Alternatif Bilişim TV – İnternette Anonimlik

Sosyal ağlarda daha önce paylaşmıştım; üyesi olduğum Alternatif Bilişim Derneği, Alternatif Bilişim TV adında bir internet kanalı başlatmıştı. Bu kanalda konuk olanlar, bilişim ve internetle ilgili uzman oldukları konularda bilgilerini tüm netdaşlarla paylaşıma açıyor. Bu da büyük ve derli toplu bir bilgi birikiminin oluşmasını sağlıyor. Takipte olmanızda fayda var.

Alternatif Bilişim TV’nin en son konuğu ise bendim. Merakla ve ihtiyaçla üzerine uzmanlaştığım internette anonimlik konusunda bildiklerimi paylaştım, temel bir şekilde de yardımcı olabilecek araçlardan bahsettim. Videoları fazla uzun tutmamak adına bu araçlar hakkında çok detaylı bilgiler veremedik ancak bu eksiği kapatmak adına yakın bir zamanda özellikle videolarda bahsi geçen araçlara dair bir bilgilendirme ve ipuçları makalesi hazırlayıp bunu Net Defteri ve blogum üzerinden paylaşacağız.

Videoları direkt olarak buradan izlemeniz de mümkün ancak başlıklarındaki linke tıklayarak Alternatif Bilişim TV’deki sayfasını ziyaret ederek orada yorumlarınızı paylaşabilir, açıklama kısmında ise videolarda bahsi geçen araçlara nasıl ulaşabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Burada daha fazla çene çalmadan sizleri videolarla baş başa bırakayım.

Bölüm 1: Sansüre Neden Karşıyız, Gizliliğe Neden İhtiyaç Var

Bölüm 2: İz bırakmadan gezinme, iletişim kurma

Bölüm 3: Tarayıcılarınızda gizlilik ve saldırılardan korunmak için kurabileceğiniz eklentiler

Bölüm 4: Sosyal ağlarda, e-postalarda nelere dikkat edebiliriz?

Cuma Postası [19.10.2012]

Bu hafta Phorm PR çalışmalarına çok ilginç hareketlerle devam ettiği için Cuma Postası’nın bir kısmını kendilerine ayırmaya karar verdim. Phorm ve TTNet’in ortaklaşa yaptığı gezinti sistemi ve Phorm’un marifetleri hakkında bir miktar makale verdikten sonra bildiğimiz Cuma Postası’yla devam edeceğiz.

*Her Şey Bu Kadar Da Phorm’alite Değil! | Bilişim Hukuku Bülteni

*Phorm’s Latest Scam: Image Request Hijacking | No Deep Packet Inspection

*Phorm: “İnternetin hainleri” | BThaber

*#Phorm ’un Yeni Reklam Yüzü Serdar Kuzuloğlu mu… – netdaş – FriendFeed (Buradaki tartışmada aklınıza gelebilecek bir çok soruya cevap mevcut.)

*A. Murat Eren’den konuyla ilgili güzel bir açıklama yazısı (Yorumları da incelemenizde fayda var.)

*Phorm suç duyurusu – Alternatif Bilişim Derneği

*PHORM ve DPI konusunda bağlantılar | enphormasyon.org

*

Şimdi sırada bildiğimiz Cuma Postası.

*Warren Ellis » Unsocial Media: The Uselessness Of Facebook And Google+

Warren Ellis’ten Facebook sayfalarının ve Google+’ın geldiği nokta üzerine bir takım yorumlar.

*Dangerous Minds | Fear and Loathing in Hunter S. Thompson’s FBI file

Neredeyse sevdiğim bir çok yazar ve sanatçının FBI dosyaları olduğunun farkındayım ama bu aralarında en ilginç olanı sanırım.

*Fighting Hackers: Everything You’ve Been Told About Passwords Is Wrong | Wired Opinion

Kullandığımız şifrelere dair verilen bilindik tavsiyelerin hemen hepsinin aslında şifreyi kırmak isteyenlerin işini daha da kolaylaştırdığını öğrenmekte fayda var. Eğer yazıyı okumak zor gelirse yazıda anlatılanları zamanında xkcd özetlemişti.

