Aynı Kafa Ama Daha Vahşi ‘2005 New Orleans – 2011 Van’

INTRO

Benzer politik görüşler, benzer düşünceler her nerede olurlarsa olsunlar benzer sonuçları yaratırlar. Her ne olursa olsun fırsatlarını asla kaçırmazlar. Ve saldıracak bir nokta, ‘düşman’ı ezecek bir boşluk yakaladıkları zaman geriye hiçbir şey bırakmazlar. Bunu zaten hepimiz biliyoruz ancak mesele bilmek değil, bunun ne kadar acımasız ve vahşice bir noktaya gidebildiğinin de farkında olmak ve bunu ifşa edebilmek.

Her ne kadar buralarda durum daha da acımasız ilerlese de aslında politik arenada benzer saflarda ilerleyen iki insanın benzer iki olay karşısında ne yaptıklarını biraz gözünüze sokmak istiyorum.

BENZER VAHŞİLİK

Bir yana 2005 yılında ABD’yi koyalım; Katrina Kasırgası sonrasında devletin New Orleans’taki afro-amerikanlara karşı vurdumduymaz, umursamaz tavrını. Diğer tarafa da 2011 yılındaki TC’yi; Van depremi sonrasında Van’a karşı tavırlarına, yardım etmedikleri gibi hem bunu gizlemeye hem de ötesine geçerek gidecek yardımlara da müdahele etmeye çalışmalarını. Dışarıdan gelecek yardımların önünü kesişlerini.

Benzer noktalar çok; rahat tavırları, umursamazlıkları, beceriksizlikleri… Ve bunların hepsini yüzsüzce ve gururla yapıyor olmaları. Bu nokta açıkcası çok da şaşırtmıyor beni. Texas’lı Bush’la, Kasımpaşa’lı Tayyip’in çok da farklı hareket etmelerini elbette beklemek komik olurdu. Ancak insanlık dediğimiz şey ne olursa olsun bu durum karşısında ses çıkartmayı gerektiriyor -en azından öyle olması lazım-. ABD’de bu duruma karşı “Bush Doesn’t Care About Black People” şeklinde başlayan kampanyalar, gazetelerdeki, TVlerdeki yazılar, programlarla bunun acımasızca ifşası yapılmıştı ve bu konuda oldukça zor duruma sokulmuştu Bush ve tayfası. Zaten kopma da buradan itibaren başlıyor…

KOPUŞ NOKTASI

Aslında çok bariz bir nokta bu bahsettiğim, ABD’de bu durumdan sorumlu olanlar -yani ‘redneck’ denilen tayfa- ciddi bir şekilde azınlığa düşürülmüş ve ciddiye bile alınmayan bir grup haline getirilmiş. Biz de ise aynı ismi verebileceğimiz tavır halkın büyük bir kesimini kapsıyor ve medyadan, sokaklara kadar her yeri ele geçirmiş durumda çok uzun zamandır. Bu yüzden de bu tavır çok daha büyük bir yüzsüzlükle, acımasızlıkla ve arkasına devasa bir destek alarak ilerleyebiliyor.

Nasıl mı destek alıyor peki? Medya bu konuda haber basmıyor, yazmıyor, konuşmuyor; ABD’de bunu ancak FOX ve birkaç yerel kanal yapar ancak. Halk sosyal medyadan tutun da yardım paketlerinde yaptığı adiliklerle bunun daha da güçlenmesini sağlıyor; yiyorsa redneckler ABD’de denesin öyle bir paket göndermeyi. Oradaki vali, yardımlarını geç yapmakla ve geciktirmekle kalmayıp, iktidara yalakalık adına oradaki halkın kendi iradesini yok sayıp önüne engel koymaya çalışıyor. vs vs vs…

Aslında mesele fazlasıyla benzer ancak sorun buradaki zihinlerin yapısıyla daha da acı verici bir hal alıyor olması. Buradaki zihinler buna karşı durmaktansa, ateşi krüklemeyi yeğliyor ve bunu çok da iyi beceriyorlar. Onların bu kadar rahat olması ise zaten acı çeken insanların acısını arttırmaktan da başka bir işe yaramıyor.

KAPANIŞ

Eğer bugün iktidar dilediğince bir deprem bölgesine işkence yapabiliyorsa, oradaki yardımları hem legal hem de yığınların dedikodu güçleriyle geciktirip azalttırabiliyorsa ve buna rağmen Katrina sonrası Bush’un düştüğü korku halini yaşamıyorsa; bugün Müge Anlı gibileri hâlâ gururla TVye çıkma basiretsizliğini gösterebiliyorsa -başka bir ülkede olsa başına neler gelebileceğine dair yığınla örnek var-; bugün tüm bunlar sırf o bölgede Kürtler çoğunlukta diye oluyorsa üstüne üstlük -tıpkı New Orleans’ta zenciler çoğunlukta diye benzer muamele yapıldığı gibi- ve kimse de bundan utanmıyorsa bunun suçunu hastalıklı yığınlardan başka bir yerde aramak aptallık olur.

Leave a Reply