Bir Süredir Yapmak İstediğim Ama Adını Koyamadığım Değişim: Ahimsa Online

Son birkaç haftadır kendimi zehirlenmiş gibi hissediyorum. Ve bu böyle bir kez olup bitmiş değil, sanki sürekli temas hâlindeyim ve arada bir ve kısa süreliğine kurtulabiliyorum bu zehrin etkisinden. Sürekli yorgun ve yıpranmış hissediyorum, normalde zevk aldığım birçok şeyi yapmak bile istemediğim ya da zoraki yaptığım zamanlar oluyor. Kimi zaman böyle kısa süreler geçiriyordum ama bir süredir olağanlaşmaya ve bezdirmeye başladı.

Bunu kökünden çözmeye ve kendimi bundan kurtarmaya karar verdiğimdeyse durumun aslında bayağı ciddi olduğunu görmeye başladım. Buna benim sebep olduğum noktalar da vardı elbette, agresif ve tepkisel oluşum ve buna sebep olan bazı daha temel şeyler gibi. Göki’yle zaman zaman yaptığımız sohbetlerde bunlardan bahsediyordu. Ben kendimi içeriden göremediğim için kimi zaman parçaları birleştirmekte zorlanıyordum ama konuştuklarımızı bir arada düşünüp bir de bu zehirlenmiş hâlimi üzerine ekleyince çok daha iyi anlıyorum ne demek istediğini.

Elbette bu zehirlenmişlik tek başına bununla alakalı değil ve özellikle son zamanlarda bunu yoğun bir şekilde hissediyor olmamın asıl sebebi de sayılmaz. Bunlar sadece onun kalıcı olmasına neden oluyor. Asıl sebep şu an içinde bulunduğumuz toksik toplum ve histeri hâli. Hepimizi zehirliyor ve biz bunu durdurmak yerine daha da hızlı yayılsın diye elimizden geleni yapıyoruz.

Bir düşünün, en son ne zaman gündeme dair herhangi bir konuda kavga etmeden, birilerine hakaret edip saldırmadan ya da saldırıya uğramadan bir diyaloga girebildiniz? Ya da internette farklı düşünen iki insan arasında kavgayla bitmeyen ya da laf dalaşına dönüşmeyen bir diyalog denk geldi mi son zamanlarda? İnternette yeterince troll olma heveslisi yokmuş gibi bir de tüm varlığını başkalarına ‘laf sokmak’ üzerinden kuran sözüm ona aktivist, politik tiplere, çakma entellektüellere denk gelmeyeniniz var mı?

Tüm bunların üzerine bir de benim hiç umursamamam gerekirken bunları önemsemem ve üzerine de agresifliğim gelince kaçınılmaz olarak yıpranıyorum. Sağlıklı bilgi edinmek, insan gibi diyalog kurmak yerine aptalca durumlara maruz kalıyorum, sinirlerim yıpranıyor. Bir de bunların üzerine herkesin sürekli acelesi varmış gibi davranıp hiç üzerine düşünmeden, otomatiğe bağlamış şekilde sürekli kelime kusması da eklenince akıl sağlığımı yitirecek gibi hissediyorum.

Kısacası, agresiflikten, nefretten ve refleksten ibaret ortam beni boğuyor. Katlanamıyorum, kaçmak istiyorum. Herkesin kendisini haklı ve üstün, geri kalanları geri zekalı ve düşman gördüğü bu ortamda sağlıklı bir şeyler üretilebilmesi imkansız gibi geliyor.

İlk zamanlarda “Nerelisin?” sorusuna “İnternetten” diyebilecek kadar çok sevdiğim ve önemsediğim yerden şu an kaçmak, saklanmak ister hâle geldim. Ve tüm bunlar, interneti kullanan herkesin, hepimizin suçu. Hiç birimiz diğerinden daha az suçlu değiliz. Burayı aptalca bir savaş alanına çevirdik. Karşımızda diyalog kurduğumuz kişilerin insan olduğunu unuttuk, sanki hiç bitmeyen bir Counter Strike turnuvasındaymış gibi davranıp acımasızca saldırmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz. Umarsızca salladığımız o kelimelerin birilerini incitebileceğini ya da kendimizin de incinebileceğini unutmuşuz belli ki.


