ULUMA – 6.45 Yayınları

Söyleyecek çok fazla söz yok bu kitap üzerine. Bir efsane, beat kuşağı dediğimiz şeyin temellerinden biri. Üzerine günlerce, aylarca konuşulabilecek ama aslında hiçbirşey söylenemeyecek birşey. O yüzden hiçbirşey söylememeyi seçiyoruz ve size 6.45’in baskı tüketen halini indirme şansını veriyoruz.

6.45’ten ufak bir hediye…

Buraya tıklayıp, hediyenizi alın.

Nezih Sansürü – II / Metis Ajanda 2011

“Nezih kitabevi sansürcülüğe devam ediyor.

Daha önce Underground Poetix adlı derginin “Türk aile yapısına ve kültürüne aykırılığı” gerekçesiyle satımını durduran Nezih kitabevi, şimdi de Metis yayınlarının çıkarmış olduğu “2011 Irkçılığa, Ayrımcılığa ve Nefret Suçlarına Karşı” ajandasını şubelerinden toplatma kararı aldı.

Kitabevi, internet sitsinden yaptığı açıklamada tüm faaliyetlerini, “Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği ilke ve düşünceler doğrultusunda yürütmektedir” şeklinde bir açıklama yaparak uygulamasını meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Ajandanın neden satılmadığını sorduğumuzda gerekçesini öğreniyoruz. Ajandanın 10 Kasım tarihli sayfasında Zulüm yazısı üzerine işeyen çocuk figürü gerekçe gösterilerek mağazalardan toplatıldığını öğreniyoruz. Söz konusu çocuk figürü ajandanın birçok sayfasında mevcut. Bazı müşterilerin üründen şikayetçi olması bahane edilerek yapıldığı söylenen uygulama, Nezih kitabevinin aczini gözler önüne sermektedir. Farz edelim ki söz konusu imaj Kemalizm ile zulüm arasında kurulmuş olsun. Bu ilişkinin kurulması gerekçesiyle ajandaları toplatma kararı alan Nezih kitabevi yönetimine soracağımız birkaç soru var:

– Nezih kitabevi, satacağı ürünlerin içeriğinin ne olduğunu denetleyecek bir sansür kuruluna mı sahiptir?

– Nezih kitabevinin, bilmediğimiz bazı ilkeleri vardır da bundan bizim mi haberimiz yoktur?

– Bu ilkeler nasıl bir şeydir ki TRT’de yayınlanan bir programda konuk edildiği için çeşitli basın kuruluşlarında etik tartışmasına sebep olan Mehmet Ali Ağca’nın kitabını dahi onlarca adetlerde yeni çıkanlar bölümünde teşhir etmekte sakınca görmezken, edebiyat-siyaset-felsefe alanında yüzlerce yayının basımını gerçekleştirmiş olan Metis yayınlarının çıkarmış olduğu bir ajandayı sansürleme hakkını kendinde nasıl görmektedir?

Kendisine gelen şikayet maillerini bir kitapçı ciddiyetiyle karşılayamayan Nezih kitabevi, ürün içeriklerinin yayıncısını bağlayan bir tavır olduğunu, kendisinin bu konularda taraf olmadığını ifade etmekten aciz midir?

Anlaşılıyor ki Nezih kitabevi taraf olduğunu düşünmektedir. Peki öyleyse, Kemalizm’in zulüm demek olduğunu sadece ima etmeyen, bunu aynı zamanda ifade eden kitapların raflarında düzinelerce bulunduğunun farkında değil midir? Nezih kitabevi yöneticileri gerek dünyada gerekse de Türkiye’de yaşanan süreçlerin farkında olmayabilir. Öyleyse biz hatırlatalım: Küresel kapitalizmin ve neo-liberal ideolojik tahakkümün dünyayı saran hegemonyası, sadece Kemalizm’i değil, otoriter bütün yapıları biçimsel dönüşüme ve eleştiriye muhatap ediyor. Elbette ki otoriter yapıları bütünüyle tasfiye etmiyor, sadece onları daha kullanılabilir bir kılıfa sokuyor. AKP’nin temsil ettiği değişimci çizgi de Kemalizm’in bir anlamda reddi iken diğer taraftan onun yeniden biçimlendirilmesidir. Statik ve değişime direnen bir Kemalizm olgusu bugün artık hakim sınıfların da işine yaramamaktadır. Zira konjonktür, burjuvaziyi kapalı ekonomik ve siyasal modelleri dışa açma ve kendini yeniden yapılandırmaya mecbur bırakıyor.

