Veri Korumaya Giriş (E-Kitap)

veri_korumaya_giris_edri_paper_06_trKişisel verilerin ve onların korunmasının önemi ülkemizde henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Bu bilgisizlik hâli ve herhangi bir yasayla bunların korunmuyor oluşu da şirketler ve devletler için oldukça büyük bir oyun alanının açılmasını sağlıyor. Yasal bir düzenleme olmadığı gibi, insanların bu konuda bilinçsiz olmaları ve kendini koruyamamaları da istedikleri kadar veriyi bizlerden toplayıp bunlarla istediklerini yapabilmelerini sağlıyor.

Bu soruna dikkat çekebilmek, bu konudaki bilinçlenmeyi arttırmak ve bunun bir gündem oluşturmasını sağlayabilmek adına Alternatif Bilişim Derneği’nden güzel bir çalışma geldi. European Digital Rights (EDRi) gözlemci üyelerinden olan derneğimiz, EDRi’nin  hazırladığı “Veri Korumaya Giriş” isimli broşürü Türkçeye çevirdi ve hem internet üzerinden hem de sınırlı sayıda basılı olarak dolaşıma soktu. Broşür, konuyla ilgili birçok temel noktayı açıklıyor ve bu konuda neler yapılabileceğine dair de bir yol gösteriyor. Yine Alternatif Bilişim Derneği’nin yayınladığı “Türkiye’de Dijital Gözetim” kitabını da bununla birlikte okumanızı tavsiye ederim.

Kitap, ücretsiz bir şekilde internetten erişilebilir durumda (buraya tıklayın). Yani yapmanız gereken tek şey indirip okumaya başlamak.

Bunun yanında bir ricam daha var. Bu kitabı mümkün olduğunca yaymanız ve mümkün olduğunca çok insan tarafından okunmasını sağlamanız. Günümüzde kişisel verilerin korunması artık hayati bir mesele. Bu konuda ne kadar çok insan bilinçlenir ve bir şeyler yapmaya başlarsa herkes için o denli iyi olacaktır.

Eğer bu konularla ilgileniyorsanız ve bir şeyler yapmak istiyorsanız Alternatif Bilişim Derneği ile iletişime geçebilir, derneğe üye olabilir ya da yaptığımız çalışmalara destek olabilirsiniz.

(Devlet Babanın Çocukları İçin) Güvenli İnternet 1 Yaşında!

“Bundan bir sene önce “devlet baba” bizi internetteki pis, kaka şeylerden korumak ve güzel güzel internette gezmemizi sağlamak için bizlere Güvenli İnterneti verdi. Halihazırda zaten binlerce ahlaksız, bölücü siteyi biz çocuklarının ulaşamayacağı yerlere kaldırmış olan babamız, daha da temiz bir ortam sağlamak için bizlere istediğimizi seçebileceğimiz filtreler sunmuştu. Çünkü devlet baba her ne kadar en zararlıları kaldırmış olsa da bizim de gönüllü bir şekilde diğer zararlılardan uzak durmamızı istiyordu. Çünkü devlet baba bizim temiz, güzel, vatana millete hayırlı çocuklar olmamızı istiyordu.

Ama devlet babanın böyle düşünmesi normaldi. Çünkü biz onun aptal çocuklarıydık, kendimiz için neyin yararlı neyin zararlı olduğunu bilemezdik. Ya babamızı kötüleyen bir şeyler görürsek internette, ya internetteki bir yazı yüzünden uyuşturucu bağımlısı olursak, ya ayıpçı şeyler görürsek ne olacaktı? Bunların bizim için zararlarını anlayamayacak durumdaydık biz, o yüzden devlet babanın bize müdahale etmesi gerekiyordu. Bu yüzden de bize Güvenli İnterneti verdi.”

Yukarıda anlattıklarım çok özet bir şekilde de olsa Güvenli İnternet dedikleri ama aslında düpedüz devlet eliyle insanların bilgiye erişim özgürlüğüne kısıtlama aracı olan uygulamanın arkasında yatan mantık. Ve bu uygulama bir senedir hayatımızın içinde, onun bir parçası hâlinde.

Alternatif Bilişim Derneği’nin bu gün için yayınladığı basın açıklaması ise oldukça önemli. Devletin “babalık” dürtülerinin bir işe yaramadığı gibi o dürtülerle yaptığı hareketin sorunlu yanlarını da gösteriyor. Ufak bir alıntı yapacak olursam;

“Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.

Korumacı/kollamacı devlet-pasif yurttaş klasik yaklaşımını somutlayan “Güvenli İnternet” uygulaması, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi olarak İnternet’i güvenli kullanmalarına yönelik bir zemin hazırlamamıştır. Bu uygulama aynı zamanda, İnternet dolayımlı işlenen kimi bilişim suçlarını azaltmaktan uzaktır. Bilakis, anaakım ulusal medya ve kamu erki sürekli İnternet dolayımlı suçlara yönelik bir panik söylemi üretmektedir.”

