CUMA POSTASI [09.05.2013]

Son Zamanlarda Yaptıklarımın Derlemesi

Aslında burada bahsedeceğim konuların her birini ayrı ayrı bloglar hâlinde yazmayı düşünüyordum. Ancak yapılacaklar listesi fazlasıyla kabarık olunca sürekli arkaya atıldılar ve sonunda tek bir blog olarak birleşmeye karar verdiler. Bir bakalım neler olmuş (hemen hemen) son bir ayda.


En başta Sarphan Uzunoğlu’nun düzenlediği Yeni Medya ve Dijital Aktivizm seminerleri vardı. Hâlâ devam etmekte olan seminerlerin ilk dört dersinin üçüne konuk olarak katıldım ve bolca çene çaldım. Kiminde kalabalık, kiminde azdık ama sonuç olarak her biri oldukça keyifli geçti. Bundan sonrakilerde de fırsat buldukça bulunmaya çalışacağım ama şimdilik kesin bir şey söylememe imkan yok.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

İlk haftanın dersi genel bir giriş şeklinde olmuştu. Seminerlerin kapsamını, nelerin konuşulacağını, neler yapılacağını vs. konuştuk. Şahane insan Memed Cemil’in de orada olmasıyla beklenmedik bir şekilde seminerlere güzel bir ek geldi ve bu ek ilk meyvesini seminerlerin canlı yayını ve bu 1 Mayısta organize edilen canlı yayınlarla verdi.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

Üçüncü haftayı iki bölüm hâlinde yaptık. İlk bölümde ağırlıklı olarak Sarphan sol hareketler ve yeni medya ilişkisi üzerinde durdu, ben de arada söze girip kendi fikirlerimi söyledim. İkinci bölümde ise hacktivizm ve hacker kültürü temelinde sözü ben devraldım ve bu konuda kendi bakış açımı -sonraki haftanın dersine de bir giriş olacak şekilde- anlattım. İnternet üzerinden izleyenlerin sorduğu sorularla daha da interaktif bir hâle gelmesi de bu haftanın ayrı bir güzelliği olmuştu.

Dördüncü haftanın (maalesef henüz kayıt yok) ana konusu Wikileaks ve şifrepunklardı. Bu konuda doğal olarak Şifrepunk kitabını temele alarak ve kitabın üzerinden geçen zamanda da olan bitenleri ekleyerek kripto, gizlilik, kişisel verilerin önemi gibi başlıklar altında bir bölüm yaptık. Bu haftada biraz da hasta olmamın verdiği bir kafa toparlama sıkıntısı yaşadığımı hissettim ama genel olarak yine keyifli bir gün olmuştu. En kısa zamanda kayıt da gelirse paylaşacağım.


Bunların yanı sıra, İnternet Haftası etkinlikleri kapsamında 18 Nisanda Bilgi Üniversitesi Özgür Yazılım Kulübü’nün davetlisi olarak Bilgi Üniversitesindeydim. Erkan Saka hocanın davetiyle kulüple birlikte hocamızın #PUB204 dersine konuk olduk.

Bilgi’deki panelde genel olarak internetteki güvenlik sıkıntılarına, gizliliğe gelen tehditlere ve yakın gelecekte internette neler olabileceğine değindikten sonra özgür yazılımın ve Linux’un öneminden bahsettim. Linux ve özgür yazılım konusunu işlerken aynı zamanda kendi bilgisayarımdan da hem güvenlik adına hem de Linux’a yeni başlamaya niyetli olanlar için kolay kullanım adına ufak bir Linux gösterisi yaptım. Dürüst olmam gerekirse bu kısımda kendimi biraz Linux misyoneri gibi hissettim (ve bundan oldukça keyif aldım).

Her ne kadar sadece ders için gelmiş olanlar bir süre sonra ayrılsalar da -ki gayet normal, konuyla ilgisi olmayan birisinden zorla kalmasını bekleyemeyiz- güzel bir panel oldu. Bir şekilde hem bu konularda bir şeyler anlatmış olmak hem de birilerinin ilk defa Linux’la karşılaşmasını sağlamış olmak güzel bir duyguydu.

