Lamerlarla Bir Gün

Bugün bloga bakmayı pek düşünmüyordum normalde. Bir şeyler eklemeye ya da blogla uğraşmaya vakit ayırmaya niyetim yoktu. Ancak bir şeyler dürttü ve bir bakayım dedim. Önce blog hesabımın olmadığını iddia etti. Ardından ana sayfama baktığımda şöyle bir manzarayla karşılatım.

Allah’ın beni yakacağını haber vermek için Bangladeşli bir lamer arkadaş sitemin indexini değiştirmeye karar vermişti. Başta sinirlerimi kontrol edemediğimden telaş sardı ama sonrasında kendime gelebildim. Kardeşimin teknik desteğiyle siteyi kurtardık. Facebook’ta bu işi yapan arkadaşın profilini bulduğumuzda da tam tahmin ettiğim gibi ideal bir lamer profili vardı karşımda.

Elbette oldukça amatörce ve Allah adına savaşmak gibi bana anlamsız gelen bir sebep dışında amaçsızca yapılmış bir hareketti. Ortalama bir lamer’ın mantığıyla site hackleme skoru tutmak için yapılmış bir şeydi özetle.

Eğer kafam çok çalışmıyor olsaydı gelip buraya “O kadar hacker kültürü hakkında konuşuyorum, sonra gelip bana saldırıyorlar. Hepsine ölüm!” gibi bir şeyler yazıp kendimi rezil edebilirdim. Ama neyse ki öyle birisi değilim.

Tıpkı her kültürün başına geldiği gibi hacker kültürünün de başına gelen bir durum bu. O kültürü anlamadan, onun bilincine erişmeden, sadece öyleymiş gibi görünmek için saçma sapan hareketler yapan insanlar oluyor. Bunların genel adı poser, taklitçi. Hacker kültürüne özel adı da lamer oluyor. Bunların elbette o kültürle hiçbir alakaları yok, sadece hackerları görüp onlara özenerek böyle saçma sapan işlere kalkışıyorlar.

Şimdi kalkıp birkaç gerizekalı poser yüzünden koca kültürü çöpe atmak gibi aptalca bir hareket yapmayacağım. Ama böyle bir durum başımdan geçmişken bu ayrımı bir kez daha vurgulamak iyi olur diye düşündüm. Hackerlarla lamerlar aynı şey değildir. Lamerlar, kabaca bir tabirle bilinçsiz hareket eden özentilerdir.

O yüzden sitem 6 saate yakın erişilemez durumda kalmış olsa da kalkıp bunun üzerinden saçma sapan şeyler yapmayacağım. Bu gün yaşadıklarımın ardından biraz daha dikkatli olmam ve bu konularda kendimi kurtarabilecek kadar teknik bilgiyi bir an önce edinmem gerektiğini hatırladım. Sonuçta hackerlar ve hacker kültürü varolduğu sürece, böyle poserlar da olacak. Sırf bu poserlar yüzünden de bu kültürün sona ermesini istemek gerizekalıca olur.

İşin özeti bir saatimi yediler ama sağlam bir tecrübe oldu benim için. Hem sitenin hem de kendimin bu tarz konulardaki eksiğini tekrar görmemi sağladılar. Bu yüzden lamerlara her ne kadar kıl olsam da bir teşekkür etmem lazım.

Şimdilik diyeceklerim bu kadar, yarın Cuma Postası mutlaka geliyor. Geçen haftanın özrü olarak çok daha dolu olacak, merak etmeyin.

Bilimkurgu Sineması Tarihi

Video hakkında diyebilecek çok fazla bir şey yok. Tek kelimeyle şahane bir iş çıkartmışlar. Video sayesinde bilimkurguyu neden böyle derinden sevdiğimi bir kez daha hatırlayıp keyiflendim (ama henüz izleyemediğim filmlerin listesini bir kez daha gözüme soktuğu için biraz can sıkıcı oldu :) ). Videoyu hazırlayan Cosmo Scharf ve Austin Kilgore’a ne kadar teşekkür etsem az. Bilimkurgu sinemasının tarihi böyle güzel özetlenemezdi sanırım.

Bir de tarih demişken biraz konudan sapıp şu tweetimi de iliştireyim araya.

(Devlet Babanın Çocukları İçin) Güvenli İnternet 1 Yaşında!

