#WikiLeaks – Assange ya da Snowden: Sızıntı Gazeteciliğinde Yöntem Üzerine

Sızıntı gazeteciliği, en basit tabiriyle mevcut ekonomik ve siyasi sistemlerdeki hiyerarşinin bilginin gücüyle sarsılması ve yeterince güçlü darbeler vurulabilirse yerle bir edilebilmesini amaçlamaktadır. Günümüzdeki her türlü siyasi ve ekonomik yapı (devletler ve şirketler) en temelde kendilerini kontrol ettikleri bilgi miktarıyla, yani sırlarıyla ayakta tutarlar. Bu sırların ele geçirilmesi ve bu bilginin sağladığı güç ile kontrol altında tutulan insanların da erişebileceği noktaya indirilmesi, bu gücün zayıflatılması ve bu yapılara zarar verilmesi demektir.

Bu şekilde ele alındığında, sızıntı gazeteciliği ve sızıntı yapmak (whistleblower olmak) aktivist bir eylem olarak da görülebilir. Mevcut yapıyı sarsan, onu kendisine çeki düzen vermeye ya da yıkılmaya zorlayan eylemlerde bulunmaktır sızdırmak. Devletler ve şirketler söz konusu olduğunda sırlar en büyük sermaye ve en güçlü silah hâline gelir.

Bu noktada süregelen en büyük tartışmalardan birisi de bu sırların ne şekilde kullanılması gerektiğidir. Yani sızıntı gazeteciliğinde yöntem tartışmasıdır. Bu tartışmayı konuşurken herkes için daha anlaşılır olması adına günümüzde oldukça meşhur olan iki örnek üzerinden ilerleyeceğim: Wikileaks ve Snowden sızıntıları. Bu iki örnek hem günümüzde sızıntı gazeteciliğinin ne kadar güçlü araçlar olabileceklerini hem de bunun nasıl birbirinden farklı iki şekilde gerçekleştirilebileceğini de çok güzel özetlemektedir.


Günümüzde sızıntı gazeteciliği dediğimizde ilk akla gelen kurum Wikileaks. Assange’ın başını çektiği ve işinin uzmanı olan bir ekipten oluşan Wikileaks, internetin ve bilgisayar teknolojilerinin gücünü kullanarak devletlerin ve şirketlerin sırlarını ortaya çıkartarak onları şeffaflığa zorlayan bir gazetecilik yapmayı amaçlamıştı. Şifrepunk (cypherpunk) kültürünün içinden gelen Assange’ın sağladığı teknik imkanlar ve onun ideolojik tutumundan ciddi bir biçimde etkilenen Wikileaks, hem sırları ifşa etmek isteyenlere güvenli yollar sağlamış hem de bunların yayılması için ellerinden gelen her yolu kullanmıştır ve kullanmaya da devam ediyor.

Wikileaks’in sızıntı gazeteciliğine dair en önemli özelliklerden birisi, ellerindeki belgeleri minimum editöryal müdahaleden geçirmeleri. Bunun temel sebebi ise Wikileaks’in öncelikli amaçlarından birisi o sırların nasıl okunabileceğini söylemek yerine, mümkün olan en açık hâliyle mümkün olduğunca yayılmasını sağlamak olması. Bu bağlamda sızıntı gazeteciliğinde Wikileaks yöntemi için öncelik saf verinin mümkün olduğunca çok kişi tarafından erişilebilir olması.

Bununla birlikte Wikileaks için yayınlanamayacak bir belge de söz konusu değil. Yani ellerine gelen herhangi bir belgeyi yaratabileceği sonuçlar ya da ifşa ettiği konu bağlamında ele alarak yayınlayıp yayınlamamaya karar vermiyorlar (ya da en azından bize öyle söylüyorlar). Bunu da yine devletleri ve şirketleri şeffaflaşmaya zorlamak bağlamında düşünmek mümkün. Onlara “Sizin sakladığınız sırrın ne olduğunun önemi yok, hepsini yayınlarız” mesajı verilmek de isteniyor.

Bu ikisi ve Wikileaks’in belgelerini yayma ve duyurma biçimlerine bakıldığında Wikileaks’in daha ‘saldırgan’ bir sızıntı gazeteciliği yöntemini benimsediğini söyleyebiliriz. Bu yöntemin en belirgin özelliği ve genellikle en çok eleştirilen yanı da bu ‘saldırganlığın’ başkalarına zarar verebilme ihtimalidir. Yani devletin bir kurumuyla ilgili sızan bir bilginin o konuyla alakalı birilerinin hayatını tehlikeye atabilmesi gibi. Ancak bunun politik olarak sıkıntılı bir savunma olduğunu da göz önünde bulundurmak lazım: Eğer bilinmesi birilerinin hayatını riske sokacaksa bu eylemler neden en başta gerçekleştirildi?


