Herkese Söyle: Sosyal Medyada Neden Paylaşımda Bulunuruz?

herkese-soyle

Sosyal medya ve internet üzerine konuşan çok fazla insan var. Ama en çok görünür olanlar genellikle onun nasıl bir toplumsal felaket getireceğinden bashedip onu kontrol altına almaya çalışanlar ya da onu basit bir reklam panosu olarak görüp onu kullanan insanlar üzerinden en çok parayı nasıl kazanacaklarını düşünenler. Böyle bir ortam içerisinde, maalesef internet ve sosyal medyanın kendisi üzerine dürüst ve derin bir şekilde konuşma şansımız çok fazla olmuyor.

Alfred Hermida’nın kitabı bu anlamda güzel bir alternatif sunuyor. Kendisi bir akademisyen ve gazeteci olan Hermida, kitabında bir yandan sosyal medyanın hemen her yanını ele alırken, diğer yandan da paylaşmanın, bilgiyi paylaşmanın ve yaymanın, insan doğasının en önemli yanlarından birisi olduğunu gösteriyor. İkinci kısım özellikle önemli, çünkü sosyal medya üzerine yapılan birçok yorum, bu noktayı gerçekten kavradığınız anda anlamsızlaşıyor. Bizler sosyal medya bizde bağımlılık yaptığından ya da şirketler bizim verimizi sömürsün diye beklediğimizden değil; medeniyetimizin temelinde bilgiyi paylaşma dürtümüz olduğundan dolayı paylaşıyoruz. Ve şu anda sosyal medya ve internet ile yaptığımız da, diğer iletişim teknolojileriyle yaptıklarımızdan farksız.

Bu kitabı çevirdiğim ve Türkçeye kazandırdığımız için oldukça memnunum. Umuyorum bu kitap, her ne kadar 2014 yılında yazıldığı için bazı noktalarda güncellemeye ihtiyacı var gibi görünse de, Türkiye’de sosyal medya üzerine daha mantıklı ve sağlıklı bir tartışma ortamı kurulmasının yolunu açar. Çünkü şu anda sosyal medya üzerine en çok sesi çıkanlar; onu kontrol altına almaya çalışanlar ve ondan para kazanmaya çalışanlar. Oysa sosyal medya ve internet bundan çok daha fazlası. Hermida’nın deyimiyle, internet ve sosyal medya gezegenin sinir sistemi olma yolunda ilerliyor. Ama sesi çok çıkanların kontrolü ele geçirmesine izin verirsek, bu asla mümkün olmayacak.


Kitabın dağıtımı başladı. Eğer internet üzerinden almak isterseniz aşağıda birkaç mağazanın linki var.

Pandora

idefix

Kitapyurdu

Kitabın Goodreads profiline de buradan ulaşabilirsiniz.

Kitapla ilgili yazılan kritikleri ve yazıları da aşağıya toplayacağım. Eğer yeni yazıları merak ediyorsanız arada bir burayı kontrol edebilirsiniz.

Kitabın konusuyla alakalı blog postlarımdan ve yazdığım yazılardan bir derlemeyi de aşağıda bulabilirsiniz.


Kitabın arka kapak yazısı da şöyle:

Peter Mansbridge @PeterMansbridge

“Hepimiz sosyal medyanın dünyanımızı değiştirdiğini biliyoruz ama Herkese Söyle, bu değişimin ne anlama geldiğini analiz etmek üzerine yapılan ilk ciddi deneme. Sokak protestolarından ilişkilere, haberlerin ele alınışından aradaki diğer her şeye, Alfred Hermida’nın büyüleyici yeni kitabı “Biz ne yarattık ve sayesinde daha iyi bir yerde miyiz?” sourusunu cevaplıyor. #bukitabıokumakisteyeceksiniz”

David Walmsley @WalmsleyGlobe
The Globe and Mail Genel Yayın Yönetmeni

“Herkese Söyle okuyucusuna çoğu insanın başdöndürücü ve kavranması zor kabul ettiği çevrenin içine girme şansını veriyor—sürekli evrilen medyanın kaos ve fırsatları arasındaki yansımaların ve bağlamın dünyasına. Hermida’nın çalışması çağlar boyu yapılan hataların kalıbını çıkarıyor ve hangi davranışların zamana direnebildiğine dair ipuçları veriyor. Kitabı yazarın ana ilgi alanı olan neden paylaşıyoruz ve bu neden önemli konusunu anlamada oldukça faydalı bir rehber olarak görüyorum.”

