Apollinaire Davası (Şimdilik) Sona Erdi

Daha önce blogda bahsettiğim Apollinaire davasının bugün son duruşması görüldü. Aslında buna son demek biraz iyimser bir yaklaşım olacak çünkü kesin bir karar verilmedi. Davadan 5 yıl erteleme gibi bir karar çıktı. Bu da şu anlama geliyor; eğer Sel Yayıncılık, İrfan Sancı ve İsmail Yerguz “uslu dururlarsa” dava düşecek. Ancak benzeri bir dava daha olur ve ceza alırlarsa bu dava tekrar açılabilecek.

Dürüst olmam gerekirse tam da beklediğim tarzda bir karar çıktı davadan. Hüküm giydirilirse Avrupa’dan ve ifade özgürlüğü destekçilerinden tepki alacaklardı. Beraat verme şanslarının olmadığını da hakim bizzat mahkemede dile getirdi.

Konuyla ilgili Twitter’da görüp önemli bulduğum birkaç tweeti ve avasas‘ın gönderdiği duruşma tutanağı fotoğrafını da buraya ekleyerek, en azından bu konuyla ilgili derli toplu bir arşiv yaratmak dışında yapabileceğim pek bir şey yok. Bu konuda daha önce ne düşündüğümü dile getirmiştim zaten.

Apollinaire Duruşma Tutanağı

Telif Hakları, Botlara Bırakılamayacak Kadar Ciddi Bir Meseledir

Telif hakları konusu özellikle ilgilendiğim alanlardan birisi. Yakın zamanda bu konuda uzun soluklu birkaç makale yazma planım olsa da, bu konuda geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan iki benzer olayı sizlerle paylaşmak istedim.

* * *

Şirketler, internet üzerinde telif haklarını korumak adına her türlü saçma hareketi yapıyor. Bunlardan en büyüğüyse, yazılımlar/botlar aracılığıyla internette kendi telif haklarını ihlal eden şeyleri bulup bunların kaldırılması için otomatik işlemler başlatmak. Bu sistem her ne kadar akıllıca ve işe yarar bir yöntem gibi görünüyor olsa da oldukça sinir bozucu sorunlara neden olmakta.

Botlar, belirli bir kelime grubunu, metin örneğini ya da dosya parçasını internetin her yerinde arayıp bunların linklerini otomatik olarak toplayıp DMCA notice denilen raporlar hazırlamakta. Yani bot kendine verilene benzer bir şey bulduğunda, bunun kaldırılması için yetkili kimseye, ona bir uyarı gönderiyor. Ancak bunu yapanın bir bot olması, çoğu zaman aradığı şeyle hiç alakası olmayan şeyleri raporlamasına veya yanlış raporlar yaratarak başkalarına zarar vermesine neden oluyor.

Bunlardan birincisi Cory Doctorow’un Homeland isimli romanının başına gelenler. Cory Doctorow, basılı ve e-kitap olarak romanlarını satmasının yanı sıra, aynı kitapları kendi sitesinden Creative Commons lisanslı olarak dağıtıyor. Ancak Homeland romanı, bir isim benzerliği yüzünden sansürlenme riskiyle karşı karşıya kalmış. Buna sebep olansa Fox yayın grubunun botları. Botlar, Homeland isimli Fox grubu dizisinin indirme linklerini ararken “Homeland” ve “download” kelimelerini bir arada gördükleri için Doctorow’un romanı olan Homeland’in indirme linkleri için de DMCA raporları oluşturuyor ve bunları Google’a gönderiyor. Neyse ki bu hatayı birileri fark ediyor da, daha büyük bir sıkıntı oluşmadan sorun çözülüyor.

Buna benzer bir başka sorun da Youtube’da yaşanıyor. Benzer botlar, Youtube üzerinde ses ve video araması yaparak şirketlerin telif haklarını ihlal eden videoları arayıp bunlara DMCA raporu oluşturuyor. Ancak bu Youtube’da kendi emeğiyle video üreten birçok kişinin başının ağrımasına neden olmakta. Bunun bir örneğini aşağıdaki tweetlerde görebilirsiniz:

Youtube’un en sevilen ve çok izlenen kanalları genellikle Lets Play videoları çeken kanallar oluyor. Bu kanallarda insanlar oyun oynuyor ve bunu video olarak yayınlıyor. Normal koşullarda oyunun kendisi Fair Use kapsamına girdiği için oyun firmaları bir sıkıntı olmuyor. Ancak oyunun soundtrackindeki şarkılar, yani oyunun parçası olan sesler bu botlara takılınca, bu tarz saçma durumlar yaşanabiliyor. Son tweetteyse botların bu işi nasıl becerdiğini ben bile anlayamadım.

* * *

Telif hakları bahanesiyle internette istediğini yapabileceğini zanneden şirketlerin, interneti kontrol edebilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışmaları aslında bu olayların yaşanmasının en temel sebebi. Bu konuda dünyanın hiçbir yerinde yeterli, mantıklı ve büyük şirketler yerine küçük/alternatif sanatçıları koruyan düzenlemeler yok. Eğer bu konuda dik başlı olmaz ve kendi haklarımızı korumak için uğraşmazsak; yapılacak tek düzenleme, şirketlere daha da vahşileşme hakkı verenler olacak (bkz: ACTA, CISPA, TPP…).

