Dijital Dualizm Nedir?

Futuristika için yazdığım son yazıda dijital dualizm ve ‘gerçek hayat’ fetişi kavramlarını tanıtmaya çalıştım. İkisi de yeni sayılabilecek kavramlar, ancak şimdiden oldukça önemli şeyleri açıklamaya ve tartışmaya yardımcı olabilecek güce sahipler. İlerleyen zamanlarda bu konularda daha detaylı yazılar da yazacak gibi görünüyorum.

Dijital dualizm, bir safsatadan fazlası değil. Hiçbir tutarlılığı ve mantıklı temeli olmadan kurulan bu yapının bir işe yarayabileceğini ya da doğru olabileceğini kabul etmek anlamsız. Tamamen sorunlu ve tutarsız tanımlarla kurulmuş bir dualizm, gördüğümüz üzere sadece sahte bir hiyerarşiye ve sorunlu insan ilişkilerine neden oluyor. Sözüm ona insanları ‘gerçek hayata döndürmeye’ çalışan kahramanlar, insanlar arasındaki ilişkinin bir elitlik ve “hangimiz daha gerçeğiz” yarışmasına dönmesine neden oluyorlar.

Djiital Dualizm ve ‘Gerçek Hayat’ Fetişi | [Futuristika!]

Facebook’un Önceliği Kullanıcılar Olmalı [Alternatif Bilişim Derneği]

(Alternatif Bilişim Derneği, Facebook ile ilgili son gelişmelerin ardından aşağıdaki bildiriyi yayınladı. Facebook’un gün geçtikçe saçmalaşan tavırlarından sadece birisi olan sansür konusunu gündemde tutmak ve bu konudaki tepkiyi artırmak gerekiyor.)

Türkiye’de birçok İnternet kullanıcısının tercih ettiği sosyal ağlardan birisi olan Facebook’un içerik denetim politikaları ifade özgürlüğümüzü tehdit ediyor. Facebook’un uyguladığı sansür son günlerde çeşitli haber ve röportajlarla basında yer buldu ve kamuoyunda tartışılır hale geldi.

Her gün rastladığımız sıradan bir haber haline gelen sayfa ya da profil kapatma, içerik çıkarma gibi sansür uygulamalarını üst üste koyduğumuzda tablonun vehameti ortaya çıkıyor. Özellikle politik toplulukların sayfalarının kapatılması / askıya alınması ya da sayfalardaki içeriklerin türlü gerekçelerle silinmesi ifade özgürlüğü adına ürkütücüdür.

İşçi grevlerinin dayanışma sayfaları, binlerce, onbinlerce destekçisi bulunan Ötekilerin Postası gibi alternatif haber mecralarının sayfaları, Kürt gruplarının sayfaları, BDP gibi yasal partilerin sayfaları kabul edilemez gerekçelerle kapatılmaktadır.

Facebook bu sayfaları “marka imajının zedelenmesi, telif haklarının ihlali, pornografik içerik, terör ve şiddet propagandası” gibi gerekçelerle yapmaktadır. Fakat bunlar son derece tartışmalı, mevcut politik atmosfer ile belirlenmiş, nesnellikten uzak, egemen aklın desenlerine uygun gerekçelerdir. Bu gerekçelerin hemen hepsi dünyanın farklı coğrafyalarında oldukça farklı anlamlara karşılık gelmektedir. Hatta aynı coğrafyada farklı zaman dilimlerinde bile farklılık göstermektedir. Türkiye’de “terör” tanımı oldukça geniş tutulmaktadır. Yakın tarihimizde birçok davanın bu tanıma defalarca girip çıktığına sayısız örnekle tanık olduk.

Küresel nüfusa sahip çevrimiçi bir sosyal ağın nesnellikten uzak şekilde denetime tabi tutulması kabul edilemez.