Bu etkinliğin gerçekleşmesini sağladıkları için BilgiGNU ekibine ve Erkan Saka’ya teşekkür ediyorum. Ayrıca bir tavsiye; BilgiGNU ekibini de takibe alın. Oldukça güzel işler yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Özellikle çıkartmaya başladıkları FabuLinux dergisini çok sevdim ve bir sonraki sayısının gelmesini dört gözle bekliyorum.


Bunların dışında ay boyunca yaptıklarım genellikle okumak, yazmak ve birtakım işler üzerine çalışmaktan ibaretti. Henüz kendisi hakkında detaylı bilgi veremeyeceğim bir projenin de yavaş yavaş güzel bir noktaya yaklaştığını söyleyeyim. Eğer umduğumuz gibi giderse, yakın zamanda buradan güzel haberler vereceğim sizlere.

Özetle geçtiğimiz ayın durumu budur.

CUMA POSTASI [03.05.2013]

CUMA POSTASI [02.05.2013]

CUMA POSTASI [28.04.2013]

Her ne kadar teknolojinin gelişimiyle düşünülecek sorunlar artsa da böyle şeyleri gördükçe heyecan yapıyorum ister istemez.

(etiket: augmented-reality google)

Bir süredir aktif değil ama içerisinde oldukça büyük bir arşiv var. El altında tutulmalı.

(etiket: sci-fi future futurism)

İkinci el e-kitap gibi bir fikrin barındırdığı mantık boşluklarından bir ara uzunca bahsedeceğim ama şimdilik bu güzel bir özet.

(etiket: e-book secondhand-ebook)

İfade Özgürlüğü Oyuncak mı?

Muslim protester

Yukarıdaki fotoğraf belki Türkiye’den değil ama buradaki bir çok insanın mantığını güzelce özetliyor ve eminim ki büyük bir kitlenin de böyle bir önermeye itirazı olmayacaktır. O yüzden kullanmakta bir sakınca görmüyorum.

Ciddi bir kesim, ifade özgürlüğü dediğimiz şeyi anlamakta zorlanıyor. Onlara göre ifade özgürlüğü, keyifleri yetmediği zaman kesilip biçilebilecek bir şey, onların düşündüklerine zeval getirmeyen fikirlere verilmesi gerekiyor. Onun dışındakileri de zaten fikir değil, hakaret olarak kabul ediyorlar.

Her ne kadar bu yazacaklarımı bu kesimdekilerin görmesi düşük bir ihtimal olsa da (görseler de akılları alır mı bilemiyorum ya) bunları yazmak ve en azından kendi tavrımı net bir şekilde ortaya koymak istiyorum.

İfade özgürlüğü dediğimiz özgürlük, ne kimsenin keyfini dinler ne de birilerinin fikirlerinin zarar görmesine bakar. İfade özgürlüğü herkese, her koşulda tanınması gereken bir şeydir ve bununla ilgili tek istisna birilerinin canına kast etme ya da buna teşvik etme durumu olabilir. Ancak ne hikmetse, Türkiye söz konusu olduğunda tam tersi geçerli oluyor. Linç grupları kuran, birilerini öldürtmek için kışkırtan insanlara ifade özgürlüğü tanınırken, en ufak eleştiri veya genelden farklı düşünce hakaret olarak kabul edilip legal ya da illegal yollardan cezalandırılıyor. (Bununla ilgili örnek saymama gerek yok sanırım.)

Benim için yukarıda yazdığım tek koşul dışında, birisinin ifade özgürlüğünü kısıtlamak için hiç bir sebep olamaz, olmamalı da. Bir insanın fikirlerinden zerre haz etmiyor olmam, benim dünya görüşüme tamamen ters düşünüyor olması ya da birisine kıl olmam, onun ifade özgürlüğünü elinden almam için bir sebep olamaz. Olabileceğini düşünen birisi de, en hafif tabiriyle, aptaldır. (Bakın bu son cümlemde yaptığımın adı eleştiri. Size aptal demem, susun anlamına gelmiyor. Sonuçta insanların budalalık özgürlüğü de var.)

İfade özgürlüğü ne inanç, ne hassasiyet ne de başka bir şey dinler. Hassassan bakmazsın, senden farklı düşünen kimseyle muhatap olmazsın olur biter. Sen hassassın diye herkesin senin fikrini kabul etmesini ya da ona saygı göstermesini bekleyemezsin. Eğer bekliyorsan, insanların sana çok ilginç yerleriyle gülmelerini de beraberinde beklemen lazım. Hem bekleyip hem de bu saygıyı göstermeyenleri cezalandırmaya kalkıyorsan da o hassasiyetlerinle 40 katı daha uğraşılmasını hakediyorsun demektir.