Margaret Heffernan @M_Heffernan
A Bigger Prize: We Can Do Better than the Competition kitabının yazarı

“Paylaşmak insan olmaktır. Bu gerçek o kadar bariz ki, çoğu zaman rekabetçi oyunlara ve bölgesel savunmacılığa kendimizi kaptırıp görmezden geliyoruz. Ama bir şirketi, takımı ya da aileyi yöneten kimsenin, işbirlikçi ve iletişimci içgüdülerimizi teşvik etmeden ve özgürleştirmeden başarılı olma şansı yok. Hermida bunu anlıyor ve yaptığımız ve inşa ettiğimiz her şeyde bunu görüyor. Teknoloji yeni olabilir ama mesaj daimi: Enformasyon —tıpkı güç gibi— etkisini en iyi paylaşıldığında gösterir.”

Michael Tippett @Mtippett
Hootsuite Labs, Yeni Ürünler Direktörü

“Alfred Hermida, Herkese Söyle kitabında kullanıcı tarafından üretilen içerik ve sosyal medya ile ters yüz edilen habercilik paradigmasını inceliyor. Araştırmaları bize post-internet döneminde en çok bozulmaya uğrayan endüstrilerden biri hakkında çok önemli içgörüler sunuyor. Haberleri günümüzde nasıl ürettiğimiz ve onlara nasıl eriştiğimiz konusunu önemseyen herkes için mutlaka okunması gereken bir kitap.”

Kristine Stewart @KristineStewart

“Artık herkesin parmaklarının ucunda ‘yayın yapmak’ için kendi forumlarına sahip olduğu bir çağda enformasyonun iletişiminin ve yayılımının nasıl değiştiğini kavrayan ve bunu akıcı bir şekilde anlatan bir bakış.”

Kent Bizim: 1970’lerden Günümüze Avrupa’da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler

Kent Bizim: 1970'lerden Günümüze Avrupa'da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler [The City Is Ours: Squatting and Autonomous Movements in Europe from the 1970s to the Present] - Kafka Kitap
Kent Bizim: 1970’lerden Günümüze Avrupa’da İşgalevcilik ve Otonom Hareketler [The City Is Ours: Squatting and Autonomous Movements in Europe from the 1970s to the Present] – Kafka Kitap
 İşgalevleri ve işgalevciler hareketi, belki de benim anarşist fikirlerle ve Avrupa’daki anarşist hareketlerle tanışmamda en büyük etkisi olan hareketlerdi. Henüz punk ve DIY kültürlerini yeni yeni tanıdığım zamanlarda, internette yaptığım araştırmalar beni Avrupa’daki işgalevlerine ve anarşist hareketlere götürmüştü. O zamandan bu yana da mümkün olduğunca bu hareketleri takip etmeye ve onlar hakkında okumaya devam ettim.

Elbette tüm bunları yaparken, bir gün Avrupa’da işgalevcilik ve otonom hareketler üzerine en kapsamlı eserlerden birisini Türkçe’ye kazandırmak gibi bir şansın elime geçeceğini tahmin bile etmezdim. Ancak bir şekilde bu gerçek oldu ve Kafka Kitap, “Kent Bizim” isimli kitabı benim çevirimle yayınlıyor. Türkçede işgalevciler ve işgalevcilik konusundaki en kapsamlı (ve yanlış hatırlamıyorsam ilk) kitap olacak olan “Kent Bizim”, Avrupa’daki birçok büyük şehirde işgalevciliğin ve işgalevlerinin nasıl geliştiğini, anarşist ve otonom hareketler başta olmak üzere politik atmosferi nasıl etkilediğini ve neden tüm bunların günümüzde çok daha önemli ve dikkate alınması gereken konular olduğunu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ben çevirimle, Barış Çoban da editörlüğüyle bunu mümkün olan en güzel şekilde sizlere aktarmak için çalıştık.

