Son Zamanlarda Yaptıklarımın Derlemesi

Aslında burada bahsedeceğim konuların her birini ayrı ayrı bloglar hâlinde yazmayı düşünüyordum. Ancak yapılacaklar listesi fazlasıyla kabarık olunca sürekli arkaya atıldılar ve sonunda tek bir blog olarak birleşmeye karar verdiler. Bir bakalım neler olmuş (hemen hemen) son bir ayda.


En başta Sarphan Uzunoğlu’nun düzenlediği Yeni Medya ve Dijital Aktivizm seminerleri vardı. Hâlâ devam etmekte olan seminerlerin ilk dört dersinin üçüne konuk olarak katıldım ve bolca çene çaldım. Kiminde kalabalık, kiminde azdık ama sonuç olarak her biri oldukça keyifli geçti. Bundan sonrakilerde de fırsat buldukça bulunmaya çalışacağım ama şimdilik kesin bir şey söylememe imkan yok.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

İlk haftanın dersi genel bir giriş şeklinde olmuştu. Seminerlerin kapsamını, nelerin konuşulacağını, neler yapılacağını vs. konuştuk. Şahane insan Memed Cemil’in de orada olmasıyla beklenmedik bir şekilde seminerlere güzel bir ek geldi ve bu ek ilk meyvesini seminerlerin canlı yayını ve bu 1 Mayısta organize edilen canlı yayınlarla verdi.

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com

Üçüncü haftayı iki bölüm hâlinde yaptık. İlk bölümde ağırlıklı olarak Sarphan sol hareketler ve yeni medya ilişkisi üzerinde durdu, ben de arada söze girip kendi fikirlerimi söyledim. İkinci bölümde ise hacktivizm ve hacker kültürü temelinde sözü ben devraldım ve bu konuda kendi bakış açımı -sonraki haftanın dersine de bir giriş olacak şekilde- anlattım. İnternet üzerinden izleyenlerin sorduğu sorularla daha da interaktif bir hâle gelmesi de bu haftanın ayrı bir güzelliği olmuştu.

Dördüncü haftanın (maalesef henüz kayıt yok) ana konusu Wikileaks ve şifrepunklardı. Bu konuda doğal olarak Şifrepunk kitabını temele alarak ve kitabın üzerinden geçen zamanda da olan bitenleri ekleyerek kripto, gizlilik, kişisel verilerin önemi gibi başlıklar altında bir bölüm yaptık. Bu haftada biraz da hasta olmamın verdiği bir kafa toparlama sıkıntısı yaşadığımı hissettim ama genel olarak yine keyifli bir gün olmuştu. En kısa zamanda kayıt da gelirse paylaşacağım.


Bunların yanı sıra, İnternet Haftası etkinlikleri kapsamında 18 Nisanda Bilgi Üniversitesi Özgür Yazılım Kulübü’nün davetlisi olarak Bilgi Üniversitesindeydim. Erkan Saka hocanın davetiyle kulüple birlikte hocamızın #PUB204 dersine konuk olduk.

Bilgi’deki panelde genel olarak internetteki güvenlik sıkıntılarına, gizliliğe gelen tehditlere ve yakın gelecekte internette neler olabileceğine değindikten sonra özgür yazılımın ve Linux’un öneminden bahsettim. Linux ve özgür yazılım konusunu işlerken aynı zamanda kendi bilgisayarımdan da hem güvenlik adına hem de Linux’a yeni başlamaya niyetli olanlar için kolay kullanım adına ufak bir Linux gösterisi yaptım. Dürüst olmam gerekirse bu kısımda kendimi biraz Linux misyoneri gibi hissettim (ve bundan oldukça keyif aldım).

Her ne kadar sadece ders için gelmiş olanlar bir süre sonra ayrılsalar da -ki gayet normal, konuyla ilgisi olmayan birisinden zorla kalmasını bekleyemeyiz- güzel bir panel oldu. Bir şekilde hem bu konularda bir şeyler anlatmış olmak hem de birilerinin ilk defa Linux’la karşılaşmasını sağlamış olmak güzel bir duyguydu.

