Telefonunuzda Güvenli Mesajlaşma İçin

Her türlü internet trafiğinin birçok kurum tarafından izlenmeye ve arşivlenmeye çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Özellike Türkiye, artık bu konuda istediğini yapabilecek yetkilerle donatılmış kurumlara sahip. Bu yüzden en azından kendi kullandığım uygulamalardan tavsiyeler vererek bu konuda sizlere yardımcı olmaya çalışacağım.

Bu konularda daha detaylı bilgi edinmek ve uygulamaları nasıl kullanacağınızı öğrenmek için Kem Gözlere Şiş projesini takibe almanızı tavsiye ederim. Burada yazdığım ancak orada anlatılmayan uygulamalar olacaktır, projenin sürekli kendisini güncelliyor ve yakında daha da geniş bir arşive sahip olacak.


Başlangıcı mesajlaşma araçlarıyla yapmaya karar verdim. Burada bahsedeceğim uygulamalar özellikle Whatsapp benzeri diyebileceğimiz ve herhangi bir ekstra hesap sahibi olmayı gerektirmeyen uygulamalar olacak. Whatsapp’ın Facebook tarafından satın alnmasıyla onlara olan güvenin de ciddi bir şekilde düşmesi zaten alternatif arayışlarına sürüklemişti insanları. Bunun yanı sıra daha güvenli mesajlaştığınızdan emin olmak istiyorsanız zaten SMS’i veya Whatsapp’ı tercih edeceğinizi zannetmem.

Telegram

telegram-inbox

Bu uygulama aslında görünüş ve kullanım açısından tam bir Whatsapp replikası. Ancak Whatsapp’tan farklı ve iyi birçok özelliği var. En başta sizden hiçbir şekilde ücret talep etmiyor ve etmemek konusunda da kesin bir tavırları olduğunu söylüyorlar. Bunun yanı sıra normal mesajlaşmalarınızı zaten saklamadıkları gibi, uygulama içerisinde şifrelenmiş olarak mesajlaşmanıza da imkan tanıyorlar. Ayrıca Whatsapp’tan kolay vazgeçemeyecek veya yeni bir uygulamaya alışmakta zorlanacak gibi hissediyorsanız güzel bir geçiş uygulaması olarak düşünülebilir.

Ancak uygulama zaman zaman çok kısa süreli stabillik sorunları yaşıyor ve mesajların ulaşmaması gibi nadir sıkıntılar yaşatabiliyor. Bunun muhtemel sebebi Whatsapp’ın satılmasından sonra ağır bir yüklenmeye maruz kalmaları ve tam anlamıyla bunu çözememiş olmaları. Bunun yanı sıra şifreleme kısmında ne kadar başarılı olduklarından emin değilim, o yüzden o konuda Telegram için kesin bir şey söyleyemiyorum.

Android için buradan, iOS için buradan.

TextSecure

textsecure-inbox

Açık ara benim favorim olan uygulama. Daha önceleri sadece SMS’lerinizi yönetmek ve onları kriptolu olarak göndermek için yazılmıştı bu program. Ancak yakın zamanda push mesaj servisini de uygulamaya dahil ettiler ve gönlümü daha da kazandılar.

Uygulama her anlamıyla başarılı ve şu ana kadar bana hiçbir sıkıntı yaşatmadı. Hem SMS’leriniz hem de normal mesajlaşma için gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz bir program. Şifreleme konusunda da oldukça güvenilirler ve daha da iyisini yapabilmek için uğraşıyorlar. Tıpkı Whatsapp’ta olduğu gibi telefon numaranızı uygulamaya tanıtmanız ve ardından sizin için bir anahtar yaratmasını sağlamanız içiniz rahat bir şekilde mesajlaşmanız için yeterli.

Android için buradan, iOS için yakında.

Wickr

wickr-inbox

Bu yeni keşfettiğim bir program ve bunu da ciddi bir şekilde sevmeye başladığımı söyleyebilirim. Bu programda kendinize bir kullanıcı adı ve şifre seçiyorsunuz ve ardından sizin güvenli mesajlaşma yapabilmeniz için kendisi tüm gerekenleri yapıyor. Ardından kullanıcı adınızı bilen herkes sizinle mesajlaşmaya başlayabiliyor. Eğer arkadaşlarınızın sizi daha rahat bulabilmesini isterseniz kullanıcı adınızla mail adresinizi ve/veya telefonuzu da eşleyebiliyorsunuz. Bununla rehberinde birinden birisi olan kişi de sizi rahatça bulabiliyor.