*Hauntologists mine the past for music’s future – Boing Boing

Mark Pilkington hauntology, müzik kültürü ve müziğin geleceği hakkında şahane bir makale yazmış Boing Boing’te. Belki de uzun zamandır müzik üzerine okuduğum en sağlam yazılardan birisi. Okumaya üşenmeyin ama üşenecekseniz bile en azından videolarına bakın derim.

*It’s Time To Debunk The Myth That Copyright Is Needed To Make Money – Or That It Even Makes Money | TorrentFreak

Rick Falkvinge copyright hakkındaki tüm mitleri yıkarak copyright savunucularını silahsız bırakıyor. Aslında konuya dair bilgisi olanlar için pek yeni şeyler söylemiyor ama el altında bulundurulmasında fayda var bu yazının.

*Binders Full of Women

Bunu eklemezsem rahat edemezdim. Mitt Romney’nin ABD’deki başkanlık seçimleri öncesi Obama’yla çıktığı ikinci kafes dövüşünde (sanırım en uygun tanım bu olacaktır) kırdığı büyük pot Big Bird’den sonra ikinci meme’ini yaratmasını sağladı. Ancak bu sefer durum çok daha acımasız ilerliyor.

*Inside the Mansion—and Mind— of Kim Dotcom, the Most Wanted Man on the Net | Threat Level

Kim Dotcom hakkında herkesin bir fikri ve yorumu var. Herkes rahatça konuşuyor. Bir de işin içerisine girip de ondan bahsedenler var, çok az olsa da. İşte onlardan birisi Wired’ın Threat Level bölümü için oldukça geniş bir makale yazmış. Dotcom hakkında kendi fikrinizi oluşturabilmek için okunmasında fayda var.

*Çocuklara daha ‘enfes’ kitaplar bulamadınız mı? – Türkiye – Radikal

Kitaplarda yazılan fikirlerin ortalama bir Türk ırkçısının (yani sokakta karşılaşabileceğiniz herhangi birisinin) zihninden çıktığı ortada. Ancak buna rağmen kitapları anonim bir şekilde yayınlamaya ihtiyaç duymaları garip geldi. Sonuçta yasaların genellikle böyle şeyleri ödüllendirdiği bir ülkedeyiz, saklanacak neyi olabilir ki bunları yazanların?

Gerçi şöyle bakınca isimsiz kalmayı istemeleri çok mantıklı; kişiler hakkında yapılan yorumlara genel olarak bakınca bir ezilmişlik, bir aşağılık kompleksi, bir kendini küçük görme durumu söz konusu. “Gavur yapıyor, biz izliyoruz. Madem yapamıyoruz bir şey bok atarız biz de.” mantığı fazlasıyla belli ediyor kendisini. E bunu yazarak kendisini küçük düşürdüğünü farketmiş olabilir belki yazar, o yüzden daha fazla rezil olmamak için anonim kalmıştır herhalde.

L.I.N.U.X.

GNU/LINUX konusunda fan seviyesinde takıntılı olduğum malum zaten. Punk belki eskisi kadar dinlemiyorum ama sevgim ve saygım asla bitmez kendisine. Oi Polloi de fazlasıyla sevdiğim punk gruplarındandır. Ama punk ve Linux’un bir araya gelmesinin bu kadar mükemmel bir sonuç ortaya çıkarabileceğini hiç düşünmemiştim açıkcası. Karşınızda Oi Polloi’nin yeni albümünden L.I.N.U.X.

*

Bu arada ufak da bir hatırlatma yapayım. Phorm ve TTNet’in bir araya gelerek gezinti adı altında yaptıklarını ve Alternatif Bilişim Derneği’nin buna karşı başlattığı kampanyayı mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız ya da hâlâ kampanyaya imza atmadıysanız hemen http://enphormasyon.org adresine girin. Hem Phorm’un yaptıkları hakkında ‘gerçek’ bilgileri edinin hem de imza kampanyasına katılın.

Ve bu konuda sakın bir takım PR kampanyalarına, advertorial tadındaki aklama yazılarına ya da beceriksizce yapılmaya çalışılan dezenformasyonlara kanmayın. Çünkü söz konusu olan bizim gizliliğimiz ve özelimiz.

