İnternet Notları [Giriş]

Bu konu üzerine yazacak çok şeyim var aslında. Ancak kafamdakileri ve not aldıklarımı toparlamakta büyük zorluk çekiyorum. O yüzden bu konuyu blogda bölüm bölüm aklıma geldikçe ele almaya karar verdim.

Bu başlık altında birçok konuyu kurcalayacağım. Sosyal ağlarda gelişen ve bana tuhaf gelen alışkanlıklar, tartışma kültürünün geçirdiği değişim, internette insanlarla kurduğumuz iletişim ve internetle kurduğumuz iletişim gibi. Özetle bu ortamda kafama takılan ve iki çift söz söylemek istediğim her konuda bir şeyler yazacağım gibi görünüyor.

Bu seri için “internet notları” etiketini oluşturdum. Kalabalıklaşmaya başladıkça hepsini tek yerde bulmak isteyenler için faydalı olacağını düşünüyorum.

Şimdilik giriş olarak internetteki tartışmalar üzerine fikirlerimi özetleyen bir karikatürü buraya alıyorum. Bunun ardından da serinin çoğunlukla* benim kalemimden çıkacak olan kısmı başlayacak.

 Let the İnternet Notları begin!


*: Çoğunlukla diyorum, çünkü zaman zaman başkalarından alıntılar yapmak ya da o alıntılar üzerine yazmak gibi bir planım da var. Belki bu bölüm için konuk yazarlar bile gelebilir bloga, belli olmaz.

Notlar [28.03.2013]

Uydurlar
Uydurlar konusunun şimdilik bir gizem olarak kalması tercihimizdir.

*Son günlerde oldukça yoğun bir döneme girdim. En az birkaç hafta daha bu şekilde geçecek gibi görünüyor. Bu yüzden şimdiden blogun hızının biraz düşeceğini sizlere haber vermek istedim. Haftalık blog sayısında biraz azalma olursa ve internetlerde çok fazla görünmezsem sebebi budur.

*Salı günü (26 Mart) Korsan Parti Hareketinin web sitesi korsanparti.org için ilk yazımı yazdım. Yazının ana konusu Tim Berners-Lee’nin HTML5’in (yani kullandığımız web’in) temellerine DRM yerleştirilmesi üzerine söyledikleriydi. Yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

*Bununla birlikte bundan sonra bu konularda hem Korsan Parti’nin sitesine hem de Alternatif Bilişim Derneği’nin blogu netdefteri’ne daha sık yazacağımı da haber vereyim. Özellikle bu konularla ilgili analiz ve yorumlarımı elimden geldiğince öncelikle bu iki alan üzerinden sizlerle paylaşacağım. Elbette bir süre sonra burada da yerlerini alacak bu yazdıklarım.

*Biraz geç haber vermiş olacağım ama dün Dünya Belge Özgürlüğü Günü’ydü. Bu sene her ne kadar ev arama koşturmacalarımdan dolayı katılamamış olsam da İstanbul’da çok güzel kutlamalar yapıldı. Belge Özgürlüğü nedir diyorsanız şu sloganıma tıklayabilirsiniz: İNADINA .ODT!

Remix 101

remix

(Bu yazım ilk olarak 3.12.2012 tarihinde Futuristika!’da yayınlanmıştı. Futuristika! artık çok sevdiğim yeni formatında yayına devam ettiğinden, yazı şu an mazi kısmında bulunuyor.)

DERS 1: Remix Sadece Müzikte Yapılan Bir Şey Değildir

Remix kelimesinin aklımıza ilk olarak müziği veya videoyu getirmesinin tek sebebi onu sınırlı bir şekilde kullanıyor olmamız. Remixin yerine kullandığımız ya da kullanabileceğimiz bazı kelimeler; yaratmak, icat etmek, üretmek, bestelemek, yazmak.