Bu uygulamanın en güzel yanlarından birisi de kendi kendisini imha eden mesajlar gönderebiliyor olmanız. Yani gönderdiğiniz mesaj sizin belirleyeceğiniz süre boyunca aktif oluyor ve ardından tamamen siliniyor. Bu sayede hem kriptolu hem de bir süre sonra yok olan bir mesaj göndermiş oluyorsunuz. Bir anlamda Snapchat’in yazılı hâli olarak düşünebilirsiniz. Tabi ki güvenlik açısından ondan daha iyiler.

Android için buradan, iOS için buradan.


Bu üç uygulama (+ Snapchat) benim telefondan mesajlaşma için kullanmayı tercih ettiklerim ve tavsiye ettiklerim. Eğer sizde telefon numaram varsa TextSecure veya Telegram’dan bana ulaşabilirsiniz. Eğer yoksa Wickr’da (veya Snapchat’te) ahmetasabanci nickiyle beni bulabilmeniz mümkün.

Uygulamaları genel olarak tanıtmak amacıyla yazdım, umarım sizlere az da olsa yardımcı olabilmişimdir. Bundan sonra özellikle bahsetmemi istediğiniz bir konsept veya uygulama olursa yorumlardan, maille veya bu uygulamalardan birisiyle bana ulaşabilirsiniz.

[Pazar Müziği] A Sense Of Uncertainty by Good Weather For An Airstrike

Good Weather For An Airstrike basically caught me with his name. When I first saw the name, I thought “This must be a good thing, I should give it a chance”. I wasn’t wrong, of course. This album, A Sense Of Uncertainty, is one of the purest records I’ve listened so far.

* * *

Good Weather For An Airstrike, beni ismiyle kendisine çekti. İsmini görür görmez “Kesin iyi bir şeydir bu, bir şans vermek lazım” dedim. Ve dinler dinlemez ne kadar haklı olduğumu gördüm. Bu albümleri, A Sense Of Uncertainty, uzun zamandır dinlediğim en saf kayıtlardan birisi, gerçekten etkileyici bir çalışma.

[Pazar Müziği] Ben Prunty – FTL

Bu pazar sizlerle bir albüm paylaşmak istedim. Çünkü bu albüme, özellikle bu hafta, resmen bağlandım. Çoğu zaman elim başka bir şey açmaya gitmedi. Ve aralarından herhangi birisini de seçemedim.

Albüm, en sevdiğim oyunlardan birisi olan FTL: Faster Than Light’ın soundtracki. Tahminimce oyunu oynamış olanların aklında çalmaya başladı bile müzikleri. Oyunla mükemmel bir uyumunun olmasının yanı sıra, tek başına da dinlemesi oldukça keyifli bir albüm. Ayrıca bir şeyler yazacağınız/yaratacağınız zamanlar için de tavsiye ederim, motive edici bir etkisi oluyor.

* * *

This sunday, I’m sharing a full album with you. Because I couldn’t listen anything else this week and I couldn’t choose a song from it.

Album is the OST of FTL: Faster Than Light, one of my favourite games. If you’ve played the game, some songs started to play in your brain right now. Songs goes perfect with the game but that doesn’t mean you can’t listen them by itself. Also you should listen this album when you’re going to write/create something, it helps you to focus better (at least helps me).

Neden Artık Bimeks’ten Hiçbir Şey Almayacağız

Teknik olarak bir mağazanın amacı müşterilerine mümkün olan en iyi hizmeti vermek ve müşteri herhangi bir sorun yaşarsa bunu olabilecek en hızlı şekilde çözmektir. Yani yaptığı işi hakkıyla gerçekleştirmektir. Ancak bazen öyle şeyler başımıza geliyor ki, mağazaların asıl amaçlarının müşterilerin acı çekmesini ve kendilerinden asla alışveriş yapmamalarını sağlamak olduğunu düşünmeye başlıyorum. Mesela Bimeks’in asıl amacının artık bu olduğundan neredeyse eminim.

