Yaptığımız her şey remixtir

Futuristika için bu kez remix konusunu ele aldım. Remix kavramına ve üretim şeklimize farklı bir bakış için oldukça faydalı bir başlangıç metni olduğunu umuyorum. Ayrıca yazıda remix yapabilmek için kullanabileceğiniz oldukça güzel iki aracı da tanıttım.

Yani daha önce karşılaştığımız ya da bulduğumuz bazı materyalleri kendimiz için kopyalıyoruz (dikkat edin çalmıyoruz), onları kullanabileceğimiz şekilde dönüştürüyoruz ve sonrasında elimizdeki diğer materyallerle birleştiriyoruz. Remix yapmanın tarifi bu. Peki bu tarifi sadece remix yaparken mi kullanıyoruz?

Bir roman yazarken o romanda kullanacağımız fikirler bir anda zihnimizde mi parlar yoksa bir yerlerden mi ediniriz? Bir şey icat ederken ne icat edeceğimizi bir aydınlanma ile mi buluruz? Bir felsefe kuramını vahiy ile mi ortaya koyarız?

Yazıya buradan ulaşmanız mümkün: Remix 101

Bu yazıda bana fazlasıyla ilham verenlerden birisi Kirby Ferguson’du. Yazının sonunda bu ilhamı sağlayan projesinin linki mevcut. Bu projesiyle ilgili yaptığı TED konuşması da aşağıda.

Cuma Postası [30.11.2012]

*I Have Your Heart – Boing Boing

Kim Boekbinder, Molly Crabapple ve Jim Batt bir araya gelerek şahane bir iş çıkartmışlar. Boing Boing’ten hem videoyu izleyebilir hem de yaptıkları röportajı okuyabilirsiniz.

*Why privacy matters | Privacy International

Uzun uzun üzerine konuşmadan sadece sitedeki açıklamayı vereyim: “Privacy International asked lawyers, activists, researchers and hackers at Defcon 2012 about some of the debates that thrive at the intersection between law, technology and privacy. We also wanted to know why privacy matters to them, and what they thought the future of privacy looked like. This video is a result of those conversations.”

*Best and Worst Movies Based on Sci-Fi/Fantasy Books (Sez You) | Underwire | Wired.com

Wired’ın en sık takip ettiğim bölümlerinden birisi olan Underwire yine güzel bir liste çıkartmış. Okuyucuların yorumlarına göre belirlendiğini unutmadan okuyun.

*Locus Online Perspectives » Cory Doctorow: The Internet of the Dead

Üzerine kafa yorduğum konulardan birisiyle ilgili Doctorow oldukça sağlam bir makale yayınlanmış. Burada durmasında fayda var.

*“Glad I Didn’t Have Facebook In High School!” » Cyborgology

Facebook, nesil ayrımı, faydalar ve zararlar üzerine oldukça dolu bir makale. Eğer yukarıdakine benzer cümleler kuruyorsanız bir bakmanız şart.

*An Idiot’s Guide to Time | VICE

Warren Ellis’ten yeni bilimsel gelişmeler ışığında aklınızı uçurması ve kafanızı karıştırması muhtemel bir makale. Özetle klasik bir Warren Ellis yazısı.

*Özgür Uçkan » İnterneti zapt etme hayali: Filtreli internet, BTK, Phorm ve WCIT…

Özgür hocadan oldukça sert ama her satırında sonuna kadar doğru söylediği bir makale. Son zamanlarda internet üzerine birilerinin yaptığı planları görebilmenize fazlasıyla yardımcı olacaktır.

*Yoksulun çirkinliği | [Futuristika!]

Barış Yarsel Türkiye’de zillet ve yoksulluğa oldukça güzel bir bakış atmış. Barış’la birlikte bir bakmalı.

*Jimmy’s End

Belki gözünden kaçan ya da izlememiş olan vardır diye.