Özellikle son birkaç gündür internette özel iletişim yolları dışında mümkün olduğunca pasif olmaya çalışmamın sebebi de bunlardı aslında. Çünkü ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Sanki bu bataklık asla kurumayacak ve ben de dahil herkesi içine çekecek gibi hissediyordum. Bir süre tüm hesaplarımı gizli moda almayı bile düşündüm. Evim saydığım internetten kaçmak istedim.

Sonra bu sabah kalktığımda Quinn’in (Norton) yeni bir yazı yazdığını gördüm. “Ahimsa Online” başlığıyla. Hemen her yazısını keyif alarak okuduğum için düşünmeden tıkladım. Ve bir solukta bitirdim. Çünkü kendi kendime sorduğum sorular için harika bir cevap önerisiyle gelmişti.

Benim gibi daha önce duymamış olanlar için Ahimsa, en basit anlamıyla “kimsenin incinmesine sebep olma, hiçbir şeye zarar verme” demek ve Hinduizm ve Budizm’de önemli yeri olan kurallardan birisi.

Bundan sonra benim de hayatımın en önemli kurallarından birisi olacak Ahimsa. Ne zaman agresifleşeceğimi hissedersem kendime bunu hatırlatacağım. Refleks tepkiler vermeden önce birkaç kez düşüneceğim, karşımdaki kişi beni incitmek için çabalasa da onların da insan olduğunu aklımdan çıkarmayacağım. Ne olursa olsun, karşımdaki kişi ne kadar saldırgan olursa olsun, sakin ve anlayışlı şekilde karşılık vereceğim.

Çünkü bu anlamsız öfkeye, laf dalaşlarına ve kavgalara girmenin bana sadece zararı oluyor. Hiçbir işe yaramayan bu anlamsız eylemlerle kendimi yıpratmaktan, bitap düşmekten ve vaktimi harcamaktan bıktım. İnsan gibi yaşamak ve bunu her zaman yapmak istiyorum. Daha sakin, anlayışlı ve huzurlu bir şekilde yaşamanın hepimiz için mümkün olduğunu biliyorum. Sadece diğeri daha kolay ve tanıdık geliyor, bir de o kavgaları kazanmanın verdiği keyiften vazgeçememek var.

Ama ben tüm bunları arkamda bırakmak istiyorum. Bu yüzden de tüm agresifliğimden ve reflekslerimden arınmak ve bundan sonra internette asla bir kavgaya girmeden hayatıma devam etmek için Quinn’in anlattığı deneye ben de katılıyorum. Çünkü sakin ve düşünerek hareket etmediğimiz için şu an hiçbir şeyi çözemediğimiz aptal bir noktadayız.

Ben tüm bunlara karşı sakinliği ve Ahimsa’yı seçiyorum bundan sonra.

İnsanlık Kendimizi Avuttuğumuz Bir Masal Sadece

Loren Elva haklı, böyle bir ülkede iyi olamayız, olmamamız lazım. Ama güçlü olmalı, önümüzdeki gerçekleri görüp var gücümüzle yolumuza devam etmeliyiz. Bunun için iyi olmaya ya da masallara ihtiyacımız yok.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bir bombalı saldırının ardından devlet oraya ambulanstan önce TOMA gönderiyor. Önümüze düşen ilk haberler oradaki insanların durumu değil, saldırıyı kutlayanların mesajları oluyor. Saldırının ardından ilk sorumlular olarak saldırıya uğrayanlar gösterilmeye çalışıyor. Üzerine açıktan yaptıkları kutlamalar yetmezmiş gibi bunu saldırıya uğrayan insanlara karşı bir saldırı ve politika malzemesi olarak kullanmaya çalışan siyasetçiler görüyoruz.

