymuyorum.

Sonuç olarak Ezgi Başaran şu anda Radikal’in gitmekte olduğu yolu savunmakta ısrar edebilir ama birçok anlamda artık gerçekten haber almak için tercih etmediğim sitelerden birisi olduklarını ve birçokları için de durumun böyle olduğunu bilmesi gerekiyor. Sırf tıklanmak için atılan başlıklar, içi boş haberler, okunmaya değer bir şeyler bulmanın imkansızlığı bunların sebeplerinden bazıları.


Yazıdaki birkaç detaya daha değinmek istiyorum. En başta da “şikayet ediyorsunuz ama okuyorsunuz” kısmına.

Ayrıca kızıyorsunuz ama çok da okuyorsunuz televizyon ve magazin dünyasıyla ilgili haberleri.

Radikal’in tıklanma sayısının artmış olması Radikal’in eski okuyucu kitlesinin hâlâ okumaya devam ettiği anlamına gelmez. Bu değişimden benim gibi şikayet edenlerin ciddi bir kısmı artık Radikal’i takip etmeyi bıraktı. Böyle tamamen yanlış bir veri analizini Ezgi Başaran’a, bir gazeteci olduğu için, hiç yakıştıramadım.

Türkiye gündemi ne zaman sallansa, dünyada ve bu topraklarda ne zaman taşlar yerinden oynasa bize geliyorsunuz. (Rakamlar yalan söylemez!)

Bu cümle, özellikle de parantez içindeki o ünlemle yazılan tespit içimi acıttı, Ezgi Başaran için üzüldüm desem yeridir. Rakamlar yalan söylemezmiş. Ezgi Başaran hiç mi istatistik üzerine okumadı acaba ya da internette nicelik temelli araştırmaların ne kadar sorunlu ve sıkıntılı olduğunu? Acaba son zamanların moda kavramı olan “big data”nın en büyük sıkıntısının başlı başlına “rakamlara güvenilemeyeceği” olduğunu duymadı? Rakamlar eğer isterseniz çok güzel yalan söyler, basit analytics sonuçlarından böyle büyük çıkarımlara gidilmez, giderseniz inandırıcılığınız kalmaz (bu konuda kaynak göstermeye bile gerek duymuyorum, bir arama motoruna girip araştırsanız yüzlerce makale ve araştırma bulursunuz bununla ilgili). Ama Ezgi Başaran milyonlarca tıklanan bir sitede yazıyor, benim blogum günde ~100 tıklanma alıyor. Rakamlar ona güvendiğine göre o doğru söylüyordur tabi ki.

(Ayrıca yazarken emin olmak için tarayıcı geçmişime baktım da, bu yazıdan önce aylardır hiç Radikal’e girmemişim. Her ne kadar RSS okuyucumda ekli olsa da açıp okuduğum hiçbir haber olmamış uzun zamandır.* Demek ki herkes koşmuyormuş Radikal’e.)


Her ne kadar bu kadar incelemiş, eleştirmiş olsam da en önemli detayı belirtmeyi unuttum. Bu yazı biz okurlar için yazılmış bir yazı değil, bu yüzden bizi bu kadar rahatsız ediyor. Bu yazı reklam veren, vermeyi planlayan şirketlere ve reklam ajanslarına yazılmış bir yazı. “Böyle ödül aldık, bu kadar tıklanıyoruz” gibi cümleler, 2015’e girerken sitenin reklam gelirini daha yukarıda tutmak ve önümüzdeki yıl alınacak reklamların sayısını arttırmak için yazılmış bir brifingden fazlası değil. O yüzden bu yazıya çok da takılmamıza gerek yoktu aslında.

Ama bundan ders çıkartılıp nasıl internetin potansiyellerini kullanabiliriz üzerine düşünülmesi lazım. İnterneti tıklanıp reklam parası toplamak için kullanmanın gazetecilik olmadığını, burada şu anda elimizde olan imkanlarla gazeteciliğin kalitesini kat kat arttırabileceğimizi görmemiz gerekiyor. Şu anda gerçekten araştırmacı gazetecilik için, özgür yayınlar yapabilmek için geçmişte akla hayale gelmeyecek imkanların içerisinde yaşıyoruz ama tıklanma ve reklam geliri peşinden koşanların “Radikal” gazeteciler olarak anılmasına hâlâ imkan veriyoruz. Bu da bir noktada bizlerin payına düşen ayıp.

*: Bu cümleyi yanlış anlaşılmaları önlemek için ekledim. Radikal'i hiç takip etmeden bu yazıyı yazdığım gibi bir algı oluşmasını istemem.

1 thought on “Elindeki Potansiyeli Reklam Geliri Uğruna Çöpe Atmak: Ezgi Başaran’a Cevaben”

Leave a Reply