“Bundan bir sene önce “devlet baba” bizi internetteki pis, kaka şeylerden korumak ve güzel güzel internette gezmemizi sağlamak için bizlere Güvenli İnterneti verdi. Halihazırda zaten binlerce ahlaksız, bölücü siteyi biz çocuklarının ulaşamayacağı yerlere kaldırmış olan babamız, daha da temiz bir ortam sağlamak için bizlere istediğimizi seçebileceğimiz filtreler sunmuştu. Çünkü devlet baba her ne kadar en zararlıları kaldırmış olsa da bizim de gönüllü bir şekilde diğer zararlılardan uzak durmamızı istiyordu. Çünkü devlet baba bizim temiz, güzel, vatana millete hayırlı çocuklar olmamızı istiyordu.

Ama devlet babanın böyle düşünmesi normaldi. Çünkü biz onun aptal çocuklarıydık, kendimiz için neyin yararlı neyin zararlı olduğunu bilemezdik. Ya babamızı kötüleyen bir şeyler görürsek internette, ya internetteki bir yazı yüzünden uyuşturucu bağımlısı olursak, ya ayıpçı şeyler görürsek ne olacaktı? Bunların bizim için zararlarını anlayamayacak durumdaydık biz, o yüzden devlet babanın bize müdahale etmesi gerekiyordu. Bu yüzden de bize Güvenli İnterneti verdi.”

Yukarıda anlattıklarım çok özet bir şekilde de olsa Güvenli İnternet dedikleri ama aslında düpedüz devlet eliyle insanların bilgiye erişim özgürlüğüne kısıtlama aracı olan uygulamanın arkasında yatan mantık. Ve bu uygulama bir senedir hayatımızın içinde, onun bir parçası hâlinde.

Alternatif Bilişim Derneği’nin bu gün için yayınladığı basın açıklaması ise oldukça önemli. Devletin “babalık” dürtülerinin bir işe yaramadığı gibi o dürtülerle yaptığı hareketin sorunlu yanlarını da gösteriyor. Ufak bir alıntı yapacak olursam;

“Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.

Korumacı/kollamacı devlet-pasif yurttaş klasik yaklaşımını somutlayan “Güvenli İnternet” uygulaması, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi olarak İnternet’i güvenli kullanmalarına yönelik bir zemin hazırlamamıştır. Bu uygulama aynı zamanda, İnternet dolayımlı işlenen kimi bilişim suçlarını azaltmaktan uzaktır. Bilakis, anaakım ulusal medya ve kamu erki sürekli İnternet dolayımlı suçlara yönelik bir panik söylemi üretmektedir.”

Basın duyurusunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu basın açıklamasının üzerine ek olarak diyebileceğim tek şey sanırım artık devletin kendisini hepimizin babası sanması durumuna bir son vermek için elimizden geleni yapmamız gerektiği. Yaşadığımız bir çok sorunun arkasında da bu kendini babamız sanma hastalığı yatıyor zaten, biraz dikkatli bakmak yeterli bunu görmek için.

Başka İnsanların Mektuplarını Okuyup Yazı Yazıyorum

Futuristika, kurulduğu zamandan bu yana zevkle takip ettiğim ve Türkçe olarak internet dergiciliğinin hakkını veren sayılı yerlerden birisi. Böyle severek takip ettiğim bir yerde yazmış olmak da benim için ayrı güzel bir şey. Evet, Futuristika’da ilk yazım dün yayınlandı. Alan Moore’un doğum günü şerefine yazdığım yazımı buradan okuyabilirsiniz. Umarım bundan sonra Futuristika ekibiyle birlikte daha çok şey de yapacağız. (Değil mi Barış? :)

Önümüzdeki günler biraz yoğun geçeceği için çok fazla blog girme şansım olmayabilir (Cuma Postası’ndan taviz yok tabii ki), o yüzden bir kaç şey paylaşayım dedim bu duyuruyla birlikte.

*Perşembe günü MSGSÜ Felsefe bölümü 2012 Felsefe Günü var. Oldukça güzel bir program, ilgilenen herkesin gelmesini tavsiye ederim. Ben de gün boyu orada olacağım. Programa ve adres bilgilerine buradan bakabilirsiniz.

*Tor, internette anonimlik konularıyla az çok ilgilenmiş herkesin ismini duyduğu bir proje. Jacob Applebaum, Tor’u ve onun önemini katıldığı TEDx konuşmasında anlatmış. Oldukça dolu bir konuşma olmuş, izlenmeli.

*Bir Kim Boekbinder şarkısıyla bu blogu da kapatalım.