Eskiden olsa tüm bunlar benim sinirlerimin alt üst olmasına, şaşırmama ve daha birçok tepki vermeme neden olurdu. Böyle şeyler çok etkilerdi beni. Çünkü eskiden ‘insanlık’ denen o masala inanıyordum ben de. Kimsenin gerçekten kötü olamayacağı, herkesin içinde iyilik olduğu, bir gün her şeyin çok güzel olacağı falan filan. Bu ülke sayesinde bunların hepsinden umudumu keseli bayağı bir zaman oldu.

Çünkü artık insana, insan olmaya o kadar kutsal anlamlar yüklemiyorum. Hepimiz evrimde sadece birkaç adım ileri gitmeyi becermiş bir yığın etiz. Dürüst olayım, iyi ki de bunların birer masal olduğunu görmüşüm diyorum. Bunu kabul ettikten sonra insan gerçekten birçok gereksiz şeyi gözünün önünden çekip olayların önemli kısmına bakmayı becerebiliyor.

Örneğin Cemil Barlas’ın şu ana kadar kırk kez nefret suçundan dolayı mahkemelik olmuş olması gerekiyordu. Hiçbir yerin ona yazı yazma, hatta ağzını açma izni bile vermemesi gerekiyordu. Ama yaşadığımız ülke sağolsun, kendisi önemli bir analist zannediliyor.

Ya da Devlet Bahçeli. İlk fırsatta o milliyetçi öfkesini kusmak, o akla mantığa sığmayan komplo teorilerini sıralamak ve kimsenin acısını umursamadan (sorsak ona da ‘sözde acı’ der) o insanları suçlamak için fırsat kollayan bir siyasetçi. Eğer o insanlık dediğimiz masal gerçek olsaydı, Bahçeli’nin şu an partisiyle birlikte meclise girebilmesi söz konusu dahi olamazdı.

Eğer insanlık masalına inanıyor olsaydım tüm bunları kabul etmesi, anlamlandırması çok daha zor olacaktı. Bana daha fazla zarar verebilecek, beni gerçekten güçsüz düşürebileceklerdi bu nefretleriyle. Çünkü insanlık beni tüm bu nefrete, bu acımasızlara karşı savunmasız bırakıyordu.

Bunlar gibi yüzlercesi, binlercesi önemli yerlerdeler. Ülkeyi yönetiyor, ‘önemli konumlarda’ oturuyorlar. Medyayı kontrol ediyor, manşetleri belirliyor, insanları besliyorlar bu nefretle. Sonra sokakta, internette, aklımıza gelebilecek her yerde karşımıza çıkıyor. Bu nefret, bu acımasızlık bir toplumsal hastalık belki de. Öldüren, yaralayan, insanlara fiziksel ve psikolojik zararlar veren ve yayılması durdurulamayan bir virüs.


Zor gelse de, tüm bunları kabullenmemiz, bu gerçeklere göre hareket etmemiz gerekiyor. Türkiye’de siyasetin bir numaralı aracının nefret olduğunu, tarihi boyunca da bundan çok da farklı bir yerde durmadığını aklımızdan çıkarmadan hareket etmemiz gerekiyor. Siyasetçilerin onlarca yıldır topluma da bu hastalıklarını bulaştırmak için ellerinden geleni yaptıklarını ve maalesef zaman zaman çok başarılı olabildiklerini unutmamamız gerekiyor. Yaşadığımız ülke, bize optimistliği ve iyi niyetliliği yasaklıyor. Bu hastalığı içselleştirmiş insanlar güce sahip ve onlar bu hastalıkla çürüyerek yok olmak istiyorlar.

Eğer onların yaptıklarından daha farklı bir şey gerçekleştirmek istiyorsak, bu nefret döngüsünün, bu hastalıklı yapının bir parçası olmamak için uğraşmamız gerekiyor. Çünkü nefret ve onunla yola çıkan hiç kimse bir şey üretemedi, üretemez de. Çünkü nefret üretmek için değil, mevcut olanı korumak ve farklı olanı yok etmek için var olan bir duygudur. Onunla hareket etmeye çalışmak ya da onunla hareket edenlerin kurduğu bir oyuna girmek, oyundaki herkesin kayda değer hiçbir şey üretemeden yok olması demektir.