* * *

Bimeks, uzun zamandır alışveriş yaptığımız bir mağazaydı. Fiyat olsun, aldıklarımızın sağlamlığı olsun hiçbir sorun yaşamamıştık ve bu yüzden de iyi bir hizmet verdiklerini düşünüyorduk. Ancak ne zaman bir sorun yaşadık, bir anda her şey tersine döndü.

Bimeks; her alışverişinizde, o alışverişin bir miktarını hediye çeki olarak size iade ediyor. Biz de iki ay önce Metrocity’deki şubelerine giderek, bu çeklerden birisini kullanarak bir kahve makinası aldık kendilerinden. Ancak makinada bir üretim hatası olduğu için iade etmek zorunda kaldık. İadeyi sorunsuz olarak aldılar ve bize bedelini hediye çeki olarak verdiklerini söylediler. İşte her şey burada tersine dönmeye başladı.

Önce telefona gelmesi gereken mesajların hiç birisi gelmedi. İki ayrı hediye çekine bölünmüş olarak iadeyi gerçekleştirecekleri için iki mesaj, yani iki kod, gelmesi gerekiyordu. Ancak bunlardan bize ulaşan olmadı, ki yaz başında yaptığımız telefon alışverişinde çekler biz ödemeyi yapar yapmaz gelmişti. Bunun üzerine müşteri hizmetleriyle telefon görüşmeleri yaptık ama tahmin edeceğiniz üzere her biri ayrı bir azaptı. Telefondakiler sorunumun ne olduğunu anlamakta zorlanıyorlardı, anladığım kadarıyla senkronize bir şikayet kayıt sistemleri olmadığı için her telefonda sıkıntımı tekrar anlatmak zorunda kalıyordum. Tüm bu çabalarım ve en azından 5 telefon görüşmemin sonunda (tam sayı muhtemelen daha fazla ama unuttum) kodlardan sadece düşük meblağda olanı edinebildik. Telefondakiler başka bir hediye çekimizin olmadığını iddia ediyorlardı. Ancak benim elimdeki iade faturası bunun tam tersini söylüyordu.

Bunun üzerine Metrocity’deki şubeye gittim. Orada Müşteri Hizmetleri’ndeki arkadaş, iadeyi alandan farklı birisiydi, iadeyi alan kişinin benim telefon numaramı sisteme girmediğini ve bu yüzden mesajların gelmediğini söyledi. (Bana net bir şekilde bunun diğer arkadaşın hatası olduğunu söyledi.) Telefon numaramı verdim ve kısa bir süre içerisinde mesajların geleceğini söyledi. Bir süre orada bekledim, en azından sorun çözülürse teşekkür ederim diye ancak gelen herhangi bir mesaj olmadı. Bunun üzerine kendisine bilgi verdim ve ayrıldım. Bana muhtemelen gün içinde geleceğini söyledi. Herhangi bir mesaj o gün gelmedi ama akşama doğru Bimeks Müşteri Hizmetleri beni arayıp zaten bana verdikleri düşük meblağdaki hediye kodunu tekrar verdi. Neden aynı kodu tekrar verdiklerini sorduğumdaysa iki çekin birleştirildiği gibi bir şey söylediler. Ben de herhalde yalan değildir diyerek güvendim.

Bugün bari çekimizi kullanalım diyerek gittik tekrar Metrocity şubesine. Öncesinde işimizi sağlama alıp gerçekten çeklerimizin durumu söylendiği gibi mi diye soralım istedik. Tekrar Müşteri Hizmetlerine gittik ve yine aynı çalışanla konuştuk. Ancak sorduğumuzda, durumun en baştaki hâlimizden farksız olduğunu ve hâlâ çekin asıl kısmının pasif hâlde olduğunu söyledi. Bunun üzerine merkeze bir mail attı ve tahminen 10-15 dakika içerisinde cevap alıp sorunu çözebileceğini söyledi. Biz yine insaflı davranıp 25 dakika sonra yanına gittik ama hâlâ merkez kendisine cevap yazmamıştı. Bunun üzerine tekrar bir mail attı. Biz de biraz daha oyalandık ve tekrar yanına uğradık. Ancak bu sefer kendisinden bir de azar işittik. Biz durumla ilgili ve bize daha önce söyledikleriyle ilgili bir şeyler sorunca ters bir şekilde “Bu ilk defa olan bir şey”, “Sistemden kaynaklı bir hata, bizimle hiçbir alakası yok” gibi cevaplar verdi. Dikkatinizi çekerim, aynı arkadaş daha önce diğer çalışanın hatası olduğunu net bir şekilde söylemişti. Biz durumla ilgili kendisine soru sormak isterken bize agresif bir tavırla cevap vermeye kalkışınca, daha kötü şeyler meydana gelmeden oradan ayrılmayı tercih ettik.