Basın duyurusunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu basın açıklamasının üzerine ek olarak diyebileceğim tek şey sanırım artık devletin kendisini hepimizin babası sanması durumuna bir son vermek için elimizden geleni yapmamız gerektiği. Yaşadığımız bir çok sorunun arkasında da bu kendini babamız sanma hastalığı yatıyor zaten, biraz dikkatli bakmak yeterli bunu görmek için.

Alternatif Bilişim TV – İnternette Anonimlik

Sosyal ağlarda daha önce paylaşmıştım; üyesi olduğum Alternatif Bilişim Derneği, Alternatif Bilişim TV adında bir internet kanalı başlatmıştı. Bu kanalda konuk olanlar, bilişim ve internetle ilgili uzman oldukları konularda bilgilerini tüm netdaşlarla paylaşıma açıyor. Bu da büyük ve derli toplu bir bilgi birikiminin oluşmasını sağlıyor. Takipte olmanızda fayda var.

Alternatif Bilişim TV’nin en son konuğu ise bendim. Merakla ve ihtiyaçla üzerine uzmanlaştığım internette anonimlik konusunda bildiklerimi paylaştım, temel bir şekilde de yardımcı olabilecek araçlardan bahsettim. Videoları fazla uzun tutmamak adına bu araçlar hakkında çok detaylı bilgiler veremedik ancak bu eksiği kapatmak adına yakın bir zamanda özellikle videolarda bahsi geçen araçlara dair bir bilgilendirme ve ipuçları makalesi hazırlayıp bunu Net Defteri ve blogum üzerinden paylaşacağız.

Videoları direkt olarak buradan izlemeniz de mümkün ancak başlıklarındaki linke tıklayarak Alternatif Bilişim TV’deki sayfasını ziyaret ederek orada yorumlarınızı paylaşabilir, açıklama kısmında ise videolarda bahsi geçen araçlara nasıl ulaşabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Burada daha fazla çene çalmadan sizleri videolarla baş başa bırakayım.

Bölüm 1: Sansüre Neden Karşıyız, Gizliliğe Neden İhtiyaç Var

Bölüm 2: İz bırakmadan gezinme, iletişim kurma

Bölüm 3: Tarayıcılarınızda gizlilik ve saldırılardan korunmak için kurabileceğiniz eklentiler

Bölüm 4: Sosyal ağlarda, e-postalarda nelere dikkat edebiliriz?

[Buraya Nükleer Füze Başlığı Gelecek]

Tamam, biliyorum, ağustostan bu yana hiç bir şey yazmadım buraya ama dönüşüm güzel olsun istedim. Ne kadar oldu orasından çok emin değilim ama yenilenmiş bir hâlde karşınızdayım.

En başta farkedeceğiniz üzere, adresi değiştirdik. Böylesinin daha iyi olacağını düşündüm yaptım, başka sebebi yok. Arşivin tamamı da burada, o konuda bir sıkıntı yok. Eski adresi kısa bir süreliğine daha aktif tutacağım ama ardından blog bir tek burada olacak.

Bundan sonra burası daha sık güncelleneceğinden, daha temiz ve okunması rahat bir görünüme geçiş yaptım, görünümde ufak tefek değişikliklere gittim. Kalabalık ve boğucu olmasındansa böyle sade ve yazılanlara odaklı bir temanın bundan sonrası için daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bir de hakkımda kısmını baştan yazdım, isteyen kontrol edebilir.

Cuma Postası’na devam edeceğim ancak bundan sonra sadece link derlemesi olarak planlıyorum, bir nevi haftanın bookmarklarını toplayacağım oraya.

Bunların dışında verebileceğim pek yeni haber yok bu cepheden, daha doğrusu haberler henüz verilmeye uygun değiller. Ama yakın zamanda duyurulabilecek hâle geleceklerini umuyoruz.

*

Bloguma son vermeden önce şu anda gündemin tepesinde olan Suriye ve tezkere konusunda da bir şeyler yazayım diyorum ama maalesef her şey tahmin ettiğim ve Türkiye’nin siyasi mantığının zerre dışına çıkmadan gerçekleştiği için diyecek bir şey bulamıyorum. Farklı olarak diyebileceğim tek şey böyle zamanlarda insanların dediklerinin dikkatli dinlenmesi gerektiği. Böyle histeri zamanlarında beyinlerinin ne kadar çalıştığını anlamak çok kolay oluyor çünkü.

Bir de şu;

*

Durum bundan ibaret anlayacağınız. I’m back in town!

[PANEL] HackCon I: ‘Hacker’ nedir, ne değildir?

  (Eğer “hacker, hacktivizm, hacker kültürü, hacker etiği” gibi kavramlar ilginizi çekiyorsa, bu konularda meraklı biriyseniz, bu konuda buralarda yazan-çizenler neler diyor diye merak ediyorsanız bu paneli kaçırmamanızda fayda var. Benim “Hacker Etiği” başlığında konuşmacı olarak da bulunacağım panel 23 Haziran saat 13:00’da Beşiktaş EMO binasında. Orada görüşmek üzere.)