Türkiye’de Habercilik / Gazetecilik Üzerine Birkaç Satır

Bugün biraz boş vakit bulup internette haber takibimi bir düzene sokmayı denedim. Halihazırda takip ettiğim bloglar ve siteler için Google Reader’ı kullanıyorum ama haber sitelerini takip edebilmek için pek kullanışlı değil bana göre. Bu yüzden Google News’e bir şans vermek istedim. Ancak orada hem bir teknik sorun hem de çok daha büyük bir sorun yüzünden istediğim verimi alamayacağımı anlayınca vazgeçtim. Burada üzerine konuşmak istediğim ise gözüme bir kez daha batan o çok daha büyük bir sorun.

Türkiye’de gazetecilik ve habercilik diğer birçok konuda olduğu gibi gerçekten hastalıklı bir durumda. Çok az bir kesim dışında kimsenin gazetecilikten anladığını sanmıyorum. Tarafsızlık, dürüst habercilik gibi şeylere Türkiye’deki gazeteciler ve basın arasında denk gelebilmek için gerçekten ciddi bir araştırma yapmanız lazım. Diğer türlü elinize geçecek tek şey resmi ideolojinin ya da iktidarın ağzının içine bakıp onların tavrını kopyalayan bir yığın. Basit bir araştırma yapsak haberlerinde “terörist” kelimesini en çok (ve belki de tek) kullanan basının buradakiler olduğunu rahatça görebiliriz sanırım. Böyle bir kelimeyi bir gazeteci olarak nasıl bu kadar rahat kullanabildiklerini hâlâ aklım almıyor.

Ülkede ne zaman birileri bir basın kuruluşundan ayrılsa ya da başka bir şey kurmaya kalksa ağzından ilk çıkan laf “Dürüst ve tarafsız olacağız.” oluyor. İyi, güzel diyorlar ama sonucunda ortaya çıkan tek şey kendi ideolojisi temelinde bir yayın oluyor. Tamam, elbette dünya görüşünün yaptığı işi etkilemesi doğal ancak bunu yapacağın yer kullandığın aracın yorum kısımlarıdır (köşe yazıları, forum bölümleri vs.). Bir basın kuruluşunu tarafsız olarak nitelendirmek için onun senin ideolojine uymaması yeterli bir gerekçe sayılmaz ya da senin ideolojine uyan bir gazete de tarafsız sayılmaz.

Şimdi kalkıp burada gazetecilik üzerine uzun uzadıya nutuk atmak istemiyorum ama bu durum fazlasıyla can sıkıcı hâle gelmeye başladı. Herkesin tarafsızlıktan söz edip kimsenin gerçek tarafsızlığı kastetmiyor oluşu sinir bozucu.

Bir de bugünkü deneyimimle bir şey daha farkettim ki ülkede haber sitesi açma ve gazetecilik oynama hastalığı başlamış. Aklına esen yorum yazacak birkaç kişi bulup bir domain ve host alarak haber sitesi kurar olmuş. İnternetin farklı seslere imkan tanıyor olabilmesi elbette güzel ve bunu mutlaka değerlendirmek lazım ama benim gördüğüm onlarca sitede hiç de böyle bir çaba yok. Çoğunun derdi ya kendi propagandasını yapabilecek bir araç elde etmek ya da siteye eklediği reklamlardan bir gelir elde etmek. Durum böyle olunca da aynı şeyleri tekrar edip duran yığınlardan oluşan bir çöplüğe dönüyorlar.

*

Bu sorunların yakın zamanda çözüleceğine zerre inancım yok tabii ki. Zaten çözebilmek için en başta bu toplumun kafasını değiştirmek gerekiyor. Belki ben kendime haberlere ulaşabilecek bir yol buluyorum ama herkes o kadar yetenekli değil ve bu bilgi çöplüğünün içinde kalarak gerçekten uzakta bir hayat yaşayan çok büyük bir kitle var.

(O kitlenin gerçek haberleri ne kadar istediği ayrı bir tartışma konusu. Burada o haberlere ulaşmalarının neredeyse imkansız hâle getirilmiş olmasından bahsediyorum.)

Cuma Postası [16.11.2012]

*Some thoughts and musings about making things for the web – The Oatmeal

Oatmeal’dan oldukça güzel bir iş. İnternette bir şeyler üreten herkesin sesi olmuş.