Ayrıca bu gerekçelerden yola çıkan denetim uygulaması çifte standartlıdır. İktidar Partisinin taraftar sayfaları El-Kaide ya da bağlantılı örgütlerin propaganda malzemeleri ile dolup taşmaktadır. Dünya üzerinde ötekileştirilen hemen her kesime karşı nefret söylemi ve nefret suçuna teşvik içerikleriyle dolu sayısız sayfa Facebook’ta yaşamlarını sürdürmektedir. Türkiye’de Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, LGBTT bireylere, Vicdani Retçilere, taraftar gruplarına ve daha birçok kesime karşı açıkça nefret söylemi üretilmekte ve zaman zaman örneklerini yaşadığımız gibi bunlar ölüm, kitlesel linç gibi suçlara dönüşmektedir. Facebook’un bunları değil de başta saydıklarımızı görmesi, denetim kriterlerini genellikle ve öncelikle birincilere karşı kullanması bu kriterlerin subjektif ve çifte standartlı olduğunun kanıtıdır. Bu ifadelerimizden bu sayfaların da kapatılmasını bir çözüm olarak önerdiğimiz anlaşılmamalıdır. Sansür ya da yasak hiçbir durumda çözüm değildir.

Facebook gibi ağlar egemenlerin korkuları ile değil yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin önceliği ile yönetilmelidir. Çünkü Facebook, kullanıcıları sayesinde var olmuş ve bu sayede varlığını sürdürmektedir. Yurttaşların önceliği Facebook’un da önceliği olmak zorundadır.

Facebook yönetimini uyguladığı sansür politikalarından dolayı kınıyoruz. Tarafsız bir yönetim sergilemeye, devletlerden yana tutumlarını terketmeye, yurttaşların ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi temel haklarına saygılı olmaya çağırıyoruz.

Facebook, hisseleri borsalarda satılan ticari bir şirkettir. Tüm zenginliği de bizlerin Facebook’taki paylaşımlarımızdan kaynaklanmaktadır.

Yurttaşları Facebook politikalarına karşı uyanık olmaya, karşılaştıkları sansür vakalarına tepki göstermeye ve bunu başta derneğimiz olmak üzere ilgili gördükleri kurum ve kişilerle paylaşmaya, konuyla ilgili yapacağımız tepki eylemlerine destek olmaya davet ediyoruz.

İnternetimize, genişleyen ifade ve örgütlenme özgürlüğümüze sahip çıkalım. İnternetteki yaşam alanlarımızı çeşitlendirmeye çalışalım. Facebook gibi ticari tekellerin hem İnterneti hem de kullanım pratiklerimizi daraltmasına izin vermeyelim.

4 Eylül 2013

Alternatif Bilişim Derneği

Oyuncular Direnirse

kapak1

Fareler Oyunda dergisinin ikinci sayısı, olağanüstü koşulların etkisiyle biraz geç de olsa çıktı. Bu sayının başlığı ‘Direniş Oyunu’. 31 Mayıstan bu yana olan bitenlere oyunların ve oyuncuların gözünden bakan bir sayı olmuş.

Derginin bu sayısına, Getting Up isimli oyun üzerine yazdığım bir yazıyla katkıda bulundum. Piyasa adına eski olan ancak benim için hiç eskimeyen bir oyun Getting Up. Üstelik hikayesi ve detaylarıyla da gayet direnişçi diyebileceğimiz bir oyundu. Böyle bir sayıya yazacak daha uygun bir oyun gelmemişti aklıma.

Derginin PDF ve Flash hâline (flash bir-iki gün içinde geliyormuş) buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca yazılar da parça parça Fareler Oyunda bloguna yükleniyor. Aşağıda da benim yazımdan tadımlık bir bölüm var.

Polislerin her yerde oluşu, elinde sprey boyayla gezen birisine bile copla ve silahla saldırması, kimi zaman sizi döverken “Art is a crime!” (“Sanat suçtur!”) şeklinde sözler söylemeleri ve her yerdeki kameraların sizi sürekli izlediği hissini vermesi; yaşadığımız ülkelerin gerçek yüzlerini bir oyun senaryosuna taşımaktan fazlası değil. Bu oyunu oynamadan önce çevresindeki kameraları ve ortalıkta dolanan polisleri çok fazla önemsemeyen birisinin oyundan sonra aynı derecede rahat olabileceğini pek zannetmiyorum. Çünkü oyun size graffiti yapın ya da yapmayın, ‘suç’ işleyin ya da işlemeyin, onların her an etrafınızda olduğu ve sizi her daim bir tehlike olarak gördükleri gerçeğini çok iyi yansıtıyor.