Bu etkinliğin gerçekleşmesini sağladıkları için BilgiGNU ekibine ve Erkan Saka’ya teşekkür ediyorum. Ayrıca bir tavsiye; BilgiGNU ekibini de takibe alın. Oldukça güzel işler yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Özellikle çıkartmaya başladıkları FabuLinux dergisini çok sevdim ve bir sonraki sayısının gelmesini dört gözle bekliyorum.


Bunların dışında ay boyunca yaptıklarım genellikle okumak, yazmak ve birtakım işler üzerine çalışmaktan ibaretti. Henüz kendisi hakkında detaylı bilgi veremeyeceğim bir projenin de yavaş yavaş güzel bir noktaya yaklaştığını söyleyeyim. Eğer umduğumuz gibi giderse, yakın zamanda buradan güzel haberler vereceğim sizlere.

Özetle geçtiğimiz ayın durumu budur.

CUMA POSTASI [03.05.2013]

CUMA POSTASI [02.05.2013]

İnternet Notları: Facebook ve Anonimlik

Yukarıdaki tweet, Facebook’un anonimliğe karşı verdiği savaştaki son eylemlerinden birinin özeti. Buna bir savaş diyorum çünkü gerçekten mantıksız denilebilecek derece saldırgan ve acımasız bir tutumu var Facebook’un bu konuda.

Facebook anonimliğe karşı nedense garip bir tutum sergiliyor. Gerçek isminizle kaydolmanızı ve gerçekten kendinizi oraya koymanızı istiyor, bunu yapmadığınızda ya da yapmadığınızı düşündüklerinde de onlara kendinizin gerçekten siz olduğunu kanıtlamanızı bekliyor. Hatta bir noktada, farklı IP adreslerinden girişlerde sıkıntı çıkartmasının sebebi bile bu. Bu sayede sizin VPN kullanarak girmenizi önlemeye ve sizin gerçekten yaşadığınız yerden emin olmaya çalışıyor. Peki anonimlikle alıp veremedikleri tam olarak ne?

Bu soruyla bir çok farklı cevap vermek mümkün. Ancak hepsinin temelinde, kişisel bilgilerimizin değeri yatıyor gibi. ‘Big Data’ kavramı, her ne kadar yeni sayılabilecek bir kavram olsa da, bu durumu açıklamak için oldukça faydalı. Çünkü Facebook’un bu konudaki ısrarının en temel sebebi, bizden elde ettikleri datanın gerçekten bize ait olduğunu kanıtlamak ve big datanın tamamlanmasına sağlam bir katkıda bulunmak. Bu sayede o datayla yapabilecekleri her şeyi daha rahat ve kendilerinden emin bir şekilde yapabilecekler. Çünkü o datanın sahibinden tam olarak emin olacaklar. Biraz ekstrem düşünecek olursam (pek ekstrem sayılmaz ya), hakkımızdaki dataların satışı esnasında bir şirkete rahatça bu verilerin %100 gerçek insanlardan alındığını söyleyip kazançlarını arttırabilirler.

Ancak bu çabaları temelde bir hak ihlali ve işin daha kötüsü bu ihlal pek de kimsenin umrunda değil. Özel hayata müdahale ve özel hayatın gizliliğinin hiçe sayılması olarak adlandırabileceğimiz bu eyleme karşı çıkması gereken devletler de bundan faydalanıyor. Hem bu big data ile şirketlerin ve onlarla ilişkide olan devletlerin kazancı artıyor, hem de devletler çok fazla çaba harcamadan insanlar hakkında bilgi toplayabiliyor (hatta ABD bu çabayı daha da azaltmak için CISPA‘yı çıkartmaya çalışıyor).

Böyle bir durumda internette anonimlik ve anonim kalabilmek temel bir hak olarak kabul edilmesi gereken bir duruma dönüşüyor. Bunu ihlal etmeye çalışanlarla da insan hakları temelinde mücadelenin önü açılıyor aslında. Ancak bunun tam olarak nasıl gerçekleştirileceğinin tartışılması ve bu konularda olan bitenlerin daha detaylı bir analizi şart.