Eğer bu yazıyı 1 Haziran 2016’dan sonra okuyorsanız, kitabı şu anda kitabevlerinde ve online satış sitelerinde bulabilirsiniz. Kitabı internette satın alabileceğiniz yerlerin bir kısmının linkleri aşağıda.

Kitabın bir parçası olduğu “Alternatif Medya ve Toplumsal Hareketler” serisinin websitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca eğer Goodreads’i kullanıyorsanız, kitabın sayfası da burada.

Kitapla ilgili internette yazılmış olan kritikler ve diğer alakalı yazılarla ilgili linkleri de düzenli olarak derleyip aşağıya koyacağım.

Ayrıca blogumda ya da başka yerlerde kitapla veya konusuyla alakalı yazmış olduğum yazıları da aşağıda bulabilirsiniz.

Son olarak, kitabın konusu ve ele aldığı tarihin müzikle, özellikle de punk/hardcore/crust punk ile derin bir bağı var. Çeviri boyunca çoğu zaman bu müzikleri, özellikle de o ülkelerden ve işgalevlerinden grupları dinledim. Sizlere de okumanızda veya kendinizi kitaba hazırlamanızda yardımcı olması için ufak bir derleme yaptım. Onu da (çok yakında) aşağıda dinleyebilirsiniz.

[Burada müzik olacak.]

Kitabın arka kapak yazısı ise şu şekilde:

İşgalevciler ve otonom hareketler yaklaşık yarım yüzyıldır Avrupa’daki radikal siyasetin ön cephelerinde -kentsel dönüşüm ve soylulaştırma karşıtı mücadelelerden büyük çaplı barış ve çevre kampanyalarına ve kıtayı kasıp kavuran kemer sıkma politikalarına karşı protestolara kadar- mücadele etmektedir. Sekiz farklı şehirdeki yerel hareketlerin -Amsterdam ve Berlin gibi otonom ayaklanmaların meşhur başkentlerinin yanı sıra Poznan ve Atina gibi haklarında çok az bildiğimiz şehirlerin de- tarihini derleyen Kent Bizim, Avrupa’daki işgalevciliğin ve otonom hareketlerin geniş ve kompleks bir resmini çizmektedir. Her bölüm bir kente odaklanmakta, fotograflar ve illüstrasyonlar eşliğinde, o kentin temiz bir kronolojik anlatısını ve analizini sunmaktadır. Bölümler, bu hareketlerin tarihi içerisindeki en önemli olaylara ve gelişmelere odaklanmaktadır. Dahası, bu yerel hareketleri farklı kılan yanlarını ortaya çıkartmakta ve siyaset ve altkültür arasındaki ilişki, nesiller arası dönüşümler, çatışmalar ve şiddetin rolü ve politik taktiklerdeki değişimler gibi meseleleri de ele almaktadır. Tüm bölümler, akademik araştırmayla rahatça anlaşılabilir dili bir araya getiren, politik olarak aktif yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. En yeni sosyal hareketlerin tarihine ilgi duyan okuyucular, bu kitapta üzerine kafa yoracakları birçok şey bulacaktır. Katkıda bulunanlar Nazima Kadir, Gregor Kritidis, Claudio Cattaneo, Enrique Tudela, Alex Vasudevan, Needle Kolektifi ve the Bash Street Kids, René Karpantschof, Flemming Mikkelsen, Lucy Finchett-Maddock, Grzegorz Piotrowski ve Robert Foltin.

Bart van der Steen, Leiden Üniversitesi’nde tarih okuduktan sonra, 1980’lerde Amsterdam ve Hamburg’daki işgalevciler ve otonom hareket üzerine çalıştığı Floransa Avrupa Üniversite Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. 2012 yılında “Between Street Fight and Stadtguerrilla: The Autonomous Movement in Amsterdam and Hamburg During the 1980s” başlıklı doktora tezini bitirdi.