E-kitapların Bitmeyen Çilesi

Futuristika’da yeni yazım yayınlandı. Bu yazıda uzun zamandır beni rahatsız eden ama oturup yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım bir konuya değindim. E-kitapları kendilerine karşı bir tehdit olarak gören ve bir an önce onlardan kurtulmak isteyenler bu yazının bir numaralı hedefi oldu.

Yazıda bu konuda hemen her şeyi söylediğim için ekleyebileceğim pek bir şey yok.

E-kitapların yaşadığı sıkıntının sebebi de bu korku aslında. İnsanlar alışkanlıklarından kopmak istemiyor. Yeni bir şeyler öğrenmek onlar için zor geliyor. Azınlıkta olan bir kesim de, elindeki ya da kitaplığındaki kitabıyla artık hava atamayacağı için korkuyor. Kendileri için kutsal kabul ettikleri mekanları kaybetmek istemiyorlar. Edebiyatın, kitapların herkes için ulaşılabilir olmasını istemiyorlar. Kurdukları yapının yıkılmasını istemiyorlar, çünkü her şeylerini o yapıya bağlamış durumdalar.

Gelecek Korkusu ve E-Kitapların Çektikleri | [Futuristika!]

Hack Kültürü ve Hacktivizm (@altbilisim E-kitap)

hack_kulturu_ve_hacktivizm_b

“Hack Kültürü ve Hacktivizm – Mustafa Akgül’e Armağan” isimli e-kitap, geçtiğimiz sene Alternatif Bilişim Derneği’nin gerçekleştirdiği Hack-Con I panelinin meyvesi. Oldukça güzel geçen panelin sonucu olarak yine oldukça güzel ve değerli makalelerin bir araya geldiği bir e-kitap ortaya çıktı. Bu kitapta benim de hacker kültürü ve etiği üzerine yazdığım “Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak” isimli makalem bulunuyor.

Kitap, Creative Commons ile lisanslı ve ücretsiz olarak dağıtılmakta. Kitabı PDF ya da LaTex olarak indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca sitede yine Alternatif Bilişim Derneği’nin yayınladığı diğer e-kitaplar da ücretsiz olarak indirilebilir.

EK (12.08.2013 – 21:39): Kitabı epub olarak indirmek isterseniz Işık Mater dönüştürüp buraya yükledi. Mobi olarak isterseniz Özgür Uçkan dönüştürüp buraya yükledi.

Eğer kitabı basılı olarak edinmek isterseniz, aşağıdaki (ya da linkteki) duyuru metninde yer alan mail adresinden Alternatif Bilişim Derneği’ne ulaşıp talebinizi iletebilirsiniz.

Kitabın Goodreads sayfası ise burada.

Kitabın duyuru metni ve içindekiler kısmı şöyle:

Bir yıl önce gerçekleştirdiğimiz HackCon I etkinliği oldukça verimli tartışmalara vesile oldu. Her toplantıda olduğu gibi, süre kısıtı nedeniyle sözler biraz eksik kaldı. Bu kitap yarım kalan sözlerin kısmen tamamlanması ya da derli toplu bir özeti anlamına geliyor. Toplantımıza katılan, bu derlemeye yazılarını veren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın birbirinden değerli yazarları sayesinde konuyu hemen her boyutu ile ele almaya çalıştık. Hack kültürü ve hackerların ülkemizde ve dünyada çarpıtılmış bir kavram içine sıkıştırılmasını eleştirmeye ve toplumda oluşan negatif algıyı değiştirmeye yardımcı olacak bir içerik hazırlamaya özen gösterdik. Konuyu tarihsel, sosyolojik, güncel, politik ve kültürel yönleri ile tartışan yazılar seçtik. Hackerlığı bilgisayar korsanlığına indirgeyen düzeysiz tartışmaları bir tarafa atıp, Türkiye’de de bu olgunun hakettiği gibi tartışılması hedefledik.