Duyuru Metni:

Günlük haberlerin bir parçası, güncel sosyal / siyasal gündemlerin ayrılmazları haline gelen yeni kavramlar var artık: hack, hacker, hacktivizm..

Kimdir hacker? Kime hacker denir? Neye inanırlar? Motivasyonları nelerdir? Her sisteme girer, her sırrı afişe eder ya da zarar mı verirler? Sınırları yok mudur? İnandıkları etik değerler nelerdir? Hacktivizm siyasal aktivizmin bir parçası olarak nasıl değerlendirilebilir? Hacker olmak suç mudur?

Tüketici, yüzeysel ve niteliksiz teknoloji pratiğine karşı hack kültürü neler önermekte ve yapmaktadır? Bu kültür, bilgi ve becerilerin paylaşılması, böylece yaygınlaşması ve özgürleşmesi için nasıl bir rol oynar?

Alternatif Bilişim Derneği, bu güncel soruları tartışmak üzere konunun uzmanlarını ve taraflarını biraraya getiriyor.

23 Haziran cumartesi günü Beşiktaş EMO’da düzenlenecek olan HackCon I’de buluşalım.

Toplantı herkesin katılımına açık ve ücretsizdir. Kayıt için kayit [at] alternatifbilisim.org

Tarih: 23 Haziran 2012

Saat: 13.00 – 18.30

Yer: Elektrik Mühendisleri Odası, Beşiktaş

Daha fazla bilgi için: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_sayfa#HackCon_I:_.27Hacker.27_nedir.2C_ne_de.C4.9Fildir.3F

İnternette panel hakkında haberler:

http://www.yurtgazetesi.com.tr/teknoloji-ve-bilim/hacker-nedir-merak-mi-ediyorsunuz-h13651.html

http://www.medyatava.net/haber.asp?id=93868

http://erkansaka.net/archives/17020

‘Bela Presente v2.0’ ya da ‘Ölen Ölsün Kalanlar Sağlı Sollu İlerleyelim’

Yaşıyoruz hâlâ, bu kadar pisliğe, bu kadar lanete ve bu kadar gerizekalıya rağmen hâlâ hayatta kalmayı beceriyoruz. Bu bir anlamda iyi bir haber gibi görünüyor ama çok da sevinmeye gerek yok, büyük kısmımız sadece şansından dolayı becerebiliyor bunu. Özellikle de aptallıklarının farkında olmadan ortada dolananlar.

Yani diyorum ki, yaşıyor olmak, hayatta olabilmek pek de mesele değil. Birazcık şanslıysanız ve içgüdüleriniz hâlâ yerindeyse çok da zor değil bunu başarması. Mesele biyolojik süreç devam ederken ne yaptığınız, nasıl yaptığınız. Benim de derdim bununla alakalı çoğu zaman.

Açık olayım, bir çok insanı gördüğüm zaman aklımdan geçen ilk şey “Böyle bir IQ ile hayatta kalmayı nasıl başarabildiği” oluyor. Şaşırıyorum, anlam vermeye çalışıyorum ama pek de bir sonuca varamıyorum. Belki Tanrı’yla alakalı bir şeylere bağım olsa ona bağlayıp kurtulabilirdim ama o da olmadığı için sadece şaşırmakla kalıyorum. Şaşırdıkça ve üzerine düşündükçe aklıma devamında gelen şu oluyor; “Bunlar yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda benim yaşamım için tehdit de oluyorlar yaşadıkça”. Sonunda bu tarz insanların büyük kısmı potansiyel tehdit gezegen adına. Ama sonra elimde pek de bir seçenek olmadığını görüyorum, ne yapayım gerizekalılardan kurtulmak için yapabileceğimi düşündüğüm şeyler yasalarla engellenmiş durumda.

Farketmişsinizdir, şu kısma kadar pek de insancıl, yaşama hakkına saygılı, politik doğrucu felan olmadım. Çünkü öyle biri hiç bir zaman olmadım, olamadım. Benim tek meselem dürüstlük ve gerçek. Bunun dışındaki potansiyel ıvır zıvırlarla ve saçma kelime oyunlarıyla hiç de muhatap olmaya niyetim yok, aynı zamanda vaktim de yok. Ne yapabilirim ki, aktivistliğim ya da laf salatalarım karşısında maaş felan alamıyorum ya da onları rahatça yapabilecek kadar boş zamanım ve rahatım yok. O yüzden vakit değerli benim için, doğrudan hedefe, ulaşmaya çalıştığım gerçeğe yönelik çalışıyorum. Ukalalıklarla, şebekliklerle, olacağını bile bile bir şeylere şaşırıp, göstermelik tepkilerle vakit harcayamıyorum.

Ben de böyle biriyim işte, kabul etseniz de etmeseniz de.