* * *

Bunun yanı sıra yukarıda bahsettiğim ve kardeşimin başına gelen durumla ilgili de birkaç satır eklemek istiyorum. Çünkü bu örnekte gerçekten saçma detaylar var.

Örneğin kullanılan hesap neredeyse 4-5 yıllık ve kardeşimin Facebook kullanmaya başladığından bu yana aktif bir şekilde kullandığı bir hesap. İsminde sadece soyadının bulunmaması (onun yerine iki ismi birden vardı) ve hesabın hiç bir şekilde sorunlu yanı olmamasına rağmen hiç bir uyarı ya da kontrole ihtiyaç duyulmadan hesabın anında kapatılması fazlasıyla saçma bir hareket. Demek ki ismimizin bir harfini eksik yazsak bile, bir an beklemeyip hesabımızı silecek Facebook.

Bir diğer sorun da hesabın gerçek ismini kullanıp kullanmadığına dair bilginin nasıl edinildiği meselesi. Bildiğim kadarıyla Facebook herkes hakkında detaylı araştırmalara girişip herkesin ismi doğru mu diye kontrol etmiyor. Bu durumda birilerinin canı sıkılmış ve hesabı şikayet etmiş olması gerekiyor. Bu da durumu daha da sorunlu bir hâle getiriyor. Bir hesaba dair gelen şikayetlerin aslı kontrol edilmeden hemen doğru kabul edilmesi ve o hesaba dair işlem yapılması ne kadar mantıklı? Hesabın sahibine ya da onun o olup olmadığını kontrol amaçlı arkadaş listesindekilere sorulmadan, bir kaç canı sıkılan trollün hareketiyle hesap kapatmak Facebook’un bu tarz konulardaki güvenilirliğini sorgulamak için fazlasıyla yeterli bence.

* * *

İşin özeti, Facebook gün geçtikçe gözümde daha da kullanılamaz bir yer olmaya başlıyor. Kendisiyle ilgili yazacaklarımı bir tamamlayabilsem kitap olur zaten ama bir çok insana (hatta kimi zaman bölümümle ilgili duyurulara) ulaşabileceğim tek yer hâline getirilmiş olması hesabımı kapatmamı engelliyor. Facebook’un anonimlik konusundaki tavrı ve kendilerine olmayan güveni daha da sarsıcı hareketler yapıyor olması da tüm bunların üzerine tüy dikiyor. Facebook ve yaptıkları konusunda daha fazla düşünülmesi ve bununla ilgili bir şeyler yapılması şart sanırım.

CUMA POSTASI [28.04.2013]

Her ne kadar teknolojinin gelişimiyle düşünülecek sorunlar artsa da böyle şeyleri gördükçe heyecan yapıyorum ister istemez.

(etiket: augmented-reality google)

Bir süredir aktif değil ama içerisinde oldukça büyük bir arşiv var. El altında tutulmalı.

(etiket: sci-fi future futurism)

İkinci el e-kitap gibi bir fikrin barındırdığı mantık boşluklarından bir ara uzunca bahsedeceğim ama şimdilik bu güzel bir özet.

(etiket: e-book secondhand-ebook)

İnternet Notları: CISPA geri geldi! – #SitesNotSpies

CISPA siteleri ajanlara çeviriyor.

Aslında başımızdaki bu derdin sadece ismi yeni. Bir çoğumuzun hatırlayacağı SOPA, PIPA, ACTA gibi denemelerin yeni bir versiyonu CISPA. Şirketlerin ve devletlerin internette kişisel gizlilik ve özel hayat diye bir şey bırakmamak için giriştiği çabanın son adı ve şu an ABD senatosunda kabul edilmiş durumda.

Bilmeyenler için bu yasanın neden karşı çıkılması gereken bir şey olduğunu ve neden bizleri de ilgilendirdiğini kısaca özetleyeyim.