Kitabımızın bir de özel anlamı var. Değerli hocamız Mustafa Akgül, yaşamı ve bıkıp usanmadan peşinden koştuğu idealleri ile Türkiye’de toplumun ve özellikle de egemenlerin İnternet’e ilişkin negatif algısını değiştirmeye uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Jargona uyacak olursak bu algıyı hacklemeye çabalıyor. Bir şeyleri değiştirmenin, yönetime katılmanın, karar verici politikacı ve bürokratları ortak aklın, bilimin aydınlığına uydurmanın oldukça zor olduğu bu ülkede bu çabanın kendisi büyük bir başarı örneğidir. Maalesef kamu ve siyasetçiler tarafında bu çabalar duvarlara çarpmaya devam etmekte, neticeler alması uzun süreler almakta. Ama biz zaten bu mücadelenin uzun soluklu olduğunu yine Akgül hocamıza bakarak öğreniyoruz. Kendi payımıza bu çabaların neticesiz kalmadığını bu çalışmayla göstermek istedik. Bu kitabı kendisine armağan ediyoruz.

Kendisiyle yanyana olmak bizim için hem bir onur hem de büyük bir şans.

Mücadelemizde sayısız başarıları birlikte tatmak dileğiyle..

Teşekkürler Akgül hoca.

Alternatif Bilişim Derneği

Basılı kitap talebi için: bilgi@alternatifbilisim.org

Hack Kültürü ve Hacktivizm: Yeni bir Siyaset Biçimi

Derleme

Temmuz 2013, 95 Sayfa

Derleyen: Ali Rıza Keleş, Yetkin Sal

Yayına hazırlayan: Işık Barış Fidaner

Kapak Tasarımı: : Himmet Doğan

Düzelti: Mutlu Binark, Gamze Göker, İlden Dirini

ISBN: 978 – 605 – 62169 – 4 – 7

Yazıların hakları yazarlara aittir.

Kitabın LaTeX kodları CC Attribution-NonCommercial 3.0 Unported License altındadır.

İçindekiler

Sunuş
Yetkin Sal

Önsöz
Ali Rıza Keleş

Hacker Etiği
Gökşin Akdeniz

Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak
Ahmet Sabancı

Hacktivizm
Pınar Demirkıran

“Hacker”lık üzerine birkaç gözlem
Erkan Saka

Hacker’lar: Viral Kültürün “Semantik Gerillalar”ı mı, Enformasyon Toplumunun Veri Hırsızları mı?
Özgür Uçkan

Hack’ikatin Red’di
Ulvi Yaman

Dijital Aktivizmin Sınır Boyunda Hacktivizm: Anonymous ve RedHack örnekleri
Özgür Uçkan

Şifreleme silahları için bir çağrı
Julian Assange (Çeviri: K. Deniz Öğüt)

Anonim’in Tasavvuru
Seda Gürses (Çeviri: Senem Emirzeoğlu)

Gerilla Açık Erişim Manifestosu
Aaron Swartz (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Hacker Manifestosu
Mentor (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Kırmızı hapı seçmek
Işık Barış Fidaner

İnternetin yaramaz çocukları: Hacker’lar
Gamze Göker

Mustafa Akgül: Aktivistlere şifreleme tekniklerini öğretmeliyiz!
Söyleşi: Gamze Göker- Mutlu Binark

Gezi’de Teknoloji Ne Yaptı?

Bugün Futuristika’nın “Gezi Parkı Direnişi’ne Bakış” dosyası için yazdığım “Demek ki yeniliğe ihtiyacımız varmış” isimli makalem yayınlandı.

Biliyorum; direnişin her şeyini çözmüş, aslında bizim anlamadığımız her şeyi çoktan anlamış ve bunun üzerine kitaplar yayınlayıp onlarca yazı yazmış birçok büyük analist varken benim haddime değildi bu konuda bir şeyler söylemek. Belki onlar gibi her şeyi kavrayıp sizlere ders verecek kadar üstün bir zekaya sahip değilim ama benim de bilgi ve ilgi alanımın içine giren konularda söyleyecek bir şeylerim vardı. Tabi ki benim gibi alanını bilip ona göre hareket eden birindense büyük analistleri okumayı tercih ederseniz anlayışla karşılarım.

