İsyan 101: Yunanistan


Şu an yunanyada canlı bir ders var. Direnişin ve isyanın dersini veriyorlar. Bizlere, sizlere, tüm dünyaya. Demokrasinin beşiği denilen coğrafya şuan demokrasinin de ötesi için harekette. Kapitalizme, iktidara, otoriteye meydan okuyorlar.

Kısaca öyküyü özetlemek gerekirse; 2008 Aralık 6’da Alexis’i bir polisin vurması ilk büyük ateşi yaktı. Öncesinde de hareketli olan anarşist/anti-otoriter gruplar için ilk büyük başlama fişeği ateşlenmişti. Ocak sonuna kadar bu ateş hiç azalmadı. Ardından ara sıra kesik kesik gösterdi kendisini, hala sönmediğini. Sonrasında Yunanistan’da ekonomik kriz. 2009’un ortalarından itibaren yine herkes hareketli, grevler, ateşler daimi bir şekilde yandı. Sonra 6 Aralık 2009, Alexis’in ölüm yıldönümü. Ateş birkez daha harlandı ve grevleri de arkasına alarak daha da güçlendi. Bir de yakın zamanda bir anarşist şehir gerillasının daha öldürülmesi durumu daha da kötü hale getirdi.

Ve 2010 1 Mayıs’ı ile birlikte herşey daha da ileriye gitti. Evet 1 Mayıs 2010. Hani şu herkesin Taksim’de eğlendiği sırada; orada sokaklarda çatışmalar vardı. Kapitalizmin ve iktidarın canına okuyorlardı. Ve durmadan devam ettiler. Takvim, tarih dinlemeden devam ediyorlar. 5 mayıs’ta ise büyük bir yürüyüş ve çatışmalarla hükümet binasının etrafı sarıldı, sisteme teslim olmaktansa orada herşeyi yapmayı göze almışlardı hepsi. Ve aynı zamanlarda da anarşistler her yerde çatışıyordu ve kapitalizmin her mekanına can çekiştiriyorlardı.

Burada girmemiz gereken bir noktada bankada ölen 3 kişi. Bununla ilgili de bir bilgilendirme yapmamız şart. Oradaki bir çalışandan tüm basın kuruluşlarına yollanan ama görmezden gelinen bir mektup var. Ve o mektupta o bankada birtek yangın söndürücü bulunmadığından, bankanın o gün çalışmaması düşünülürken patronlarının orada onları zorla tuttuğuna kadar birçok bilgiye ulaşabilirsiniz. Yani kısaca mektup şirketin çalışanlarını nasıl adım adım ölüme götürdüğünü anlatıyor.*

Ayrıca bu sıralarda Exarchia’da polisler tek tek işgal evlerini, kafeleri basıp insan avlıyorlar. Anarşist ve muhalif grupların sıkça bulunduğu bilinen Exarchia’da neredeyse insan kalmamış durumda. Polisler evleri, işgal evlerini, kafeleri basıp insanları dövüyor, göz altına alıyor. Ve tüm bunlar rastgele bir biçimde gerçekleşiyor. Tam manasıyla bir cadı avı söz konusu.

Tüm bunlara rağmen Yunanistan’da hala o ateş yanıyor ve hala direniş devam ediyor.
Çünkü orada insanlar birşeylerin değişmesi gerektiğini biliyorlar.
Çünkü orada insanlar kapitalizmin, iktidarların ve onların korumalarının hangi dilden anladığını biliyorlar.
Çünkü orada insanlar artık “temiz muhalif” olmanın hiçbir işe yaramadığını biliyorlar.
Çünkü orada insanlar özgürlükleri için birşeyler yapmak istiyorlar.

Selam olsun Atina’ya! Selanik’e! Exarchia’ya! Selan olsun tüm direnen Yunanya’ya!

Ve ibret olsun bazılarına…

*Mektubu en kısa zamanda çevirip blogum üzerinden dağıtıma sokacağım. Orjünalini okumak isteyenler için: http://actforfreedomnow.blogspot.com/2010/05/employee-of-burnt-bank-speaks-out-on.html

PS: Ayrıca yazımın da içinde bulunduğu ve Yunanistan’dan güncel olarak haberlerin yayınlandığı siteye ulaşmak için: http://internationala.org/index.php/isyan/anarsist-hareket/648-yunanistanda-ayaklanma-bu-bir-snf-sava.html

Tatlısularda Muhaliflik…

aşağıdaki kısmın özeti: sıktınız ulan! kafayı yiyecem sizin gibiler yüzünden. herşeye burnunuzu sokmalar, laf etmeler, ukalalıklar… ne zaman siktirip gideceksiniz anlamadım ki tepemizden. bıktırdınız ulan bıktırdınız şu temiz oyunlarınızdan.