İkincisi ise Snowden sızıntıları ve Glenn Greenwald ve Snowden’ın bu sızıntıları yayma konusunda izledikleri yötem. 2013 Haziran’ında eski NSA çalışanı Edward Snowden’ın Guardian muhabiri Glenn Greenwald ve Laura Poitras aracılığıyla sızdırmaya başladığı ve hâlâ devam eden bu sızıntılar, başta NSA olmak üzere ‘Beş Göz Ülkeleri’ (Five Eyes Countries) olarak anılan ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zellanda istihbarat birimlerinin internet ve diğer bilişim teknolojileri üzerinden tüm dünyayı gözetleyebilmek için neler yaptıklarını ve yapabileceklerini öğrenmemizi sağladı.

Bu sızıntıların yayınlanma süreciyle ilgili en çok tartışılan şey belgelerin editöryal bir süreçten geçirilerek ve bölüm bölüm yayınlanması olmuştu. Greenwald bunu hem profesyonel bir gazeteci gibi tüm verileri detaylıca inceleyerek yapmak istediğini ve kimseyi tehlikeye atmak istemediğini (bkz. yukarıdaki Wikileaks eleştirisi) hem de bölüm bölüm yayınlarak ilgiyi sürekli bu sızıntılarda tutmak istediğini söylemişti. Bu konuyla ilgili sorularda Snowden da benzer görüşler belirtti. Yani bu yöntemin birincil özelliği verilerin daha özenli bir incelemeden geçirilerek gerektiğinde editöryal müdahalelerde bulunulması ve gazetecilik etiğinin sırların ifşasından yukarıya konulması.

Bu yöntemin bir diğer önemli yanı da verilerin çıplak bırakılmamasına dikkat edilmesi. Yani her veri yanında onu açıklayan ve geri kalan her şeyle bağlantı içerisinde kalmasını sağlayan açıklamalar ve makalelerle birlikte servis ediliyor. Bu sayede verilerin ulaşabileceği kitlenin de artması ve onların konuyla ilgili daha fazla bilgiye sahip olabilmesi amaçlanıyor.

Bu yönteme dair en önemli eleştiri, yukarıda bahsettiğim gibi verilerin asla tamamının yayınlandığından emin olunup olunamayacağı. Bu elbette veriyi sızdıranların ve bu sızıntıyı yayınlayanların insiyatifinde olan bir durum. Ancak birçok farklı kesimden Greenwald ve Snowden’a saf verilerin tamamının yayınlanması için ciddi bir baskı da oldu, zaman zaman da bu isteğin tekrarlandığını görüyoruz.


Peki sızıntı gazeteciliği için hangi yöntemin daha iyi veya daha etkili olduğuna karar vermek mümkün mü? Kişisel görüşüm bu sorunun asl herkes tarafından kabul edilebilecek bir cevabının olamayacağından yana. Çünkü burada gazeteciden sızıntıyı gerçekleştirene, editörden okuyucuya kadar herkesin farklı dünya görüşleri ve istekleri devreye giriyor.

Wikileaks’in agresif ve “sonuçları ne olursa olsun sırlar ifşa edilmeli” tavrı birçokları için haklı olarak çok cezbedici görünebilir. Ancak bu tavrın zaman zaman yarardan çok zarara da sebep olabilmesi mümkün. Olası bir istenmeyen sonuç konunun tamamen sızıntıdan uzaklaşmasına neden olabilir. Ya da verilerin aşırı saf kalması birçok kişi için o verilerin anlamsız bir yığına dönüşmesine ya da insanların yığın içerisinde asla aradığını bulamamasına neden olabilir. Ancak “Colleteral Murder” gibi sızıntılarda verinin direkt olarak yayınlanmasının daha etkili ve güçlü bir yöntem olduğunu da deneyimledik.

Snowden sızıntısında da en önemli sıkıntı verilerin kimi zaman eksik kalmasıydı. NSA’in kimi operasyonlarına dair sunumların tamamının olmaması ya da kimi yerlerinin önlem amaçlı sansürlenmiş olması, aslında en çok ihtiyaç duyabileceğimiz verilere erişemememize sebep oldu. Böyle bir durumda neyin riskli ya da neyin sansürlenmesi gerektiğine karar veren ikincil bir elin olması yeni sırların doğmasına sebebiyet verebilir. Bu da ciddi sıkıntılar ve gazeteciler için güvenilirlik sorununun ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca verileri bölüm bölüm yayınlayarak ilginin sürekli bunlarda olması amaçlanmış olsa da gün geçtikçe etkileyiciliğin yitirilmesine ve bir tür kanıksama hâline girilmesine neden olduğunu da gördük.