Diyebilirsiniz ki, “Yaptıklarının video kaydı olmasına rağmen serbest kalan yığınla polis var”. Haklısınız ancak iktidar ve iktidarın parçaları için asıl mesele ceza almak ya da almamak değil. Mesele gerçeği artık manipüle etme şanslarının kalmamaya başlaması. Çünkü o polisler serbest kalsa bile artık yüzbinlerce insan o adamın ne yaptığını bilecek ve sokağa çıktığında herkes ona o gözle bakacak. 1990′lardaki gibi özgürce pislik yapamayacaklar yani. Bu psikolojik baskı, kendileri istemese bile, bilinçsizce tavırlarının değişmesine neden olacaktır. Küçük Biraderin tüm güzelliği de burada, Büyük Biraderle devletn bize yapmak istediğini onlara karşı kullanıyoruz. Ve bunun etkilerini sadece ikidarda değil, onun fanboyları ve yandaşları üzerinde de görmeye başlıyoruz.

Teknolojinin bize verdiği imkanlarla artık iktidarın oyununu tersine çevirme şansımız var. Devlet bizim her şeyimizi takip edip kendisini tamamen gizlemeye çalışırken; biz iktidarın tüm gözetleme mekanizmalarına karşı durup onu daha da şeffaflaşmaya zorlayabiliyoruz. Bu çok önemli bir avantaj ve bunun süreklileştirilmesi gerekiyor. Devletin farklı yöntemlerle bizi gözetlemeye ve korkutmaya çalışmasını (muhbir kutuları gibi) engellemek ve devleti şeffaflığa zorlayarak böyle rahat hareket etmesine bir dur demek mümkün. Gün geçtikçe gelişen teknoloji ve iletişim yolları bize bu imkanı tanıyor. Böyle bir şansımız varken de kullanmaktan kaçınmanın bir anlamı yok.

Demek ki yeniliğe ihtiyacımız varmış | [Futuristika!]

PRISM’e Giriş

Erkan Saka’nın kurduğu ve editörlüğünü yaptığı Erkan’s Field Diary blogu bir süredir severek takip ettiğim yerler arasında. Özellikle güncel konulara dair derlemeler yaptığı “Roundup” bölümleri gözümden kaçanları yakalamama yardımcı oluyor.

Erkan hoca bloga sık sık konuk yazarlar davet ediyordu. Benim de EFD’ye yazmaya niyetim vardı bir süredir, ancak bir türlü başlamayı becerememiştim. Sonunda klavyenin başına geçtim ve PRISM konusuna dair geniş sayılabilecek bir makale yazdım. Özellikle Gezi olayları sebebiyle gündemin arka sıralarına düştüğünden çok fazla dikkat çekememiş olması, böyle bir derleme yazmak için kendimi motive etmemi sağladı.

Snowden’ın ortaya çıkarttığı PRISM, NSA‘in takip ve bilgi toplama amacıyla kullandığı databaselerden birisinin adı. Bu databaselerden kaç tane olduğu, hepsinin aynı şekilde çalışıp çalışmadığı, hatta PRISM’in bile tam olarak çalıştığı konusu hâlâ bulanık. Ancak en azından PRISM ve yapısı hakkında temel bilgilere sahibiz.

PRISM, internette en çok kullandığımız servislerin databaselerine bağlı olan bir sistem. Snowden’ın sızdırdığı belgelere göre PRISM’e dahil olan şirketler; Google, Facebook, Microsoft, Apple, Yahoo, AOL, Verizon, Sprint ve AT&T. Bu şirketlerin sisteme dahil olarak yaptıklarıysa bize ait tüm kişisel bilgilerin PRISM databaselerine eklenmesine izin vermek. Bunu nasıl sağladıkları konusundaki teknik detaylar bulanık olsa da kesin olarak tüm kişisel bilgilerimizin PRISM’e eklenebildiğini (ya da çoktan eklendiğini) biliyoruz. Bu bilgilerin içerisine özel mesajlaşmalarımız, telefon konuşmalarımız, yazılı-sesli-görüntülü chat kayıtlarımız ve bu ağlara verdiğimiz her türlü bilgi dahil.

Yazının tamamı için: PRISM: Nedir, Neden Önemli, Neler Olacak?

Ayrıca bugün Erkan hocanın hazırladığı Sosyalkafa programında da PRISM ve NSA konusu konuşulacak. Tavsiye ederim.

CAG Ölmez, Siberuzay Bölünmez!