E şimdi bnlar ne alaka? Yok bir alakası, blogun bakımdan sonra tekrar aktif edilişiyle birlikte bir giriş yazısı yazayım dedim, aklıma gelenler ilk bunlar oldu. Fazla sıkılmış olmalıyım sanırım, bilemedim. Ya da toparlanma ve bakım sürecimin sadece blogumdan ibaret olmamasıyla da alakalıdır. Bak bu olabilir işte, ne de olsa uzunca bir süredir kendi içimde de bir bakımı tamamlamaya, bir temizliği halletmeye çalışıyordum. Sonuç olarak yazıyorum işte bir şeyler, okuyup okumaması size kalmış.

Biraz da blogla ve yapacaklarımla ilgili haber vereyim de bari blogun yenilenme yazısı olduğu anlaşılsın.

Mesela, blogda kategorileri daha anlamlı bir hale getirdim, sanırım daha da kullanışlı oldular. Önceleri çok önemsemiyordum ancak yazıların miktarı arttıkça daha ciddi bir hâle geldi onlar da, o yüzden biraz daha dikkatli olmam gerekti. Sonra benimle ilgili iletişim kısmını yan satırdan kaldırıp ayrı bir sayfaya aldım, böylece görünüm de daha temiz oldu. Oraya ulaşmak isterseniz üst sağa bakmanız ya da buraya tıklamanız yeterli.

Güzelce bir banner yaptık siteye, daha doğrusu Sabri Erkan, yani kardeşim yaptı. Ben sevdim, sizden de fikir beklerim. Kendisiyle iletişim kurmak isteyenler buradan.

Burada kullandığı şahane çizimin sahibini merak edenler için de bakmaları gereken adres burası.

Onların dışında blogla ilgili yaptığım çoğu bakım genelde iç kısımla alakalıydı o yüzden size direkt olarak görünmeyecek şeyler ama sitenin güvenliği için gerekliydi falan filan.

Bundan sonrasında hem blogu hem de halihazırda yazdığım alanları daha aktif tutacağım bir gerçek, birikmiş çok şey var zaten. Ayrıca yakın zamanda -fazlasıyla yakın- yeni yerlerden de beni okuyabileceksiniz gibi görünüyor. Onların büyük kısmını buraya taşımaya pek niyetim yok, sadece bazı eskiden yazdığım, ulaşılamaz durumda olan ya da ulaşılması zor yerlerdeki eski yazıları taşırım en fazla buraya. Onlar dışında da burası hep taze yazılarla dolacak.

Sanırım şimdilik elimizdekiler bu kadar. Bundan sonra Bela Presente v2.0 ile birliktesiniz. Bu versiyonun özelliklerini de parça parça göreceksinizdir zaten.

(Potential) Soundtrack of 2012 from belapresente on 8tracks.

Sansürün “koşullu”suna da, “doğası ticari yaşama uyanı”na da hayır!