Sonuç olarak sızıntı gazeteciliği için yöntemin belirlenmesi tamamen eldeki veriye ve onun yayınlanacağı koşullara bağlı demek mümkün. Elinizdeki verilerin hangi yöntemle daha etkili olabileceği, yani yöntemin eldeki sızıntıya hizmet ediyor olması en önemli mesele. Buna karar verebilmek için de gazetecinin elindeki sızıntıları gerçekten iyi bir şekilde anlaması ve onun neye ihtiyaç duyduğunu iyi okuyabilmesi gerekiyor. Elbette bir de kendisini tek bir yönteme adamadan, her iki yöntemi de iyi bir şekilde çalışıp gerektiğinde ikisini de kullanabilecek esnekliğe ve güce sahip olması.

Güvenli Mesajlaşmak İçin Yeni Yolumuz Tor Messenger ve Başlangıç Rehberi

(Jiyan.org 24 Ekim’den bu yana sansürlü. Bu yüzden Jiyan için hazırladığım bu rehberi sansürü aşamayan arkadaşlarımız için buradan da yayınlıyorum. Eğer sansürü aşabiliyorsanız Jiyan’daki versiyonu da burada.)

Tor Project‘i artık Türkiye’de internet kullanıcısı olup da duymayanımız kalmamıştır sanırım. Bizleri sansürden ve internet trafiğimizin izlenmesinden koruyan Tor Browser Bundle’ları ile hepimizin gözdesi oldular. Şimdi aynı ekipten güvenli ve şifreli olarak mesajlaşmamızı sağlayan yeni bir uygulama geldi: Tor Messenger.

Tor Messenger, bizlere Tor Browser’ın verdiği kolaylıkla, birçok farklı mesajlaşma sistemini kullanarak mesajlaşma imkanını sağlıyor. İçerisinde tüm mesajlaşmlarınızı otomatik olarak şifreleyen OTR (Off-the-Record) eklentisiyle gelmesinin yanı sıra, tıpkı Tor Browser gibi tüm internet trafiğinizi de Tor sunucularından geçiriyor ve bu sayede metadata sızıntısı ihtimalini de minimuma düşürüyor.

Eğer daha önce Pidgin, Adium vb. chat programlarını kullandıysanız ve OTR eklentisinin nasıl çalıştığını biliyorsanız, tek yapmanız gereken buradan Tor Messenger’ı indirip kullanmaya başlamak. Eğer bilmiyorsanız yazıya devam edin ve 5 dakikada siz de öğrenip güvenli ve şifreli bir biçimde mesajlaşmaya başlayın.

KURULUM

Tor Browser’da olduğu gibi, Tor Messenger’ı da kurmak oldukça basit. İlk yapmanız gereken buradan kullandığınız işletim sistemi için Tor Messenger’ı indirmek. Ardından:

  • Linux kullanıyorsanız .tar.xz dosyasının içindekileri kullanmak istediğiniz herhangi bir yere çıkartın (Masaüstü gibi),
  • OS X kullanıyorsanız .dmg dosyasının içerisindeki uygulamayı kendi bilgisayarınızın harddiskinde tercih ettiğiniz bir yere çıkartın,
  • Windows kullanıyorsanız da .exe dosyasını çalıştırın.

Kurulum bu kadar. Artık Tor Messenger kullanıma hazır.

HESAP AÇMAK / HESAP EKLEMEK

Selection_029

Tor Messenger’da birçok farklı mesajlaşma yolunu kullanmanız mümkün. Bunların arasında Google, Yahoo ve Facebook gibi birçoğunuzun bildiklerinin yanı sıra XMPP gibi seçenekler de mevcut. Bunlardan hangisini kullanmak istediğinizi seçip onunla giriş yapmanız yeterli.

NOT: Eğer Google hesabınızda 2 Aşamalı Doğrulama (2 Factor Authentication) aktifse [ki kesinlikle olmalı] hesap ayarlarınıza girip Tor Messenger için özel bir parola oluşturmanız lazım.

Eğer Tor Messenger için yeni bir hesap oluşturmak isterseniz, XMPP (eski adıyla Jabber) kullanmanızı tavsiye ederim. Burada da size aşama aşama bunu nasıl yapacağınızı göstereceğim. Buna örnek olması için de Jiyan için bir XMPP hesabı açacağız.

XMPP hesabınızı açmak istediğiniz sunucu çok önemli. Gerçekten güvenilir ve sizi tehlikeye atmayacak bir sunucu seçmenizde fayda var. Tecrübelerim RiseUp‘ın sağladığı XMPP sunucularının (bir RiseUp hesabı gerekiyor) ve Calyx Institute’un XMPP sunucularının en sağlıklı çalışanlar olduğunu gösterdi. Bunun yanı sıra isterseniz buradaki listeden de bir sunucu seçebilirsiniz.

Selection_030

Jiyan için Calyx Institute üzerinden bir hesap açacağız. Bunu yapmak için de sadece Tor Messenger’da yeni bir XMPP hesabı ekle kısmında kullanıcı adımızı seçmemiz ve “Server” kısmına: jabber.calyxinstitute.org adresini eklememiz yeterli.