Ask Katzeff Kopenhag üniversitesinde okudu ve burada alternatif küreselleşme hareketlerinin siyaseti ve pratikleri üzerine uzmanlaştı. Kendisi akademik dergiler Arbejderhistorie ve Øjeblikket’in editörleri arasındadır ve bunun yanı sıra Kopenhag Üniversitesi’nde doktora araştırma görevlisi olarak çalışmakta ve çalışmalarının odağında 1970’lerden günümüze Avrupa’da kent gelişimi ve işgalevcilik arasındaki ilişki yer almaktadır.

Leendert van Hoogenhuijze Leiden Üniversitesi’nde tarih okudu ve yılda bir yayınlanan Flemenkçe sosyalist dergi Kritiek’in editörlerinden birisidir.

[Duyuru] Django Girls İstanbul’a Katılmak İçin Son 2 Gün

Django Girls atölyesi üçüncü kez İstanbul’da düzenlenecek. Kadın yazılımcılar gün boyunca bu yazılım atölyesinde üretecek.

Dünya çapında bir günlük yazılım atölyesi olarak gönüllü kadınlar tarafından örgütlenen Django Girls etkinliği Türkiye’de de dördüncü kez düzenlenecek. Atölye kapsamında Django ve Python programlama dilleri ile web sitesi sitesi yapılacak.

Kadınlara yönelik olarak düzenlenen, ücretsiz programlama atölyesi, bir Django Girls etkinliği. Django Girls; kadınları programlamaya teşvik etmek için tamamen gönüllüler tarafından yürütülen, dünya çapında, bir günlük yazılım atölyesi. Türkiye’de ilk defa kadinyazilimci.com, Garaj ve bir grup gönüllü ile birlikte 2015 Aralık ayında İstanbul’da gerçekleştirildi. Mart ayında ikinci Django Girls İstanbul etkinliği ve son olarak Nisan ayında Django Girls Eskişehir yapıldı.

Atölye düzenleyicileri “Kadından yazılımcı olmaz” klişesini yıkmaya kararlı. Atölye için yayınlanan çağrı metninde “Kadınlara programlamanın sanıldığı kadar zor olmadığını, yazılımcılığın bir erkek mesleği olmadığını ve bütün gün oturup kod yazmanın ne demek olduğunu gösterme konusunda kararlıyız” diyor.

Bir gün sürecek atölyede sıfırdan websitesi nasıl yapılır anlatılıyor. Django Girls tarafından hazırlanan rehbere uygun şekilde yapılan atölyede katılımcılar üçer kişilik gruplara ayrılıyor, her gruba bir mentör yön verip, yardımcı oluyor.

Atölyeye katılım için programlama bilmek ya da kadın olma zorunluluğu bulunmuyor. Atölyeye katılım 30 kişi ile sınırlı. Bu nedenle katılmak isteyen adayların 27 Nisan’a kadar başvuru formunu (https://djangogirls.org/istanbul/apply/) doldurup, göndermesi gerekiyor. 7 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek etkinliğin sponsoru ise SoftTech.

Django Girls İstanbul hakkında ayrıntılı bilgi almak için https://djangogirls.org/istanbul/ sitesini ve https://www.facebook.com/djangogirlsistanbul sayfasını ziyaret edebilir, @djangogirlsIst twitter adresini takip edebilirsiniz.

PS: Blogumun az çok bir takipçi kitlesi ve haber yayma gücü var ve bunu elimden geldiğince faydalı ve benim de dünya görüşüme uyan şeyleri yaymak için kulllanmak istiyorum. Eğer duyurmak istediğiniz şeyler varsa bana mail adresimden ulaşın, eğer bana ve bloguma uygunsa memnuniyetle yayınlarım.

On Newsletters

Don’t know if this is a real thing but I might be addicted to newsletters. Maybe it’s something about the format itself or it’s just I’m mostly following people I really enjoy reading pretty much everything they write. But there might be something more about it.

Something about the newsletters makes it more sincere, makes me want to read it without any interruption and with all focused on. Even some books can’t get that much attention from me.

My guess, it’s related to relationship newsletters creates between writer and the reader/follower. It’s not like a social network follow. I don’t want to miss any installment or any sentence. I asked the writer to send me these anytime they wrote something. And send it directly to me. I guess it feels more direct than anything else because we feel our inboxes are our most private zones online and inviting someone to access there anytime they want to share something with us feels different than anything else.