‘Humble ebook Bundle’ ve Başka Şeyler

Humble Bundle diye güzel bir yer var, daha önce duymuş olanlarınız olabilir. Duymayanlar için özetleyecek olursam, bu ekip belirli aralıklarla özel bir paket hazırlıyorlar. Bu paketler kimi zaman müzik, kimi zaman oyun, kimi zaman program kimi zaman da e-booklardan oluşuyor. Amaç hem pakedin içeriğini yaratanlara gönlünüzden geçen bir miktarı ödemek hem de her paket için özel seçilen derneklere veya yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak. Ne kadar ödemek istediğiniz ise tamamen size kalmış durumda. Daha fazla bilgi veya kendinize bir bundle almak için sitelerine buradan bakabilirsiniz.

Bundan bahsetmemin sebebi ise cuma günü kardeşimden gelen bir mail. Kendisi son bundle olan Humble ebook Bundle’ı bana hediye olarak almış. Pakedin içindeki kitapları görünce neden bu bundle’ı seçtiğini daha iyi anladım.

Hem kendisine bir kez daha teşekkür etmek hem de böyle güzel bir projeden sizleri haberdar etmek için bunu yazayım dedim.

*

Bu arada bu hafta Cuma Postası giremedim, onun için bir özür dilemem lazım. Ancak özellikle birkaç işle fazlasıyla meşgul olduğum için vakit bulamadığımı da bilin. Özellikle aylardır üzerinde çalıştığım bir tanesinde gerçekten sona yaklaşmış olmanın heyecanı ve stresi de bu aksamanın başlıca sebeplerinden birisi. Neyse ki bu yoğun ve kendi kendime gereksiz stres yaptığım dönemde Gökim sayesinde bir takım manyakça hareketlerden uzak durabiliyorum. O olmasa yapabileceklerime tanık olmak istemezdiniz.

*

Neyse, pazar pazar ancak bu kadar yazabildim. Kapanışı The Coup’un yeni klibiyle yapıyorum. Her zamanki gibi şahane bir iş çıkartmışlar da bu kadar zamandır yeni albüm için beklediğimize değmiş diyebiliyorum.

[Infographic] Filozoflar Arası İlişkiler

 

Simon Raper tarafından yapılan bu çalışma, felsefe tarihindeki tüm bağlantıları ve esinlenmeleri bir grafik hâline getirmiş. Grafik üzerindeki renklerle dönemleri, çemberlerle filozofları ve aralarındaki çizgiler ile de bağlantılarını gösteren bu çalışma belki de şu ana kadar çıkartılmış en kapsamlı -ve de en güzel görünen- felsefe tarihi haritası.

Gephi yardımıyla yaptığı bu çalışmada Wikipedia’nın sağladığı bilgi havuzunu kullanan Simon, haritanın tam hâlini herkesle paylaştığı gibi, bizlere de benzer bir çalışmayı nasıl yapabileceğimizi anlatıyor. Bu sayede hem kontrol amaçlı tekrar deneme yapmak isteyenlere hem de farklı konularda aynısını yapmak isteyenlere yolu göstermiş oluyor.

Hem fazlasıyla kullanışlı hem de görünüm açısından oldukça güzel bir iş çıkarmış. Her ne kadar bazı bölgelerde incelerken zorlansam da böyle bir şeyin el altında olması bile güzel. Felsefe okumalarına girişirken harita olarak da kullanabilirsiniz, sırf güzel görünüyor diye poster olarak da. Orası size kalmış.

KAYNAK ve HARİTAYA ULAŞMAK İÇİN: http://drunks-and-lampposts.com/2012/06/13/graphing-the-history-of-philosophy/

Cuma Postası [05.10.2012]

(Dün de bahsettiğim gibi cuma postası bundan sonra hafta boyu üzerine çok konuşamadığım ya da yazmaya fırsatımın olmadığı linklerin bir derlemesi olacak.)

* xkcd: Click and Drag

Aslında bu çokça dolandı ortalıkta ama hâlâ tamamını okuduğumdan emin değilim. Randall’ı düzenli takip ediyorum ve zaten şahane işler çıkartıyor ama sanırım bu işiyle webcomic mevzusunun ciddi bir seviye atlamasını sağladı.

