[Infographic] Filozoflar Arası İlişkiler

 

Simon Raper tarafından yapılan bu çalışma, felsefe tarihindeki tüm bağlantıları ve esinlenmeleri bir grafik hâline getirmiş. Grafik üzerindeki renklerle dönemleri, çemberlerle filozofları ve aralarındaki çizgiler ile de bağlantılarını gösteren bu çalışma belki de şu ana kadar çıkartılmış en kapsamlı -ve de en güzel görünen- felsefe tarihi haritası.

Gephi yardımıyla yaptığı bu çalışmada Wikipedia’nın sağladığı bilgi havuzunu kullanan Simon, haritanın tam hâlini herkesle paylaştığı gibi, bizlere de benzer bir çalışmayı nasıl yapabileceğimizi anlatıyor. Bu sayede hem kontrol amaçlı tekrar deneme yapmak isteyenlere hem de farklı konularda aynısını yapmak isteyenlere yolu göstermiş oluyor.

Hem fazlasıyla kullanışlı hem de görünüm açısından oldukça güzel bir iş çıkarmış. Her ne kadar bazı bölgelerde incelerken zorlansam da böyle bir şeyin el altında olması bile güzel. Felsefe okumalarına girişirken harita olarak da kullanabilirsiniz, sırf güzel görünüyor diye poster olarak da. Orası size kalmış.

KAYNAK ve HARİTAYA ULAŞMAK İÇİN: http://drunks-and-lampposts.com/2012/06/13/graphing-the-history-of-philosophy/

Cuma Postası [05.10.2012]

(Dün de bahsettiğim gibi cuma postası bundan sonra hafta boyu üzerine çok konuşamadığım ya da yazmaya fırsatımın olmadığı linklerin bir derlemesi olacak.)

* xkcd: Click and Drag

Aslında bu çokça dolandı ortalıkta ama hâlâ tamamını okuduğumdan emin değilim. Randall’ı düzenli takip ediyorum ve zaten şahane işler çıkartıyor ama sanırım bu işiyle webcomic mevzusunun ciddi bir seviye atlamasını sağladı.

*Odd Things Happen When You Chop Up Cities And Stack Them Sideways

Böyle bir şeyi yapma ihtiyacını neden duymuş hiç bir fikrim yok ama iyi ki yapmış. “Bir şehir hakkında, çok basit bir işlemle, bu kadar çok bilgi edinebilmek”ten yola çıkarak gidilebilecek bir çok yer var ama onları da ben söylemeyeyim isterseniz.

*diegokuffer | Crononauta

Yorum yapmayacağım bununla ilgili. Sadece keyfini çıkarın.

*The Line it is Drawn #107 – Comic Book Characters Mashed Up With Stephen King Stories!

Mash-up güzel şey, sevdiğim şeylerin dahil olduğu mash-uplar ise çok daha güzel oluyor doğal olarak. Benim tek yapmam gerekense bu linki Cuma Postası’na koymak. PS: Favorim Misery ile The Shining.

*Clay Shirky: How the Internet will (one day) transform government

Herkesin internet ve sosyal medyaya dair fikrinin olduğu bir dönemdeyiz malum. Herkes internetin gücü hakkında yorum yapıyor, onun etkilerini çok iyi analiz ediyor, geleceğini görebiliyor falan filan. Yine de Clay Shirky’ye bir kulak verin derim. Siz yine şahanesiniz, süper teorisyensiniz ama farklı fikirlere de bir kulak vermekte yarar var.

*Your God Is Not Strong | Good Morning, Sinners… with Warren Ellis

Warren Ellis hakkında fikirlerimi tekrar tekrar dile getirip sizi sıkmak istemiyorum ama Vice’da yazmaya başladığını duyurmazsam rahat edemezdim.Her zamanki tarzı ve tavrıyla şahane yazılar çıkartıyor ortaya. Ancak bu haftaki yazısı ortalamanın da üstünde bir şahaneliğe sahip. Mutlaka okunmalı.

*Rapture of The Nerds – Download For Free

Cory Doctorow ve Charlie Stross’un daha önce burada bahsettiğim ortak çalışması çıktı. Doğal olarak e-book hâli de geldi. Her zamanki gibi internetten CC lisanslı hâlini, istediğiniz formatta indirmeniz mümkün. İyi okumalar!

[Buraya Nükleer Füze Başlığı Gelecek]

Tamam, biliyorum, ağustostan bu yana hiç bir şey yazmadım buraya ama dönüşüm güzel olsun istedim. Ne kadar oldu orasından çok emin değilim ama yenilenmiş bir hâlde karşınızdayım.

En başta farkedeceğiniz üzere, adresi değiştirdik. Böylesinin daha iyi olacağını düşündüm yaptım, başka sebebi yok. Arşivin tamamı da burada, o konuda bir sıkıntı yok. Eski adresi kısa bir süreliğine daha aktif tutacağım ama ardından blog bir tek burada olacak.