And it feels kind of free and open, like blogs. You can do anything you want, any way you want. No one can limit what you can do or kick you out just because you tried something. It makes people become more interested in newsletters because they think it’s something new (it’s not) and blogs are dead (it’s not).


I was experimenting with the newsletter format for some time in Turkish and one of my 2016 resolutions (which I kept in my notebook and, honestly, a bit lazy to turn it into a blog post) was use this format more actively. I want to see what can I do with this format. Also I really want to gain the habit of writing regularly and more (especially in English) so creating an English newsletter too seemed like a good idea.

If you can read Turkish, my regular newsletter called Tuhaf Gelecek is out every Sunday evening (according to Turkey’s timezone, GMT+2) and you can subscribe here: http://tinyletter.com/tuhafgelecek

And if you can read English, my English newsletter experiment Weird and Deadly Interesting is here: http://tinyletter.com/weirdanddeadlyinteresting Hoping to send the first episode in this month and hope to make it regular soon.


On the name “Weird and Deadly Interesting”: For some time, I was thinking about how to describe what I’m interested as a writer and couldn’t find any short description for it. I was not focused on couple topics that have marketable names. I’m always an interdiscipliner, needs a bit weird, after the really interesting and dangerous. I never liked splitting the world into pieces which everyone acts like they’re not touching each other. I wanted to see and write about the world, as a whole. And when I looked at the world with these eyes, this name describes what I see.

I first heard the “deadly interesting” from Bruce Sterling, at one of his talks. And it hit me like a lightning. Maybe it’s somehow related to where I live, where I’m looking the world from. But when I added this to weird, it really summed up the world from my eyes.

Anyway, if you’re interested in receiving my English newsletter you can click here and subscribe.


As a bonus, I want to recommend some of my favourite newsletters which definitely worth inviting them in to your inbox. With no particular order:

If you have a newsletter or know a newsletter that you think I might be interested, feel free to recommend via email or just post a comment below.


Updated at 18:05:
Latest Orbital Operations Warren sent while I was finishing this, reminded couple more newsletters I already subscribed and also had some really good recommendations which I subscribed immediately. I added those to the list above.

Sakin İnternet

Biraz sakinleşmeye ve buna bağlı olarak teknolojiyi ve interneti kullanma şeklime çeki düzen vermeye niyetlenmem aslında uzun bir zaman öncesine dayanıyor. Ama bunu yapmaya başlamak için yeterli motivasyonu bulmam biraz uzun sürdü.

“Calm Technology” akımını keşfettiğimden bu yana kafamın içinde dolanan fikirler vardı. Bunun üzerine internetin merkeziyetsizliğini koruma içgüdümü ve aslında internette kullandığımız birçok şeye başkalarının sahip olmasının getirdiği korkuyu da ekleyince kendimle ve çalışma düzenimle ilgili kimi değişiklikler yapmaya karar verdim. Elbette bir de son zamanlarda Warren Ellis’in bu konudaki fikirlerime destek çıkan şeyler yazmasının da motive olmamda katkısı var.

Elbette bu değişiklikleri tetikleyen en önemli şeylerden birisi de daha verimli çalışmak istemem. Kendim için sakin bir internet organize edip kontrolü ele alma ihtiyacı duyuyordum açıkcası. Diğer türlü başkalarının kontrolündeki sosyal ağların ve bitmek bilmeyen bir koşturmacanın içerisinde kayboluyormuşum hissini yaşamaya başlamıştım açıkcası. Özellikle Twitter gibi mecraların soluklanmaya hiç fırsat tanımayan ortamları darlamaya başlamıştı. Bu yüzden biraz kenara çekilip sakinleşmenin, bir nefes almanın iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Ayrıca yapmam gereken ve yapmak istediğim birçok iş birikmişken (hepsiyle ilgili haberler yakında) gerçekten farklı bir çalışma düzenine ihtiyacım olduğunu fark ettim.

Peki nasıl olacak bu? Daha doğrusu ne değişecek?