*Odd Things Happen When You Chop Up Cities And Stack Them Sideways

Böyle bir şeyi yapma ihtiyacını neden duymuş hiç bir fikrim yok ama iyi ki yapmış. “Bir şehir hakkında, çok basit bir işlemle, bu kadar çok bilgi edinebilmek”ten yola çıkarak gidilebilecek bir çok yer var ama onları da ben söylemeyeyim isterseniz.

*diegokuffer | Crononauta

Yorum yapmayacağım bununla ilgili. Sadece keyfini çıkarın.

*The Line it is Drawn #107 – Comic Book Characters Mashed Up With Stephen King Stories!

Mash-up güzel şey, sevdiğim şeylerin dahil olduğu mash-uplar ise çok daha güzel oluyor doğal olarak. Benim tek yapmam gerekense bu linki Cuma Postası’na koymak. PS: Favorim Misery ile The Shining.

*Clay Shirky: How the Internet will (one day) transform government

Herkesin internet ve sosyal medyaya dair fikrinin olduğu bir dönemdeyiz malum. Herkes internetin gücü hakkında yorum yapıyor, onun etkilerini çok iyi analiz ediyor, geleceğini görebiliyor falan filan. Yine de Clay Shirky’ye bir kulak verin derim. Siz yine şahanesiniz, süper teorisyensiniz ama farklı fikirlere de bir kulak vermekte yarar var.

*Your God Is Not Strong | Good Morning, Sinners… with Warren Ellis

Warren Ellis hakkında fikirlerimi tekrar tekrar dile getirip sizi sıkmak istemiyorum ama Vice’da yazmaya başladığını duyurmazsam rahat edemezdim.Her zamanki tarzı ve tavrıyla şahane yazılar çıkartıyor ortaya. Ancak bu haftaki yazısı ortalamanın da üstünde bir şahaneliğe sahip. Mutlaka okunmalı.

*Rapture of The Nerds – Download For Free

Cory Doctorow ve Charlie Stross’un daha önce burada bahsettiğim ortak çalışması çıktı. Doğal olarak e-book hâli de geldi. Her zamanki gibi internetten CC lisanslı hâlini, istediğiniz formatta indirmeniz mümkün. İyi okumalar!

[Buraya Nükleer Füze Başlığı Gelecek]

Tamam, biliyorum, ağustostan bu yana hiç bir şey yazmadım buraya ama dönüşüm güzel olsun istedim. Ne kadar oldu orasından çok emin değilim ama yenilenmiş bir hâlde karşınızdayım.

En başta farkedeceğiniz üzere, adresi değiştirdik. Böylesinin daha iyi olacağını düşündüm yaptım, başka sebebi yok. Arşivin tamamı da burada, o konuda bir sıkıntı yok. Eski adresi kısa bir süreliğine daha aktif tutacağım ama ardından blog bir tek burada olacak.

Bundan sonra burası daha sık güncelleneceğinden, daha temiz ve okunması rahat bir görünüme geçiş yaptım, görünümde ufak tefek değişikliklere gittim. Kalabalık ve boğucu olmasındansa böyle sade ve yazılanlara odaklı bir temanın bundan sonrası için daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bir de hakkımda kısmını baştan yazdım, isteyen kontrol edebilir.

Cuma Postası’na devam edeceğim ancak bundan sonra sadece link derlemesi olarak planlıyorum, bir nevi haftanın bookmarklarını toplayacağım oraya.

Bunların dışında verebileceğim pek yeni haber yok bu cepheden, daha doğrusu haberler henüz verilmeye uygun değiller. Ama yakın zamanda duyurulabilecek hâle geleceklerini umuyoruz.

*

Bloguma son vermeden önce şu anda gündemin tepesinde olan Suriye ve tezkere konusunda da bir şeyler yazayım diyorum ama maalesef her şey tahmin ettiğim ve Türkiye’nin siyasi mantığının zerre dışına çıkmadan gerçekleştiği için diyecek bir şey bulamıyorum. Farklı olarak diyebileceğim tek şey böyle zamanlarda insanların dediklerinin dikkatli dinlenmesi gerektiği. Böyle histeri zamanlarında beyinlerinin ne kadar çalıştığını anlamak çok kolay oluyor çünkü.

Bir de şu;

*

Durum bundan ibaret anlayacağınız. I’m back in town!