*Bu yasanın geçmesi ABD hükümetinin (ve ondan izin/destek alabilecek diğer ülkelerin) hiç bir uyarı veya bilgilendirme yapmadan bizi izlemesine ve bizim hakkımızda bilgi toplamasına izin verecek. Üstelik bu bilgi toplamalara ne bizim ne de şirketlerin herhangi bir şekilde karışma hakkı olacak. Bunun yanı sıra hakkımızda hangi bilgileri topladıklarını öğrenmek gibi bir şansımız da asla olmayacak.

*Şirketler bizden topladıkları bilgilerle istedikleri her şeyi yapabilecekler. Yaptıklarının legal ya da illegal olmasının hiç bir anlamı kalmayacak çünkü CISPA sayesinde yaptıkları her şey legal kabul edilecek. (Şirketlerin bu ve bundan sonraki maddelerde bahsi geçen eylemleri tüm dünyada özgürce yapabilecek olmalarının en temel sebebi, hepsinin ABD merkezli olmaları ve oranın yasalarına göre hareket edebilmeleri. Bu yüzden oradaki bir yasa bizleri de böyle etkiliyor.)

*Şirketlerin diğer şirketlere ve bizlere karşı siber-saldırılar gerçekleştirmelerine imkan tanınmış olacak. Bu konuda hiç kimseye hesap vermek zorunda kalmayacaklar ve şirketler internette istedikleri gibi at koşturabilecekler.

*Bunun yanı sıra internet üzerinde kullandığımız tüm sitelerin/şirketlerin gizlilik sözleşmeleri tartışma konusu hâline gelecek çünkü CISPA, tüm bunların geçerliliğini ortadan kaldırmış olacak.

Tabii ki böyle bir durum söz konusu olduğunda internetteki bir çok grup, hepimizin gizliliğini ve özgürlüğünü savunmak için harekete geçti. Anonymous, 22 Nisan’da internette 24 saatlik bir protesto başlatıyor. EFF de bu konuda bir kampanya organize ediyor. Bunun yanı sıra Fight For The Future ve Internet Defense League; iki farklı alanda bu konudaki eylemleri sürdürüyor. CispaIsBack.org ve SitesNotSpies.org‘da CISPA’ya karşı genel bir eylemlilik organize etmeye çalışırken, SaveYourPrivacyPolicy.org adresinden Facebook, Twitter ve Google’ı bu konuda sıkıştırıp onları da CISPA karşıtı harekete çekmeye çalışıyorlar. Bu konudaki tüm hareketlilikler önemli ancak bu konuda suskunluğunu koruyan üç büyük şirketi konuşturmak şart ve bu konuda FFTF’ın ikinci eyleminin ayrı bir önemi var.

Bizim yapmamız gereken ise oldukça basit; bu konuda sesimizi yükseltebildiğimiz kadar yükselteceğiz, ulaşabildiğimiz herkesi bu konuda bilgilendireceğiz ve internette bizim gizliliğimizi ve özgürlüğümüzü korumak için çaba harcayan tüm organizasyonların (dernekler, kurumlar ve bu konuda bizden yana olan web siteleri) yanında olup onlara destek olacağız.

Eğer internette özgürlüğümüzü ve gizliliğimizi korumak ve şirketlerin devletlerle el ele kurduğu bu planın durdurulmasını istiyorsak, SOPA, PIPA ve ACTA’da yaptığımızı çok daha güçlü bir şekilde CISPA için tekrar yapmamız gerekiyor.

Güncelleme (21.04.2013 – 21:16): Yarın internette blackout var. Detaylı bilgiler ve karartmaya katılmak için:

ya da

Ayrıca bu kodlarda benim şu an anasayfamda görünen txt versiyonu kullanmak isterseniz blackout.txt olarak bunu kaydedebilir ve üzerinde düzenlemek yaparak kullanabilirsiniz.

PS: Bir-iki gün içerisinde CISPA konusunda okumalardan oluşan (bulabilirsem mümkün olduğunca Türkçe metin bulmaya çalışacağım ama şu durumda zor görünüyor) bir Cuma Postası hazırlayacağım. Konuyla ilgili detayları anlayabilmek için güzel bir derleme olması için uğraşıyorum.

İfade Özgürlüğü Oyuncak mı?