Büyük ihtimalle şu anda bağlantıyı kurmaya çalışıyorsunuz. Şöyle ki, remix yaparken geçtiğimiz aşamalar aslında tüm bunları yaparken geçirdiğimiz aşamalardan farksız. Hepsini aynı şekilde yapıyoruz ama bunun farkında değiliz. Kirby Ferguson, remixi şu şekilde formüle ediyor;

Kopyalama + Dönüştürme + Birleştirme

Yani daha önce karşılaştığımız ya da bulduğumuz bazı materyalleri kendimiz için kopyalıyoruz (dikkat edin çalmıyoruz), onları kullanabileceğimiz şekilde dönüştürüyoruz ve sonrasında elimizdeki diğer materyallerle birleştiriyoruz. Remix yapmanın tarifi bu. Peki bu tarifi sadece remix yaparken mi kullanıyoruz?

Bir roman yazarken o romanda kullanacağımız fikirler bir anda zihnimizde mi parlar yoksa bir yerlerden mi ediniriz? Bir şey icat ederken ne icat edeceğimizi bir aydınlanma ile mi buluruz? Bir felsefe kuramını vahiy ile mi ortaya koyarız?

Tüm bunlar için önce bir yerlerden materyaller geçer elimize, zihnimize. Biz bu materyalleri kendi planımıza uygun bir şekilde dönüştürürüz, düzenleriz. Ardından da benzer şekillerde elde ettiğimiz diğer materyallerle planımızdaki gibi bir araya getiririz ve ortaya üretimimiz çıkar. Bunun remixten herhangi bir farkı var mı?

Remix, her ne kadar farklı bir şekilde adlandırıyor olsak da insanlığın tüm üretim şeklidir. Hemen her şeyi remix ile ortaya koyarız. İnsanlığın gelişimi, sosyal evrimimiz remixlerden ibarettir. İnsan zihni, remix yaparak üretir. Yaptığımız her şey, evet her şey, remixtir.

(Yazının devamında üretimle ilgili her türlü fiilin yerine ‘remix’i kullanacağım.)

DERS 2: Remix Yapmak Kimsenin Özelinde Olamaz

Bazı insanlar remixin sonunu getirmek istiyor. Daha doğrusu sadece kendilerinin ya da kendileriyle benzer koşullarda olanların remix yapabilmesini istiyor.

Şöyle ki, günümüzde insanlığın ekonomik ve siyasi gelişimi fikirleri ve bilgiyi çok garip bir noktaya koyma çabası içerisinde. Fikirlere tamamen birbirlerinden bağımsız birer ürünmüş gibi davranarak onları koruma altına almaya yani kontrol altında tutmak istiyorlar. Bunun için telif hakları yasalarından başlayarak ellerindeki her türlü gücü kullanmaktalar.

Böyle bir şeyin peşinde olmalarının en önemli sebebi ise fikirlerin ve bilginin gerçek öneminin farkına varmış olmaları. Kurdukları ekonomik ve siyasi yapıları, ellerindeki gücü, yaşadıkları hayatları fikirlere ve bilgiye borçlu olduklarını farkettiler. Bununla birlikte de fikirlerin ve bilgilerin ne kadar özgür olduklarını. Buradan vardıkları sonuç ise güçlerini ve rahatlarını korumak için tüm bunları kontrol altına alabilecekleri bir yapı kurmak zorunda olduklarıydı. Günümüzdeki bilgi savaşları, büyük olaylara neden olan telif hakkı davaları gibi bir çok şey bu çıkarımlarından kaynaklanmakta. Eğer böyle olmasaydı Steve Jobs gençlik zamanlarında fikirleri çalmak ve onları dönüştürmek konusunda asla bir utanç duymadığını rahatça söylerken 2010 yılında Android’e çalıntı olduğunu iddia ederek savaş açmaya kalkmazdı.