Merak İyidir | #MSL

Bu sabah belki de biz dünyalıların uzay yolculukları ve araştırmaları tarihindeki en önemli olaylardan birisi gerçekleşti. Dünyanın en zeki robotlarından birisi, Mars’ta araştırma yapmak ve bolca bilgi ve fotoğrafı bize yollamak için çıktığı yolculukta sorunsuz bir şekilde Mars’a iniş yapmayı becerdi. İnişini başarılı bir şekilde yaptıktan sonra ilk açıklaması şu oldu;

Tüm dünya bu olayı büyük bir heyecanla TV ve bilgisayar başından takip etti, bazı ülkelerde birlikte izlemek için toplanıldı bile. İnternette bu konu üzerine tüm sohbetler #MSL hashtagiyle yapıldı. Ancak kaçıranlar ya da tekrar tekrar bu zevki yaşamak isteyenler varsa burada inişten önce ve sonraki 5 dakikayı da kapsayan güzel bir video var:

Tüm dünyada büyük heyecan uyandıran ve büyük gelişmelerin önünü açacak bir dene bu. Şu ana kadar da gayet başarılı olarak ilerliyor. Elbette bu deneyin ve araştırmanın ileride nelere yol açacağına dair şu anda bir şeyler söylemek güç.

Konuyla ilgili detaylı yazılar ve görseller arıyorsanız bir şuraya bir de buraya bakın.

* * *

Büyük ihtimalle bu konu üzerinden uzunca bir süre geyikler yapılacak, birçok internet meme’i ortaya çıkacak. Önümüzdeki hafta içerisinde de ilk tam kailte fotoğrafların gelmesi bekleniyor. Büyük gelişmelere yol açacak bir süreç kapıda özetle. Ancak bu olayı izlerken aklıma takılan bir gariplik oldu.

Mars’a inen ve bir çok şey beklenilen süper robotun ismi Curiosity yani Merak. Buralarda merak dediğimizde ilk aklımıza gelecek cümle “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya yarraktan.”

Öyle bir an takıldı aklıma bu durum, sonra zaten birkaç saat ancak uyumuş olduğum için NASA’dakilerin sevinmelerini izleyerek uyuyakalmışım.

Sizleri Mars’tan gelen ilk fotoğrafla (henüz asıl ekipmanları açılmadığı için yedek kameradan gelen düşük kaliteli bir görüntü) ve bugünün hediyesi birkaç gif ile selamlıyorum.

Renk Körlerinin Arasında “Gri Bölge”de Kalmak [18.07.2012]

(Bu yazım ilk olarak 18 Temmuz 2012’de Jiyan.org‘da yayınlanmıştır.)

Özgür Uçkan, dün birçoklarının görmemekte ısrar ettiği bazı noktaları “kayıt düşmek” adına bir yazı yayınladı. Yazının tam hâli burada, tembellik edilmeyip okunmasını tavsiye ediyorum. Ben burada sadece yazıdaki birkaç detayın üzerinde durmaya çalışacağım sadece.

Bu “olay” NTV Radyo’ya, bilişim hukuku konusunda öncü isimlerden biri olan hukukçu Gökhan Ahi ile birlikte verdiğim bir röportajdan sonra gelişti. Bir blogda, tam da o sıralarda hukuki bir garabet ile “terör örgütü” ilan ediliveren RedHack’i desteklemekle suçlanıp hedef gösterildik. Ardından da “bir hacker grubu” yukarda isimlerini gördüğünüz yazarlarla birlikte benim de kişisel bilgilerimi bir yerlerde yayınladı (hemen ardından da bu bilgiler silindi). Bu saldırı haber olmaya başladı. Bunun üzerine RedHack, Twitter hesabından, “masum insanlara yönelik sanal kontrgerilla saldırılarının cevabını ellerindeki ihbarcı bilgilerini yayınlayarak vereceğini” duyurdu ve “olaylar” gelişti… Oysa, ben de, yukarıda anılan gazeteciler, hukukçular da “işimizi” yapmış, bize sorulan sorulara cevap vermiş, durumu analiz etmiş ve görüşlerimizi açıklamıştık.