Loren Elva haklı, böyle bir ülkede iyi olamayız, olmamamız lazım. Ama güçlü olmalı, önümüzdeki gerçekleri görüp var gücümüzle yolumuza devam etmeliyiz. Bunun için iyi olmaya ya da masallara ihtiyacımız yok. Biz iyi oldukça, masallarla kendimizi avuttukça daha fazla acı çekiyoruz, daha çok öldürülüyoruz.


Bu insanların bu kadar rahat olamamasını istiyorsak onların bizleri etkilemesine izin vermemekle başlayacağız. Onlara karşı her türlü kalkanımızı geçireceğiz ve onların her saldırısının boşa düşmesini sağlayacağız. Gerektiğinde gereken cevaplar elbette verilmeli ama tüm enerjimiz ve vaktimiz nefret kusanlarla tükenmemeli. Onlar bizim enerjimizi sömürdükçe, bizlerin umutlarını yedikçe güçleniyor. Onları güçsüz bırakmanın yolu bizden hiçbir şey alamamalarını sağlamak.

Çünkü onların bizden aldığı enerjiyi ve zamanı kullanmamız gereken çok daha önemli yerler var. Yapmamız gereken çok şey, yetişmemiz gereken çok yer var. Eğer zamanımızı ve enerjimizi onlar sömürürse bize hayal ettiklerimizi gerçekleştirecek hiçbir şey kalmaz. Onlar bizden istediklerini alamadıkça güçsüzleşecek, biz onlara kaptırmadığımız zamanlarımızda çok daha fazlasını gerçekleştireceğiz.


Bu söylediklerimin neye, ne kadar etkisi olur bilemiyorum. Ülkede her geçen gün yaşadıklarımızın, üzerimize kusulan nefretin bizlerde hiç enerji bırakmadığının ve çoğumuzu lanet bir umutsuzluğa sürüklediğinin de farkındayım. Her ne kadar umut verecek şeyler yazmayı istesem de kimi zaman yazdıklarıma kendimi bile ikna etmekte zorlanıyorum.

Yine de, bu nefret hastalığından ve bunları saçanlardan kurtulmak için bir şeyler yapmak gerektiğinin de farkındayım. O yüzden bu yazıyı herkes için olduğu kadar kendim için de yazdım. Çünkü dünyayı biraz olsun güzelleştirmek için çabalayan insanları öldürecek ve bunun üzerinden hadsizleşecek kadar kendini bilmez insanlar varsa, hiç değilse o güzel insanlar için bizlerin devam edebilmesi lazım. Belki insanlık diye bir şey yok ama hâlâ bir sürü güzel insan var bu dünyada.

[Where is Ahmet] Investigative Journalism Conference, July 22, Istanbul

davet1

Transparency International Turkey is organizing “Investigative Journalism Conference” in Istanbul at July 22nd. I’ll be participating in this conference as the co-spokesperson and senior editor of Jiyan, Turkish online news-analysis website.

I’ll be talking at the part named “An Alternative to Traditional/Mainstream Media: Internet Journalism” and will talk about how internet gives new powers and abilities to journalists, how internet journalism and internet itself powers up freedom of speech and what Jiyan does and will do in that perspective.

Conference will be in Turkish but will translate the text later for publishing in here or maybe in Jiyan too. Conference program can be found in here.

Hope to see you all there.


Şeffaflık Derneği Türkiye’nin organize ettiği “Araştırmacı Gazetecilik Konferansı”, 22 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleşecek. Ben de bu konferansa Jiyan’ın eşsözcüsü ve editörü olarak katılıyorum.