Bir süredir sitenin kapalı hâlde olduğunun ve bu konuda herhangi bir şey söylemediğimin farkındayım. Sanırım CAG’yi takip eden herkese bir özür borçluyum bu yüzden. Tamamen hosting kaynaklı bir sorundu yaşadığımız ve sonunda daha güvenilir bir yere taşınarak durumu çözdük (en azından şimdilik öyle görünüyor). Bundan sonra uzunca bir süre sıkıntı yaşamayacağımızı düşünüyorum.

Bu zorunlu taşınma ve yazın getirdiği sakinlikle birlikte CAG’ye dair kafamdaki bazı ufak tefek değişiklikleri de denemek istiyorum. Tam olarak neler olacağını şimdilik söylemem mümkün değil ancak önümüzdeki günlerden itibaren buna dair işaretleri göreceksiniz. Her değişikliğe dair duyuru yapmayı düşünmüyorum ama okuyucuları da etkileyebilecek bazı büyük değişiklikleri sizlere sormayı ve yorumlarınıza göre hareket etmeyi düşünüyorum.

Bunun yanı sıra bundan sonra yazı tempomun daha da artacağını ve eğer her şey yolunda giderse başınızı daha çok ağrıtmayı ve daha fazla yerde karşınıza çıkmayı planladığımı söyleyebilirim.

Bir de son olarak bu var.

Okunacak: Hacking Politics

Henüz yeni yayınlandığı için okumaya başlayamadım ama önceden haber vermek için kitap hakkında bir şeyler yazmak iyi olur.

Hacking Politics (tam adıyla Hacking Politics: How Geeks, Progressives, the Tea Party, Gamers, Anarchists and Suits Teamed Up to Defeat SOPA and Save the Internet), internetin getirdiği iletişim ve örgütlenme gücünün en büyük örneklerinden birisi olan SOPA karşıtı protestolar üzerine bir kitap. Kitapta o dönemi, bizzat hareketin içerisinde olan insanlardan okuyorsunuz. Kitapta bulunan isimlerden bazıları; Aaron Swartz, Larry Lessig, Zoe Lofgren, Mike Masnick, Kim Dotcom, Nicole Powers, Tiffiny Cheng, Alexis Ohanian ve Cory Doctorow. Yaşananları bizzat mücadelenin içinde olanlardan dinleyebilmek oldukça güzel olacak.

Hacking Politics; SOPA karşıtı hareketi, bizlere öğrettiklerini ve bununla bağlantılı olarak politik mücadelelerin günümüzdeki gelişimini incelemek açısından oldukça önemli bir kitap gibi görünüyor. Kitabı bitirdikten sonra detaylı bir kritik ve beyin fırtınası yazısı da yazacağım.

Şimdilik ekleyebileceğim çok fazla bir şey yok kitap hakkında. Kitabı, ödemek istediğiniz ücreti kendiniz belirleyerek, OR Books’tan alabilirsiniz.

İnternet Notları [Giriş]

Bu konu üzerine yazacak çok şeyim var aslında. Ancak kafamdakileri ve not aldıklarımı toparlamakta büyük zorluk çekiyorum. O yüzden bu konuyu blogda bölüm bölüm aklıma geldikçe ele almaya karar verdim.

Bu başlık altında birçok konuyu kurcalayacağım. Sosyal ağlarda gelişen ve bana tuhaf gelen alışkanlıklar, tartışma kültürünün geçirdiği değişim, internette insanlarla kurduğumuz iletişim ve internetle kurduğumuz iletişim gibi. Özetle bu ortamda kafama takılan ve iki çift söz söylemek istediğim her konuda bir şeyler yazacağım gibi görünüyor.

Bu seri için “internet notları” etiketini oluşturdum. Kalabalıklaşmaya başladıkça hepsini tek yerde bulmak isteyenler için faydalı olacağını düşünüyorum.

Şimdilik giriş olarak internetteki tartışmalar üzerine fikirlerimi özetleyen bir karikatürü buraya alıyorum. Bunun ardından da serinin çoğunlukla* benim kalemimden çıkacak olan kısmı başlayacak.

 Let the İnternet Notları begin!


*: Çoğunlukla diyorum, çünkü zaman zaman başkalarından alıntılar yapmak ya da o alıntılar üzerine yazmak gibi bir planım da var. Belki bu bölüm için konuk yazarlar bile gelebilir bloga, belli olmaz.