“Olayların” böyle gelişmesine “şaşırıyor” değilim elbette. Bu coğrafyada “şaşırma yetimi” çoktan kaybettim. Şimdi şu “gri bölge”ye biraz yakından bakalım…

Şaşırma yetimizi çoktan kaybettik zaten, böyle garip bir coğrafyada aksi pek mümkün değil. Ancak yine de buna neden olan şeyi vurgulamakta fayda var. Bu yazıda da geçen ve benim yazımın da başlığı olan renk körlüğü durumunu.

Bu öyle bir hastalık hâline gelmiş ki, tüm topluma bulaşmış durumda (istisnalar genelde toplum dışı kaldıkları için bu tanımı kullanmakta pek sorun görmüyorum). Toplumun hemen her kesimi, her türden ve konumdan bireyi bu hastalıktan muzdarip denilebilir. En olmaması gerekenler bile. Bilimkurgu kitaplarındakilere benzer bir komplo uydurmak istesem, ülkenin havasına-suyuna ilaç karıştırdıklarını bile iddia edebilirim.

Bu hastalık, bir tür zihin kararması ile başlıyor ve bu kararma hayatın her noktasına kadar sızıyor. Zihinde oluşan kararma öyle bir noktaya varıyor ki, bir süre sonra sizin söylediklerinize ya da düşündüklerinize ters görünen en küçük bir durum bile sorgulanmadan düşman ilan ediliyor ve (biliyorum gayrı ciddi görünen bir benzetme olacak ama) Doctor Who dizisindeki Dalek’ler gibi önünüze çıkan her farklı olana “Exterminate!” (İmha Et!) diyerek yaklaşmaya başlıyorsunuz. Karşınızdakinin söyledikleri üzerine düşünmek, kendinizi sorgulamak, tartışmak gibi yetenekleriniz -yani insanın normal hayvanlardan farkını oluşturduğunu iddia ettiğiniz zekanın en önemli belirtileri- tamamen işlemez hâle geliyor.

Bu hastalığın ilerleyip tüm topluma saçıldığı noktalarda ise Özgür hocanın yazısında bahsettiği şu tarz durumlarla karşı karşıya kalıyoruz;

Burası da işte böyle ilginç bir coğrafyadır. Bu tarz hukuksuz işler hemen her coğrafyada iktidar odakları tarafından yapılır, ama gizli saklı yapılır, buradaki gibi alenen değil. Çünkü burada güç hukuka inanmaz…. Güç kendi hakkına inanır, bu hakkı herkesin ve her şeyin üstünde görür ve bu yüzden, herkesten (halktan) kendisini (hakkını) kutsal kabul etmesini ister. Halbuki, demokrasi devletin (ve diğer güç odaklarının, şirketlerin, organizasyonların vb.) bireyler lehine hukuk tarafından sınırlandırıldığı rejimlere denir. Bunun tersi olduğunda, yani bireyler devlet (ve diğer güç odakları) lehine sınırlandırıldığında ise bu rejime bir çok isim verilebilir, ama “demokrasi” ve “hukuk devleti” bu isimler arasında yer almaz.

Türkiye’nin “ilklerin ülkesi”, “model ülke” vb. diye adlandırılmasına bayılıyor yöneticilerimiz. Pek fazla ilk çıkmıyor buradan, ama bazen de çıkıyor. Mesela, devlet eliyle merkezi filtre uygulamasının “güvenli internet” diye adlandırılması böyle bir ilk oluyor (Mensup olduğumuz Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın 56 ülkesi içinde bir ilkiz bu bakımdan, ama model olmadığımız aşikar, kimse henüz bizi izlemedi). Yine, bir süredir uluslararası ortamlarda tartışılan ama tanımında bir türlü uzlaşılamayan “siber terörizm” konusunda da bir ilki gerçekleştirdik, ve dünyada hiç bir ülke henüz Anonymous’u, LulzSec’i filan “terörist” ilan etmeden önce (diğer devletler temkinli bir şekilde “siber tehdit” demeyi tercih ediyorlar), biz RedHack’i “silahlı terör örgütü” ilan ediverdik! Bu ilanın hukuki sorunları bir tarafa, “silah”ların niteliği başka bir tarafa, birden nur topu gibi bir terör örgütümüz ve Twitter’daki kırk küsür bin takipçisi oluverdi…

Ve ister istemez böyle bir mantık, insanın doğasının gereği olan (gerçi o doğadan eser kaldı mı ona bile emin değilim ya artık, böyle nadir durumlarla türümüzün son örneklerini görüyor gibi hissediyorum) sorgulama, düşünme gibi eylemleri gerçekleştirenleri kendi “beyaz bölgelerinden” bakarak, hiç düşünmeden “siyah” ilan eder. Sizin diyeceklerinizin de doğal olarak hiçbir anlamı kalmaz onlar için, imha edilmesi gerekensinizdir zaten, neden dinlenesiniz ki?