Muslim protester

Yukarıdaki fotoğraf belki Türkiye’den değil ama buradaki bir çok insanın mantığını güzelce özetliyor ve eminim ki büyük bir kitlenin de böyle bir önermeye itirazı olmayacaktır. O yüzden kullanmakta bir sakınca görmüyorum.

Ciddi bir kesim, ifade özgürlüğü dediğimiz şeyi anlamakta zorlanıyor. Onlara göre ifade özgürlüğü, keyifleri yetmediği zaman kesilip biçilebilecek bir şey, onların düşündüklerine zeval getirmeyen fikirlere verilmesi gerekiyor. Onun dışındakileri de zaten fikir değil, hakaret olarak kabul ediyorlar.

Her ne kadar bu yazacaklarımı bu kesimdekilerin görmesi düşük bir ihtimal olsa da (görseler de akılları alır mı bilemiyorum ya) bunları yazmak ve en azından kendi tavrımı net bir şekilde ortaya koymak istiyorum.

İfade özgürlüğü dediğimiz özgürlük, ne kimsenin keyfini dinler ne de birilerinin fikirlerinin zarar görmesine bakar. İfade özgürlüğü herkese, her koşulda tanınması gereken bir şeydir ve bununla ilgili tek istisna birilerinin canına kast etme ya da buna teşvik etme durumu olabilir. Ancak ne hikmetse, Türkiye söz konusu olduğunda tam tersi geçerli oluyor. Linç grupları kuran, birilerini öldürtmek için kışkırtan insanlara ifade özgürlüğü tanınırken, en ufak eleştiri veya genelden farklı düşünce hakaret olarak kabul edilip legal ya da illegal yollardan cezalandırılıyor. (Bununla ilgili örnek saymama gerek yok sanırım.)

Benim için yukarıda yazdığım tek koşul dışında, birisinin ifade özgürlüğünü kısıtlamak için hiç bir sebep olamaz, olmamalı da. Bir insanın fikirlerinden zerre haz etmiyor olmam, benim dünya görüşüme tamamen ters düşünüyor olması ya da birisine kıl olmam, onun ifade özgürlüğünü elinden almam için bir sebep olamaz. Olabileceğini düşünen birisi de, en hafif tabiriyle, aptaldır. (Bakın bu son cümlemde yaptığımın adı eleştiri. Size aptal demem, susun anlamına gelmiyor. Sonuçta insanların budalalık özgürlüğü de var.)

İfade özgürlüğü ne inanç, ne hassasiyet ne de başka bir şey dinler. Hassassan bakmazsın, senden farklı düşünen kimseyle muhatap olmazsın olur biter. Sen hassassın diye herkesin senin fikrini kabul etmesini ya da ona saygı göstermesini bekleyemezsin. Eğer bekliyorsan, insanların sana çok ilginç yerleriyle gülmelerini de beraberinde beklemen lazım. Hem bekleyip hem de bu saygıyı göstermeyenleri cezalandırmaya kalkıyorsan da o hassasiyetlerinle 40 katı daha uğraşılmasını hakediyorsun demektir.

* * *

Çok daldan dala bir yazı oldu sanırım. Gerçi bu kadar aptallığa tanık olup da bir şeyler yazabilmiş olmam bile bir mucize bence (bakın mucize de yaratıyorum!). İfade özgürlüğü -ve hatta genel olarak özgürlük kavramının kendisini- anlamakta nasıl bu kadar zorlandıklarını düşünüp duruyorum ama aklıma daha önce yazdığım oksijen teorisinden başka bir şey de gelmiyor.

* * *

Neyse, bu konuda biraz içimi dökmek istedim ve döktüm. Blogu birkaç madde hâlinde özetlemem gerekirse;

*İfade özgürlüğü, kafasına esenin esnetip uğraşabileceği bir oyuncak değildir.

*Kimsenin hassasiyetleri ifade özgürlüğünün üstünde değildir.

*Dünyada eleştirilemeyecek, sorgulanamayacak, üzerinden espri yapılamayacak hiç bir fikir yoktur.