*The Fixer’s Manifesto – the future needs fixing – sugru

“Bozuksa tamir et. Bozuk değilse geliştir.” diyerek başlayan şahane bir manifesto.

*If You’re Greek, Someone Probably Just Stole Your Identity – Lowering the Bar

Kişisel bilgilerin gizliliğinin ve korunmasının ne kadar önemli olduğunu anlamak için sanırım bizim de böyle bir tecrübeden geçmemiz gerekiyor.

*Open the Future: Interview at Singularity 1 on 1

Jamais Cascio’yu uzun bir süredir olmasa da ismini ve yaptıklarını ilk duyduğumdan bu yana takip ediyorum. Singularity 1 on 1 da takip ettiğim podcastler arasında. Şimdi ikisi bir araya geldiler ve benim için izlenmesi/dinlenmesi şart bir bölüm oldu. Sizlerin de ilgisini çeker diye umuyorum.

Önceki Postalar
Cuma Postası [16.11.2012]
Cuma Postası [02.11.2012]
Cuma Postası [26.10.2012]

Lamerlarla Bir Gün

Bugün bloga bakmayı pek düşünmüyordum normalde. Bir şeyler eklemeye ya da blogla uğraşmaya vakit ayırmaya niyetim yoktu. Ancak bir şeyler dürttü ve bir bakayım dedim. Önce blog hesabımın olmadığını iddia etti. Ardından ana sayfama baktığımda şöyle bir manzarayla karşılatım.

Allah’ın beni yakacağını haber vermek için Bangladeşli bir lamer arkadaş sitemin indexini değiştirmeye karar vermişti. Başta sinirlerimi kontrol edemediğimden telaş sardı ama sonrasında kendime gelebildim. Kardeşimin teknik desteğiyle siteyi kurtardık. Facebook’ta bu işi yapan arkadaşın profilini bulduğumuzda da tam tahmin ettiğim gibi ideal bir lamer profili vardı karşımda.

Elbette oldukça amatörce ve Allah adına savaşmak gibi bana anlamsız gelen bir sebep dışında amaçsızca yapılmış bir hareketti. Ortalama bir lamer’ın mantığıyla site hackleme skoru tutmak için yapılmış bir şeydi özetle.

Eğer kafam çok çalışmıyor olsaydı gelip buraya “O kadar hacker kültürü hakkında konuşuyorum, sonra gelip bana saldırıyorlar. Hepsine ölüm!” gibi bir şeyler yazıp kendimi rezil edebilirdim. Ama neyse ki öyle birisi değilim.

Tıpkı her kültürün başına geldiği gibi hacker kültürünün de başına gelen bir durum bu. O kültürü anlamadan, onun bilincine erişmeden, sadece öyleymiş gibi görünmek için saçma sapan hareketler yapan insanlar oluyor. Bunların genel adı poser, taklitçi. Hacker kültürüne özel adı da lamer oluyor. Bunların elbette o kültürle hiçbir alakaları yok, sadece hackerları görüp onlara özenerek böyle saçma sapan işlere kalkışıyorlar.

Şimdi kalkıp birkaç gerizekalı poser yüzünden koca kültürü çöpe atmak gibi aptalca bir hareket yapmayacağım. Ama böyle bir durum başımdan geçmişken bu ayrımı bir kez daha vurgulamak iyi olur diye düşündüm. Hackerlarla lamerlar aynı şey değildir. Lamerlar, kabaca bir tabirle bilinçsiz hareket eden özentilerdir.

O yüzden sitem 6 saate yakın erişilemez durumda kalmış olsa da kalkıp bunun üzerinden saçma sapan şeyler yapmayacağım. Bu gün yaşadıklarımın ardından biraz daha dikkatli olmam ve bu konularda kendimi kurtarabilecek kadar teknik bilgiyi bir an önce edinmem gerektiğini hatırladım. Sonuçta hackerlar ve hacker kültürü varolduğu sürece, böyle poserlar da olacak. Sırf bu poserlar yüzünden de bu kültürün sona ermesini istemek gerizekalıca olur.