Sorunumuz şu ki, eğer bu istediklerinin gerçekleşmesine izin verirsek, insanlığın tüm gelişimini ekonomik ve siyasi güce sahip olanların eline bırakmış olacağız. Bunun sonunda ise bizim remix yapmak bir yana, onu düşünmemiz bile suç olacakken, tüm hayatımızı ve geleceğimizi o güce sahip olanlar tasarlayacaklar. Onlar sosyal evrimimizin direksiyonunda otururken, geri kalan herkes onların istediklerini tüketmekten başka hiçbir şey yapamayacak. (Böyle bir dünyayı zihninizde canlandırmak zor geliyorsa Cory Doctorow’un Pirate Cinema romanına bir bakın.)

DERS 3: Remixsiz Bir Hayat Düşünülemez

Elbette, ikinci dersteki karanlık dünyanın gelmesini engellemek mümkün. Yapacağımız şey ise çok basit, remix yapmak.

İnternet sayesinde artık fikirlere ve bilgiye ulaşmak çok daha kolay bir hâle geldi. Aradığımız herhangi bir bilgiye kolayca ulaşabiliyor, fikirleri özgürce paylaşabiliyoruz. İnternetin en başından beri amacı bu olduğu için, remix yapabilmemizi kolaylaştırmak adına bize bir çok imkan sunuyor.

Mesela makr.io. Yeni kurulan bu sosyal ağın amacı, insanların görseller üzerinde remixler yapıp birbirleriyle paylaşması ve  remixlerin başka remixler ortaya çıkarmasını sağlamak. Yani, görsel remix ağı. Girin, remixinizi yapmaya başlayın. Bu kadar basit.

Eğer o size yetmediyse, Popcorn Maker var. İstediğiniz videoların linkini alın, istediklerinizi ekleyin, istediğiniz gibi düzenleyin ve kendi videonuzu yaratın. Üstelik ne bir şeyler indirmeye ihtiyacınız var ne de profesyonel bilgiye, tarayıcınızdan çok rahat bir şekilde işinizi görüp ardından remixinizi paylaşmanız mümkün.

Remix, çok basit ve bir o kadar da önemli bir şey. Remix yapamıyor olsaydık hayatta bile kalamazdık. Bu yüzden de remix yapmaktan daha önemli bir şey olamaz. Remix sayesinde hayattayız, yemek yiyoruz, bir şeyler öğrenebiliyoruz ve remix sayesinde şu an ben bu yazıyı yazabiliyorum ve sizler de okuyabiliyorsunuz.

Remix yapın, ne şekilde olursa olsun, ne kadar basit ya da karmaşık olursa olsun, ne hakkında olursa olsun. Aklınıza bir şey geldiyse hemen yapın. Çok kötü de olabilir, rezalet de olabilir ama remix yapmaktan asla vazgeçmeyin. Remix yapmayıp sadece tüketici olursanız, ikinci dersin sonundaki dünyaya bir adım daha yaklaşmış olacağız.

Ama şunu da sakın unutmayın; remix üç aşamadan oluşur, bir değil. Sadece kopyalamak değildir remix, dönüştürme ve birleştirme de var işin içinde.

Yukarıda okuduğunuz yazı aşağıdaki materyallerin bir remixidir;
everythingisaremix.infoCory Doctorow – Pirate Cinemamakr.ioPopcorn MakerWhere Good Ideas Come From – Steven JohnsonIn Praise Of Copying – Marcus BoonRiP! A Remix Manifesto, William S. Burroughs’un Nova Üçlemesi ve hatırlamayamadığım bir çok başka materyal.

Oksijen Hakkında Bilmedikleriniz

Uzun süreli inceleme ve gözlemlerimin ardından vardığım sonuçlardan birisini sizlere açıklamak istiyorum. Bazı insanlar oksijenin zararlı olduğunu düşünüyor.