*Bu blogda ve benim bulunduğum herhangi bir ortamda bunların aksini iddia edip o iddiasına göre davranmamı bekleyen boşuna şansını zorlamış olur. (Bkz: Site ve Yorumlar Hakkında)

Eve Dönüş – Ray Bradbury

Eve Dönüş - Ray Bradbury

Ray Bradbury, benim için yeri çok farklı olan yazarlardan birisi. Bunun bir çok sebebi var; dilinin büyüleyiciliği, seçtiği konuları hayranlık bırakacak derecede güzel anlatması gibi. Bunun yanında bir de kişisel sebeplerim var; bilimkurguyla ilk tanışma dönemlerinde ismini öğrendiğim yazarlardan birisi olması ve şu ana kadar okuduğum hemen her kitabını tekrar tekrar okumak isteyecek kadar sevmem.

İthaki’nin Eve Dönüş’ü çevirdiğini duyunca, iki şey yüzünden tedirgin oldum. Birincisi, Bradbury bu öyküyü yirmili yaşlarında yazmıştı. Tarzının ve dilinin oturmamış olma ihtimali yüksekti. Bu yüzden de bir Ray Bradbury öyküsü olarak yaklaşıp da hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyordum.

İkincisi de vampirleri anlatan bir öykü olmasıydı. Tamam, Ray Bradbury ne yazsa okurdum ve büyük ihtimalle de severdim ama vampirlerin imajı gözümde pek de iyi değil. Son zamanlarda vampirlerin pazarlama aracı hâline gelmesi ve bununla birlikte para için vampir öyküsü yazanların fantastik edebiyatın seviyesini düşürmesi vampirlerden uzaklaşmama neden olmuştu. Bu yüzden eskileri suçlayamam ama yine de o önyargıyı kıramamaktan korkuyordum.

Özetle, ilk defa bir Ray Bradbury öyküsüne yaklaşmaktan korkuyordum. Böyle bir şey yaşayabileceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

Öykü bittiğindeyse Ray Bradbury’ye bir kez daha hayran kaldım. Bradbury, kendisinden asla şüphe etmemem gerektiğini bana göstermişti. Bunun yanı sıra, vampirlerin gözümdeki imajını da yenilememi sağlamıştı. Bir anlamda, benim için vampirleri kurtarmıştı.

* * *

Neyse, bu kadar kişisel detay yeter. Biraz da öykünün kendisinden bahsedeyim.

Vampirler ve canavarlardan bir aile öyküsü okumak fazlasıyla ilginç bir deneyim. Böyle bir konuyu yazanın Ray Bradbury olması, üzerine şiirsel bir dille yazmış olması, bu da yetmezmiş gibi öyküye Dave McKean’in çizimlerinin eşlik ediyor olması bu ilginç deneyimin olabilecek en keyifli hâlinin ortaya çıkmasını sağlıyor (Cümle çok uzun oldu, farkındayım. Keşke başka türlü anlatabilseydim).

Öykünün konusu gerçekten zorlayıcı ve bunun altından Ray Bradbury dışında kalkabilecek yazar sayısı -bana göre- çok az. Bu konunun altından başarılı bir şekilde kalkıp bir de öyküyü böyle güzel bir dille anlatabilmiş olması, sanırım onun neden en büyük yazarlardan biri olarak gösterildiğini anlamak için yeterli olacaktır.

Öyküde özellikle dikkatimi çeken bir diğer nokta ise bir vampir öyküsünde, aslında çok insani bir durumun/duygunun temelde olması. Farklı olmanın, diğerlerine benzeme isteğinin ve bunun yarattığı duygu durumunun temelde olduğu bir öykü Eve Dönüş. Üstelik bunu öyle güzel ve etkileyici bir şekilde işliyor ki, öykü boyunca Timothy’yle aynı duygu durumunun içinde sarsılıp duruyorsunuz.

Metnin kendisi gerçekten harika ama usta illüstratör Dave McKean’in çizimleri eşlik etmeseydi etkileyiciliğinden çok şey kaybederdi. Çizimlerle metnin bir arada oluşturduğu o mükemmel atmosfer, her sayfada sizi daha da içine çekiyor ve kitap bittiğinde ilk düşündüklerinizden birisi “Keşke daha uzun olsaydı” oluyor.