Bundan sonra burası daha sık güncelleneceğinden, daha temiz ve okunması rahat bir görünüme geçiş yaptım, görünümde ufak tefek değişikliklere gittim. Kalabalık ve boğucu olmasındansa böyle sade ve yazılanlara odaklı bir temanın bundan sonrası için daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bir de hakkımda kısmını baştan yazdım, isteyen kontrol edebilir.

Cuma Postası’na devam edeceğim ancak bundan sonra sadece link derlemesi olarak planlıyorum, bir nevi haftanın bookmarklarını toplayacağım oraya.

Bunların dışında verebileceğim pek yeni haber yok bu cepheden, daha doğrusu haberler henüz verilmeye uygun değiller. Ama yakın zamanda duyurulabilecek hâle geleceklerini umuyoruz.

*

Bloguma son vermeden önce şu anda gündemin tepesinde olan Suriye ve tezkere konusunda da bir şeyler yazayım diyorum ama maalesef her şey tahmin ettiğim ve Türkiye’nin siyasi mantığının zerre dışına çıkmadan gerçekleştiği için diyecek bir şey bulamıyorum. Farklı olarak diyebileceğim tek şey böyle zamanlarda insanların dediklerinin dikkatli dinlenmesi gerektiği. Böyle histeri zamanlarında beyinlerinin ne kadar çalıştığını anlamak çok kolay oluyor çünkü.

Bir de şu;

*

Durum bundan ibaret anlayacağınız. I’m back in town!

Merak İyidir | #MSL

Bu sabah belki de biz dünyalıların uzay yolculukları ve araştırmaları tarihindeki en önemli olaylardan birisi gerçekleşti. Dünyanın en zeki robotlarından birisi, Mars’ta araştırma yapmak ve bolca bilgi ve fotoğrafı bize yollamak için çıktığı yolculukta sorunsuz bir şekilde Mars’a iniş yapmayı becerdi. İnişini başarılı bir şekilde yaptıktan sonra ilk açıklaması şu oldu;

Tüm dünya bu olayı büyük bir heyecanla TV ve bilgisayar başından takip etti, bazı ülkelerde birlikte izlemek için toplanıldı bile. İnternette bu konu üzerine tüm sohbetler #MSL hashtagiyle yapıldı. Ancak kaçıranlar ya da tekrar tekrar bu zevki yaşamak isteyenler varsa burada inişten önce ve sonraki 5 dakikayı da kapsayan güzel bir video var:

Tüm dünyada büyük heyecan uyandıran ve büyük gelişmelerin önünü açacak bir dene bu. Şu ana kadar da gayet başarılı olarak ilerliyor. Elbette bu deneyin ve araştırmanın ileride nelere yol açacağına dair şu anda bir şeyler söylemek güç.

Konuyla ilgili detaylı yazılar ve görseller arıyorsanız bir şuraya bir de buraya bakın.

* * *

Büyük ihtimalle bu konu üzerinden uzunca bir süre geyikler yapılacak, birçok internet meme’i ortaya çıkacak. Önümüzdeki hafta içerisinde de ilk tam kailte fotoğrafların gelmesi bekleniyor. Büyük gelişmelere yol açacak bir süreç kapıda özetle. Ancak bu olayı izlerken aklıma takılan bir gariplik oldu.

Mars’a inen ve bir çok şey beklenilen süper robotun ismi Curiosity yani Merak. Buralarda merak dediğimizde ilk aklımıza gelecek cümle “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya yarraktan.”

Öyle bir an takıldı aklıma bu durum, sonra zaten birkaç saat ancak uyumuş olduğum için NASA’dakilerin sevinmelerini izleyerek uyuyakalmışım.

Sizleri Mars’tan gelen ilk fotoğrafla (henüz asıl ekipmanları açılmadığı için yedek kameradan gelen düşük kaliteli bir görüntü) ve bugünün hediyesi birkaç gif ile selamlıyorum.

Cuma Postası [27.07.2012]

*Ramazanda cumaya posta koymadan olur mu hiç? Olmaz tabii. O yüzden bir cuma postasıyla daha birlikteyiz.

*Önemli bir duyuru ile başlayayım; Alternatif Bilişim Derneği ve Kocaeli Üniversitesi’nin beraber hazırladıkları “YENİ MEDYA ÇALIŞMALARI: KURAM, YÖNTEM, UYGULAMA VE SİYASA I. ULUSAL KONGRESİ” için hazırlıklar başladı. Bildiri çağrısına ve diğer tüm bilgilere linkten ulaşmanız mümkün. Oldukça önemli ve değerli bir başlangıç olacağına inanıyorum bu kongrenin. Mutlaka takibinize alın ve 7-8 Mayısta orada olmaya bakın.

*Samanyolu gibi galaksilerin Big Bang sonrasında nasıl oluştuğuna dair kayda değer bir cevap şu ana kadar verilememişti. Gerçekten de fazlasıyla zihin kurcalayıcı bir soruydu bu. Ancak yakın zamanda yapılan bir bilgisayar simülasyonu buna cevap vermiş olabilir. Gerçekten ilginç bir haber ancak beni asıl etkileyen videodaki güzellik oldu. Saatlerce izlenebilecek kadar güzel bir görüntü çıkmış ortaya.