Uzun süredir gerçekten akla ve mantığa uymayan açıklamalar yapan, anlamı olmayan fikirlere inanan insanlar üzerine düşünüyordum. Bunun sebebi ne olabilir, aynı biyolojik yapıya sahipken onlarda beynin böyle verimsiz çalışmasına ne neden olabilir diye. Yaptığım gözlemlerin bana verdiği tek sonuç beyindeki oksijen eksikliği oldu. Beynin yetersiz oksijen ile çalışmaya çabalamasının böyle sonuçlar verebileceğini öğrendiğimde de bu tespitimden daha da emin oldum.

Arkadaşlar, oksijen zararlı değildir. Aksine insan için çok faydalıdır. Lütfen vücudumuza düzenli olarak almaya çalışalım.

(Hakkında yorum yapmak, tartışmak istediğim bir çok açıklama ve duruma ciddiyetle yaklaşmakta zorlanıyorum. Gerçekten akla ve mantığa uygun tartışmalar olduğunda ya da akla ve mantığa uygun cevapların kabul edileceği ortamlar olduğunda elbette yazacağım. Ancak şu koşullarda bu tartışmalara yapabileceğim en ciddi katkı bu olacaktır.)

Yeni Medya ve Dijital Aktivizm Seminerleri

Yeni Medya ve Dijital Aktivizm Seminerleri

31 Martta Kumbara Sanat’ta bir seminerler dizisi başlıyor. Seminerlerin ana başlığı yukarıda da gördüğünüz üzere yeni medya ve dijital aktivizm. Bir çok farklı konu konuşulacak ve tartışılacak.

Bu seminerler dizisinde bu başlığa dahil olan konular farklı açılardan ele alınacak ve mümkün olan haftalarda da okumalarla desteklenecek. Bu konu başlıklarından bazıları; “Yeni medya ne kadar güvenli?”, “Occupy Eylemleri Nasıl Örgütlendi? Yeni medya ve sosyal hareketler” ve “Yeni medya, yeni düzen, yeni sınıf”.

Bu seminerler dizisinde kesin olan dört eğitmenin yanı sıra haftanın konusuna göre yer alacak farklı konuklar da olacak. Seminerlerin dört eğitmeni ise; Sarphan Uzunoğlu (aynı zamanda seminerler dizisinin yürütücüsü), Ezgi Köksal, Halil Türkden ve Ahmet A. Sabancı (yani ben :)).

Mümkün olan her hafta orada bulunmaya çalışacağım. Bunun yanı sıra 4. hafta, yani “Yeni medya ne kadar güvenli?” seminerine özel bir hazırlıkla gelip kriptografi ve internette güvenlik/gizlilik konusunda ayrıntılı bir şeyler anlatmayı planlıyorum (Planlıyorum dedim çünkü hazırlığımı daha tamamlamadım, yoksa mutlaka yapacağım :)).

Bu konulara ilgisi olan, bu konularda tartışmak ve bir şeyler öğrenmek isteyen herkesin gelmesini tavsiye ederim. Oldukça keyifli ve verimli seminerler olacağından eminim.

Seminer ile ilgili detaylara ve programa ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Eğer facebook kullanıyorsanız event sayfası da burada.

Yeni Medya ve Dijital Aktivizm seminerlerinde görüşmek üzere.

Cuma Postası [20.03.2013]

*The Making of the Ultimate Fake UFO Video (Where Absolutely Everything Is Fake) | Underwire

Sanırım bundan sonra uzaylılara dair videolara gerçeklik ihtimali verme şansımız kalmayacak (tabii çeken ben değilsem, o zaman hepiniz inanabilirsiniz).

*The Awesome Doodle That Lets You Know This Book Belonged to Einstein | Tor.com

Einstein’ın oldukça güzel çizimler yapabildiğini görünce pek şaşırmadım açıkcası. Ayrıca iyi inceleyin bunu, eğer bir gün sahaf gezerken bu tarzda bir ex libris görürseniz sahibinin kim olduğunu rahatça anlayabilirsiniz.

*An open letter from bunnie, author of Hacking the Xbox: | No Starch Press

Aaron’un anısına yapılan böyle güzel şeyleri görmek güzel.