Sonuç olarak böyle bir renk körlüğünün ortasında gri olmakta inat etmek, belki de yapılabilecek en cesur şey oluyor. Siyah ya da beyaz olmak bu doğada hiç sorun değil ama gri olmak, insanlıkta inat etmeyi, sorgulamaktan ve düşünmekten asla vazgeçmeyeceğini söylemek oluyor. Her ne kadar ne siyahın ne de beyazın anlamasının pek imkanı olmadığının farkında olsan da.

Gri bölgede durdukça, gri kaldıkça da Özgür hocanın yazısındaki şu sözleri (ya da benzerlerini) daima tekrar etmek zorunda kalıyorsun, hiçbir şey olmazsa da not olarak düşülsün tarihe ve internete diye:

Bu korku operasyonuna hedef gösterilmiş biri olarak, buradan tehditçilerime sesleniyorum:

Ben bir yazar, akademisyen ve insan hakları savunucusuyum. Bu niteliklerim gereği meşru çalışmalarda bulunurum. Bu çalışmalar, bir yandan akademik ve entelektüel ilgilerim diğer yandan kamu yararı kıstaslarıyla belirlenir ve bu yüzden tüm çalışmalarımın arkasındayım. Bu çalışmalar, yazılarım, medyada yer bulan konuşmalarım, benimle yapılan söyleşiler ve kitaplarım, sizin anladığınız anlamda şu veya bu gruba “destek” olarak nitelenemez. O tür “desteklerde” siz bulunursunuz. Aynı nitelikleri taşımıyoruz. Benim çalışmalarım akademik özgürlüğe, basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne girer. Siz ise ancak tamamen karşı olduğunuz sonuncu özgürlükten yararlanırsınız. Hoşunuza gitmeyen, karşı olduğunuz fikirleri dile getirenlerin ifade özgürlüğüne saldırmasanız, sizin bile ifade özgürlüğünüzü savunurdum. Ama bu koşullarda sizinkini ifade özgürlüğü değil, ifade özgürlüğüne yönelmiş bir nefret suçu olarak görmek eğilimindeyim.

Cuma Postası [27.07.2012]

*Ramazanda cumaya posta koymadan olur mu hiç? Olmaz tabii. O yüzden bir cuma postasıyla daha birlikteyiz.

*Önemli bir duyuru ile başlayayım; Alternatif Bilişim Derneği ve Kocaeli Üniversitesi’nin beraber hazırladıkları “YENİ MEDYA ÇALIŞMALARI: KURAM, YÖNTEM, UYGULAMA VE SİYASA I. ULUSAL KONGRESİ” için hazırlıklar başladı. Bildiri çağrısına ve diğer tüm bilgilere linkten ulaşmanız mümkün. Oldukça önemli ve değerli bir başlangıç olacağına inanıyorum bu kongrenin. Mutlaka takibinize alın ve 7-8 Mayısta orada olmaya bakın.

*Samanyolu gibi galaksilerin Big Bang sonrasında nasıl oluştuğuna dair kayda değer bir cevap şu ana kadar verilememişti. Gerçekten de fazlasıyla zihin kurcalayıcı bir soruydu bu. Ancak yakın zamanda yapılan bir bilgisayar simülasyonu buna cevap vermiş olabilir. Gerçekten ilginç bir haber ancak beni asıl etkileyen videodaki güzellik oldu. Saatlerce izlenebilecek kadar güzel bir görüntü çıkmış ortaya.

*Eğer bu ihtimal doğruysa; böyle şahane, böyle estetiğe sahip bir oluşumun bu gezegendeki insanlığın büyük kısmını da oluşturduğunu bilmek benim için büyük hayal kırıklığı olacak. Bu güzelliğin böyle bir aptallığın ortaya çıkmasına neden olması büyük haksızlık bence.