Selection_031

Tor Messenger halihazırda tüm trafiğinizi Tor sunucularından yönlendiriyor ama daha da sıkı önlem almak isterseniz ve kullandığınız sunucu da bunu sağlıyorsa .onion sunucu adresini de eklemenizi tavsiye ederim. Ekran görüntüsündeki kısımda “Server” kısmına eklediğim Calyx Institute’un XMPP için kurduğu .onion sunucusunun adresi bulunmakta.

Hesabınızı oluşturduktan/ekledikten sonra bağlan demeniz ve hesabınıza giriş yapmanız yeterli. Eğer daha önce hesabınızı kullandıysanız kişi listeniz görünecektir ama ilk kez hesap oluşturduysanız doğal olarak bomboş bir listeyle karşı karşıya kalacaksınız. Arkadaşlarınızı ve konuşmak istediğiniz kişileri ekleyip güvenli bir şekilde muhabbete başlamadan önce yapmamız gereken son bir şey var: OTR parmakizimizi oluşturmak.

OTR PARMAKİZİ YARATMAK

Tor Messenger gerçekten güvenli bir şekilde mesajlaşabilmeniz için OTR (Off-the-Record) ile şifrelenmemiş hiçbir mesajı göndermenize izin vermez. OTR, uzun zamandır chat şifrelemesi için kullanılan bir sistem ve hem bilgisayarlarınızda (Pidgin, Adium vb.) hem de mobilde (ChatSecure) kullanabileceğiniz bir şey. Yani arkadaşlarınız mobil olsa bile onlarla OTR’ın sağlayacağı güvenlikle sohbet etmeniz mümkün.

Selection_034

Bunun için önce “Tools” kısmından “Add-Ons”u seçmeniz ve ardından “cryptes-otr” eklentisinin Preferences butonuna tıklamanız gerek.

Selection_035

Daha önce hiç OTR parmakizi oluşturmadığınız için hesap adınızın bulunduğu yerin altında “Generate” butonunu göreceksiniz. Buna tıklayıp bir süre bekleyin, bazen parmakizi oluşturmak biraz vakit alabiliyor.

Selection_036

İşlem tamamlandığında aynı yerde sizin için oluşturulan özel parmakizinizi göreceksiniz. Bu parmakizini çevrenizdekilerle paylaşarak, sizinle mesajlaşırken sizin gerçekten siz olup olmadığınızı doğrulama şansı verebilirsiniz.

GÜVENLİ SOHBET BAŞLATMAK

Selection_033

Bundan sonra yapacağımız tek şey konuşmak istediğimiz insanları eklemek ve güvenli sohbetlerimizi başlatmak. Bir kişi eklemek için de tek yapmanız gereken “File” menüsünden “Add Contact” butonuna tıklamak ve konuşmak istediğiniz kişinin adresini yazmak.

Selection_041

Tor Messenger sizin şifresiz olarak mesajlaşmanıza izin vermiyor. (Bunu ayarlardan değiştirebilirsiniz ama tavsiye etmiyorum.) Bu yüzden her konuşma başlattığınızda karşılıklı olarak birbirinizin kimliğini onaylamanızı ister. Bu sayede şifreli konuşmaya başlamadan önce karşınızdaki insanın gerçekten o olup olmadığından emin olmanızı sağlıyor. Bunu yapmak için ise size üç yol veriyor.

Selection_037

İlki soru ve cevap (question and answer) yolu. Burada karşınızdaki kişiyle daha önce kararlaştırdığınız bir soruyu ve cevabı birbirinize sorarak karşınızdakinin kimliğini doğrulayabilirsiniz. Eğer böyle bir belirleme yapmadıysanız yalnızca o kişinin bilebileceğini düşündüğünüz bir soruyu da sorabilirsiniz.

Selection_038

İkincisi ortak sır (shared secret) belirlemek. Burada ise daha önce belirlediğiniz bir kelimeyi ve cümleyi birlikte yazarak gerçekten o kişinin karşınızdaki kişi olduğunu doğrulamanızı sağlıyor.

Selection_039

Üçüncüsü ise parmakizlerinizi karşılaştırmak ve bu şekilde doğrulamak. Bunun için ya önceden birbirinize bu bilgiyi vermiş olmanız, ya sadece sizin kontrol ettiğiniz bir yere parmakizinizi koymak (kişisel siteniz gibi) ya da güvenli bir iletişim yoluyla birbirinize okumak (Signal Messenger, PGP email ya da telefon gibi).

Bunlardan sizin için kolay olanı yaptıktan ve karşınızdakinin gerçekten konuşmak istediğiniz insan olduğuna emin olduktan sonra tek yapmanız gereken sohbete başlamak.


Hepsi bu kadar. Sadece 5 dakikada güvenli ve isterseniz de anonim olarak internetten mesajlaşmanız mümkün. Bu yolla iletişim kurmak isteyenler için aşağıda benim ve Jiyan’ın XMPP adresleri ve OTR parmakizleri mevcut.