*There’s no way to stop children viewing porn in Starbucks | Technology | guardian.co.uk

Cory Doctorow’dan internette filtreleme veya benzeri sansür sistemlerinin neden anlamsız ve asla işe yaramayacak şeyler olduğunun özeti.

*Günler geçiyor… Gel de yaşa… | [Futuristika!]

Futuristika ekibi, ülkenin büyük kısmının umursamamak için büyük çaba harcadığı ölüm oruçları hakkında bir doya hazırlamış. Bize de paylaşmak düşüyor.

*When Gut-Boys Attack – Whatever

Bir süredir çizgi roman ve bilimkurgu dünyasındaki cinsiyetçilik hâlleri ciddi bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmalarla ilgili yazacaklarıım var ama şimdilik cinsiyetçiliklerinde ısrar eden kafalara verilmiş en güzel cevaplardan birisini paylaşmakla yetiniyorum.

*Doctorow and Schønning debates copyright at Fagfestival 2012 by Abemad on SoundCloud – Create, record and share your sounds for free

Doctorow’un bu ay içinde Danimarka’daki gazetecilik festivali olan Fagfestival 2012’de katıldığı tartışmanın kaydı. Konu telif hakları.

*Warren Ellis » The Complete DEEP MAP PILOTS by Eliza Gauger & Warren Ellis

Eğer takip edemediyseniz ya da hiç görmediyseniz Warren Ellis ve Eliza Gauger’ın ortaklığıyla ortaya çıkan 5 bölümlük kısa öykünün tam hâli burada.

Önceki Postalar
Cuma Postası [02.11.2012]
Cuma Postası [26.10.2012]
Cuma Postası [19.10.2012]

Notlar [13.11.2012]

* Ölüm oruçlarının başlamasıyla birlikte gündem, normalinin üstünde “ölüm” ile doldu. Ölüme dair çok fazla şey konuşulmaya, ölüm kavramı sakız muamelesi görmeye başladı. Halihazırda toplumumuz zaten ölüm kavramının içini fazlasıyla boşaltmışken bir de böyle bir çabaya girişmek neden? Acaba kavramın içini iyice boş hâle getirerek ölüm oruçlarının sonunda olabileceklerle birlikte kendilerinde oluşacak vicdan hâlinden sıyrılmak mı isteniyor?

* Etik tartışmalarında dindar insanların klasik bir tezi vardır; dindar olmayan insanın ahlakı olamayacağına varır en temelde. Ahlakı ve ahlaklı davranışın temelini bir korkuya ve Tanrı gibi bir figüre dayarlar ve bu olmazsa ahlak olmaz derler. Ancak her geçen gün bizzat kendileri bu tezi çürütebilmemiz için malzemeler verip duruyorlar bize. Kendileri de farkında mı acaba bunun?

* Bir de gündeme dair uzun laflar söyleme yetimi kaybetmişim onu farkettim. Bir süre sonra aynı şeyleri tekrar edip durmak, aynı düz mantıklılarla uğraşmak zorunda kalmak sıkıyor ister istemez. Bir de bu tarz durumlara girmenin bana verdiği şeylerin sadece sinir, baş ağrısı ve boşa harcanmış vakit olduğunu farkettiğimden bu yana da uzak durmaya çalışıyorum. Diyeceklerimi böyle az ve öz söylemesi en azından benim için daha faydalı oluyor.

Copyheart

Copyright dediğimiz mevzu daima sinir bozucu ve kısıtlayıcı bir özelliğe sahiptir. Ürettiklerini koruyabilmek adına çıkartılmış olsa da günümüzde geldiği nokta yaratıcılığın ve kültürel gelişimin önündeki büyük bir engel olmaktan fazlası olamamıştır. Üstelik günümüzde şirketlerin copyright üzerine yasaları kullanma şekilleri ve copyright trolllerinin yaptıkları yüzünden kültürel gelişime ve paylaşıma zarar vermek bir yana ekonomik anlamda da ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Copyright artık zamanını doldurmakta ve gün geçtikçe kendi sonunu hazırlamaktadır bu anlamda. Eğer bir şekilde sona ermezse insanlığa ve kültürel gelişime vereceği zararları görmezden gelmeye imkan yok artık. Bu yüzden de bu konuda bir çok farklı alternatif üretilmekte. Bunlardan benim favorilerim ve ileride kendilerine çok daha sağlam bir yer bulacaklarını düşündüklerim elbette Creative Commons ve GPL. Ancak copyrighta karşı ortaya çıkan yeni bir fikir daha oldukça dikkatimi çekti.