*Eğer kitapları kapaklarına göre yargılamaya niyetliyseniz en azından şu ufaklık gibi yapın da bir işe yarasın. Diğer türlü aptal durumuna düşüyorsunuz çünkü.

*Amerika’daki kâr amacı gütmeyen yayınevlerinin belki de en şahanelerinden birisi olan Library of America şöyle bir şahesere daha imza atıyor. Derlemenin yanı sıra içindeki makaleler için seçilen yazarlar da ne kadar detaylı düşündüklerinin bir göstergesi. Türkiye’de mi ne oluyor? Başbakan’ın kankasının kızı edebiyat dergisi(!) çıkartıyor ve ilk işi başbakana kendini övme fırsatı sağlamak oluyor.

*Son zamanlarda sakin kalmakta iyice zorlanır oldum bu arada. Her yerden saçmalık fışkırması zaten ülkenin doğası, ona itirazım yok ama kendisini bir şekilde bu saçmalıkların karşısına koyduğunu iddia edenler bile saçmaladıkça saçmalıyor. Gerçi dedim ya, onlara özgü değil bu durum, ülkenin normali bu olmuş. Özellikle internete bu anlamda büyük bir teşekkür borçluyum ben. Herkesin gerçek zeka kapasitesini fazlasıyla görmemizi sağlıyor. Çok çok sevdiğim birinin de dediği gibi: “İnternet bu ülkedekilere birkaç beden fazla geliyor.”

*İnternette güzel işler yapmayı becerenler de yok değil ama. İnternetin gerçekten hakkını vererek kullananlar, orada kendisini gösterebilmeyi, istediklerini ülke sınırlarını umursamadan yapabilenler de mevcut. Bunların en güzel örneklerinden birisini Youtube’da görüyorum son zamanlarda. Youtube’da kanalınızın olması ve orayı gerçekten bir kanal gibi kullanabilmek gerçekten Türkiye’dekilere oldukça yabancı gelen bir şey. Avrupa’da ABD’de bununla kendi kariyerlerini oluşturmayı becerenler var elbette ancak Türkiye’de hem teknik sorunlar hem de devletin internetin önüne sürekli koyduğu engeller bu işi hakkıyla yapmayı imkansıza yakın kılıyor. Bu anlamda gerçekten başarılı işler çıkartan 3 şahane insanı tanıştırayım sizlere; Sabri, Ege ve Servet. Bu arkadaşlar gerçekten güzel işler yapıyor ve bence desteklenmeyi hakediyorlar. Ayrıca bazen videolarında ya da canlı yayınlarında (özellikle Sabri’nin) karşınıza çıkmam da mümkün.

*Şu anda kapalı ve lanetli görünen bir hava var burada. Tıpkı Londra gibi. Londra demişken (böyle de konu bağlarım ahahaha) geçenlerde yapılan London Word Festival’de Hz. Alan Moore bayağı bir göstermiş kendisini. Orada olamadım tabii ki ancak şahane bir fotoğraf albümü ile içimin soğumasını sağladım biraz.

*Nefret suçu dediğimiz şey gerçekten iğrenç bir hareket. Her ne kadar buralarda “halk tepkisi” veya “halkın hassasiyeti” saçmalıklarıyla normalleştirilmeye çalışılsa da bu onun iğrençliğini değiştirmiyor. Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu lanet de farklı boyutlara sıçrayabiliyor. İşte karşınızda büyük ihtimalle dünyanın ilk sibernetik nefret suçu.

*Hem sıcaklar, hem yapılacak işler, hem de tahammül sınırlarımın iyice düşmesi yüzünden sosyal ağlara bu aralar daha az uğrayacağım. O yüzden eğer bana ulaşmak istediğinizde işinizi garantiye almak istiyorsanız mail yolunu kullanmanız faydalı olur. Sonra uyarmadı demeyin. Maillerim için contact kısmına bakabilirsiniz.

*Şimdilik benden bu kadar. Accuradio’da yaptığım mix radyolardan birisi ile bu cuma postasını da kapatıyorum.

Bağlantıyı kesebiliriz.