Elbette bu konudaki tek çözümün yasal düzenlemeler olduğunu düşünmüyorum ancak bu tarz konularda kısa yazılar yazmanın getirdiği en büyük sıkıntı da bu, konuya dair tüm detayları ve fikirleri anlatmak mümkün olmuyor. Ancak yine de bu konuda en azından koşulları eşitleyebilecek ve bu tarz hataların(!) yapılmasının önüne geçecek düzenlemelerin sağlıklı bir çözüm yolu olduğu ortada.

[Pazar Müziği] Basscharmer – We Don’t Go To Ravenholm

Basscharmer (Sabri E. Sabancı) yeni EP’si ‘P is for Pluto’yu bugün yayınladı. Benim EP’deki favorilerimden birisi olan ‘We Don’t Go To Ravenholm’ da bu pazarın müziği oldu. EP’nin tamamını playerdaki linkten ya da buradan albümün sayfasına giderek dinleyebilirsiniz. Beğenirseniz Bandcamp üzerinden DRM-free olarak satın almanızı da tavsiye ederim.

* * *

Basscharmer‘s new EP ‘P is for Pluto’ goes online today. Because of this, one of my favourite songs from EP, ‘We Don’t Go To Ravenholm’ became the song of this sunday. You can listen all songs from EP here. If you like it, you can buy it from there too.

Neden Artık Bimeks’ten Hiçbir Şey Almayacağız

Teknik olarak bir mağazanın amacı müşterilerine mümkün olan en iyi hizmeti vermek ve müşteri herhangi bir sorun yaşarsa bunu olabilecek en hızlı şekilde çözmektir. Yani yaptığı işi hakkıyla gerçekleştirmektir. Ancak bazen öyle şeyler başımıza geliyor ki, mağazaların asıl amaçlarının müşterilerin acı çekmesini ve kendilerinden asla alışveriş yapmamalarını sağlamak olduğunu düşünmeye başlıyorum. Mesela Bimeks’in asıl amacının artık bu olduğundan neredeyse eminim.

* * *

Bimeks, uzun zamandır alışveriş yaptığımız bir mağazaydı. Fiyat olsun, aldıklarımızın sağlamlığı olsun hiçbir sorun yaşamamıştık ve bu yüzden de iyi bir hizmet verdiklerini düşünüyorduk. Ancak ne zaman bir sorun yaşadık, bir anda her şey tersine döndü.

Bimeks; her alışverişinizde, o alışverişin bir miktarını hediye çeki olarak size iade ediyor. Biz de iki ay önce Metrocity’deki şubelerine giderek, bu çeklerden birisini kullanarak bir kahve makinası aldık kendilerinden. Ancak makinada bir üretim hatası olduğu için iade etmek zorunda kaldık. İadeyi sorunsuz olarak aldılar ve bize bedelini hediye çeki olarak verdiklerini söylediler. İşte her şey burada tersine dönmeye başladı.

Önce telefona gelmesi gereken mesajların hiç birisi gelmedi. İki ayrı hediye çekine bölünmüş olarak iadeyi gerçekleştirecekleri için iki mesaj, yani iki kod, gelmesi gerekiyordu. Ancak bunlardan bize ulaşan olmadı, ki yaz başında yaptığımız telefon alışverişinde çekler biz ödemeyi yapar yapmaz gelmişti. Bunun üzerine müşteri hizmetleriyle telefon görüşmeleri yaptık ama tahmin edeceğiniz üzere her biri ayrı bir azaptı. Telefondakiler sorunumun ne olduğunu anlamakta zorlanıyorlardı, anladığım kadarıyla senkronize bir şikayet kayıt sistemleri olmadığı için her telefonda sıkıntımı tekrar anlatmak zorunda kalıyordum. Tüm bu çabalarım ve en azından 5 telefon görüşmemin sonunda (tam sayı muhtemelen daha fazla ama unuttum) kodlardan sadece düşük meblağda olanı edinebildik. Telefondakiler başka bir hediye çekimizin olmadığını iddia ediyorlardı. Ancak benim elimdeki iade faturası bunun tam tersini söylüyordu.

Bunun üzerine Metrocity’deki şubeye gittim. Orada Müşteri Hizmetleri’ndeki arkadaş, iadeyi alandan farklı birisiydi, iadeyi alan kişinin benim telefon numaramı sisteme girmediğini ve bu yüzden mesajların gelmediğini söyledi. (Bana net bir şekilde bunun diğer arkadaşın hatası olduğunu söyledi.) Telefon numaramı verdim ve kısa bir süre içerisinde mesajların geleceğini söyledi. Bir süre orada bekledim, en azından sorun çözülürse teşekkür ederim diye ancak gelen herhangi bir mesaj olmadı. Bunun üzerine kendisine bilgi verdim ve ayrıldım. Bana muhtemelen gün içinde geleceğini söyledi. Herhangi bir mesaj o gün gelmedi ama akşama doğru Bimeks Müşteri Hizmetleri beni arayıp zaten bana verdikleri düşük meblağdaki hediye kodunu tekrar verdi. Neden aynı kodu tekrar verdiklerini sorduğumdaysa iki çekin birleştirildiği gibi bir şey söylediler. Ben de herhalde yalan değildir diyerek güvendim.