İşin özeti bir saatimi yediler ama sağlam bir tecrübe oldu benim için. Hem sitenin hem de kendimin bu tarz konulardaki eksiğini tekrar görmemi sağladılar. Bu yüzden lamerlara her ne kadar kıl olsam da bir teşekkür etmem lazım.

Şimdilik diyeceklerim bu kadar, yarın Cuma Postası mutlaka geliyor. Geçen haftanın özrü olarak çok daha dolu olacak, merak etmeyin.

Bilimkurgu Sineması Tarihi

Video hakkında diyebilecek çok fazla bir şey yok. Tek kelimeyle şahane bir iş çıkartmışlar. Video sayesinde bilimkurguyu neden böyle derinden sevdiğimi bir kez daha hatırlayıp keyiflendim (ama henüz izleyemediğim filmlerin listesini bir kez daha gözüme soktuğu için biraz can sıkıcı oldu :) ). Videoyu hazırlayan Cosmo Scharf ve Austin Kilgore’a ne kadar teşekkür etsem az. Bilimkurgu sinemasının tarihi böyle güzel özetlenemezdi sanırım.

Bir de tarih demişken biraz konudan sapıp şu tweetimi de iliştireyim araya.

(Devlet Babanın Çocukları İçin) Güvenli İnternet 1 Yaşında!

“Bundan bir sene önce “devlet baba” bizi internetteki pis, kaka şeylerden korumak ve güzel güzel internette gezmemizi sağlamak için bizlere Güvenli İnterneti verdi. Halihazırda zaten binlerce ahlaksız, bölücü siteyi biz çocuklarının ulaşamayacağı yerlere kaldırmış olan babamız, daha da temiz bir ortam sağlamak için bizlere istediğimizi seçebileceğimiz filtreler sunmuştu. Çünkü devlet baba her ne kadar en zararlıları kaldırmış olsa da bizim de gönüllü bir şekilde diğer zararlılardan uzak durmamızı istiyordu. Çünkü devlet baba bizim temiz, güzel, vatana millete hayırlı çocuklar olmamızı istiyordu.

Ama devlet babanın böyle düşünmesi normaldi. Çünkü biz onun aptal çocuklarıydık, kendimiz için neyin yararlı neyin zararlı olduğunu bilemezdik. Ya babamızı kötüleyen bir şeyler görürsek internette, ya internetteki bir yazı yüzünden uyuşturucu bağımlısı olursak, ya ayıpçı şeyler görürsek ne olacaktı? Bunların bizim için zararlarını anlayamayacak durumdaydık biz, o yüzden devlet babanın bize müdahale etmesi gerekiyordu. Bu yüzden de bize Güvenli İnterneti verdi.”

Yukarıda anlattıklarım çok özet bir şekilde de olsa Güvenli İnternet dedikleri ama aslında düpedüz devlet eliyle insanların bilgiye erişim özgürlüğüne kısıtlama aracı olan uygulamanın arkasında yatan mantık. Ve bu uygulama bir senedir hayatımızın içinde, onun bir parçası hâlinde.

Alternatif Bilişim Derneği’nin bu gün için yayınladığı basın açıklaması ise oldukça önemli. Devletin “babalık” dürtülerinin bir işe yaramadığı gibi o dürtülerle yaptığı hareketin sorunlu yanlarını da gösteriyor. Ufak bir alıntı yapacak olursam;

“Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.

Korumacı/kollamacı devlet-pasif yurttaş klasik yaklaşımını somutlayan “Güvenli İnternet” uygulaması, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi olarak İnternet’i güvenli kullanmalarına yönelik bir zemin hazırlamamıştır. Bu uygulama aynı zamanda, İnternet dolayımlı işlenen kimi bilişim suçlarını azaltmaktan uzaktır. Bilakis, anaakım ulusal medya ve kamu erki sürekli İnternet dolayımlı suçlara yönelik bir panik söylemi üretmektedir.”