Bu genel çerçevenin içerisinde düşünüldüğünde; geçmişten beri sınıfsal bir içerikle tutarlı bir şekilde Kemalizm’e karşı olan devrimci sosyalist yazarların eserlerinin yanında, artık konjonktüre uygun olarak ve tutarlı bir sınıfsal analize konu etmese de daha önce kendini bu kadar açık ifade etmeyen muhafazakarlar ve AKP ile ittifak halindeki liberallerin eserlerinin de hızla çoğaldığını söyleyebiliriz. Nezih kitabevi yöneticileri, bu eserlerde çeşitli biçimlerde; Türkiye tarihinin önemli kitle katliamları ve dramlarının Kemalist resmi ideolojiden kaynaklandığı ve bir ulus inşa etmek hedefiyle yola çıkan Kemalist kadroların toplumu tektipleştirme projesinin neticesinde gerçekleşen 1938 Dersim katliamından 6-7 Eylül olaylarına, Maraş-Sivas-Çorum katliamlarından 17.000 faili meçhule sebep olan ve hala toplu mezarlarla gündeme gelen Kürtleri inkar politikalarına kadar birçok olgunun sorumlusu tutulduğundan haberleri yok mudur? Eğer yoksa, tavsiyemiz; satışa sundukları kitapları daha dikkatli bir şekilde incelemeleridir. Sadece son zamanlarda çıkan Dersim Katliamı’na ilişkin kitaplara bakmak bile yeterlidir. Sözün kısası, şu anda Türkiye’nin siyasal iklimi bu eleştirileri daha fazla gündeme getirecek bir yere doğru evrilmektedir. Dolayısıyla artan bir şekilde kitap piyasasında benzer içerikli ürünlerin sayısı artacaktır. Bunu görmek için medyum olmaya gerek yoktur. Birazcık ülke gündemini takip eden biri rahatlıkla bunu görebilecekken, Nezih yönetimi hayli hayli görecektir diye düşünüyoruz.(Acaba yanılıyor muyuz?) Madem ki Nezih kitabevi kendisine laik, ulusalcı veya Kemalist bir rol biçmiştir, öyleyse soruyoruz: Nezih kitabevi yöneticileri siyaset ve inceleme araştırma reyonlarında var olan ve ideolojik dokusunu sosyalist, liberal veya İslamcı çizgiden alan ve Kemalizm eleştirisi barındıran kitapları da kaldırmayı düşünüyor mu? (Bu kitapların neler olduğunu ayırt edebilecek durumda değilseniz, söz veriyoruz yardımcı olacağız. İlk elden söyleyelim; Nezih sansür kurulu Kemalizm’i soldan eleştiren birçok kitap için İletişim yayınlarına daha dikkatli bakmalılar. Ya da Fethullahçı bir çok kitap için Timaş yayınlarını ince eleyip sık dokumalılar.)

Metis ajandasının yayınevinin kurumsal kimliğini temsil ettiğini düşünürsek; Nezih kitabevi, Murathan Mungan’dan Ahmed Arif’e, John Berger’den Ursula K. Le Guin’e Bukowski’den Platanov’a, Oruç Auroba’dan Bilge Karasu’ya Türk ve dünya edebiyatının önemli eserlerini satmaya devam edecek mi? Yoksa iki yüzlüce, ajandasını içeri sokmadığı yayınevinin kitaplarını pişkince satmaya devam mı edecek?