tatlı sularda muhalif olmak ne kolay işmiş öyle. dert etmemen gereken şeylerle uğraşıp, insanlara tepeden bakıp, ürekli laf salataları yapıp, başkalarından nasiplenip sonrada muhalif olmak cidden kolay iş. ve işin esas sinir bozucu tarafı çoğu insanın bu gerzekleri muhatap alması ve söylediklerini ciddiye alması.

kimisi var birilerinin yaptıklarını uzaktan izleyip bundan kendilerine çıkaracakları payı hesaplıyorlar. ve uygun an geldiği zaman hiç ortada olmayan tipler/gruplar bir anda ortaya çıkıyor ve sizin yaptıklarınızdan nasiplenmeye çalışıyor. bir laf ettiğinizde de sizi karalamaya, ayrımcılıktan tutun da bi yığın bokla size saldırmaya başlıyorlar. ve böyleleri öyle ağdalı ve süslü bir atmosferle gelirler ve size saldırırlar ki ne yapsanız size döndürmeye çalışırlar.

süs demişken bir de farklı bir grubumuz var onları atlamayı hiç istemiyorum. bunlar dil üzerine uzmanlaşmış ve tüm hayatlarını dil üzerinden götürerek muhalif olmaya çalışan bir grup. hele bir ağzınızdan ters anlama gelecek bir laf çıksın. hemen sizin olduğunuz yerde ortaya çıkıp size o cümleyi kurduğunuz için özür diletip, hayatınızdan bıktırana kadar etrafınızda dolanırlar. bunların tek derdi dil ve hareketlerdir ama. başka hiçbirşey için görünmezler genelde. bazen de yukardaki başlık için ortaya çıkabiliyorlar.

bunların hepsi temiz çocuklardır. kendilerini süsler ve muhalif olarak pazarlarlar. ve bulundukları grup/örgüt vs her neyse onun en doğrusu ve tek doğrusu onlarmış gibi davranırlar. kendilerinden farklı davranan herkese saldırma ve aşağılama hakkını bulurlar ve bunu kılıfına uydurmaya çalışırlar.

onların esas dertleri kendi temiz ve tatlı sularında bellerinde can simidiyle güvenli bir şekilde mastürbasyon yapmaktır. dışarda kirli ve pis sularda uğraşıp, dididen, mücadele eden insanları kullanmak, aşağılamak, onların yaptıklarına, hayatlarına saldırmak onlar için bir numaralı prim noktasıdır. doğru ve temiz dünyalarında zarar görmeden mücadele edip sokaklarda ve hayatın gerçek noktalarındakilere karşı küçümser tavırlar göstermek onların yaşam biçimi haline gelmiştir. “mücadeleyi temiz(!) tutmak” onlar için en önemlisidir. mücadeleleri temiz olsun ama rezil olsunlar, hiçbir yere varamasınlar hiç önemli değildir. dert “temiz” olmaktır.

böyleleri en ufak şeyleri dert edip, en mühim noktalarda ortaya çıkarak herşeyi rezil eder ve bundan bir onur duyarlar. orada ne olup bittiği, sizin bizim yaptıklarımızı nasıl baltaladıkları zerre umurlarında değildir. onlar “temiz duruşlarını” göstermiş ve mücadeleyi “temizlemiş”lerdir. siz ne yaparsanız yapın gerisi onların umurunda değildir.

onlar temiz ve güvenli hayatlarında “mücadele”lerine devam ederler kendilerince. ama biz gerçekten o mücadelenin içindeyizdir. sokaklarda, barikatlarda, hayatın içindeyizdir. ona rağmen bunların derdi o temiz bölgelerinden emirler vermek, nasıl konuşacağımıza, hangi sloganı atacağımıza, dilimize karar vermeye çalışırlar. ve bunu büyük bir onurla yaparlar. ve bunu anti-otoriter hareketin içinde yaparlar. buna da farklı noktalardan kılıflar uydururlar. o harekettekilerin ne düşündüğü veya ne söylediğini umursamadan kendilerine bir dünya üretirler.

bizim için önemli olan onları buradan uzak tutmak ve ciddiye almamaktır. o temiz laflarını da kendilerine saklamalarını tavsiye ediyorum. “yukarılardan” bakarak emirler vermek, dilimize, mücadelemize müdahele etmeye hakkınız yok. eğer o temiz sınırı çizdiyseniz o sınırınıza uyun ve bizden uzak durun. çünkü sizi ciddiye almıyoruz. almaya da niyetimiz yok.

PS: temiz arkadaşlar; bana istediğinizi demekte özgürsünüz. ister şiddet fetişi, ister sözümona anarşist, isterseniz hakaret bile edebi… pardon siz temizdiniz hakaret yok sizde dimi? yoksa bizim gibi olursunuz da seviyenizi düşürürsünüz.

PS-2: bu gerçekten patlamaması için tutulan sinir birikimlerinin bir kısmının dışa vurumudur. merak etmeyin daha rahat bırakmaya niyetim yok sizi. çok işimiz var, çooook.