En başta, bundan sonra daha fazla yazacağım ama bu yazdıklarım Twitter gibi yerlerde değil, kendi mecralarımda olacak. Bunların başlıcaları:

Bunların yanı sıra kendime bir bilgi deposu da oluşturdum. Eskiden Tumblr’ı bu amaçla kullanıyordum ama hem organize etmesi ve içinde bir şeyler bulması kolay olduğundan, hem de gerçekten herşeyiyle benim kontrolümde olduğundan dolayı ayrı bir yere taşımaya karar verdim. Çünkü böyle konularda hiçbir şirkete güvenmeye gelmez. Eğer takip etmek ya da oraya neler yığdığımı görmek isterseniz kendisi burada ve üst menüdeki “A Weird Notebook” linkinde.

Ayrıca sosyal ağlarda kıyasla daha az zaman geçireceğim. Kimi şeyleri otomatiğe alacağım, yani hesaplarımdan her paylaşım olduğunda internet başında olmayabilirim. Elbette Twitter’da mentionları ve DM’leri takip ediyor olacağım ama yine de eğer bana ulaşmak isterseniz en sağlıklı yol email olacaktır. Bu konuda ihtiyacınız olan her türlü bilgiyi anasayfada bulabilirsiniz.


Uzun lafın kısası: Bundan sonra daha sakin internet kullanacağım; daha az gevezelik yapıp daha çok üreteceğim. Yukarıdaki linkler (özellikle blog ve newsletter) mutlaka takibe almanızı tavsiye edeceğim yerler.

Yeni Medya II. Kongresi’nin Ardından

Öncesinde duyurduğum gibi, 26-27 Şubat’ta Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşen Yeni Medya Kongresi’nde bir atölye ve bir bildiri sunumu gerçekleştirdim. Kongre son zamanlarda gördüğüm en başarılı etkinliklerden birisiydi ve organizasyon kesinlikle başarıyla tamamlandı diyebilirim. Bu yüzden emeği geçen herkese buradan bir kez daha teşekkür ederim.

Şimdi benim kongre ve sonrasında yaptıklarımdan paylaşılabilir olanları biraz gecikmeyle de olsa burada yayınlıyorum.

Her Şeyin İnterneti Atölyesi ve “Tuhaf Gelecek” Projesi

Atölyenin oldukça keyifli ve verimli geçtiğini düşünüyorum, umarım katılanlar için de bir o kadar faydalı ve keyifli olmuştur. Yukarıda atölyede başlıkları düzenlemek için kullandığım sunumu görebilirsiniz (ya da buraya tıklayarak). Ayrıca atölye sırasında atılan tweetleri görmek isterseniz buraya bakabilirsiniz.

Bu atölye aynı zamanda yeni kişisel projemin de başlangıcı oldu ve ilk duyurusunu bu atölyeyle gerçekleştirdim. Tuhaf Gelecek projesiyle ilgili detayları burada bulabilirsiniz.

“Robotun Gözü: Yeni Medyada Göz, Görme ve Görünmezlik” Bildirisi

Bu bildiri de aslında akademik çalışmalarımın şu ana kadar geldiği noktanın bir özeti oldu. Teknoloji felsefesi, zihin felsefesi ve bilgi felsefesi üzerinden çalışarak görme kavramı, yapay zeka ve internette göz/görünmezlik/gözetim üzerine yaptığım çalışmaların kısa bir özeti oldu.

Bu bildiride aynı zamanda internette görmeyi dört farklı biçime ayırmayı önerdim. Her ne kadar yakında tüm bildirilerin yer aldığı kitapta makalemin son hâli yayınlanacak olsa da, görme biçimleri önerimi ayrıca kısa bir makale olarak yazıp en kısa zamanda yayınlayacağım.

Yukarıda başlıkların yer aldığı sunum mevcut ancak çok da içime sinen bir şey değil. Bu yüzden konuyla ilgili makalenin kendisini (ve yazacağım kısa makaleyi) beklemenizi tavsiye ederim. Bildiri sunumu esnasında atılan tweetleri merak ediyorsanız onları da burada derledim.