Basın duyurusunun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu basın açıklamasının üzerine ek olarak diyebileceğim tek şey sanırım artık devletin kendisini hepimizin babası sanması durumuna bir son vermek için elimizden geleni yapmamız gerektiği. Yaşadığımız bir çok sorunun arkasında da bu kendini babamız sanma hastalığı yatıyor zaten, biraz dikkatli bakmak yeterli bunu görmek için.

Başka İnsanların Mektuplarını Okuyup Yazı Yazıyorum

Futuristika, kurulduğu zamandan bu yana zevkle takip ettiğim ve Türkçe olarak internet dergiciliğinin hakkını veren sayılı yerlerden birisi. Böyle severek takip ettiğim bir yerde yazmış olmak da benim için ayrı güzel bir şey. Evet, Futuristika’da ilk yazım dün yayınlandı. Alan Moore’un doğum günü şerefine yazdığım yazımı buradan okuyabilirsiniz. Umarım bundan sonra Futuristika ekibiyle birlikte daha çok şey de yapacağız. (Değil mi Barış? :)

Önümüzdeki günler biraz yoğun geçeceği için çok fazla blog girme şansım olmayabilir (Cuma Postası’ndan taviz yok tabii ki), o yüzden bir kaç şey paylaşayım dedim bu duyuruyla birlikte.

*Perşembe günü MSGSÜ Felsefe bölümü 2012 Felsefe Günü var. Oldukça güzel bir program, ilgilenen herkesin gelmesini tavsiye ederim. Ben de gün boyu orada olacağım. Programa ve adres bilgilerine buradan bakabilirsiniz.

*Tor, internette anonimlik konularıyla az çok ilgilenmiş herkesin ismini duyduğu bir proje. Jacob Applebaum, Tor’u ve onun önemini katıldığı TEDx konuşmasında anlatmış. Oldukça dolu bir konuşma olmuş, izlenmeli.

*Bir Kim Boekbinder şarkısıyla bu blogu da kapatalım.

Türkiye’de Habercilik / Gazetecilik Üzerine Birkaç Satır

Bugün biraz boş vakit bulup internette haber takibimi bir düzene sokmayı denedim. Halihazırda takip ettiğim bloglar ve siteler için Google Reader’ı kullanıyorum ama haber sitelerini takip edebilmek için pek kullanışlı değil bana göre. Bu yüzden Google News’e bir şans vermek istedim. Ancak orada hem bir teknik sorun hem de çok daha büyük bir sorun yüzünden istediğim verimi alamayacağımı anlayınca vazgeçtim. Burada üzerine konuşmak istediğim ise gözüme bir kez daha batan o çok daha büyük bir sorun.

Türkiye’de gazetecilik ve habercilik diğer birçok konuda olduğu gibi gerçekten hastalıklı bir durumda. Çok az bir kesim dışında kimsenin gazetecilikten anladığını sanmıyorum. Tarafsızlık, dürüst habercilik gibi şeylere Türkiye’deki gazeteciler ve basın arasında denk gelebilmek için gerçekten ciddi bir araştırma yapmanız lazım. Diğer türlü elinize geçecek tek şey resmi ideolojinin ya da iktidarın ağzının içine bakıp onların tavrını kopyalayan bir yığın. Basit bir araştırma yapsak haberlerinde “terörist” kelimesini en çok (ve belki de tek) kullanan basının buradakiler olduğunu rahatça görebiliriz sanırım. Böyle bir kelimeyi bir gazeteci olarak nasıl bu kadar rahat kullanabildiklerini hâlâ aklım almıyor.