Ayrıca sonrasında Twitter’dan yazdığımız hiçbir şeye de cevap vermeye tenezzül etmediler.

* * *

Sonuç olarak Bimeks’ten aldığımız bir hatalı kahve makinası bize biz saatten fazla telefon konuşması, iki kez Kadıköy-Levent arası yolculuk, bol miktarda gerginlik ve alınamamış bir iade çekine/ücretine mâl oldu. İademizi gerçekleştireli iki ay oldu ve biz hâlâ o iadeyi alabilmeye uğraşıyoruz.

Bunu yazmamın sebebiyse Bimeks konusunda en azından çevremdeki insanları uyarmak. Daha önce içimiz rahat bir şekilde alışveriş yapıyorduk oradan ve birçok şey de aldık; ancak ne zaman bir sıkıntı oldu, o zaman aslında Bimeks’in müşteri ilişkilerinin nasıl olduğunu öğrendik. Bu yüzden size tavsiyem Bimeks’ten alışveriş yapmadan önce iki kez düşünün.

Mağazalara ve özellikle Bimeks’e; müşteriye sadece size para verene kadar iyi davranmak sizin için kârlı görünüyor olabilir ama böyle şeyler yaptıkça birçok insanı bir daha kapınızdan içeri adım atmamaya yemin ettiriyorsunuz.

[Okundu] Turing’in Hezeyanı

turing-in-hezeyani

Edmundo Paz Soldan’ın Turing’in Hezeyanı kitabı konusu itibarıyla oldukça ilgimi çekmişti. Kitabın ilk baskısı 2012’de yapılmış ancak çok da önemsenmemiş olacak ki ben bu yaz duydum kendisini. Politik bir spekülatif kurgu olarak tanımlayabileceğimiz roman, yakın gelecekteki Bolivya’da geçiyor ve merkezine küreselleşme karşıtı hareketi, hackerları ve devletin kriptoanalistlerini alıyor. Fikir fazlasıyla cezbedici ancak okumaya başladığınızda iş değişiyor.

Kitabın eksilerine geçmeden önce artılarından biraz bahsedeyim. Dediğim gibi kitap için seçilen fikir çok iyi, karakterlerin kurgusu da başarılı sayılacak seviyede. Öyküyü anlatmak için seçilen karakterler ve onların yerleştirilme şeklini beğendim. Romana birçok ince detay ve oyun yerleştirilmiş olması da kesinlikle okunurluğu arttıran şeylerden birisi olmuş. Ancak romandaki eksiler tüm bunları yutuyor ve sizi okunması zor bir metinle başbaşa bırakıyor.

Romandaki ilk büyük eksi anlatım şekli. Her ne kadar her bölümde farklı bir karakterin gözünden öyküye devam etme fikrini seven birisi olsam da (Cory Doctorow For The Win kitabında bunu oldukça güzel bir şekilde gerçekleştiriyor örneğin), Turing’in Hezeyanı’nda bu büyük bir sıkıntıya neden olmuş. Sürekli şimdiki zaman kipinde anlatmaya çalışıp başaramaması, her bölümde anlatıcı karakterin değişmesi ve üzerine bölüm içlerinde anlatıcının kim olduğunu anlayamadığınız paragrafların olması hikayenin takibini fazlasıyla zorlaştırıyor. İspanyolca bilmediğim için burada çevirmenin etkisi ne kadar bilemiyorum ama kimi yerlerde gerçekten çevirinin buna sebep olduğunu hissettim.