 
Biz, son günlerdeki “Sansür” tartışmaları üzerine Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) Türkiye Şubesi’nin ve UNESCO-AIAP Türkiye Ulusal Komitesi Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin aynı gün yapmış olduğu iki açıklamanın içerdiği birbirine çok benzer yorumlara katılmayan sanat ve kültür insanları olarak,
Bubi Hayon ve yapıtı “Oturak” ile İstanbul Modern arasındaki sorunun zemini ne olursa olsun, kurumun ve şef küratörü Levent Çalıkoğlu’nun, verili haliyle yapıtı kabul etmeme gerekçesini, sanatçının tepkisinin ardından da yapıtın kabul koşulu olarak verili bağlamını tümüyle yokeden, dönüştüren öneriler öne sürebilme pervasızlığını açık, kaba, koşullu bir sansür olarak görüyoruz.
Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) Türkiye Şubesi’nin ve UNESCO-AIAP Türkiye Ulusal Komitesi Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin ve görüldüğü kadarıyla sessizliği ve tavırsızlığı seçen birçok sanatçının, siyasal ve yönetsel iktidarın, koleksiyonerliğe merak sardığı bilinen muhafazakar kesimlerin “duyarlılıklarını” tehdit olarak görüp eserlere müdahale eden piyasa aktörlerinin davranışlarına, “ticaretin doğası” deyip geçtiğini gözlemliyoruz.
Şimdi durum bizce daha da vahim bir boyuta taşınmıştır.
İstanbul Modern ve şef küratörü Levent Çalıkoğlu’nun, sekiz sanatçıdan, “tüm gelirleri müzeye ve etkinliklerine bağışlanmak üzere bir yapıt” talebinde bulunurken bu sanatçıların sanatsal kariyerleri boyunca ne tür işler ürettiğini bilmemesi sözkonusu olamaz.
Unutulmamalı ki, Bubi Hayon, verili biçim ve bağlamıyla, hepimizin bildiği yaratım çizgisinin devamı, olgun bir örneğiyle, kendi ifadesiyle “sanat yapıtının bir tabu olmadığını, kutsal olmadığını, müzelerin birer mabet olmadığını vurgulamak için” altın ve bronz karışımı bir “Oturak”la İstanbul Modern ve Levent Çalıkoğlu’nun karşısına “çıktığı için” sansürlenmiştir.
“İstanbul Modern” ve “Levent Çalıkoğlu”, bizler için artık, sadece, “Oturak” yeri -yani verili bağlamı- çıkartılmış bir “koltuğu” ya da tümüyle “örtülmüş” -yani verili bağlamı saklanmış, gizlenmiş, görülmez kılınmış, katledilmiş- bir “silueti” kabul edilebilir, koleksiyonerlere sunulabilir, satılabilir bulan bir kurumun ve küratörün adıdır.
Devlet ya da özel sektörce kurulmuş, işletilen bir “modern” sanat kurumunun kendi etkinlikleri için gereksindiği paranın miktarı ne, koleksiyoner muhatapları kim olursa olsun, sanatsal yaratım özgürlüğünü katletme hakkını, sanatsal yaratım sürecinin niteliğini dönüştürebilme özgürlüğünü -üstelik bu kadar sınırsız ve kaba bir biçimde- savunmak, bizce olanaksızdır.
“Kabul edebileceği”, “koleksiyonerlere sunulabileceği”, “satabileceği” değil de “sergilemeyi seçtiği ve seçebileceği” eserlerinin niteliğinin farklı olabilmesi, bu kurumun ve şef küratörünün eylemini bizce asla aklayamaz. (Birilerinin bize “riyanın ticaretin doğası olduğunu” söyleme ihtimali de fikrimizi değiştirmeyecektir.)
Tam tersine, bu tasarrufunun özrünü tüm “modern” sanat ortamından, başta Bubi Hayon başta olmak üzere tüm sanatçılardan dilemedikçe, “İstanbul Modern” ve “Levent Çalıkoğlu” verili kimlik tanımlarının, en azından bizlere karşı hükmü kalmamıştır.
Bizler, böylesi bir daveti kabul ettiği ilk andan, böylesi bir işi ürettiği, sunduğu, kurum ve şef küratörünün pervasız koşullu sansürünün ardından geri çekip, basın açıklaması yaptığı ana kadar geçen tüm süreci Bubi Hayon’un “sanatsal varoluşu, etkinliği, eylemi, üretimi” olarak görüyor, eminiz ki her gün “değeri” artacak olan “Oturak”ı Türkiye sanat ortamında belki de farkındalığı çok gerekli olan bir durumun altını çizdiği için alkışlıyor, özrünü dilemeden ve “verili niteliğini değiştirmeden” aynı “Oturak”ı belki de bir başka gün aynı ya da farklı bir şef küratörle sergileyebilecek bir İstanbul Modern’de artık hiçbir sanatsal düzlemde yeralmak istemediğimizi açıklıyoruz.
Bize yolgösteren özgür ruhumuz, varoluş bilincimiz ve tabii ki R. Mutt’un “pisuvar”ıdır.
Alfabetik sırayla imzacı sanatçılar, tasarımcılar, müzisyenler, çizerler, özerk ya da kurumlarda çalışan küratörler, bienal ve sanat kurum yönetmenleri, sanat eleştirmenleri, sanat yazarları, sanat tarihçileri, sanat yönetmenleri, sanat öğretim üyeleri, sanat eğitmenleri, sanat öğrencileri, sosyal bilimciler:
Ali Akay, Hakan Akçura, Rüçhan Şahinoğlu Altınel, Fırat Arapoğlu, Burak Arıkan, Laleper Aytek, Bülent Barın, Şen Barkan, Bahadır Baruter, Murat Başol, Erim Bayrı, Ege Berensel, Ertan Birgül, Hüma Birgül, Hülya Botasun, Lütfiye Bozdağ, Gül Çağın, Selen Çatalyürekli, Emine Corduk, Özge Çelikaslan, Burak Delier, Özgür Demirci, Cansu Demiröz, Pelin Derviş, Hüsnü Dokak, Övül Durmuşoğlu, Elvan Ekren, Asuman Ercan, Ceren Erdem, Fulya Erdemci, Didem Erk, Özgür Erkök, Özge Ersoy, Ekmel Ertan, Murat Ertel, Alp Esin, Deniz Gül, Genco Gülan, Ali Gürevin, Ayşe Gülay Hakyemez, Hakan Gürsoytrak, Deniz Ilgaz, Aslı Işıksal, Şule Kangüleç, Funda Karadağ, Gülfem Kessler, Selen Korkut, Vasıf Kortun, Erden Kosova, Seyit Battal Kurt, Mahmut Wenda Koyuncu, Raziye Kubat, Özlem Şekercioğlu Lesport, Beral Madra, Aşık Mene, Barış Mengütay, Serpil Odabaşı, İrfan Okan, Bager Oğuz Oktay, Alev Oskay, Yeliz Oskay, Suat Öğüt, Deniz M. Örnek, Zeynep Özatalay, Şefik Özcan, Aykan Özener, Önder Özengi, Dilara Özgül, Ferhat Özgür, İz Öztat, Yavuz Parlar, Tayfun Polat, Lebriz Rona, Necla Rüzgar, Ahmet A. Sabancı, Menekşe Samancı, Esra Sarıgedik, Niyazi Selçuk, Gonca Sezer, Şebnem Somel, Başak Şenova, Damla Tamer, Zeyneb Taşcı, Faika Berat Taşkıran, Orhan Taylan, Elif Gül Tirben, Tuğba Turan, Yeşim Ustaoğlu, Tahir Ün, Merve Ünsal, Arzu Yayıntaş, Adnan Yıldız, Demet Yoruç, Binnur Berkholz Zengin
…………………………………………………………………….