Konferansın “Geleneksel / Ana-Akım Medyaya Yeni Bir Alternatif: İnternet Haberciliği” kısmına katkı sunacağım ve burada internetin gazetecilere sağladığı yeni yeteneklerden ve güçlerden, internet gzeteciliğinin ve internetin kendisinin ifade özgürlüğünü nasıl güçlendirdiğinden ve tüm bunların içerisinde Jiyan’ın konumundan, yaptıklarından ve yapacaklarından bahsedeceğim.

Konferansın programına buradan ulaşabilirsiniz.

Hepinizi orada görmek dileğiyle.

Özgür Hocamın Ardından…

Bugün Özgür Uçkan’ın, Özgür hocamın ölüm haberini aldığım andan bu yana elim sürekli klavyeye uzanıyor ve öyle kalıyordu. Bir şeyler yazmak istiyordum ama ne diyeceğimi, nereden başlayacağımı bilemiyordum. Öyle zor ki hakkında bir şeyler yazmak, ardından bir şeyler söylemek.


Kendisi tanışıp bir şeyler paylaşma şansına sahip olduğum en güzel insanlardan birisiydi. Birikimiyle, ürettikleriyle kendisine daima hayran bırakırdı. Alçakgönüllü ve kibar tavırlarının yanında ilkelerinden asla taviz vermeyen duruşu ise eminim birçok insanın kendisini böyle sevmesinin, saygı duymasının en büyük sebebiydi.

(Hakkında daha çok şey anlatılabilir ama Erkan Saka ve İsmail Hakkı Polat hocalarım birçoğunu benden daha güzel anlatmışlar.)

Yaptığı tüm şeylerin yanında, birçok insanın hayatına kişisel olarak değmiş, onlara yol göstermiş ve akıl hocalığı da yapmıştı Özgür hocam. Hiçbir zaman derslerine girmemiş olsam da kendisine hocam olarak hitap etmemin de asıl sebebi budur. Kendisi bana akıl hocası oldu ve bugün yaptıklarımda ve yapmak istediklerimde asla küçümseyemeyeceğim bir katkısı var.

Kendisiyle ilk tanıştığım zamanlarda henüz ne yapmak istediğini çok da bilmeyen bir felsefe öğrencisiydim. İlgilendiğim farklı farklı birçok alan vardı ama bunların hepsi bana çok uzak, asla bir araya gelmeyecek şeyler gibi görünüyordu. Ancak Özgür hocamla tanıştıktan sonra onun felsefe, sanat ve teknoloji arasında nasıl bağlar kurduğunu gördüm. İnterdisipliner çalışmanın nasıl bir şey olduğunu ve bu dağıtıklık ve çeşitlilikle nasıl önemli şeylere ulaşılabileceğini kendisinden öğrendim.

Neler yapmak istediğim ve nelerle ilgilendiğim hakkında konuştuktan sonraysa bana daima yardım etti. Nerelere bakmam gerektiğini, nasıl yollar izleyebileceğimi gösterdi. Şu anda ilgilendiğim birçok alanla, beslendiğim birçok kaynakla kendisi sayesinde tanıştım.

Bunun yanı sıra Alternatif Bilişim Derneği’ne üye olmamı, bir dijital aktivist olmamı da sağlayan kendisiydi. Bir anlamda bugüne kadar yaptığım ve bundan sonra da bir aktivist olarak yapacağım hemen her şeyde onun da katkısı var.

Ve belki de hepsinden önemlisi, kendisi sayesinde sayamayacağım kadar çok güzel insanla tanıştım. Kendisi birbirinden bağımsız bir şeyler üretmeye çalışan ve aslında bir araya geldiğinde çok daha güzel işler gerçekleştirebilecek insanları bulma ve bir araya getirme konusunda inanılmaz bir yeteneğe sahipti.


Özgür hocanın Türkiye’deki felsefe, sanat ve teknoloji çevrelerinde bıraktığı izin ve ilhamın ne kadar büyük olduğunu tarif etmek mümkün değil. Kendisi Türkiye’deki internet kültürünün temel taşlarından birisiydi. Benim gibi birçok insana ilham verdi ve onları bir şeyler üretmeye, çalışmaya teşvik etti. Her ne kadar kendisi artık yanımızda olup yeni fikirler veremeyecek olsa da, bugünden sonra yapacağımız birçok şeyde yine onun izi ve etkisi olacak.