*Eğer bu ihtimal doğruysa; böyle şahane, böyle estetiğe sahip bir oluşumun bu gezegendeki insanlığın büyük kısmını da oluşturduğunu bilmek benim için büyük hayal kırıklığı olacak. Bu güzelliğin böyle bir aptallığın ortaya çıkmasına neden olması büyük haksızlık bence.

*Eğer kitapları kapaklarına göre yargılamaya niyetliyseniz en azından şu ufaklık gibi yapın da bir işe yarasın. Diğer türlü aptal durumuna düşüyorsunuz çünkü.

*Amerika’daki kâr amacı gütmeyen yayınevlerinin belki de en şahanelerinden birisi olan Library of America şöyle bir şahesere daha imza atıyor. Derlemenin yanı sıra içindeki makaleler için seçilen yazarlar da ne kadar detaylı düşündüklerinin bir göstergesi. Türkiye’de mi ne oluyor? Başbakan’ın kankasının kızı edebiyat dergisi(!) çıkartıyor ve ilk işi başbakana kendini övme fırsatı sağlamak oluyor.

*Son zamanlarda sakin kalmakta iyice zorlanır oldum bu arada. Her yerden saçmalık fışkırması zaten ülkenin doğası, ona itirazım yok ama kendisini bir şekilde bu saçmalıkların karşısına koyduğunu iddia edenler bile saçmaladıkça saçmalıyor. Gerçi dedim ya, onlara özgü değil bu durum, ülkenin normali bu olmuş. Özellikle internete bu anlamda büyük bir teşekkür borçluyum ben. Herkesin gerçek zeka kapasitesini fazlasıyla görmemizi sağlıyor. Çok çok sevdiğim birinin de dediği gibi: “İnternet bu ülkedekilere birkaç beden fazla geliyor.”

*İnternette güzel işler yapmayı becerenler de yok değil ama. İnternetin gerçekten hakkını vererek kullananlar, orada kendisini gösterebilmeyi, istediklerini ülke sınırlarını umursamadan yapabilenler de mevcut. Bunların en güzel örneklerinden birisini Youtube’da görüyorum son zamanlarda. Youtube’da kanalınızın olması ve orayı gerçekten bir kanal gibi kullanabilmek gerçekten Türkiye’dekilere oldukça yabancı gelen bir şey. Avrupa’da ABD’de bununla kendi kariyerlerini oluşturmayı becerenler var elbette ancak Türkiye’de hem teknik sorunlar hem de devletin internetin önüne sürekli koyduğu engeller bu işi hakkıyla yapmayı imkansıza yakın kılıyor. Bu anlamda gerçekten başarılı işler çıkartan 3 şahane insanı tanıştırayım sizlere; Sabri, Ege ve Servet. Bu arkadaşlar gerçekten güzel işler yapıyor ve bence desteklenmeyi hakediyorlar. Ayrıca bazen videolarında ya da canlı yayınlarında (özellikle Sabri’nin) karşınıza çıkmam da mümkün.

*Şu anda kapalı ve lanetli görünen bir hava var burada. Tıpkı Londra gibi. Londra demişken (böyle de konu bağlarım ahahaha) geçenlerde yapılan London Word Festival’de Hz. Alan Moore bayağı bir göstermiş kendisini. Orada olamadım tabii ki ancak şahane bir fotoğraf albümü ile içimin soğumasını sağladım biraz.

*Nefret suçu dediğimiz şey gerçekten iğrenç bir hareket. Her ne kadar buralarda “halk tepkisi” veya “halkın hassasiyeti” saçmalıklarıyla normalleştirilmeye çalışılsa da bu onun iğrençliğini değiştirmiyor. Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu lanet de farklı boyutlara sıçrayabiliyor. İşte karşınızda büyük ihtimalle dünyanın ilk sibernetik nefret suçu.

*Hem sıcaklar, hem yapılacak işler, hem de tahammül sınırlarımın iyice düşmesi yüzünden sosyal ağlara bu aralar daha az uğrayacağım. O yüzden eğer bana ulaşmak istediğinizde işinizi garantiye almak istiyorsanız mail yolunu kullanmanız faydalı olur. Sonra uyarmadı demeyin. Maillerim için contact kısmına bakabilirsiniz.

*Şimdilik benden bu kadar. Accuradio’da yaptığım mix radyolardan birisi ile bu cuma postasını da kapatıyorum.

Bağlantıyı kesebiliriz.

Cuma Postası [13.07.2012]

* Zaman geçer, Ahmet yine blogun başına geçip bir Cuma Postası’na daha başlar. Bu sefer link anlamında bayağı kalabalık olacak gibi görünüyor. Umarım yayınlayana kadar eriyip klavyeye dökülmem. Neyse, başlayalım…

Kendi hâline bırakılan her şey doğada yerini bulur. O yüzden zorlamayın hiç.