No to both “conditional” and “with commerce friendly nature” censorship!

We as people of art and culture, who are not agreeing with those statements with similar contents regarding the censorship debate, made by Turkish branch of International Association of Art Critics (AICA) and Turkish National Committee of the International Plastic Arts Association (UNESCO AIAP) the same day,
Comprehend the justification of İstanbul Modern’s chief curator Mr. Levent Çalıkoğlu, the refusal of the work of art with it’s given state, however following to the artist’s reaction, backing to conditional acceptance propositions which are totally destroying and transmuting the artwork’s given context, as a clear, rude, conditional censorship regardless of whatever the issue might have been among Bubi Hayon, his work of art “Oturak” (stool) and the establishment.
We observe that, Turkish branch of International Association of Art Critics (AICA) and Turkish National Committee of the International Plastic Arts Association (UNESCO AIAP) along with many artists who had chosen silence and mannerlessness, simply consider the behaviors of the market actors who take the “sensitivity” of the political and administrative powers, conservative bodies who has recently developed a passion for art collectorship as a threat and their interference with the artworks, as “the nature of commerce”.
Now we believe the situation is even more serious.
It would be impossible to think of Istanbul Modern and it’s chief curator Mr. Levent Çalıkoğlu to be totally unaware of the type of works created by these eight artists throughout their careers prior to demanding “artworks with funds originated from their exhibit and sales to be donated to the museum and their activity”.
One should make sure that, Bubi Hayon has been censored, since in his own expression “in order to underline that artwork is not tabu or anything sacret and the museums are not temples”, he has come up in front of Istanbul Modern and it’s chief curator Mr. Levent Çalıkoğlu with a gold and bronze composite stool, which is, in it’s submitted form and context, a mature sample of continuum of his creation genre, well known to all of us.
For us, “Istanbul Modern” and “Levent Çalıkoğlu” are only the names of an establishment and it’s curator who can only consider a chair exhibit-able and marketable to the collectors only with it’s stool portion -ie. the submitted context- either removed or totally covered, hidden, obscured, slaughtered; as a silhouette.
For a modern art institution which is established either by private sector or government, whatever it is the amount of funds required for its activities, whoever it may address as collectors, for us, to defend the right to slaughter freedom of artistic creation or the freedom of transformation of the artistic creativity progress, furthermore to defend them insolently and immeasurably would be impossible.
Those artworks defined with different eligibility; not as “Acceptable”, “presentable to the collectors” or “marketable” but “selected for or considerable for exhibit” would never absolve this establishment’s or it’s chief curator’s acts for us. (It would not change our mind even if we are reminded that “hypocrisy is within the nature of commerce”)
On the contrary, the identification definitions as “Istanbul Modern” and it’s chief curator “Levent Çalıkoğlu” would remain invalid, at least for us, until an apology is made both to the modern art environment and to all artists primarily to Bubi Hayon.
We consider the whole course starting with the first moment of acceptance of the invitation, the creation of such an artwork, submission and the withdrawal and press release following to the applied fearless censorship, as Bubi Hayon’s “artistical existence, activity, production”, applaud “oturak” which, surely will gain “value” day by day, for underlining an issue with serious lack of awareness in Turkish art society, and declare that until an apology is made, we are not any longer interested in participating to any artistic platform organized by Istanbul Modern, at where may be some other time, the same “Oturak” (stool) is to be exhibited, by the same or a different chief curator and with it’s “submitted context untouched”.
Our guiding free spirit is awareness of our existence and surely is R. Mutt’s “Fountain”.
Alphabetical list of signer artists, designers, musicians, illustrators, freelance or affiliated curators, directors of biennials and art institutions, art critics, art writers, art historians, art directors, art academics, art educators, art students, social scientists:
Ali Akay, Hakan Akçura, Rüçhan Şahinoğlu Altınel, Fırat Arapoğlu, Burak Arıkan, Laleper Aytek, Bülent Barın, Şen Barkan, Bahadır Baruter, Murat Başol, Erim Bayrı, Ege Berensel, Ertan Birgül, Hüma Birgül, Hülya Botasun, Lütfiye Bozdağ, Gül Çağın, Selen Çatalyürekli, Emine Corduk, Özge Çelikaslan, Burak Delier, Özgür Demirci, Cansu Demiröz, Pelin Derviş, Hüsnü Dokak, Övül Durmuşoğlu, Elvan Ekren, Asuman Ercan, Ceren Erdem, Fulya Erdemci, Didem Erk, Özgür Erkök, Özge Ersoy, Ekmel Ertan, Murat Ertel, Alp Esin, Deniz Gül, Genco Gülan, Ali Gürevin, Ayşe Gülay Hakyemez, Hakan Gürsoytrak, Deniz Ilgaz, Aslı Işıksal, Şule Kangüleç, Funda Karadağ, Gülfem Kessler, Selen Korkut, Vasıf Kortun, Erden Kosova, Seyit Battal Kurt, Mahmut Wenda Koyuncu, Raziye Kubat, Özlem Şekercioğlu Lesport, Beral Madra, Aşık Mene, Barış Mengütay, Serpil Odabaşı, İrfan Okan, Bager Oğuz Oktay, Alev Oskay, Yeliz Oskay, Suat Öğüt, Deniz M. Örnek, Zeynep Özatalay, Şefik Özcan, Aykan Özener, Önder Özengi, Dilara Özgül, Ferhat Özgür, İz Öztat, Yavuz Parlar, Tayfun Polat, Lebriz Rona, Necla Rüzgar, Ahmet A. Sabancı, Menekşe Samancı, Esra Sarıgedik, Niyazi Selçuk, Gonca Sezer, Şebnem Somel, Başak Şenova, Damla Tamer, Zeyneb Taşcı, Faika Berat Taşkıran, Orhan Taylan, Elif Gül Tirben, Tuğba Turan, Yeşim Ustaoğlu, Tahir Ün, Merve Ünsal, Arzu Yayıntaş, Adnan Yıldız, Demet Yoruç, Binnur Berkholz Zengin
(Çeviren/Translator: Zeyneb Taşçı)