Özgür hocamın anısını böyle yaşatmayı planlıyorum. Öğrencisi olmaktan daima gurur duyacağım Özgür hocama en çok yakışanın da bu olacağını düşünüyorum. Daha fazla üretmek ve daha fazla mücadele etmek. Göçebe bilginin yolculuğuna devam etmesini sağlamak.

NSA’in Google’ı: XKEYSCORE

Snowden belgelerinin tüm dünyaya yayılmasını sağlayan gazeteci Glenn Greenwald’un da kurucuları arasında olduğu haber sitesi The Intercept, bugün NSA’in en büyük projelerinden birisi olan XKEYSCORE hakkında 48 yeni gizli belge ve bunlar üzerine oldukça önemli bir analiz yayınladı.

The Intercept’in yayınladığı belgeler geçmişten 2013 yılına kadar geliyor ve hem XKEYSCORE isimli sistemin nasıl çalıştığını hem de hangi amaçlarla kullanıldığını ve kullanılabileceğini açık bir biçimde gösteriyor. Ortaya çıkan manzara ise kesinlikle korkutucu. NSA, topladığı tüm özel verileri rahatça analiz edip kullanabilmek için kendi Google’ını kurmuş demek, abartılı bir benzetme olmayacaktır.

XKEYSCORE Nedir?

XKEYSCORE, adını ilk kez 2013 yılında Guardian’ın yayınladığı Snowden belgelerinde duyduğumuz bir NSA projesi. Bu projenin amacı, internette istihbarat amacıyla kullanılabilecek her türlü bilgiyi toplayan, organize eden ve analistlerin gerek duyduklarında Google’da arama yapar gibi bu bilgilere ulaşabilecekleri bir altyapı oluşturmak. Belgelerden görüldüğü kadarıyla da bu proje büyük anlamda başarıya ulaşmış.

Belgelerden görülebildiği kadarıyla, XKEYSCORE sistemine bağlı olarak 700’den fazla sunucu bulunmakta ve bunlar dünyanın farklı noktalarına yayılmış durumda. Bu kaynak noktalardan bir kısmı Japonya, Avustralya, İngiltere gibi diğer devletler tarafından yönetilmekte; diğerleriyse ağırlıklı olarak CIA’in kontrolünde bulunmakta. Bu sunucuların hepsi, fiber optik kablolar üzerinden topladıkları verileri NSA’in ABD’deki analistlerine istedikleri her an ulaştırabilme kapasitesine sahip.

XKEYSCORE, internet üzerinden birçok farklı veriyi toplayabilme ve organize edebilme kapasitesine sahip. Yalnızca normal internet trafiklerini toplamakla kalmıyor, bunun yanı sıra VoIP görüşmelerini (Skype vb.), akıllı telefonunuzun sızdırabileceği her türlü veriyi, websitelerinin hakkınızda topladığı analiz bilgilerini (çerezler, analytics verileri vb.), sosyal medya profillerinizi ve hatta yeterince güvenli korunmuyorsa kişisel mesajlaşmalarınızı ve şifrelerinizi bile toplayabilmekte ve bunları organize ederek istedikleri herkesin profilini oluşturabilmekte.

Sistem birçok anlamda Google ve Facebook büyük internet şirketlerinin kullandığı profilleme sistemlerine benzemekte, hatta onların topladığı verileri de alıp kullanmakta. Ancak NSA bununla yetinmiyor ve çalabildiği her türlü özel veriyi de toplayarak veritabanının bir parçası hâline getiriyor.