Görüldüğü gibi, iş bir kez yayın sansürcülüğüne girdiğinde ve ticarethanenin sahip olduğu tarafsızlıktan uzaklaşıp taraf olmaya başlayınca içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Nezih kitabevi yöneticileri kendilerine geldiğini iddia ettikleri maillere, kitapçı ciddiyetiyle de değil, ticari çıkarcılıkla dahi cevap vermiş olsalardı daha önce yaptıkları hatayı tekrarlamamış olurlardı. Daha önce Türk aile yapısına takılan derginin akıbetinin bir benzeri bu kez resmi ideolojinin kırmızı çizgilerine takılan Metis ajandasının başına gelmiştir. Ancak görünen o ki ifade özgürlüğü ve siyasi çoğulculuk gibi kavramlara uzak olan Nezih kitabevi yöneticileri kitabevi yöneticiliğiyle soruna yaklaşmadığı müddetçe yukarıdaki soruları yanıtlamaya mecbur kalacaklardır. Kitap okumayı boş zaman faaliyeti olarak görmeyen ve dünyaya karşı kendini sorumlu hisseden entelektüel kesimin bu olayın takipçisi olması ve daha geniş kesimlerin konu hakkında bilgilendirilmesi için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur.”

Nezih Kitabevi’nde Goebbels Kafası

“Basına, kamuoyuna ve tüm ilgililere;

Geçtiğimiz üç ay içerisinde hiç beklemediğimiz bir yaklaşımla karşılaştık.

Bir süreden beri Underground Poetix okurlarından gelmekte olan mailler sonrasında NEZİH KİTABEVİ’ nde, Berfin Cemiloğlu ile başlayan dönemde Underground Poetix’ in yeni sayısının bulunmadığı ve sipariş etme isteklerinin de çeşitli farklı sebeplerle reddedildiğini öğrendik.

Senelerdir sorunsuz bir şekilde çalıştığımız ve yakın zamanda bir İngiliz şirketi tarafından satın alındığını öğrendiğimiz NEZİH KİTABEVİ’ nin bu yaklaşımını başlangıçta anlayamasak da, sonrasında yapılan görüşmelerde bunun dergi talebinde bulunan okuyuculara açıkça söylenmemekle birlikte, ne hoş bir takiye, dergi içersinde yer verilen çeşitli görsellerden ve dergi dilini gayri ahlaki bulmalarından kaynaklandığını öğrendik.

Bizim bildiğimiz, ve çalışmakta olduğumuz kurum, NEZİH KİTABEVİ , bildiğimiz kadarı ile bir kitabeviydi. Kitabevi ile ahlak zabıtalığı arasında da bir fark olduğunu düşünüyoruz.

Ve bizler tam da bugüne denk düşen bu davranış kalıbını zamanlaması açısından oldukça dikkate değer buluyoruz. Underground Poetix ile başlayan bu mekanizmanın ileride ne şekilde evrileceği ve nerelere dayanacağı tüm yayıncıları ve okurları ilgilendiren bir noktadadır. CABASI İSE İÇERDE SATTIKLARI YÜZLERCE ÇEŞİT YABANCI YAYIN ORGANIDIR! Kİ YETERİNCE “MÜSTEHCENLİK” BARINDIRMAKTADIRLAR, NEZİH KRİTERLERİ BAZ ALINIRSA!

Merak ettiğimiz nokta NEZİH KİTABEVİ’ nin Bukowski, Genet ve diğer edebi ürünlere raflarında nasıl yer verebileceği, sipariş vermeden önce tüm dergileri ve kitapları tek tek, sayfa sayfa inceleyip sansür mekanizmasına uygun olmayanları nasıl ayıklayacağıdır.

Abdülhamit’ in sansür mekanizmasını anımsatan, zaman içersinde kitle histerizasyonları ile Nazi propaganda bakanı Goebbels zamanındaki meydanlarda kitap yakmalara kadar uzanabilecek bir sürecin başındaki NEZİH KİTABEVİ ,artık kendileri ile çalışmayı tek taraflı kesmiş bile olsak, durumunu yeniden değerlendirmeli ve özeleştiri vermeli, bunu da kamuoyu ile paylaşmalıdır. Aksi takdirde, BİZ bulunduğumuz her platformda, elimizdeki tüm imkanlarla bu softalığı ifşaa etmeye devam edeceğiz.