Cuma Postası [12.08.2011]

Bundan sonra hem blogu güncel tutabilmek hem de aklıma ufak ufak gelen ama bi blog postu için fazla küçük olduğunu düşündüğüm şeyleri haftada bir böyle tek postta toplama kararı aldım. Hem de yazmak için bahane olur bana (: Her cuma olacağı garanti ama saati konusunda asla kesin bişey olmayacağını da tahmin ediyorsunuzdur heralde (: Neyse ilk postayla başlayalım artık.

-A.A.S.

*Sanırım çok fazla şeye kafa yormamak lazım aynı anda. Özellikle de hepsi az çok psikolojik durumu etkileme gücüne sahipse. Ama durum sizden bağımsız öyle gelişiyorsa da katlanmak için sizi daha güçlü kılabilecek şeyler dışında pek bir çözüm yok gibi. Bir de bu tarz durumlarda asla planlama dediğimiz şey işe yaramıyor -gerçi bu benim kendi dengesizliğimden de olabilir emin değilim-.

*Bu şarkının da yeri hep ayrıdır bende. Bir şekilde anında enerjiyle doldurabilme gücü var üzerimde. Belki sizde de vardır deneyin bakalım.

*Molly Crabapple‘a hayran olduğumu daha önce söylemiştim sanırım da burada bir kez daha söylemek benim için pek sorun olmaz (: Kendisine hayranım demek hafif kaçabilir benim için, hatta aşığım bile diyebilirim (: Mutlaka yaptıklarını, yapacaklarını takip edin derim. Uzun zaman yetenek, zeka, güzellik birleşimine verebileceğim birkaç örnekten birisi kendisi.

*Sitede ufak tefek değişiklikler yapıyorum kafama estikçe, farkeden oluyor mu bilmiyorum da mesela en son Facebook üzerinden yorum yazabilmeyi sağlayan bir zımbırtı koydum. Başlangıçta tamamen can sıkıntısından yapmıştım da sonra işe yarar göründü gözüme, doya doy kullanabilirsiniz. Daha farklı işler de yolda.

*“…Çizdiğiniz haritayı belirli aralıklarla kontrol etmekte fayda var her zaman. Fazlasıyla hareketli ve değişken bir gezegen burası ve harita çizildikten sonra olduğu gibi bırakırsanız bir anda kendinizi uçurumla baş başa bulabilirsiniz. Haritalar güncel olmalı, yoksa kendinize çıkardığınız her harita, tarihi eser olmaktan başka hiçbir işe yaramaz.” -Bela P.