Ahmet A. Sabancı
ahmetasabanci@riseup.net
OTR Parmakizi: A6F9FFAC 129635FB AE9A3CC1 2BD642A6 778C903F
Jiyan'ın Sesi
jiyaninsesi@jabber.calyxinstitute.org
OTR Parmakizi: 9762561F 5D76302D F6907F76 0B81A008 DAEDA281

Bir Seçim için Değil, Masalların Ötesi için Mücadele

Eğer bir şeylerin değişmesi, dönüşmesiyse amaç; muhalefet edenin önceliği hedef kişi ve kurumlar olmamalı bu noktadan sonra. Amaç bu masalın kendisini yıkıp arkasında sakladığı gerçekleri görünür kılmak olmalı. Çünkü bu oyunun dışına çıkmayı, akıllarımızı ondan kurtarmayı beceremediğimiz sürece yaklaşan tehlikelerden kaçış mümkün görünmüyor.

1 Kasım gecesinden bu yana yüzlerce yorum yapıldı. Klişelere sığınanlar da oldu bir gecede dönüşüm geçirenler de. Gerçekten önemli noktaların farkına varanlar da vardı aralarında tamamen mevzuyu kaçırmış olanlar da. Ancak açık olan bir şey varsa, o da kimi temel noktaları en baştan ele almak gerektiği.

Burada kalkıp günlerdir hakkında kırk takla attırılan “Nasıl oldu da oldu?” sorusu üzerine kurgular yapmayacağım. Olay gayet basit, hemen hepimiz de farkındayız ama kabullenmekten korkuyoruz. 7 Haziran’da Burhan Kuzu’nun yazdığı “Millet kaosu seçti” tweetinden tutun da Davutoğlu’nun “Beyaz Toroslar geri döner ha!” sözlerine kadar AKP oy veren önemli bir kesimi nasıl tekrar kontrol altına alabileceğinin çok da iyi bir şekilde farkında olduğunu gösterdi. O dalga geçilen, önemsiz görünen istikrar vaatlerinin aslında birçok insanın istediği tek şey olduğunun farkındaydılar. Üzerine Suruç, Ankara ve diğer birçok şeyin de gelmesiyle bu sözlerinin altını doldurdular ve sonuca ulaşmayı başardılar.

Bir yandan dengesizliği, şiddeti ve korkuyu körüklerken diğer yandan huzur ve istikrar vaat etmenin işe yarayan bir yöntem olduğunu bir kez daha gördük. Özellikle de basının ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı, otoriterliğin normalleştiği bir ülkede fazlasıyla işe yarayacağı da belliydi aslında. Bunu yığınların aptallığına, mazoşistliğe falan bağlamaya da gerek yok. Bunun sebebi ortalama bir seçmenin daha geniş çaplı bir şekilde düşünmek için imkânlarının elinden alınmış olması ve bu noktada onlara daha fazla imkân sağlaması gereken ve sesini duyurma gücü olanların böyle ucuz muhabbetleri tercih ediyor olması. Bir de çoğunluk seçmenin gündelik hayatını o ya da bu şekilde devam ettirebilmeyi birçok şeyin önünde görmesi.


Ülkenin neredeyse yüz yıldır süregelen bir siyasi geleneği var ve bu, eğitim sistemi başta olmak üzere mümkün olan her yolla herkesin zihnine kazınmaya çalışıyor: komplo teorileri. ‘Büyük oyunlar’, ‘iç ve dış mihraklar’, ‘hainler’ bu yüzden siyasi literatürden bir türlü atılamıyor. Siyasetçiler ve ‘usta analistler’ için de kullanması kolay olduğundan her fırsatta bunlara sarılınıyor. Zaten biraz dikkatli bakarsanız en çok oy alan üç partinin tezlerinin de hemen hemen aynı komplo teorisinin farklı yorumlarından ibaret olduğunu görmek zor değil. AKP bunu insanların zihninde en iyi şekilde kalacak şekilde anlatmanın yolunu bulduğu için de ülkenin yarısından oy alabildi.

Zaten on yıllardır bu hikâyelerle korkutulan seçmenin 7 Haziran’dan sonra daha da korkup istikrar istemesi için her şey yapıldı ve başarılı olundu. Herkesin el birliğiyle kurduğu bu korku sistemini en iyi şekilde manipüle eden parti tekrar iktidarı eline almayı başardı.

Ortadaki tek ‘büyük oyun’ bu korku oyunu. Önce bunu ve bunun koca bir masal olduğunu, ardından da bu oyunun tek amacının mevcut ekonomik ve siyasi sistemin sürekliliğini sağlamak olduğunu kabul edelim.

Peki, sonra ne yapacağız?