Copyheart projesi “insanlar sevdikleri şeyleri paylaşırlar” mantığı üzerine kurulu. Eğer bir şeyi sevdiyseniz, onu paylaşmanın önünde hiç bir engel olmaması gerektiğini düşünerek bu şekilde düşünenlerin faydalanabileceği bir yol bulmak istemişler. Bunun üzerine de copyheart projesi ortaya çıkmış.

Proje hakkındaki tüm detaylara http://copyheart.org adresinden ulaşabilirsiniz. Proje şu an başlangıç aşamasında olduğundan çok fazla yorum yapabilmek zor ancak ben olumlu bakıyorum. Umarım düşündüğüm gibi ilerlerler.

Cuma Postası [02.11.2012]

*Vintage Caza – 50 Watts

Philippe Caza’nın ilk dönem çalışmalarından seçmeler, daha ne diyeyim bilemedim.

*Your Right to Own, Under Threat | Electronic Frontier Foundation

Yasanın henüz ABD’de tartışılıyor olması fırsat. Ama bir kez orada geçerse tüm dünyayı etkisine alması da an meselesi. Konuyla ilgili EFF’in kampanyası için buradan.

*An Open Letter to E-Book Retailers: Let’s have a return to common sense | TeleRead

E-kitaplar ve DRM üzerine okuduğum en güzel yazılardan birisi. Özellikle e-kitap alanında çalışanların bu yazıya bir bakıp yaptıkları işi gözden geçirmelerinde fayda var.

*No, Copyright Is Not A Human Right | Techdirt

Bu haftanın telif hakları üzerine bir diğer linki. Telif haklarını savunmak için şirketlerin ne derece delirdiğini görmek için de güzel bir yazı.

*Let’s Limit the Effect of Software Patents, Since We Can’t Eliminate Them | Wired Opinion | Wired.com

Telif hakları üzerine bu cumanın son linki Richard Stallman’dan. Stallman’ın lafı üzerine laf söylemek olmaz diyerek geçiyorum.

*Sokaklar gaz bulutundan görünmüyor mu? – PINAR ÖĞÜNÇ – Radikal

Türkiye’de asıl gündem olması gereken başlıkların hep en arka plana itilmesine alıştık artık. İnsanların hayatları söz konusuyken bile değişmez bu kural -ki en çok böyle durumlarda devreye girer. Bir insanın ne kadar yüzsüzleşebildiğini ve ne kadar rahat bir şekilde yalan söyleyebildiğini böyle zamanlar gösteriyor. Bu yazıyı da bu yüzden ekledim. Bir insanın ne kadar rahat bir şekilde tüm dünyaya karşı yalan söyleyebileceğinin notunu her yere düşmek ve daima hatırlatmak lazım.

*Privacy in Ubuntu 12.10: Amazon Ads and Data Leaks | Electronic Frontier Foundation

Her ne kadar Ubuntu en güvendiğim işletim sistemleri arasında olsa da zaman zaman böyle şeyler yapabiliyorlar. Kolay bir şekilde çözülebiliyor ancak yine de kendilerinin düzeltmesi şart.

*Another Day, Another Functional Fallout Pip-Boy Replica | Geekologie

Bir gün üretilirse kesinlikle kolumda olmasını isterim.

*All Three Branches Agree: Big Brother Is the New Normal | Threat Level | Wired.com

Belki farkında değiliz ama başlık doğru söylüyor. Alakalı bir deney için buraya bakabilirsiniz.

*The Kremlin’s New Internet Surveillance Plan Goes Live Today | Danger Room | Wired.com

Daha etkili olması için üstteki linkle birlikte okuyunuz.

*İnternet’te Kişisel Mahremiyetin Korunması için ne yapılabilir? « Yeni Medya

Kendinizi internette koruyabilmek için yapabileceklerinizden birkaç tane daha.

*Warren Ellis on futurism, the New Aesthetic, and why social media isn’t killing our children | The Verge

Warren Ellis’ten şahane bir röportaj. Özellikle New Aesthetic konusunda söyledikleri bu konuya olan ilgimi daha da arttırdı.

Önceki Postalar
Cuma Postası [26.10.2012]
Cuma Postası [19.10.2012]
Cuma Postası [05.10.2012]

ABD Seçimlerini Nasıl Takip Ediyorum

Siyasetle ilgili olmam ve dünyada olan bitene dair odun tepkiselliğinde olmamam doğal olarak ABD seçimlerini takip etmeme neden oluyor. Ancak takip etme şeklim asıl takip sebebimi biraz daha ön plana çıkartıyor ister istemez.