Her iki etkinlikle ilgili her türlü sorunuzu, görüşünüzü ya da tartışmak istediğiniz her şey için bana çekinmeden ulaşabilirsiniz.

imc TV’de Medya Atlası Programı’nda Yeni Medya Kongresi

Bunların ardından, pazar akşamı imc tv’de yayınlanan Medya Atlası programında Alternatif Bilişim Derneği’ni temsilen Yeni Medya Kongresi’ni ve yeni medyanın günümüzdeki durumunu Kadir Has Üniversitesi’nden Perrin O. Emre ile birlikte konuk olarak konuştuk. Oldukça keyifli bir program olmuştu, eğer izleyemediyseniz buradaki linkten veya aşağıda izleyebilirsiniz.

Medya Atlası – Yeni Medya Konferansı (01 Mart… by imctv

National Security is Not An Excuse For Censorship and Surveillance

“If what we’re living through in this country is normal, we are all crazy.”

On my latest Global Voices article, I wrote about the latest censorship bill proposal and soon to be voted Security Bill in Turkey. I talked about what those bill could do and why and how Turkish government uses “national security” as an excuse for these.

The security bill proposed by AKP leaders looks scarier still, offering unprecedented powers to police and governors. The bill would authorize law enforcement to conduct telephone wiretapping for up to 48 hours without a warrant, authorizes police to arrest and detain anyone without a warrant up to 48 hours and stop and searches legal wherever police can find “reasonable doubt” of innocence.

Turkey Cites National Security as it Cranks Up Internet Controls | Global Voices

Yeni Medya Kongresi’nde “Her Şeyin İnterneti” Atölyesi

B1S_EGhIUAAFvm8

Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Yeni Medya Kongresi’ne hem bir bildiri sunarak hem de bir atölye düzenleyerek katılacağım.

Gözetim bölümünde sunacağım “Robotun Gözü: Yeni Medyada Göz, Görme ve Görünmezlik” isimli bildirimde internet, bilgisayar ve göz üzerine yaptığım ve hâlâ devam etmekte olan çalışmalarımdan bir kesiti ele alarak bu alan içerisinde görmeyi nasıl anlayabileceğimizi ve onu sınıflandırmanın mümkün olup olmadığı üzerinde durdum.

Bununla birlikte kongrenin ilk günü olan 26 Şubatta “Her Şeyin İnterneti: Internet of Things – Bilgisayar ve İnternetin Geleceği Üzerine” başlığıyla bir atölye gerçekleştireceğim. Atölyenin duyuru metni şöyle:

İnternetin geçirdiği gelişim belki de insanlık tarihinin gördüğü en hızlı teknolojik ilerlemelerden birisi. 1980-90’ların “bilgi süper-otobanı”, “dijital ütopyası”, 2000’lerin “Web 2.0″ı ve “Yeni Medya”sıydı. Bilgisayarlar ve internet ile her geçen gün gücümüzün ve gelişimin sınırlarını zorladık ve daha ne kadar ileriye gidebileceğimizi görmeye çalıştık.

Şimdiyse yeni bir eşiğe doğru yaklaşıyoruz. Internet of Things (Şeylerin İnterneti), internetin ve bilgisayarların bildiğimiz tanımlarının ötesine geçişimizin adı olacağa benziyor. Artık bilgisayarları kullandığımız birçok aletin içerisine yerleştirebiliyor hatta kendi bedenimize bile ekliyoruz. Akıllı arabalar ile bilgisayarlar ile ulaşımımızı sağlamaya başladık ve yakında akıllı evler ile birbirine bağlı bir grup bilgisayarın içerisinde yaşayacağız. Eskiden bilimkurgunun konusu olan tüm bu teknolojilerin büyük bir kısmı artık gerçek, geri kalanlar ise çok yakında gerçek olacak.

Bir gelecek şoku yaşamamak ve hazırlıksız yakalanmamak için tüm bunları takip etmek ve üzerine düşünmek gerekiyor. Karşımızda nelerin olduğunu, yakın gelecekte nelerle karşı karşıya olacağımızı, bunların olumlu ve olumsuz yanlarını, çözeceği ve karşımıza çıkaracağı yeni sorunların üzerine şimdiden düşünmemiz gerekiyor. Özetle, internetin ve bilgisayarların geçirdiği bu evrimin ne anlama geldiğini çözmemiz gerekiyor.