Adaletsizliklere, eşitsizliklere ve yanlışlara dair verdiğimiz bütün mücadelelerin asıl odağını bu oyuna çevireceğiz.

Bu oyunun dışına çıkmak ve bu oyunu oynamak istemeyenler için kaçış yolları açmak gerekiyor. Bu seçimin bir numarası olan ‘istikrar’ın, aslında yaklaşan büyük dengesizliğin üstünü örtmek için uydurulan bir kılıf olduğunu ve sadece yaklaşan tüm ‘istikrarsızlıkların’ biraz daha geç ama daha da büyüyerek gelmesine yardımcı olmak olduğunu göstermek gerekiyor.

Neoliberal otoriterlik, postkapitalizm ya da ne derseniz deyin, bu masal her geçen gün parça parça dağılıyor. Dengesizlik bir sistem yavaş yavaş, acı çekerek bozuluyor. İstikrar edebiyatı ise sadece bu bozulma sürecini biraz daha uzatmaya, bunu gizlemeye çalışıyor. Bu sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın problemi ama biz göz yummaya devam ediyoruz.

Bu masal öyle bir akıl tutulmasına sebep olmuş ki; ötesini düşünmeye, bu oyundan dışarı çıkmaya ihtimal bile vermiyoruz. Oysa yapmamız gereken tek şey bu.

Bu oyunun getirdiği tüm adaletsizlikleri, tüm bozulmaları ve tüm sorunları görmezden geliyoruz. Çünkü görmezden gelmesek; bunun için başka şeyleri suçlamak yerine, içinde bulunduğumuz oyunun kuralları olduğunu görebilirdik. Yaklaşan felaketleri görmezden gelmeyi bırakıp bir şeyler yapmaya başlayabilirdik.

Ve aslında bir noktada başladığımızı söylemek de mümkün. Her ne kadar komik ve dünyadan habersiz görünen analizlerle HDP üzerine konuşanlar olsa da HDP’nin 5 milyondan fazla oyu buna bir işaret. Çünkü şu anda mecliste bulunan dört partiden sadece o, bu oyunun farkında ve öyle ya da böyle şekilde bu masalı yıkmak için bir şeyler söylemeye çalışıyor.


Eğer bir şeylerin değişmesi, dönüşmesiyse amaç; muhalefet edenin öncelikli hedefi kişi ve kurumlar olmamalı bu noktadan sonra. Amaç bu masalın kendisini yıkıp arkasında sakladığı gerçekleri görünür kılmak olmalı. Çünkü yaklaşan asıl tehlike bu. Masal zayıfladığının farkında ve insanları içinde tutabilmek için her yolu mübah görüyor. Ve bu kişi ve kurumların tek derdi, kendilerine konfor sağlayan bu masalı korumak.

Bunu ne ucuz siyasi analizler ne anketörler ne de bu oyunun sevdalısı politikacılar itiraf eder. Bu yüzden oyunla derdi olmayanlardan medet ummayı bırakmak gerekiyor. Oyunla derdi olanların, onun gerçeklerini açığa çıkarmanın peşinde olanların ne söylediğine bakmak, onların sesini yükseltmek ve söylediklerinin anlaşılır hâle gelmesini sağlamak gerekiyor.

Çünkü bu oyunun dışına çıkmayı, akıllarımızı ondan kurtarmayı beceremediğimiz sürece yaklaşan tehlikelerden kaçış mümkün görünmüyor.

“Gazeteciler İçin Dijital Güvenlik” – TGS Akademi Eğitimi Materyalleri

18 Ekim 2015 Pazar günü TGS Akademi eğitimleri kapsamında “Gazeteciler İçin Dijital Güvenlik” adıyla verdiğim derse dair tüm materyalleri ve bazı önerilerimi burada bulabilirsiniz.

Katılan herkese çok teşekkürler. Dersteki paylaşımlarımız ya da buradaki materyallerle ilgili her türlü sorunuzu ve önerilerinizi de benimle paylaşabilirsiniz.

Direkt Link

Kaynaklar ve Okuma Önerileri

  • Warren Ellis, Transmetropolitan
  • Daniel Solove, Understanding Privacy
  • Julia Angwin, Dragnet Nation: A Quest for Privacy, Security, and Freedom in a World of Relentless Surveillance
  • Evgeny Morozov, The Net Delusion
  • Bruce Schneier, Data and Goliath
  • Julian Assange, When Google Met Wikileaks
  • Glenn Greenwald, No Place To Hide
  • Julian Assange, et.al, Şifrepunk

Önerilen Uygulamalar

Tarayıcı Eklentİlerİ
bİlgİsayarlar İÇİN Yazılımlar – Uygulamalar
Cep Telefonları İçİn Yazılımlar – Uygulamalar
WEB UYGULAMALARI