*Her seferinde böyle oluyor… Kafam ne zaman fazlasıyla karışık ya da dolu olsa herşey böyle kesik kesik patlıyor. Tam toparlandığını sandığım anda alakasız birşeylerle tekrar aynı döngü. Bir şekilde rahat bir dönemi yakalayıp biraz dur demem gerekiyor herşeye ama o da kısa vadede pek de mümkün görünmüyor. Hayatımın aksak ritmde giden bir şarkı gibi olduğunu düşünmeye başladım bile denilebilir bu yüzden. Eğlenceli ama fazlasıyla yorucu…

*“Meksikalı fahişeler ve otoyollar ıssız
Caz, kimyasallar ve uygunsuzluk hiç cool değil artık.” -Çağrı Erdem

*Bu mübarek ayın mübarek cumasındaki ilk postamızın da sonuna geldik sanırım. Eğer bilgisayar başında okuyacak birşeyler arıyorsanız şuraya alabiliriz sizi ya da FreakAngels tamamen bittiğine göre en baştan okumaya başlayabilirsiniz. Ayrıca haftalık postamız için özel logoyu tasarlayan kardeşim Sabri Erkan‘a da tekrar tekrar teşekkürler buradan da.

Şimdilik bu kadar, bağlantıyı kesebiliriz…

ŞİKAYET VAR!

Bu bir şikayettir.

Evet kendimi ve kişisel web sitem belapresente.com’u şikayet ediyorum. Anladığım kadarıyla son zamanlarda sansür işleri fazla yoğun olduğundan benim sitemi gözden kaçırmışsınız. Özellikle son sansürlenenlere ve sansürlenmek istenenlere bakınca kesinlikle emin oldum, benim sitemin de kapatılması lazım.

Çocukları korumak isteyen abiler, ablalar; interneti temiz tutmak isteyen kurum ve kuruluşlar sözüm sizlere! Benden ve benim sitemden kurtarın toplumu. Yoksa çok ağır bir şekilde ahlaklarını bozacağım, onların hassas duygularıyla oynayacağım, vatanına milletine saygısız gençlerin yetişmesine neden olacağım. Bu işin sonu kötü, yazdıklarım yüzünden sapık, katil, uyuşturucu-alkol bağımlısı gençler yetişebilir, örf ve adetleriniz yıkılabilir, hatta ülke bile bölünebilir.

İsterseniz biraz daha inandırıcı olabilmek için sebepler de sunabilirim; en başında kitabını toplatmak için büyük çaba sarfettiğiniz William S. Burroughs’u kendime hoca olarak görüyorum. Yani bu demek oluyor ki onun yaptıkları benim için hep iyi şeyler, yani o zararlı şeyleri de onaylıyorum ve seviyorum. Ayrıca yine onun mensubu olduğu edebiyat akımını -ki hep cinsellikten, uyuşturucudan, aykırılıktan, özgürlükten vs. bahseden bir grup serseridir bunlar- delicesine okuyor ve inceliyorum. Düşünün artık halimi. Bu arada Palahniuk’un Ölüm Pornosu kitabını da çok sevmiştim bunu da kaçırmayın gözünüzden.

Hem türk örf-adetleriyle, onun ahlakıyla da hiç aram yoktur, hiç de sevmem onları. Onlara göre de yaşamayı hiç beceremedim. Yani sizin çizdiğiniz o ahlaksız, terbiyesiz profiline çok fazla uyuyorum. Ben olsam buradan sonrasını bile okumadan kapatırdım bu siteyi. Hem hayatın ve türkiyede yaşamanın ne kadar zor ve sabır gerektiren bişey olduğunu söyleyerek insanları, gençleri alkole, intihara da yönlendiriyor olabilirim, bundan pek emin değilim ama olabilir.

Ayrıca cinsellik konusunda da öyle terbiyeli biri sayılmam, hiç umrumda olmaz müstehcenlik vs. Özgür cinselliğin iyi ve insan için gerekli birşey olduğunu düşünürüm, açık açık da söyler ve yaşarım. Hatta utanmadan propagandasını da yaparım. Türk aile yapısı hiç mi hiç sevmez beni o yüzden. Bende kendisi çok sevmem, o yüzden benim açımdan bir sorun yok ama sizin için büyük bir dert diye biliyorum bunu.

Başka ne var acaba… Ha o sizin korumayı çok sevdiğiniz ar ve haya duygularınızı incitmekten inanılmaz bir zevk alıyorum mesela. Gördüğüm yerde kafasına kafasına, hayalarına hayalarına vuruyorum ki iyice acısın istiyorum. O acıdıkça, o incindikçe ben zevk alıyorum, daha da incitesim geliyor. Öyle böyle değil yani bağımlılık yaptı bende, anlatsam inanmazsınız. Herkesin ar ve hayalarını incitesim geliyor.

Özet ve sonuç kısmına gelecek olursak;

Terbiyesizim, ahlaksızım, sizin ahlağınızı yada diğer duygularınızı umursamıyorum, umursamayacağım. Ve farklı olanların hayatına müdahele etmeye bu kadar meraklı oluşunuzdan da nefret edip size inat, o istediğiniz hayatı asla kabul etmeyeceğim, etmeyeceğiz. Benim hayatıma her müdahele etmeye kalktığınızda da buna karşı duracağım. Çünkü bu TC’nin değil, benim hayatım.

Gerekeni yapmak istiyorsanız yapabilirsiniz, benden bu kadar.