* Bakın, o okudum diye gezip durduğunuz kitapları aslında çoğunuzun okumadığını herkes biliyor. Boşuna yalan söylemeyin o yüzden. Üstelik yalnız da değilsiniz bu konuda. Bakın burada bir liste var, birçok kişi okuduğunu iddia ediyor bu kitapları ama yalan! Kandıramazsınız bizi!

* Hadi birkaç kitabı okudum demek yine daha tolere edilebilir de bunun daha beteri bir durum da var. Felsefe okumadan filozof kesilenler, siyaset biliminden haberi bile olmadan teorisyenliğini ilan edenler, edebiyattan zerre anlamayanların yazarım diyerek kitap çıkartması… İşin daha acınası olanı ise bunların gerçekten hakkını vererek yapanlardan daha ciddiye alınıyor oluşu. Bu konuda fazla dertliyim, örnekleri karşıma çıktığında da acımasızlaşabiliyorum haberiniz ola!

* Sanırım özellikle bu sebeplerle çok fazla güncel konularda yazamaz oldum. Yazdığım zaman da yazdıklarımın mantıksız, saçma, hemen kişiselleşen ve fanatikleşen tartışmalar arasında kaybolacağını düşünüp yayınlayamıyorum. Biraz kaprisli görünüyor ama ne yalan söyleyeyim yazdıklarımı önemsiyorum ben. Her şeye koşup iki cümle atıp kaçacak kadar basit düşünemiyorum.

* Cory Doctorow’u her anlamda çok seviyorum. Yaptığı işlerden fikirlerine kadar oldukça önemli benim için. Ama hepsinden önemlisi edebiyatı. Yeni kitapları zaten yoldaydı ancak yakın zamanda bir sürpriz yaptı ve şahane bir kitabın yolda olduğunu duyurdu. Little Brother’ı çok sevmiştim ve bu anlamda bir devam öyküsü hep hayal ettiğim bir şeydi. Cory bu kez de beni yanıltmadı ve güzel haberi verdi. Şimdi bekleyeceğiz sadece.

* Bir sequel haberi verdik, bir de bugün gündeme düşen ve (bence) ortalığı altüst eden bir prequel haberi verelim. Neil Gaiman, Sandman serisiyle zaten gönlümüzde taht kurmuştu. Ancak okuyan (hemen hemen) herkesin kafasında takılan bir soru vardı; Morpheus bu öyküden önce ne yapıyordu? İşte Gaiman, dün gece yayınladığı videoyla bu soruya gereken cevabı vereceğini duyurdu. Üstelik bunu J.H. Williams III ile yapacaklarını söyleyerek daha da heyecanlandırdı. Ancak kötü haber, Sandman #1’in 25. yıl dönümüne denk getirmek istedikleri için bu öyküyü Kasım 2013’e kadar bekleyecek olmamız. Çok sabretmemiz lazım çoook.

* Sen kalkıp Sartre hâlinle mahalle kahvesine gelirsen olacağı budur!

* Koleksiyon modellerini severim. Özellikle ilgi alanıma girenlere ait olanları ve de farklı tarzlarla karma yapılan özel üretimleri. Ancak şunun gibi şahane işleri görüp asla edinemeyeceğimi öğrenmek beni çıldırtıyor. Madem biz alamayacağız, neden yaparsınız kardeşim böyle şeyleri? Sadist misiniz?!

* Hz. Alan Turing hakkında Bruce Sterling’in yaptığı bir konuşma… Fazla söze gerek yok bence.

* Konuşmayı bile gereksiz bulduğun anlar olur ya, sadece hissetmenin yettiği, o zaman işte bu playlist döner durur.

* Neyse, sanırım bu sıcakta bu kadar konuştuğum yeter. Hepinize iyi erimeler! Bağlantıyı kesebiliriz…

Cuma Postası [13.04.2012]

*Günler geçer, Ahmet’in dökülesi gelir ve bir cuma postası daha düşer önünüze. Hadi bakalım…

*Sanırım ciddiye alınma eşiği diye bir şey var. Yoksa da artık var en azından. Bazı insanların/grupların/kurumların bu eşiği geçmek ve ciddiye alınmamak için büyük bir çaba gösterdiklerinden eminim. Ortalama mantık kuralları çerçevesinden bile bakıldığında bu kadar aptalca hareket edip de bunları bile isteye yapmalarının başka bir açıklaması olamaz. Eğer amaçları bu değilse de ciddi bir zeka problemi mevcut demektir bahsi geçenlerde. Sonuç ne olursa olsun gereksiz oluyorlar ama o ayrı bir konu.

*İnsanın çalıştıkça çalışası gelmesi gibi bir durum var(mış). Yeni yeni öğrenmeye başladım, uğraştıkça uğraşasım, yazdıkça yazasım, okudukça okuyasım geliyor. Ancak bünye ne kadar üst seviyeyi görebilecek merak etmiyor değilim. Deneyip göreceğiz, sonuçtan haberdar olursunuz zaten. (Beyni patladı öldü?!)