Underground Poetix’e yönelik bir yaklaşım olarak başlayıp çok farklı ve tatsız mecralara sürüklenebilecek bu yaklaşıma karşı tüm okurları, yayınevlerini ve özgür düşünceli insanları NEZİH KİTABEVİ’ni BOYKOTA ÇAĞIRIYORUZ !

UNDERGROUND POETIX “

tahrik et! / tahrik ol! (ve duyuru)


Bir son dakika atağıyla yarın başlayacak olan Tahrik Raporu sergisinin tahrikçileri arasına girdim. “Tahrik Et! / Tahrik Ol!” temasıyla yaptığım eylem/işle sergide olacağım. Sergi açılışında görüşürüz.

Sergi hakkında bilgi, metinler ve takvim için; http://tahrikraporu.blogspot.com/

İşin teması hakkında yazdığım metin;

tahrik etmek kavramının tek taraflı düşünülesi ve ona göre hareket edilmesi ciddi bir yanılgıyı da beraberinde getiriyor. insan tahrik etmekten de tahrik olan bir varlıktır aslında. zihin birilerini tahrik ederken aynı zamanda kendisini de tahrik etmekte ve bundan zevk de almakta. ama bu durumu iki farklı şekilde yaşamakta. bu da tahrik kavramının kullanımı ve anlamı açısından genişliğiyle alakalı.

birinci koşulda tahrik edilen tarafta bu durumdan zevk alır ve karşılıklı tahrik ortamı her iki tarafı da mutlu eder. genellikle bu cinsellikle alakalı durumlarda meydana gelir ve her iki tarafta birbirini tahrik etmekten gayet memnundur. buna “iyimser tahrik” diyelim.

ikinci koşul genelde politik amaçlı veya diğer tarafa karşı duyulan öfkeyle alakalı tahriklerde yaşanır. bir taraf karşıdakini tahrik etmekten zevk alır ama tahrik edilen kişi öfkelidir ve bu durumdan memnun değildir. aslında tahrik etmekten zevk alan kişi bunu da o kişiye öfkeli olduğundan dolayı yapar. yani her ne kadar tahrik eden kişi bunu zevkle yapsa da altta bir öfke ve kızgınlık yatar. buna da “kötümser tahrik” diyelim.

Buradan aslında gitmek istediğim nokta ise tahrik kavramının tek taraflıymışçasına ve bir suçlama veya kendini temize çıkarma amacıyla kullanılmasının ne kadar tuhaf durduğunu göstermekti. çünkü sonuç olarak tahrik etme veya tahrik olma durumu daima karşılıklı etkileşime ve iletişime bağlıdır. bu etkileşim bireysel etkileşim olabilir yada grupsal ve hatta toplumsal olabilir. ama sonuç olarak daima bir etkileşim var olmak zorunda.

ben sizi neden tahrik etmek istiyorum diye soracak olursanız şöyle cevap verebilirim ki; hepiniz uyuşmuşsunuz ve beyinleriniz donmuş. tahrik etmek istiyorum çünkü sistemin birer koyunu halinde tv karşısında ölecek olmanız maalesef tüm dünyayı ilgilendiriyor. tahrik etmek istiyorum çünkü sisteme yapacağınız her hizmet hem sizin hem de tüm lanet olası gezegenin sonunu hazırlıyor. tahrik etmek istiyorum çünkü başka türlü değişeceğinize hiç ama hiç ihtimal vermiyorum.

insanın en önemli ve en işe yarar duygularından biri öfkedir. ve bir insanı öfkelendirmenin en iyi yolu da tahrik etmektir. çünkü bu sayede hem siz biraz yerinizden kıpırdıyorsunuz hem de bir etkileşim bir iletişim doğuyor, tüm bu yalnızlaştırma çabalarının ortasında.

belA presente!