Her ne kadar anlatımla ilgili konularda çevirmenin etkisini bilemiyor olsam da kitabın başka yerlerinde çeviri ve editöryal kısımla ilgili olduğu kesin bir şekilde ortada olan sorunlar vardı. Bunlardan en basiti sayfa 141’de karşıma çıktı. Dördüncü paragrafta Cheritos diye bir şeyin ismi geçiyor. Kaba boşaltılıp yenilen bir şey olduğunu ve Amerikan markası olduğu söylenince bunun mısır gevreği Cheerios olduğunu ve yanlış yazıldığını düşündüm. Ancak sayfa 144’ün üçüncü paragrafında anlıyoruz ki kaba boşaltılanlar Cheetos’muş. Burada da satılan ve hemen herkesin bildiği bir markanın yanlış yazımının gözden kaçması üzücü. Bunun yanı sıra kelime seçimlerinde ve cümlelerin kurulma şekillerinde birçok hata var. Çevirmen yazarın dilini korumak istemiş olabilir, ki bu güzel bir şey, ancak bunu yaparken birçok paragrafta anlatımın Türkçede takip edilemez ya da katlanılamaz hâle gelmesine neden olmuş maalesef.

Kitapta beni en çok rahatsız eden çeviri sorunları kriptografiyle ilgili kısımlardaydı. Kriptografiyi konu alan ya da bu tarz oyunları barındıran kitapları çevirirken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi o oyunların çevrildikleri dilde de hatasız olabilmesini ve okuyucuya onlarla uğraşabilme imkanının verilmesidir. Çünkü bu tarz kitapları ilgiyle okuyan insanlar bu tarz oyunları sever ve yazarın onlara bir oyun sunduğunu bilirler. Hatta kimi yazarlar kasıtlı olarak bu oyunları zor ya da ufak bir hata barındıran şekilde yaparlar ki okuyucuya daha farklı bir deneyim yaşatma şansları olsun. Ancak çevirmen bu konuda umursamaz olunca sonuç pek de hoş olmuyor.

Buradaki sıkıntıyı daha iyi anlatabilmek için sayfa 18-19’daki örneği inceleyeceğim burada.

Örnekte verilen şifre: FXJXNRTYNJRJXPFXQFRTXQFRHMFIFXIJXFRLWJ

38 karakterlik bu şifrenin en eski şifreleme yöntemlerinden birisinin çeşitlemesi olduğunu ve her harfin sağa doğru beş defa kaydırılmasıyla oluşturulduğunu söylüyor karakterimiz. Şifrenin çözülmüş hâlinin de,

Katilellerinkanabulanmış

olduğunu. 38 karakterlik bir şifrede, tüm karakterler şifrenin parçasıyken nasıl 24 karakterlik bir sonuç çıktığı kısmıysa muamma. Burada çevirmenin yapabileceği iki şey var. İlk ve basit yol; şifrenin çözülmüş hâli olarak İspanyolcasını yazıp dipnotla Türkçesini vermek, ki kitabın bazı yerlerinde dipnot kullanıldığı için bu hiç sıkıntı olmazdı. İkincisiyse kitaptaki kurala uygun bir şekilde şifrenin Türkçe hâlini yaratmaktı. O zaman da şifre kısmı yerine “ÖEZNPIPPIÜNSÖESEFAPESRMY” yazılacaktı. Bu arada merak edenler için, bu şifreyi elle yarattım ve beş dakikadan kısa sürdü.

Buna benzer bir hata da sayfa 87’de var. Zekice bir şifreleme yönteminden bahsediliyor yine burada da, ancak çevirinin dikkatsizliği yüzünden matematik bir hata ortaya çıkıyor ve yine tüm oyun anlamsızlaşıyor. Kitabın içerisinde geçen tüm kriptografi oyunları için de aynı durum geçerli.

Biliyorum bazıları bunların önemsiz ve anlamsız detaylar olduğunu düşünüyor ama benim için bunlar çevirmenin elindeki esere ne kadar önem verdiğinin, yazara ve okura ne kadar saygı duyduğunun birer göstergesi. Çeviri zorlu bir iş, ancak zor olması bunu hakkıyla yapmamak ve okuyucuya acı çektirmek için bir bahane değil. Tabii suç sadece çeviride değil, bunlar editörün de gözünden kaçmaması gereken şeyler. Tabii dediğim gibi gerçekten okuru önemsiyorlarsa.