Ülkede ne zaman birileri bir basın kuruluşundan ayrılsa ya da başka bir şey kurmaya kalksa ağzından ilk çıkan laf “Dürüst ve tarafsız olacağız.” oluyor. İyi, güzel diyorlar ama sonucunda ortaya çıkan tek şey kendi ideolojisi temelinde bir yayın oluyor. Tamam, elbette dünya görüşünün yaptığı işi etkilemesi doğal ancak bunu yapacağın yer kullandığın aracın yorum kısımlarıdır (köşe yazıları, forum bölümleri vs.). Bir basın kuruluşunu tarafsız olarak nitelendirmek için onun senin ideolojine uymaması yeterli bir gerekçe sayılmaz ya da senin ideolojine uyan bir gazete de tarafsız sayılmaz.

Şimdi kalkıp burada gazetecilik üzerine uzun uzadıya nutuk atmak istemiyorum ama bu durum fazlasıyla can sıkıcı hâle gelmeye başladı. Herkesin tarafsızlıktan söz edip kimsenin gerçek tarafsızlığı kastetmiyor oluşu sinir bozucu.

Bir de bugünkü deneyimimle bir şey daha farkettim ki ülkede haber sitesi açma ve gazetecilik oynama hastalığı başlamış. Aklına esen yorum yazacak birkaç kişi bulup bir domain ve host alarak haber sitesi kurar olmuş. İnternetin farklı seslere imkan tanıyor olabilmesi elbette güzel ve bunu mutlaka değerlendirmek lazım ama benim gördüğüm onlarca sitede hiç de böyle bir çaba yok. Çoğunun derdi ya kendi propagandasını yapabilecek bir araç elde etmek ya da siteye eklediği reklamlardan bir gelir elde etmek. Durum böyle olunca da aynı şeyleri tekrar edip duran yığınlardan oluşan bir çöplüğe dönüyorlar.

*

Bu sorunların yakın zamanda çözüleceğine zerre inancım yok tabii ki. Zaten çözebilmek için en başta bu toplumun kafasını değiştirmek gerekiyor. Belki ben kendime haberlere ulaşabilecek bir yol buluyorum ama herkes o kadar yetenekli değil ve bu bilgi çöplüğünün içinde kalarak gerçekten uzakta bir hayat yaşayan çok büyük bir kitle var.

(O kitlenin gerçek haberleri ne kadar istediği ayrı bir tartışma konusu. Burada o haberlere ulaşmalarının neredeyse imkansız hâle getirilmiş olmasından bahsediyorum.)

Cuma Postası [16.11.2012]

*Some thoughts and musings about making things for the web – The Oatmeal

Oatmeal’dan oldukça güzel bir iş. İnternette bir şeyler üreten herkesin sesi olmuş.

*There’s no way to stop children viewing porn in Starbucks | Technology | guardian.co.uk

Cory Doctorow’dan internette filtreleme veya benzeri sansür sistemlerinin neden anlamsız ve asla işe yaramayacak şeyler olduğunun özeti.

*Günler geçiyor… Gel de yaşa… | [Futuristika!]

Futuristika ekibi, ülkenin büyük kısmının umursamamak için büyük çaba harcadığı ölüm oruçları hakkında bir doya hazırlamış. Bize de paylaşmak düşüyor.

*When Gut-Boys Attack – Whatever

Bir süredir çizgi roman ve bilimkurgu dünyasındaki cinsiyetçilik hâlleri ciddi bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmalarla ilgili yazacaklarıım var ama şimdilik cinsiyetçiliklerinde ısrar eden kafalara verilmiş en güzel cevaplardan birisini paylaşmakla yetiniyorum.

*Doctorow and Schønning debates copyright at Fagfestival 2012 by Abemad on SoundCloud – Create, record and share your sounds for free

Doctorow’un bu ay içinde Danimarka’daki gazetecilik festivali olan Fagfestival 2012’de katıldığı tartışmanın kaydı. Konu telif hakları.