* * *

Çok daldan dala bir yazı oldu sanırım. Gerçi bu kadar aptallığa tanık olup da bir şeyler yazabilmiş olmam bile bir mucize bence (bakın mucize de yaratıyorum!). İfade özgürlüğü -ve hatta genel olarak özgürlük kavramının kendisini- anlamakta nasıl bu kadar zorlandıklarını düşünüp duruyorum ama aklıma daha önce yazdığım oksijen teorisinden başka bir şey de gelmiyor.

* * *

Neyse, bu konuda biraz içimi dökmek istedim ve döktüm. Blogu birkaç madde hâlinde özetlemem gerekirse;

*İfade özgürlüğü, kafasına esenin esnetip uğraşabileceği bir oyuncak değildir.

*Kimsenin hassasiyetleri ifade özgürlüğünün üstünde değildir.

*Dünyada eleştirilemeyecek, sorgulanamayacak, üzerinden espri yapılamayacak hiç bir fikir yoktur.

*Bu blogda ve benim bulunduğum herhangi bir ortamda bunların aksini iddia edip o iddiasına göre davranmamı bekleyen boşuna şansını zorlamış olur. (Bkz: Site ve Yorumlar Hakkında)

Notlar [11.04.2013]

*Bu aralar meşgul olduğumu ve bu yüzden blogun biraz yavaşlayacağını söylemiştim sanırım önceden. Ancak TTNet işlerimi aksatmayı çok sevdiğinden ve beni daha ne kadar zor duruma sokabileceğini test etmek istediğinden sebepsiz bir şekilde iki gün boyunca internetimi kesti. Arıza bildirimleri, telefon ve teknik servis görüşmeleri ardından, nasıl olduysa “Sorun bizden kaynaklı değil.” dediklerinden birkaç saat sonra arıza düzeldi. Normalde fazlasıyla sinirlenebileceğim bir durumdu ancak daha öncesinde, kayıtlarında yaptıkları bir hata yüzünden iki haftaya yakın internetsiz kalmıştım. Üstelik bu iki haftanın 10 günü, suçu bana ve modeme atmaya kalkmışlardı. İşin özeti iki günlük aksamanın ardından tekrar buradayım, TTNet’in tekrar canı sıkılana kadar.

*Blogdaki sakinlik belki biraz daha sürebilir ama mümkün olduğunca burayı hareketli tutacak şeyler hazırlıyorum. (Cuma Postası’nı da bir süredir aksattığımın farkındayım.) Tabii bu konuda sizlerin de tavsiyelerine, yorumlarına açığım. Bildiğiniz gibi mailimi ya da yorumlar kısmını kullanabilirsiniz bunun için.

*Arada ufak bir tavsiye, OT dergisini okuyun. Uzun zamandır Türkçe dergilerle ilgili dertliydim ancak Ot bu konuda biraz olsun rahatlattı içimi. Tavsiye olunur!

(Bu arada yanlış anlaşılmasın; okuduğum, sevdiğim dergiler var. Derdim böyle dergilerin azlığıyla ilgiliydi. Aralarına bir tane daha katılmış olmasına seviniyorum.)

Notlar [28.03.2013]

Uydurlar
Uydurlar konusunun şimdilik bir gizem olarak kalması tercihimizdir.

*Son günlerde oldukça yoğun bir döneme girdim. En az birkaç hafta daha bu şekilde geçecek gibi görünüyor. Bu yüzden şimdiden blogun hızının biraz düşeceğini sizlere haber vermek istedim. Haftalık blog sayısında biraz azalma olursa ve internetlerde çok fazla görünmezsem sebebi budur.

*Salı günü (26 Mart) Korsan Parti Hareketinin web sitesi korsanparti.org için ilk yazımı yazdım. Yazının ana konusu Tim Berners-Lee’nin HTML5’in (yani kullandığımız web’in) temellerine DRM yerleştirilmesi üzerine söyledikleriydi. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

*Bununla birlikte bundan sonra bu konularda hem Korsan Parti’nin sitesine hem de Alternatif Bilişim Derneği’nin blogu netdefteri’ne daha sık yazacağımı da haber vereyim. Özellikle bu konularla ilgili analiz ve yorumlarımı elimden geldiğince öncelikle bu iki alan üzerinden sizlerle paylaşacağım. Elbette bir süre sonra burada da yerlerini alacak bu yazdıklarım.