* * *

Kitabın kendisi her ne kadar güzel bir fikri işliyor olsa da, hem anlatım sıkıntıları yüzünden hem de çevirinin uzaklaştırıcı etkisi yüzünden pek de keyif alınamayacak bir esere dönüşmüş. Kitabın İspanyolcası on yıl önce, çevirisi de geçen sene çıktı ancak gündemle birlikte tekrar anılan kitaplardan birisi. Oldukça cezbedici görünüyor uzaktan bakınca, ancak içeride durum böyle. Haberiniz olsun.

Dead Pig Collector – Warren Ellis

24668Warren Ellis, sadece e-kitap olarak yayınlanan son öyküsü Dead Pig Collector‘ı bu ayın başında yayınlamıştı ancak daha yeni okuma fırsatı buldum ve Ellis’in kaleminden/klavyesinden çıkan her metin gibi bunu da bir solukta okudum.

Warren Ellis’in en sevdiğim yanı, daima en ilginç fikirleri bulup bunları olabilecek en şaşırtıcı şekilde sunabiliyor olması. Dead Pig Collector da bunun mükemmel bir örneği, tıpkı Crooked Little Vein, Transmetropolitan ya da Planetary gibi. Warren Ellis’in bu özelliği, yani kültürümüzün ve internetin en ücra köşelerine gidip oradan en ilginç şeyleri seçebilmesi, herhangi bir eserini elime aldığımda “Acaba bu kitaptan nasıl ilginç şeyler öğreneceğim?” merakını da beraberinde getiriyor.

Bu kitaptan öğrendiğim en önemli şey, bir cesedi nasıl tamamen imha edebileceğim oldu. Evet, Warren Ellis bu sefer ceset imha etme yollarını araştırmış ve bunun üzerinden bir öykü yazmış. Karakterimiz Mr. Sun, bir suikastçi ve aynı zamanda bir ceset temizleyicisi. Öldürdüğü insanların cesetlerini tamamen yok ediyor ve tanınmaz hâle getiriyor. İş görüşmeleriniyse (her ne kadar ismi direkt olarak öyküde geçmese de) Snapchat üzerinden yapıyor ve kendisine Dead Pig Collector diyor (sebebini öyküde kendi ağzından öğrenebilirsiniz). Kesinlikle akıllı bir suikastçi yani.

* * *

Öykü baştan sona eğlenceli ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Gerçi finali için eğlenceli demem pek mümkün değil, biraz dramatik bir final yazmış Warren Ellis. Böyle eğlenceli bir öyküye öyle dramatik bir finali yakıştırmayı becermesi de yine yeteneklerinin bir göstergesi.

Dead Pig Collector her şeyini olması gereken kıvamda tutan ve baştan sona okuma keyfi veren 36 sayfalık bir öykü. Her ne kadar tadı damağımda kalsa da, daha uzun olursa bu kadar güzel olmayacağını düşünüp avutuyorum kendimi. Hem belli mi olur, belki Mister Sun’ın olduğu başka öyküler yazmaya karar verir Warren Ellis (böyle böyle kandırıyoruz işte kendimizi).

Lezzetli ve ilginç bir okuma arıyorsanız Dead Pig Collector’ı tavsiye ederim. Ayrıca Warren Ellis şurada öyküyü yazarken dinlediklerini listelemiş. Ben denedim, okurken de çok güzel eşlik ediyor.

Ayşe Arman ve Hacker Korkusu

Hacker bu deYil!
Hacker bu deYil!

Başımıza ne gelirse kendisine gazeteci deyip de gazeteciliğin ne olduğundan bihaber, sırf sansasyon ve para uğruna haber yapanlar yüzünden geliyor. Zerre araştırma yapmadan, yazdıklarının anlamını bilmeden ve karşısındakinin söylediklerinin arka planını araştırmadan haber yaptığını zannedenlerin basının büyük bir kesimini oluşturması da zaten gazetelerle aramın olmamasının en büyük sebebi.

Ama bazen internette birazdan inceleyeceğim tarzda örneklerle karşılaşıyorum. Saçımı başımı yoluyordum eskiden bunları gördükçe. Artık bunun yerine tek tek bunlardaki hataları ve boşlukları ifşa etmeye karar verdim. Böylesi daha eğlenceli olacak gibi.

Bugünün konuğu Ayşe Arman. Yanına ‘güya hacker’ bir arkadaşı almış ve röportaj yapmış. Bir bakalım neler var bu röportajda.