*”Madem o kadar coştun, neden bir şey göremiyoruz.” diye söylenecek olanlar varsa kendilerine bir duble sabır ikram ediyorum. Bekleyin biraz, her şey güzel olacak.

*Bazı insan modelleri görüyorum ortalıkta (her yerde insan var, nasıl görmeyim ki [harbiden niye bu kadar çok insan var?]), arada bir konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Bu misafirliklerden elimde çok önemli bir sonuçla döndüm: Bizim cidden boş dertlerimiz varmış. Çünkü bahsettiğimiz modelde (cep telefonu tanıtır gibi oldu bu da) öyle bir ayakkabı varmış ki, modası geçince adamı terkedip, ortada bırakıyormuş. Kendi ağzından aynen aktarırsam: “Abi bi daha nayk almam. 3 ay sonra modası geçiyor, ortada kalıyorum.”. Bence siz de not alın bu tavsiyeyi, sonra bir anda yol ortasındayken modası geçer, ayakkabısız kalırsınız.

*Aklıma gelmişken; Şakaysanız hiç komik değilsiniz ama ciddiyseniz ıslak meşeyle dalıcam, bu ne lan?!?!?!

*13. Cumanız mübarek olsun. Bu mübarek günden bir gün önce Charles Manson’ın serbest kalma talebinin yine reddedildiğini duyup dertlenmiştim. Oysa insanlığın fazlasıyla ihtiyacı vardı abimize. Bakın ne demiş:

“I’m special. I’m not like the average inmate. I have spent my life in prison. I have put five people in the grave. I am a very dangerous man,”

E haklı tabi.

*Son zamanlarda olan bitenlerden bahsedecek olursak, yukarıda bahsinin geçtiği gibi ciddi bir okuma ve yazma temposuna girdim ama ne zaman elle tutulur bir şeyler ortaya çıkacağı şimdilik meçhul. O yüzden bu konuda beklemedeyiz, pek bir haber veremeyeceğim.

Onun dışında sosyal ağlardaki iletişimi biraz derli toplu hâle getirebilmek adına facebookta bir düzenlemeye giriştim, onunla ilgili detaylı bilgiyi buradan okuyabilirsiniz.

Son olarak, Paslanmaz Kalem isminde yeni bir blog kuruldu. Kadrosu şahane, kendisi şahane, her bir yazısı okunmalık. Ben de orada edebiyat ağırlıklı yazıyor olacağım. Anasayfasına buradan, benim yazdıklarımın direkt listesine buradan ulaşabilirsiniz.

*Biraz da tavsiye döktürelim;

Dahke Fanzin blogunda zaten şaheserler estiriyordu ancak benim en çok sevdiğim bölümlerden birisi Satır Arası Notları’ydı. Hah, işte onun yenisi geldi, tıkla buraya, oku bir güzel e mi?

Özgür Uçkan hocanın yazdıklarını mutlaka takip ederim. Çok güzel analizler yapar, sağlam yorumları vardır. Yine kalemini konuşturmuş, RedHack ve Hacktivizm konularında güzel bir yazı dizisi ortaya çıkarmış. Başlangıç noktası için buradan alalım.

İnternet hakkında herkes ahkam keserken, bir grup insan birleşip internet kullanıcılarının haklarını ve istediklerini ortaya koyan güzel bir bildirgenin ortaya çıkmasını sağladı. Bildirge burada, isteyen herkesin katkısına ve desteğine açık bir şekilde bekliyor.

Geçenlerde sosyal ağlardan paylaşmıştım, buraya da koyayım linkini; Simon Spurrier’in yazıp, Javier Barreno’nun çizdiği şahane bir çizgi roman olan Crossed internet üzerinden de yayında. Çizgi roman seven bünyelerin kaçırmaması şart. Tam buraya tıklayınca çıkacak karşınıza.

*Şimdilik benden bu kadar. Beni arayan olursa sessiz yığınların gölgesinde biraz kestiriyor olacağım.

Bağlantıyı kesebiliriz.

Cuma Postası [02.03.2012]

* Uzunca bir aradan sonra bir kutsal cumayı daha postalamak üzere karşınızdayım. Hazırsanız başlıyoruz. (Hazır değilseniz aşağıya inmeyin, hazırlanıp öyle gelin.)

* “Kol kırılır yen içinde kalır”cılarla “Benim fikrim hariç herkesinden espri malzemesi çıkarılabilir”cilerin kafalarını birbirine vura vura eşlik edeceğim bir ritm grubu arıyorum, bilgilerinize.

*Belirli aralıklarla -yani kafama estikçe- konuk olduğum, zamanında yazdığım ya da hâlâ yazmakta olduğum yerlerdeki eski yazılarımı buraya da ekleyeceğim. Bu arkadaşların hepsini bir arada görebilmek için yandaki Başlıklar menüsünde “Arşiv Dairesi” kısmına tıklamanız yeterli olacak.