DİHA Yalnız Değildir! #DİHAyaDokunma

Bugün, Türkiye’nin ifade ve basın özgürlükleri tarihine yeni bir kara leke daha sürüldü. Akşamın ilk saatlerinde Diyarbakır Huzurevleri’nde, Dicle Haber Ajansı, Azadiya Welat ve KURDİ-DER’in birlikte çalıştığı binaya hukuksuz bir şekilde düzenlenen polis baskını ile şu ana kadar, bildiğimiz kadarıyla 32 kişi gözaltına alındı. Baskın esnasında orada bulunan gazeteci meslektaşlarımız sayesinde haberdar olabildiğimiz bu olayda, polisin bu baskını hiçbir yasal dayanağı olmadan, tamamen keyfi bir şekilde yaptığını, gazeteci meslektaşlarımıza ve binaya gelmek isteyen avukatlara karşı şiddet uyguladığını da öğrendik.

Bu olay, Türkiye’de basına ve ifade özgürlüğüne karşı yakın zamanda tekrar güçlenen saldırıların, nasıl tehlikeli bir noktaya gelebileceğini görmemizi sağladı. Basını korkutmak ve insanların haber alma özgürlüklerini kısıtlamak için hemen her yolun mübah görüldüğü bu ortamda, web sitesi son birkaç ayda 20 kez sansürlenen DİHA’nın böyle bir saldırıyla tamamen korkutulmaya çalışıldığı da açıkça görülmekte.

Bu saldırı, aynı zamanda toplumun belirli bir kesiminin de sesini duyurma imkanının tamamen elinden alınmasına yöneliktir. Halihazırda anaakım medyada, Kürt illerinde yaşananlara, HDP’ye, Kürt siyasetçilere ve onlarla yakın oldukları izlenimi edinilen herkese ve her şeye yönelik uygulanan adı konulmamış sansür mevcut. Bu baskın, tüm bunların devamı olarak, Kürt basınını korkutmaya ve sindirmeye yönelik açık bir operasyondur.

Özgür basına ve özgürce üretebilen basın emekçilerine her geçen gün daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Böyle bir ortamda, DİHA ve Azadiya Welat’a yapılan bu operasyona karşı ses çıkartmak ve onların yanında durmak zorundayız. Basın özgürlüğüne yapılan saldırılar söz konusu olduğunda, özellikle bu saldırılar sürekli baskı altında tutulmaya ve susturulmaya çalışılan bir geleneği hedef aldığında, sessiz kalmanın hiçbir savunusu olamaz. Hemen her iletişim kanalında sansür ve baskı bu kadar yoğunlaşmışken, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılığın kimseye bir faydası olmadığını birçok kez gördük.

Jiyan, basın ve ifade özgürlüğünün daima yanında duracaktır. Bu saldırılar karşısında DİHA ve Azadiya Welat’ı yalnız bırakmayacağız ve onların susturulmasına izin vermeyeceğiz.

Bu noktada, tüm basın emekçilerini ve kuruluşlarını, bizimle birlikte DİHA’nın, Azadiya Welat’ın ve baskı altına alınmaya, susturulmaya çalışılan Kürt basınının yanında durmaya çağırıyoruz.

RE: Spotify but for the Titanic: A Proposal for the Future of News and Publishing by @zeynep

Zeynep Tufekci wrote “Spotify but for the Titanic: A Proposal for the Future of News and Publishing” yesterday to offer an alternative for online media to save themselves from the invaisive and disturbing advertisement models. She offers Spotify-like system for journalists to make money and create a stable enviroment.

This all sounds really good at first glance but there are some really big issues (at least for me) I can’t wrap my head around.

  • Centralization Problem: We don’t want Facebook, Google or other stacks become more powerful, especially when it comes to publishing. But creating a place for all journalism has to deal with all the problems about centralization. For example, who’s going to make the big decisions like who will be the part of this or not? Are they going to censor stuff? If so, how will they decide what to censor or not? Will this system promises us to give everyone a place or will there be limits?
  • Power of Big Media: Spotify-for-Journalism will surely help a lot for mainstream media channels. But they’re going to have lots of power in this system, according to alternative ones and I’m 100% sure that they’re not going to use it for what’s good for all. How this system will stop it and create a balance between them?
  • Making Money: We’ve already seen that Spotify doesn’t really works for indie or alternative musicians to make sone decent money, and not even really gives something decent for mainstream ones, but they already earn well. And we all know that the media who needs money is the alternative or small ones. And this system only helps the big ones, at some point at least. I don’t think something like that will help us to save diverse and free media. Only makes sure the big ones will stay alive one way or another. And to be honest, they already have enough plans for themselves to save itself.

Those are the ones comes to my mind at the first place. We all want writers, journalists and everyone works in this area gets paid but I’m not really sure if this is the way we should choose. I’m sure that advertisement isn’t the one but maybe we should look for some way that also makes sure that we’re not creating another “for every X you’ll need” stuff. We need to find a way that will save us from centralization. If we’re not offering newspapers or magazines to merge together to save themselves, we shouldn’t do that on internet too. We need more and diverse stuff, not everything in one place things. That’ll only help who’s already powerful right now.