Bu konuşma, internetin ve bilgisayarların yakın geçmişinden ve Internet of Things’in doğuşundan başlayarak olası yakın gelecekleri ele almayı, Internet of Things’in anlamını ve yakın gelecekte hangi anlamlara gelebileceğini, bazı temel sorulara cevap vermeyi ve birçok yeni soru sormayı amaçlıyor.

Bunun teorik bir atölye olacağını ve amacının yakın geleceğe dair düşünmeye, strateji geliştirmeye ve kurgular yaratmaya yönelik olduğunu belirtmemde fayda var. Bu iki saat boyunca birçok farklı alan üzerine konuşacak ve konuya mümkün olduğunca farklı açılardan bakacağız. Tüm bunların hem dünya genelinde hem de Türkiye özelinde nasıl sonuçları olabileceğini, yakın gelecekte nelerle karşılaşabileceğimizi göstermeye çalışacağım.

Kongre programına buradan, atölyelerin programına da buradan ulaşabilirsiniz. Kongreye katılım için websitesinden kayıt olmak dışında herhangi bir şey yapmanız gerekmiyor, atölye için kişi sınırımız olmasa da duyuru sayfasındaki mail adresi yoluyla kayıt yaptırmanız tavsiyemdir.

The Week of Internet and Its Politics (or Where I’m This Week)

internet-ungovernance-forum

After a kinda lazy summer, September begins so fast and busy. The week begins tomorrow (September 1st) comes with lots of events, meetings and surprises. It’s mostly because of Internet Governance Forum 2014 will be held in Istanbul this week.

So, what am I going to do this week? Other than my personal jobs and non-public events, here’s my programme:

  • At September 1st, APC, Tactical Tech and World Wide Web Foundation going to make an event called Disco-tech. This event will focus on censorship and circumvention tactics and I’m going to give a speech at there. You can find details about this event here.
  • At September 2nd, 3rd and morning of 4th, I will be at IGF. I’ll mostly wander around, visit booths and look for people to meet and talk. But also I’ll join couple of panels at there.
  • First one is The Freedom Online Coalition Open Forum – Protecting Human Rights Online at September 3rd, 16:30. I’ll focus on situation in Turkey and talk about it. It’s an open forum, so feel free to visit.
  • Second one is Crowdsourcing a Magna Carta for ‘The Web We Want’ at September 4th, 11:00, which is organized by Web We Want. I hope this will be a very productive panel.
  • After finishing the panel at September 4th, I’ll leave IGF and go to our event, Internet Ungovernance Forum. This event is the main reason why I am so excited about this week. There will be lots of amazing panel, workshop; a lot of beautiful, smart and great people will visit and there are some surprises. Hoping that I (and we) will meet and connect with lots of people. So if you’re interested about what you saw on the website or I’m doing, you should come to IUF.

So, this is the calendar. If you’ll be one (or all) of these, feel free to say hello. I really want to meet and chat everyone I can. Also you can follow me on Twitter to see where I’m on specific time.

Even though I am not very optimist about the IGF itself, other events and people coming here makes me think that we will finish this week feeling happy and hopeful.

My First Article at Global Voices

Good news, everyone! I’ve joined the Global Voices.

I’ll be one of the contributors from Turkey. I’m planning to focus on my main interests such as censorship, surveillance, freedom of speech and digital activism in Turkey. Not sure how frequently I’ll write but I’ll do my best to cover every story happens in here that’s part of my interests.

My first story is published today. I’ve looked to situation of Turkey’s media on upcoming elections and of course how they are censoring candidates who isn’t Erdoğan. I want to say “hope you’ll like it” but things I wrote is not really likable.

Also if you saw the thumbnail photo but couldn’t find the original version on Global Voices article, I’ve embedded below and also uploaded it on Flickr. I took the photo yesterday and it’s licensed under CC and feel free to use if you liked it.

He's Everywhere

Turkey’s “Penguin” Media not Giving Opposition Candidates a Peak | Global Voices Online