*Niceliğin bu kadar önemli olduğunu nasıl ve nerenizden uyduruyorsunuz anlam veremiyorum bir türlü. Rakamların, ismin başına-sonuna takılan şeylerin bu kadar ciddiye alınmasına anlam veremememi gün geçtikçe daha sorunlu bir tavırmış gibi hissetmeye başladım. Bir yerde bir terslik var ama dur bakalım, zamanla onu da çözerim heralde.

*Zamanında bir yerlerde söylemiştim hâlâ ısrarcıyım bu fikrimde: Tüm insanlığı mantık sınavına sokalım. Geçemeyenler de tekrar eğitim alsın geçene kadar.

*Gerçekten ‘olabilmek’ için bazı şeylerin yaşanmasının gerektiğini gün geçtikçe daha iyi görür oldum. Bir takım şeyleri önüne hedef olarak koyunca, eğer gerçekten onun peşindeysen başına gelebilecek her türlü şeyin bir önemi oluyor ister istemez. En boktan olayı, insanın yaşamaktan soğumasına neden olabilecek şeyleri bile mantıklı düşünüp kendi lehine çevirebiliyorsun. Tabi bunun herkes için aynı derecede geçerli olup olmadığından emin değilim, en azından ben denedim %100 çalışıyor.

* “Son zamanlar yaptıklarıma bak n’olursun, benim aklım başıma geldiii…”

*Bu da bir takım süprizlerden tattırmaca olsun;

“Yaklaşık on beş dakika süren güvenlik ve hazırlıktan sonra dışarı adım atmayı becerebilmiştik. Her ne kadar yapaylığını ciğerlerime kadar hissedebiliyor olsam da iki ay aradan dışarıda nefes almak iyi hissettirmişti. Sabbah’ın ve diğerlerinin ısrarlarına hak veriyordum şimdi. Keyifle derince bir nefes alıp manzaraya biraz bakındıktan sonra bir sigara yaktım. Sabbah’a da uzatacaktım ki onun çoktan sigarasını yaktığını farkettim.”

Devamı çok yakında, içiniz rahat olsun.

*Wikileaks, Redhack, Anonymous; internet sizinle gurur duyuyor!

*Hep okumaktan sıkılmış olanlar varsa paylaştığım şekilli şeyleri şuradan ve şuradan görebilirsiniz.

*Sevdiğin insanla her daim birbirine destek olabiliyor, onu motive edebiliyor, ona güç katabiliyorsan, beraber bir şeyler üretebilecek uyumu yakaladıysan ortaya çok acayip bir şey çıkıyor. İlginç oluyorsun böyle. Ne güzel şey o ilginçlik.

*Bu haftayı iki tavsiyeyle kapatıyorum.

Bu yazı üzerine ne desem bilemiyorum. Dili, içeriği zaten şahane. Hem anlattıklarının hem de anlatanın zaten bende yeri ayrı. O yüzden sadece tıklayıp okuyun, başka diyecek şeyim yok.

İkincisi ise komple bir blog. Sahibi Koray Löker. Kendisiyle toplamda bir kere ve kısa bir şekilde yüzyüze görüşmüş olsak da yazdıklarıyla ve internetten kurduğumuz iletişimle kendisini oldukça sevdirdi. Anlattığı konuları daima şahane anlatıyor. Hatta çoğu zaman alakamın pek olmadığı konularda bile yazdıklarını okutabiliyor. Buradan bloguna gidebilirsiniz.

*Son olarak gecikmiş de olsa bir teşekkür etmem lazım Siren Yayınları’na. Bloglarında yayınladıkları bir kitap üzerine yazdıkları yazıda steampunk konusu geçince tavsiye olarak benim Steampunk 101 yazımı vermişler. Yazıma bu sayede ayrı bir anlam da katmış oldular, tekrardan teşekkürlerimi iletiyorum kendilerine. Bloglarındaki yazıya ulaşmak için buraya tıklıyoruz.

*Bu cumaya da her telden gezerek postamızı koyduğumuza göre bağlantıyı kesebiliriz.

Bir adam vardııı…

Şimdi adamın biri var.

Bakayım bir, evet hâlâ var. Hani varolması neyse, bir de utanmadan sıkılmadan 18 yıldır var bu adam. Ciddi ciddi var yani.

Anne-babası “Buna Sabri deyin.” dedikleri için biz de kendisine öyle sesleniyoruz. Kişisel olarak kendisine “Lan, Hacı, Bro” gibi hitap yolları da kullanıyorum. İnternetlerde ise agunZagun diyenler oluyormuş.

Neyse işte bu çok garip bir adam. Garip garip işler yapıyor. Deli gibi oyun oynayıp duruyor. Sonra oynaması kesmiyor bir yığın geyik yapıyor oynarken. Sonra o da yetmiyor bunları videoya çekiyor. Buraya kadar tamam dedim kendisine, olur yani. Yapabilir keyfince. Ama çektiğin videoları ne diye yüklüyorsun youtube’a? Anlamadım nedenini ama anlayanlar var sanırım, bayağı izleniyor çünkü. Şaşırdım tabii. Sonra bir izleyeyim dedim, cidden de izlenebiliyormuş. İzlendiği gibi bağlıyor da üstüne, yeni bölüm felan bekliyorsun böyle. Çok sabırsızlandığım zamanlarda baskın yapıp “Video bekleyemem gel oyun oynayacağız.” diyorum, oradaki gibi geyiklerle beraber oynuyoruz.