[Ahmet Nerede] Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama Hackathonu

graphcommons yapısal gazetecilik hackathon

(I’m going to be one of the mentors at the “Structured Journalism and Network Mapping Hackathon”, organized by Graph Commons. You can read about this hackathon in English here.)

Graph Commons ekibi, Türkiye’de çok da fazla bilmediğimiz ya da yetkin kişi sayısının çok az olduğu bir konu olan Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama için gazetecilerin ve araştırmacıların kullanabileceği araçlar geliştirilmesi için bir hackathon düzenliyor. 12-13 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek bu hackathonda birçok farklı alandan gazeteci, araştırmacı ve aktivistlerin mentörlüğünde bu alanlarda veya farklı şekillerde kullanılabilecek araçlar geliştirilmek isteyen ve eli kod tutan herkes bir araya gelecek ve bir haftasonunu buna ayıracak.

Graph Commons ekibi, hackathonun amacını şu şekilde açıklıyor:

Gazetecilikte haberler ya da sivil toplum çalışmalarında raporlar ve basın bildirileri genellikle düz yazı olarak üretiliyor, ve yayınlandıktan kısa bir süre sonra değerleri oldukça azalabiliyor, tekrar tekrar kullanımı ise mümkün olamıyor.

Halbuki yazılanların içinde gömülü çok detaylı ve değerli bilgiler mevcut. Bu gömülü bilgiler yapısallaştırılarak yeniden kullanılabilen veri parçacıklarına dönüştürülebilir. Böylece bilgiler hem farklı bağlamlarla yeniden ilişkilendirilebilir, hem de daha sonra bu verilerle karşılaşanlar için birer referans kaynağı oluşturur. Dolayısıyla yayınlanan malzemeler hem editörlerin kendi üretimi için hem de okuyuclar için çok daha uzun süre kullanımda kalarak değerine değer katar. Bu şekilde bir üretim yapmanın bir yolu ise “ilişki haritalama” ya da “ağ haritalama” pratiğinden geçmekte.

“Ağ haritalama” karmaşık sistemleri anlamlandırabilmek için bize hem görsel hem matematiksel bir dil sağlar. Haberlerin ya da raporların içinde yer alan pek çok aktör ve ilişkiyi noktalar ve aralarında çizgiler olarak belirterek diyagramlarını oluşturabiliriz. Bu diyagramlar bilgisayarda modellenerek üzerinde işlem yapılabilir hale gelir, dolayısıyla veriye gömülü olan merkezi aktörler, kümeler, köprüler, dolaylı ilişkiler kolayca keşfedilir. Sonuçta, oluşturulan ağ veri tabanı ve analiz sonuçları içinde daimi olarak arama, dolaşma, karşılaştırma yapılarak ihtiyaca göre tekrar tekrar kullanılabilir.

Yapısal gazetecilik ile veri gazeteciliği birbirine yakın gözükse de temelden farklı pratikler. Veri gazeteciliği derlenmiş verilerden analiz ve görselleştirme ile anlam ve haber çıkarmayı amaçlarken, yapısal gazetecilik düz yazıyı ya da araştırma sonuçlarını bir veri yapısına sokarak yeniden kullanım sağlamayı amaçlar.

Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama Hackathonu gazetecilik ve sivil toplum alanında kritik konulara dair verilerin modellenmesini ve bilgisayar programları ile türlü kaynaklardan yığın veri halinde derlenerek ilişki haritalarının çıkarılmasını amaçlamaktadır. “Eli kod tutan” kişilerden oluşacak katılımcılar bir yanda ağ haritalama ve analizi konusunda bilgi ve becerilerini geliştirirken diğer yanda alanında uzman mentörlerin desteğiyle tekrar tekrar kullanılabilir araçlar üretecekler.

Bu hackathonda İnternet ve İfade Özgürlüğü alanında çalışacak ekibin mentörlerinden birisi de ben olacağım. Bunun yanı sıra yine birçok farklı alanda, o alana gerçekten hakim insanlar mentör olarak katılıyor.

Eğer bu konuyla gerçekten ilgileniyor ve böyle araçlar geliştirmekten keyif alıyorsanız 12-13 Eylül’de sizi de hackathonda görmeyi çok isteriz. Kayıt ve diğer detaylar için buraya bakabilirsiniz.

Eğer “Kod yazmayı beceremem ben” diyorsanız ama yine de ortaya çıkan sonuçları görmek istiyorsanız da, 13 Eylül akşamı gerçekleşecek sunumlar herkese açık.

Katılacak olan herkes ile 12-13 Eylülde görüşmek üzere.

Yapısal Gazetecilik ve Ağ Haritalama Hackathonu – Graph Commons Hackathons