*Aaron Swartz’s unfinished monograph on the “programmable Web” – Boing Boing

Mesela böyle güzel hareketlerden birisi daha. Bu iki link de mümkün olan her yolla yayılmayı hakediyor.

*From Sandman to Scalped: A Complete Infographic History of Vertigo Comics | Underwire

Sanırım çıkardığı her çizgi romanı okuyabilirim dediğim tek çizgi roman yayıncısı Vertigo. Transmetropolitan ve Sandman zaten çizgi romanın bende bir aşk hâline gelmesini sağlayan serilerdi, DMZ de Transmetropolitan’ın üzerine oldukça iyi gidiyor… Neyse bu konuya daha sonra ayrı bir blogda girerim.

*HOWTO attain radical hotel-room coffee independence – Boing Boing

Bu da Cory Doctorow’dan tüm kahve bağımlısı arkadaşlara bir hediye. Eskiden paylaşmıştı bunu ama aklıma gelmişken paylaşayım dedim.

ÖNCEKİ POSTALAR
Cuma Postası [15.03.2013]
Cuma Postası [02.03.2013]
Cuma Postası [08.02.2013]

Güvenlik Ne Demek?

Sanırım güvenlik kelimesinin ne anlama geldiğini unuttuk. Daha doğrusu güvenlik dediğimiz şeyin anlamı fazlasıyla değişmişe benziyor. Tam olarak söze dökmem mümkün değil ama örneklerle göstermem bunu biraz kolaylaştıracak.

Mesela aşağıdaki videoda, üniversitenin güvenlik görevlileri iş başında. Teknik olarak bu üniformalıların görevi üniversitenin öğrencilerinin güvenliğini sağlamak.

Bir diğer örnek olarak polisleri verebiliriz. Onların görevi vatandaşın güvenliğini sağlamak ama sanırım onların da bu kavramı algılama konusunda bir sıkıntıları var. Öyle olmasa hemen her gün polis şiddeti haberi duymazdık. İlla örnek istiyorsanız buraya ve buraya bir bakın.

Şu an aklıma gelen bir diğer örnek de internette güvenlik meselesi. Bazı devlet kurumları (artık isimlerini yazmaktan bıktım) bu güvenlik kavramını nasıl anlıyorlarsa artık, şaka gibi işlere imza atıyorlar. Uzun süredir düşünüyorum ama hâlâ yaptıklarının güvenlik ile ilişkisini kuramadım -tıpkı yukarıdakiler gibi.

* * *

Bu örnekleri arttırdıkça arttırabilirim ve tüm dünyaya yayabilirim. Bunu zaten hemen herkes biliyor. Ancak dediğim gibi tüm bunların tam olarak nasıl bir “güvenlik” tanımıyla ortaya çıktığını çözebilmiş değilim. Kavramın altını oymak mı, içini boşaltmak mı yoksa kavrama takla attırmak mı bilemedim. Tek emin olduğum ortada gerçekten saçma bir şeylerin döndüğü.

Bunun için aklıma gelen tek uygun çözüm ise güvenlik ile alakalı ne kadar şey varsa hepsinin imha edilmesi. Tamamen, hiç bir kırıntı bırakmadan. Güvenliğin bu tanımsızlığına dair ne varsa yok edip, güvenlik kavramını baştan kurmalıyız bence. Bu sayede kurtulmamız mümkün olur belki.

Bunu yapabilmek için aklıma gelen bir yol da karşı-güvenlik yöntemlerini kullanmak. Bir anlamda güvenliğe karşı kendimizi güvene almak. Güvenliğimizi sağlamak isteyenlere karşı her türlü korunma mekanizmasını kullanmak. İşe yaraması mümkün gibi görünüyor.

Aklıma şu an gelen en mantıklı çözüm bu. Güvenliğimin sağlanmasından gerçekten sıkıldım çünkü.