Sadece oyun değil tabii bu adamın hayatı. Müzikle de arası oldukça iyi, çok güzel dinliyor. Hani dinlerken baktım, cidden beceriyor o işi. Bir de üstüne kendi yaptığı amatör işleri de var. Dinlemek anlamında değil tabii, çalmak konusunda. Beceriyor yani onu da.

Sonra ilginç bir kafası var, espri felan çok güzel yapıyor. Hani bir tadsanız parmaklarınızı yersiniz. Sohbet etmesi felan keyiflidir, güzel insandır yani sonuç olarak. Sevdiriyor kendisini.

Bir de bunların dışında çok garip bir durum var. Bu adam benim kardeşim. Evet ne garip değil mi? Hani bildiğin kardeş yani. Fena da değil kardeşlik konusunda, onu da iyi beceriyor adi. Herkese lazım böyle bir kardeş, acayip işe yarıyor. İsviçre çakısı gibi.

Hadi kardeşim olması bir derece alışılabilen bir durum. Zamanla normalleşiyor felan da bir de utanmadan bugün doğumgünü bu adamın. Hani anamızın karnından çıktığımız gün var ya? Hah, onun yıldönümü işte. Yani şu yukarıda anlattığım herifle birlikte yaşamaya başlayalı 18 (yazıyla on sekiz) yıl olmuş. Vay bee… Şaşırdım şimdi bir, böyle yazınca tuhaf geldi gözüme. 18 demek, peehhh.

Bu kadar yazıp çizmemin sebebi de o işte aslında. Bir kutlayayım dedim böyle, 18’in şerefine özel bir şeyler yapayım kardeşime dedim. Şekil olsun, karizma yapsın dedim (:P). Hem bu bahaneyle siz de tanıyım kendisini, bir bakın belki seversiniz dedim. Çok şirin bir şey be, cidden seversiniz. Yirim ben onu!

İşte diyeceklerim hemen hemen bu kadar. Kendisinin blogu, youtube kanal(lar)ı, facebook/twitter/g+ sayfası felan var. Ha derseniz ki ben bu adamı sevdim iletişim kurmak istiyorum ya da ne bileyim ben de bir doğumgününü  kutlayayım derseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Tekrardan; HEPİ BÖRTDEY SABRİİİİİ!!!!!111

(PS: Hacı nabüüüün?)

Steampunk 101

Herkese merhabalar, şu anda rehberiniz konuşmakta.

Birçoğunuz için üzücü olabilecek bazı haberlerim var. Saat 14:58 sıralarında başımıza gelen ve sebebini bilemediğimiz bir kaza yüzünden tüm dünyadaki elektronik teknolojiye veda etmiş bulunmaktayız. Bundan sonra hayatımıza Viktoriyan dönemi teknolojisiyle devam etmemiz gerekecek. Rehberiniz olarak ben, sizleri bu sürece hazırlamakla ve şu andan itibaren neler yapabileceğinizi ya da nasıl yaşamlar sürebileceğinizi anlatmak için buradayım. Eğer herkes ilk çoku üzerinden atabildiyse turumuza başlayalım…

Öncelikle şu andan itibaren elimizdeki makinalar ve teknoloji konusunda biraz bilgilendirmem gerekiyor. Birçoğunuz için -özellikle de eski teknolojiye alışmış tembel ve göbekli arkadaşlara- bundan sonrası önemli bir zorluk teşkil ediyor. Çünkü bundan sonra bir tuşa basarak herşeyi halledeceğiniz günler geride kaldı. Kendinizi daha fazla yormanız, uzun süredir dinlenmekte olan kaslarınızı ve beyninizi daha fazla çalıştırmanız gerekecek. Ayrıca eski makinalara kıyasla daha yaşayan ve daha yorucu makinalarımız mevcut. Neredeyse hepsi birer canlı gibi yaşayan ve daha gerçek makinalar ve onların işe yaraması için sizin de onlarla yaşamanız gerekiyor.

Özellikle bir kez daha belirtmek istiyorum ki bundan sonra gezegendeki hayat o eski rahatlığını kaybetmiş olacak. Günlerce önünden ayrılmadan beyninizi eritebileceğiniz makinaların çoğu artık birer çöplük olmuş durumda. Hayatta kalmak için artık çaba ve emek harcamanız gerekiyor. Çünkü artık makinalar bile kendi kendilerine çalışmaz durumdalar. Onların çalışması için sizin emeğiniz, teriniz gerekiyor.

Eğer bu konuda bir sorun yoksa şimdi biraz nasıl yaşamlar sürebileceğinizden, yeni hayatınızda neler yapabileceğinizden bahsedelim biraz.