Bir çok ülkede artık seçimlerin büyük kısmını seçilmiş iki ya da üç grubun ortalama vatandaşın keyfini yerine getirmek üzere birbirine girmeleri oluşturuyor. Bu da seçimleri büyük prodüksiyonlu bir reality şova dönüştürüyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını iddia etmek çok da yanlış olmayacaktır. Gerçek reality şovlarda olduğu gibi bu işin altından en iyi kalkan da ABD oluyor.

Elbette işin gerçekten siyaset olan yanı sabit ancak ön planda olan ve herkesin asıl ilgilendiği kısım bu reality şov yanı. Yoksa 6 adayın olduğu bir seçimde neden sadece Mitt ve Barack’ın adını biliyor olalım ki? (Bu cümlede geçen biz ABD de dahil tüm dünya oluyor.)

Elbette kaliteli bir reality şov olarak ABD seçimlerini takip etmek kafa dağıtmak için oldukça keyifli oluyor ancak işin asıl sevdiğim yanı insanların bu seçimlerle birlikte ürettikleri şeyler. Elbette hemen herkes bir şekilde politik bir görüşe sahip -maalesef doğuştan ezberlenen faşizanlık da bir politik görüş olarak kabul ediliyor, her ne kadar ben bir hastalık olarak görsem de- ve bunu çeşit çeşit yollarla ifade edebiliyor (tabii Türkiye’de değilseniz, o  zaman pek bir şey ifade etme şansınız yok). Anca ABD’de seçim dönemleri yaklaştıkça bu konuda ciddi bir yaratıcılık patlaması yaşanıyor. İnsanlar fikirlerini beyan etmek ya da bir görüşe karşı çıkmak için gerçekten yaratıcı yollar buluyorlar. Çoğunu hayranlıkla ve kıskançlıkla takip ediyorum (kıskançlığımın sebebi elbette yaşadığım ülkedeki muhalefet ve zeka eksikliği). Son zamanlarda oldukça başarılı şeylerle ard arda karşılaşınca bunları bir bloga toplamak iyi olur diye düşündüm. Hem bu sayede biraz da içimi dökmüş oldum.

Daha bu konuda söyleyebileceğim çok şey var ama iyice bir toparlanmaya ihtiyacı var kafamdakilerin. Seçimlerin ne kadar işe yarar olduğu ya da demokrasi denen şeye ne derece güvendiğim gibi şeyler aslında malum ama henüz tam istediğim gibi ifade edemiyorum gibi geliyor. Artık her kendisini anarşist sanan ergenin kullandığı kalıpları da kullanmaya hiç niyetim yok. Blogun bundan sonrasında ABD seçimleriyle birlikte gelen yaratıcılık dolu şeyler olacak. Videolar, webcomicler, yazılar falan. Bunların benim politik görüşlerimi yansıtmadığını söylememe gerek yok sanırım, sonuçta hiç birini ben üretmedim. Ve hayır, içinde destekleyeceğim çok şey olması da bu genel notu düşmeme engel değil.

*

*A Fan Letter to Certain Conservative Politicians

Bu yazıda John Scalzi, Cumhuriyetçilerin son zamanlarda kürtajla ilgili yaptıkları açıklamalar üzerine belki d verilebilecek en güzel cevaplardan birisini vermiş.

*xkcd: Electoral Precedent ve Congress

*Binders Full of Women

Mitt Romney’nin cinsiyetçi değilim imajı vermeye çalışırken kırdığı büyük pot ve sonrasında gelişenler.

*SMBC – October 30, 2012

*What makes a meme – Salon.com

Nathan Jurgenson, seçimlerle birlikte ortaya çıkan memeleri incelemeye almış. Burada bahsi geçen birçok şeyi kavramak için el altında durmasında fayda var.

*The Death of Fun in Politics ve The Trail of Blood on the Floor

Warren Ellis her ne kadar bir İngiliz de olsa benimle benzer bir bakışla takip ediyor ve yazıyor ABD seçimlerini. Bu yazıları ve blogu dışında özellikle seçim günü ve gecesi twitterdan da takip edilmesinde fayda var.

*

Şimdi videolar.

NOT: Bugün Cuma Postası olur mu olmaz mı henüz net değil. Eğer gelmezse bunu Cuma Postası olarak kabul edin