XKEYSCORE’un kapasitesi ve yöntemleri yalnızca bilgileri toplama ve arşivleme ile sınırlı değil. Tüm bunların yanında bunları kullanarak kolayca istedikleri mail hesaplarını, forum hesaplarını veya benzerlerini hackleyebildikleri de belgelerde öne çıkan detaylar arasında. Üstelik bunu ne kadar ‘kullanıcı dostu’ bir şekilde yapabildiklerini ve herhangi birinin bu programları kullanmayı öğrenmesinin bir haftadan kısa sürebileceğini de söylüyorlar.

Bu sistem, yalnızca NSA ve ABD devleti tarafından kullanılmıyor. ABD’nin istihbarat ortağı olan “Beş Göz Devletleri”; İngiltere, Avustralya, Yeni Zellanda ve Kanada da tüm bu verilere erişebilme ve ihtiyaç duyduklarında kullanabilme yeteneğine sahip.

İllüstrasyon: Blue Delliquanti ve David Axe Kaynak: The Intercept

XKEYSCORE’un Kapasitesi ve Şu Ana Kadar Yaptıkları

Belgelerden görülebildiği kadarıyla, XKEYSCORE sistemi 2009 yılından bu yana kullanımda ve mevcut en güncel belge 2013 yılına ait. 2009 yılındaki bir belgeye göre, 700’den fazla yerden toplanan verilerin hepsi sunuculara aktarılmakta ve bu verilerin hepsi ortalama 5 gün, metadatalarıysa 45 güne kadar tutulmakta. Ancak muhtemelen önemli görülen veya sistemde bir yere oturtulabilen veriler bundan çok daha uzun süre sunucularda saklanıyor.

Bu sistem bilindiği kadarıyla ABD dışında tüm dünyadan veri toplama ve analiz etme yetkisine sahip. Sistemi kullanan analistler her ne kadar ABD içerisindeki internet trafiğinde de bunu kullanabiliyor olsalar da, bundan kaçınmaları için özel olarak eğitiliyorlar.

Bu sistemi kullanarak yapılanlara dair her ne kadar kesin bilgiler olmasa da, ilginç kimi örnekler mevcut. Bunlardan en ilgi çekici olanı, Nisan 2013’te ABD Başkanı Barack Obama’nın bu sistemin mail trafiklerini okuma özelliğini kullanarak Ban Ki-Moon ile yapacağı görüşme öncesi onun neler konuşmayı planladığını öğrenmesi. BM Genel Sekreteri’ne karşı bile böyle bir şey yapılabildiğini düşünecek olursak, bu sistemin başka hangi amaçlarla kullanılmış olabileceğini tahmin etmek çok da zor olmayacaktır.

Bir diğer belge de bu sistemi kullanarak herhangi birisinin mail hesabına giriş bilgilerini çalmanın ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. İlginç bir şekilde sunumda kullanılan örnek, İran hükümetine bağlı domainlere giriş yapanların hesap bilgilerini çalmak için ayarlanmış.

Belgelerde sistemin hangi amaçlarla kullanılabileceğini anlatan örneklerin bir sonu yok. Bu sistem hacker forumlarını takip etmekten, diğer ülkelerin istihbarat sistemlerinin neleri araştırdığını öğrenmeye; sizin parolalarınızı kullanarak kim olduğunuzu öğrenmekten, bir ülkedeki tüm açığa sahip cihazları tespit etmeye kadar birçok farklı amaçla kullanılabilmekte.


Her ne kadar NSA, The Intercept’e yaptığı açıklamada bu sistemi sadece “belirlenmiş hedeflere” karşı kullandığını ve hepsinin ABD yasalarına uygun olduğunu söylese de; hiçbir şekilde sınırlanmamış ve herhangi bir kontrol mekanizmasına sahip olmayan bu sistemin keyfi ya da gizli olarak birçok farklı amaçla kullanılabileceği ortada. Beş Büyük Devletin ve en başta NSA’in elinde böyle tehlikeli bir silahın bulunması, hem dünyadaki diğer devletlere hem de biz normal vatandaşlara karşı çok büyük bir tehdit.

Kaynaklar

The Intercept’in detaylı makalesine buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca The Intercept’in yayınladığı belgelerin arşivine de buradan bakabilirsiniz.