Bundan önce birçoğunuz nükleer güce gerçekten önem veriyor ve hatta tapıyordunuz. Üzgünüm ama bundan sonra gaz ve buhardan başka aşırı güçlü enerji kaynağı bulmanız mümkün değil. Ama eğer bunlarla bişeyler yapabileceğinizi, bunlarla bir güç oluşturacağınızı düşünüyor ve birşeyler yapmak istiyorsanız birer Atomicpunk olarak hayatınıza devam edebilirsiniz.

Bilimadamları doğal olarak kariyerlerine devam etmek isteyeceklerdir. Belki elimizde o devasa teknolojiler kalmadı ama onlar için hala imkanlar var. Unutmasınlar ki onlar bu teknolojiye sahip olmadan önce de birileri bilim ile ilgileniyordu. Birer Mad Scientist olmak onlar için güzel bir hayatı beraberinde getirebilir. Aralarında gerçekten zeki olanlar, o teknoloji hükümranlığı zamanındaki önemli aletleri bu teknolojiyle de üretmeyi başarabilirlerse gerçekten önemli birileri olabilirler.

Yeni yaşamımızda elbette karanlık, kirli bölümler ve yaşamlar da olacak. 2001’de Lewis Pollak’ın kitaplarında bahsettiği Dieselpunk bir yaşamı hayata geçirmek artık hayal edenler için mümkün. Dizel ile yapabileceklerinin sınırı yok, tamamen hayalgüçlerine ve nasıl yaşamak istediklerine bağlı bu. Özellikle Nazi veya RAF gibi organzasyonlara ve onların yaptıklarına özenen arkadaşlar için bu yaşam şekli bulunmaz bir fırsat olabilir.

Her ne kadar steampunk teknolojiye yakın görünse de çarklar ve dişlilerle teknoloji üretmek isteyen arkadaşlar ve mühendisler için Clockpunk kariyeri önermem lazım. Herşeyi buhar gücüyle yapacağız diye bir şart yok, dişliler ve çarklarda çok önemli işler başarabilir.

Korsanlık konusunda daha farklı kariyerler yaratmak isteyen arkadaşlar varsa aranızda burayı daha dikkatli okusun. Buhar ve çark gücü ile yapacağınız zeplinler ve uçan araçlar ile korsanlığınızı sulardan çıkartıp gökyüzüne çıkarabilirsiniz. Kendinize ister Airship Pirate, ister Sky Pirate diyebilirsiniz, bizim için çok önemli değil. Ama eğer bunu düşünüyorsanız dikkatli olmanızda fayda var. Gökyüzü her zaman aşağıdan göründüğü kadar sakin olmayabiliyor. Önlemlerinizi ve hazırlıklarınızı iyi yapmanızda fayda var.

Kaşiflik ya da dedektiflik yapmak isteyen arkadaşlar ekipmanlarınızı baştan düzenlemenizde ve elden geçirmenizde fayda var. Birer Spypunk olmak için günümüzdeki teknolojiye ayak uydurmanız ve iyi bir çalışmadan geçmeniz gerekiyor. Teknolojiyi kaybettikten sonra işiniz daha zorlu ama çok daha zevkli olacak. Ama macera için hala kovboyluk düşünenler varsa biraz alışma sürecinden sonra Weird West bir yaşam onlar için gerçekten yeterli olabilir.

Kadınlar eğer daha kendilerine özel birşeyler arıyorlarsa onlar için de birkaç seçenek var elimizde. Güzelliğine güvenen, hoş ve çekici ama bir o kadar da elit yaşamını kaybetmek istemeyen kadınlar birer Neo-Victoriana veya Gothic Lolita olabilirler. Eminim ki eski dönemleri aratmayacak kadar iyi bir hayat geçireceklerdir. Özellikle goth ve viktoryan tarzı kıtyafetler onlara yakışacaktır. Ayrıca Phil ve Kaja Foglio’nun zamanında çizgi romanlarda yarattığı gaslamp fantasy‘ye özenen ve onu yaşamak isteyen kadınlar birer Girl Genius yaşam biçimi kurabileceklerini de bilseler iyi olur. Eminim gaslamp fantasy’nin gerçek hayata geçtiğini görmek güzel olacak.

Hemen hemen birçok yaşam biçiminden ve seçeneğinden bahsettik. Bunlardan hangisini seçeceğiniz veya nasıl bir şekilde kuracağınız tamamen size kalmış. İster karamsarlığa gömülüm birer dsitopik dünya yaratırsınız kendinize, isterseniz de ütopyanızı hayata geçirebilirsiniz. Tamamen sizin tercihlerinize ve bakış açınıza kaldı bundan sonraki yaşamınız. Teknolojinin size benzer yaşamları dayattığı, zihninizi ve bedeninizi uyuşturduğu o eski dünyaya elveda demiş bulunaktayız artık.

Eğer bir sorunuz yoksa yeni yaşamınıza ya da tahmin edebileceğiniz adıyla steampunk dünyaya hoşgeldiniz…

Rehberiniz,

Bela Presente.

(İlk olarak Underground Poetix #7’de yayınlanmıştır.)