Önce bir giriş kısmına bakalım. Ayşe Arman, bilgisayarlara birkaç programla sızabilen bir arkadaşın ‘büyük birader’ olduğunu ve 1984’te yazanların bu adamla gerçekleştiğini iddia ediyor.  Bu arkadaşın büyük biraderle uzaktan yakından bir alakası yok, olmasına da imkan yok. Biraz program kullanmayı bilen birisini ‘büyük birader’ olarak nitelemesi zaten 1984 romanından da, ‘büyük birader’in ne anlama geldiğinden de habersiz olduğunu gösteriyor. Gerçek ‘büyük biraderleri’ görmek isteyen varsa buraya, buraya, buraya ve buraya bakabilir.

İnsanın zerre bilgisinin olmadığı ve araştırma ihtiyacı hissetmediği bir konuda haber yapmaya kalkmasının sonucunda böyle hatalar yapması normal. Zaten karşısına aldığı script-kiddie de bunun farkına varmış olacak ki abarttıkça abartmış kendisini. Kullandığı birkaç basit programla yaptıklarını büyük bir marifetmiş gibi gösterip hiç bilmeyen birinin yine hiç bilmeyenlere okutacağı röportajdan kendisine ekmek çıkartmış. Ayşe Arman gibiler için oldukça akıllıca bir yöntem. Eleman kendisini pazarlamayı biliyormuş belli ki, bu konuda da Ayşe Arman’ı güzelce kullanmış.

Arkadaşın yaptığını anlattığı şeylerin neden çok büyük bir marifet ya da abartılacak bir şey olmadığını konuyla biraz alakası olan herkes biliyordur. Ancak bilmeyenler için kısa bir özet geçmem gerekirse; bu yaptığı işlerin hepsi için hazır scriptler ve yazılımlar var. Az çok bilgisayar kullanmayı bilen herkesin yapabileceği şeyler bu bahsettikleri. Eğer bana inanmıyorsanız şu siteye bir bakabilirsiniz, aradığınızdan çok daha fazlası burada mevcut. (Oradan kullanacağınız her şeyin sorumluluğu sizdedir. Ben sadece söylediklerimin arkasının boş olmadığını kanıtlamak için link veriyorum.)

En büyük sorun ise röportajda yapılan hacker tanımı. Daha önce yaşadığım bir olay yüzünden yazdığım blogda bu konuya kısmen değinmiştim, Dijital Aktivizm seminerinin 3. hafta videosunda da bu konu hakkında konuştum. Özetle bu arkadaşın fikren ya da taktik açısından hacker olmakla uzaktan yakından bir alakası yok. Hacker dediğimiz insanlar para karşılığı birisinin özel hayatına müdahale etmeleri teklif edildiğinde bunu hakaret olarak görüp sizi kovalarlar, bu kadar nettir bu konudaki tavırları. Bu adamın hacker olarak adlandırılması gerçek hackerlara hakarettir (aksini düşünen Hackerspace‘deki arkadaşlardan birisine gidip teklif etsin bakalım ne cevap alacaklar). Keşke Ayşe Arman da en azından wikipedia’ya bir baksaydı da böyle bir röportajı hazırlamadan önce iki kere düşünseydi.


Dürüst olmam gerekirse, röportaj tam da Ayşe Arman’dan ve popüler medyadan bekleyeceğim tarzda bir iş olmuş. Klişeler ard arda dizilmiş, gerçek bilgi ya da araştırma adına hiçbir şey yok ve sadece sansasyon yaratma amacıyla yapılmış. Bu tarzda birçok röportaj ya da köşe yazısı medyada yer buldu ancak en son ve incelemesi en güzel örneklerden birisi olduğundan dolayı bunu örnek olarak aldım.

Yakın zamanda bu konuda bir düzelme beklemiyorum basında ama en azından birileri hacker olduğunu iddia ettiğinde ya da hackerlar üzerine bir şey yazacaklarında birkaç kere düşünüp hareket etseler güzel olur.

GAZETECİLERİMİZE BAŞLANGIÇ İÇİN OKUMA ÖNERİLERİ

  • Ghost in the Wires – Kevin Mitnick
  • Bir Hacker Manifestosu – McKenzie Wark
  • The Hacker Crackdown: Law & Disorder on the Electronic Frontier – Bruce Sterling
  • Hackers – Steven Levy
  • Şifrepunk – Julian Assange