*Warren Ellis » The Complete DEEP MAP PILOTS by Eliza Gauger & Warren Ellis

Eğer takip edemediyseniz ya da hiç görmediyseniz Warren Ellis ve Eliza Gauger’ın ortaklığıyla ortaya çıkan 5 bölümlük kısa öykünün tam hâli burada.

Önceki Postalar
Cuma Postası [02.11.2012]
Cuma Postası [26.10.2012]
Cuma Postası [19.10.2012]

Notlar [13.11.2012]

* Ölüm oruçlarının başlamasıyla birlikte gündem, normalinin üstünde “ölüm” ile doldu. Ölüme dair çok fazla şey konuşulmaya, ölüm kavramı sakız muamelesi görmeye başladı. Halihazırda toplumumuz zaten ölüm kavramının içini fazlasıyla boşaltmışken bir de böyle bir çabaya girişmek neden? Acaba kavramın içini iyice boş hâle getirerek ölüm oruçlarının sonunda olabileceklerle birlikte kendilerinde oluşacak vicdan hâlinden sıyrılmak mı isteniyor?

* Etik tartışmalarında dindar insanların klasik bir tezi vardır; dindar olmayan insanın ahlakı olamayacağına varır en temelde. Ahlakı ve ahlaklı davranışın temelini bir korkuya ve Tanrı gibi bir figüre dayarlar ve bu olmazsa ahlak olmaz derler. Ancak her geçen gün bizzat kendileri bu tezi çürütebilmemiz için malzemeler verip duruyorlar bize. Kendileri de farkında mı acaba bunun?

* Bir de gündeme dair uzun laflar söyleme yetimi kaybetmişim onu farkettim. Bir süre sonra aynı şeyleri tekrar edip durmak, aynı düz mantıklılarla uğraşmak zorunda kalmak sıkıyor ister istemez. Bir de bu tarz durumlara girmenin bana verdiği şeylerin sadece sinir, baş ağrısı ve boşa harcanmış vakit olduğunu farkettiğimden bu yana da uzak durmaya çalışıyorum. Diyeceklerimi böyle az ve öz söylemesi en azından benim için daha faydalı oluyor.

Copyheart

Copyright dediğimiz mevzu daima sinir bozucu ve kısıtlayıcı bir özelliğe sahiptir. Ürettiklerini koruyabilmek adına çıkartılmış olsa da günümüzde geldiği nokta yaratıcılığın ve kültürel gelişimin önündeki büyük bir engel olmaktan fazlası olamamıştır. Üstelik günümüzde şirketlerin copyright üzerine yasaları kullanma şekilleri ve copyright trolllerinin yaptıkları yüzünden kültürel gelişime ve paylaşıma zarar vermek bir yana ekonomik anlamda da ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Copyright artık zamanını doldurmakta ve gün geçtikçe kendi sonunu hazırlamaktadır bu anlamda. Eğer bir şekilde sona ermezse insanlığa ve kültürel gelişime vereceği zararları görmezden gelmeye imkan yok artık. Bu yüzden de bu konuda bir çok farklı alternatif üretilmekte. Bunlardan benim favorilerim ve ileride kendilerine çok daha sağlam bir yer bulacaklarını düşündüklerim elbette Creative Commons ve GPL. Ancak copyrighta karşı ortaya çıkan yeni bir fikir daha oldukça dikkatimi çekti.

Copyheart projesi “insanlar sevdikleri şeyleri paylaşırlar” mantığı üzerine kurulu. Eğer bir şeyi sevdiyseniz, onu paylaşmanın önünde hiç bir engel olmaması gerektiğini düşünerek bu şekilde düşünenlerin faydalanabileceği bir yol bulmak istemişler. Bunun üzerine de copyheart projesi ortaya çıkmış.

Proje hakkındaki tüm detaylara http://copyheart.org adresinden ulaşabilirsiniz. Proje şu an başlangıç aşamasında olduğundan çok fazla yorum yapabilmek zor ancak ben olumlu bakıyorum. Umarım düşündüğüm gibi ilerlerler.