Yazarın Notu: The Intercept’in XKEYSCORE üzerine ikinci bir makalesi daha yayınlanacak. Bu sırada biz de belgeleri daha detaylı bir şekilde inceleyeceğiz ve bir devam makalesi daha yayınlayacağız.

A Personal Take on Turkey Elections: Hopeful But Really Tired

“I can rest, finally!”

To be honest, this was my first thought when my brain started working at June 8th. I was feeling tired, worn out. And still feel the same. My guess is the elections affected a lot of people living in here similarly.

Yes, I’m also an digital activist, including lots of other things I’m doing. But politics, especially daily politics in Turkey is nothing but a total mess. It’s not my area, I can’t fit in. I can comment or report some basic news but I’m not doing it with joy. It felt like a duty, I have to spread (translate) what’s going on in here. It was an abrasive experience, just like last two months in Turkey.

Especially in May, politics seized everyone’s life in here. I don’t know about other people, but it was unbearable for me. Lots of meaningless fights on media, roaring election vans and booths everywhere. I was able to see stress around me. There was no place to hide from it. And it was blocking you to do anything else or even think about anything else.

It felt like there was no end.


But finally, election is over. I know that there are lots of political uncertainty and these will probably continue at least for couple of months. But even though I feel more hopeful about the future of Turkey, I don’t have any more power to follow this much anymore.

I have my own interests, things I enjoy following and arguing. Things I wanted to write, create. There are lots of things I have to handle in my life. But my brain was blocked, mesmerized by the elections and now I feel like it’s filled with nothing but crap. I have to clean all of the junk and I have to take a lot of things back from where I left weeks ago.

Of course I will follow what’s going on, but as long as it’s not about technology, internet, censorship, surveillance and freedom of speech; I want to be a follower, not a commentator. I feel like I don’t have enough power for any other stuff for now.

I might write another blog post soon to what I’m planning to do in near future, what my plans for summer. But for now that’s all I want to say.


In case you’re wondering my takes on the election results, there will be an detailed post on Global Voices, collecting all Turkey authors’ comments on that. I wrote my general opinion and I guess most of it will be included. I’ll link it here. But shortly: I’m mostly happy with the outcome, like Louis Fishman said, hope is the real winner of this election. I’m just hoping that ‘the hope’ will stay in the air and we can start long-term changes in here. Otherwise, some groups (some already started to work on that) will do everything to wipe out hope to get their power back. I hope Turkey won’t let that happen.

[Read] Rapture of the Nerds

rotn-cd-cs

Rapture of the Nerds – Cory Doctorow, Charlie Stross

If you’re a science-fiction writer and you want to write about Singularity, you have to know how people and civilization works. If you don’t, your story doesn’t mean much and it’ll be impossible to read. Thankfully, both Doctorow and Stross knows this very well, plus, they have a very good sense of humor.

Other than making sense at technical level and telling their story beautifully, those two points at the paragraph above makes this novel a perfect one. If you’re interested in technological singularity fiction and you want to read something ‘absurd’ but makes a lot sense (like Douglas Adams’ ‘The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’ books), you have to read this.

RotN captures the current situation of our civilization and gives us a very plausible possible future with technological singularity. If you read the book and laughing at the “plausible” part, just think about it. Do you think a civilization messed up like this one (don’t get me wrong, I love our civilization but we have to accept that) can do better than that? For me, RotN build on a very realistic ground and this is the main reason why story seems absurd at first glance.

If you want a clue about the book, just look at this quote:

As you can see, the genome of the said item is chimeric and shows signs of crude tampering, but it’s largely derived from Drosophilia, Mus musculus, and a twenty-first-century situationist artist or politician Sarah Palin.

Or this:

“Turns out we gotta prepare the way for holy war in cyberspace,” Sam says. Huw boggles. “Cyberspace? Who even says ‘cyberspace’ anymore?” “The Prophet, that’s who,” Doc says.

You can find a lot more like these in the book. Go get it. (Buy or Download CC licensed version.)