* * *

Biraz daha yazmaya devam edersem, spoilerlarla dolacağından burada kesiyorum. Kitaba dair görüşlerimi tek cümlede özetlemem gerekirse: Harika bir öykü, ona eşlik eden şahane illüstrasyonlar; tüm bunların hakkını veren, keyifle okuyabilmenizi sağlayan bir çeviri ve baskı.

Kitabı almak isterseniz buraya tıklayabilir ya da bir kitapçıya gidebilirsiniz.

Notlar [11.04.2013]

*Bu aralar meşgul olduğumu ve bu yüzden blogun biraz yavaşlayacağını söylemiştim sanırım önceden. Ancak TTNet işlerimi aksatmayı çok sevdiğinden ve beni daha ne kadar zor duruma sokabileceğini test etmek istediğinden sebepsiz bir şekilde iki gün boyunca internetimi kesti. Arıza bildirimleri, telefon ve teknik servis görüşmeleri ardından, nasıl olduysa “Sorun bizden kaynaklı değil.” dediklerinden birkaç saat sonra arıza düzeldi. Normalde fazlasıyla sinirlenebileceğim bir durumdu ancak daha öncesinde, kayıtlarında yaptıkları bir hata yüzünden iki haftaya yakın internetsiz kalmıştım. Üstelik bu iki haftanın 10 günü, suçu bana ve modeme atmaya kalkmışlardı. İşin özeti iki günlük aksamanın ardından tekrar buradayım, TTNet’in tekrar canı sıkılana kadar.

*Blogdaki sakinlik belki biraz daha sürebilir ama mümkün olduğunca burayı hareketli tutacak şeyler hazırlıyorum. (Cuma Postası’nı da bir süredir aksattığımın farkındayım.) Tabii bu konuda sizlerin de tavsiyelerine, yorumlarına açığım. Bildiğiniz gibi mailimi ya da yorumlar kısmını kullanabilirsiniz bunun için.

*Arada ufak bir tavsiye, OT dergisini okuyun. Uzun zamandır Türkçe dergilerle ilgili dertliydim ancak Ot bu konuda biraz olsun rahatlattı içimi. Tavsiye olunur!

(Bu arada yanlış anlaşılmasın; okuduğum, sevdiğim dergiler var. Derdim böyle dergilerin azlığıyla ilgiliydi. Aralarına bir tane daha katılmış olmasına seviniyorum.)

İnternet Notları [Giriş]

Bu konu üzerine yazacak çok şeyim var aslında. Ancak kafamdakileri ve not aldıklarımı toparlamakta büyük zorluk çekiyorum. O yüzden bu konuyu blogda bölüm bölüm aklıma geldikçe ele almaya karar verdim.

Bu başlık altında birçok konuyu kurcalayacağım. Sosyal ağlarda gelişen ve bana tuhaf gelen alışkanlıklar, tartışma kültürünün geçirdiği değişim, internette insanlarla kurduğumuz iletişim ve internetle kurduğumuz iletişim gibi. Özetle bu ortamda kafama takılan ve iki çift söz söylemek istediğim her konuda bir şeyler yazacağım gibi görünüyor.

Bu seri için “internet notları” etiketini oluşturdum. Kalabalıklaşmaya başladıkça hepsini tek yerde bulmak isteyenler için faydalı olacağını düşünüyorum.

Şimdilik giriş olarak internetteki tartışmalar üzerine fikirlerimi özetleyen bir karikatürü buraya alıyorum. Bunun ardından da serinin çoğunlukla* benim kalemimden çıkacak olan kısmı başlayacak.

 Let the İnternet Notları begin!


*: Çoğunlukla diyorum, çünkü zaman zaman başkalarından alıntılar yapmak ya da o alıntılar üzerine yazmak gibi bir planım da var. Belki bu bölüm için konuk yazarlar bile gelebilir bloga, belli olmaz.