*Biraz geç haber vermiş olacağım ama dün Dünya Belge Özgürlüğü Günü’ydü. Bu sene her ne kadar ev arama koşturmacalarımdan dolayı katılamamış olsam da İstanbul’da çok güzel kutlamalar yapıldı. Belge Özgürlüğü nedir diyorsanız şu sloganıma tıklayabilirsiniz: İNADINA .ODT!

Oksijen Hakkında Bilmedikleriniz

Uzun süreli inceleme ve gözlemlerimin ardından vardığım sonuçlardan birisini sizlere açıklamak istiyorum. Bazı insanlar oksijenin zararlı olduğunu düşünüyor.

Uzun süredir gerçekten akla ve mantığa uymayan açıklamalar yapan, anlamı olmayan fikirlere inanan insanlar üzerine düşünüyordum. Bunun sebebi ne olabilir, aynı biyolojik yapıya sahipken onlarda beynin böyle verimsiz çalışmasına ne neden olabilir diye. Yaptığım gözlemlerin bana verdiği tek sonuç beyindeki oksijen eksikliği oldu. Beynin yetersiz oksijen ile çalışmaya çabalamasının böyle sonuçlar verebileceğini öğrendiğimde de bu tespitimden daha da emin oldum.

Arkadaşlar, oksijen zararlı değildir. Aksine insan için çok faydalıdır. Lütfen vücudumuza düzenli olarak almaya çalışalım.

(Hakkında yorum yapmak, tartışmak istediğim bir çok açıklama ve duruma ciddiyetle yaklaşmakta zorlanıyorum. Gerçekten akla ve mantığa uygun tartışmalar olduğunda ya da akla ve mantığa uygun cevapların kabul edileceği ortamlar olduğunda elbette yazacağım. Ancak şu koşullarda bu tartışmalara yapabileceğim en ciddi katkı bu olacaktır.)

Cuma Postası [20.03.2013]

*The Making of the Ultimate Fake UFO Video (Where Absolutely Everything Is Fake) | Underwire

Sanırım bundan sonra uzaylılara dair videolara gerçeklik ihtimali verme şansımız kalmayacak (tabii çeken ben değilsem, o zaman hepiniz inanabilirsiniz).

*The Awesome Doodle That Lets You Know This Book Belonged to Einstein | Tor.com

Einstein’ın oldukça güzel çizimler yapabildiğini görünce pek şaşırmadım açıkcası. Ayrıca iyi inceleyin bunu, eğer bir gün sahaf gezerken bu tarzda bir ex libris görürseniz sahibinin kim olduğunu rahatça anlayabilirsiniz.

*An open letter from bunnie, author of Hacking the Xbox: | No Starch Press

Aaron’un anısına yapılan böyle güzel şeyleri görmek güzel.

*Aaron Swartz’s unfinished monograph on the “programmable Web” – Boing Boing

Mesela böyle güzel hareketlerden birisi daha. Bu iki link de mümkün olan her yolla yayılmayı hakediyor.

*From Sandman to Scalped: A Complete Infographic History of Vertigo Comics | Underwire

Sanırım çıkardığı her çizgi romanı okuyabilirim dediğim tek çizgi roman yayıncısı Vertigo. Transmetropolitan ve Sandman zaten çizgi romanın bende bir aşk hâline gelmesini sağlayan serilerdi, DMZ de Transmetropolitan’ın üzerine oldukça iyi gidiyor… Neyse bu konuya daha sonra ayrı bir blogda girerim.

*HOWTO attain radical hotel-room coffee independence – Boing Boing

Bu da Cory Doctorow’dan tüm kahve bağımlısı arkadaşlara bir hediye. Eskiden paylaşmıştı bunu ama aklıma gelmişken paylaşayım dedim.

ÖNCEKİ POSTALAR
Cuma Postası [15.03.2013]
Cuma Postası [02.03.2013]
Cuma Postası [08.02.2013]