Bugün bari çekimizi kullanalım diyerek gittik tekrar Metrocity şubesine. Öncesinde işimizi sağlama alıp gerçekten çeklerimizin durumu söylendiği gibi mi diye soralım istedik. Tekrar Müşteri Hizmetlerine gittik ve yine aynı çalışanla konuştuk. Ancak sorduğumuzda, durumun en baştaki hâlimizden farksız olduğunu ve hâlâ çekin asıl kısmının pasif hâlde olduğunu söyledi. Bunun üzerine merkeze bir mail attı ve tahminen 10-15 dakika içerisinde cevap alıp sorunu çözebileceğini söyledi. Biz yine insaflı davranıp 25 dakika sonra yanına gittik ama hâlâ merkez kendisine cevap yazmamıştı. Bunun üzerine tekrar bir mail attı. Biz de biraz daha oyalandık ve tekrar yanına uğradık. Ancak bu sefer kendisinden bir de azar işittik. Biz durumla ilgili ve bize daha önce söyledikleriyle ilgili bir şeyler sorunca ters bir şekilde “Bu ilk defa olan bir şey”, “Sistemden kaynaklı bir hata, bizimle hiçbir alakası yok” gibi cevaplar verdi. Dikkatinizi çekerim, aynı arkadaş daha önce diğer çalışanın hatası olduğunu net bir şekilde söylemişti. Biz durumla ilgili kendisine soru sormak isterken bize agresif bir tavırla cevap vermeye kalkışınca, daha kötü şeyler meydana gelmeden oradan ayrılmayı tercih ettik.

Ayrıca sonrasında Twitter’dan yazdığımız hiçbir şeye de cevap vermeye tenezzül etmediler.

* * *

Sonuç olarak Bimeks’ten aldığımız bir hatalı kahve makinası bize biz saatten fazla telefon konuşması, iki kez Kadıköy-Levent arası yolculuk, bol miktarda gerginlik ve alınamamış bir iade çekine/ücretine mâl oldu. İademizi gerçekleştireli iki ay oldu ve biz hâlâ o iadeyi alabilmeye uğraşıyoruz.

Bunu yazmamın sebebiyse Bimeks konusunda en azından çevremdeki insanları uyarmak. Daha önce içimiz rahat bir şekilde alışveriş yapıyorduk oradan ve birçok şey de aldık; ancak ne zaman bir sıkıntı oldu, o zaman aslında Bimeks’in müşteri ilişkilerinin nasıl olduğunu öğrendik. Bu yüzden size tavsiyem Bimeks’ten alışveriş yapmadan önce iki kez düşünün.

Mağazalara ve özellikle Bimeks’e; müşteriye sadece size para verene kadar iyi davranmak sizin için kârlı görünüyor olabilir ama böyle şeyler yaptıkça birçok insanı bir daha kapınızdan içeri adım atmamaya yemin ettiriyorsunuz.

Notlar [25.11.2013]

Sunuma Başlamadan Hemen Önce

*
Dün Ankara’da yaptığım “Sosyal Medya, Farkındalık, Etkin Olma” atölyesi çok güzel geçti. Oldukça verimli ve keyifli bir gün olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar fazlasıyla yorucu olsa ve şu an her yanımdan yorgunluk fışkırıyor olsa da kesinlikle değdi buna.

Fotoğrafta gördüğünüz sunumu ve atölyenin video kaydını da hazır oldukları an buradan paylaşacağım. Ayrıca atölye boyunca bahsettiğim programlar ve araçlarla ilgili de ufak bir broşür hazırlayıp internetten dağıtacağım. Bu sayede atölyede yaptıklarımızdan herkes faydalanabilecek.

*Blogda hazırlamayı çok sevdiğim ancak vakit darlığı vb. sebeplerden dolayı son zamanlarda hiç fırsat bulamadığım Cuma Postası serisiyle ilgili sonunda işe yarayacağını düşündüğüm bir çözüm buldum. RSS takip etmek için kullandığım Newsblur, üyelerine blurblog adında bir bölüm sağlıyor. Blurblog, feedlerde okuyup beğendiğim linkleri anlık olarak paylaşabildiğim bir blog. Orayı bundan sonra Cuma Postası olarak kullanacağım ve bu sayede asla aksaması gibi bir durum olmayacak. Blogun kendisine (yani Cuma Postası’na) direkt olarak bu linkten ulaşabileceğiniz gibi, sitenin sağ tarafındaki widget sayesinde en yeni postaları da görebilirsiniz.

*TeknoDonanım, benimle kullandığım teknolojik aletler ve uygulamalar üzerine yaptıkları röportajı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Ancak röportaj Temmuz başı gibi yapıldığı için biraz eskidi ve orada yazanların bir kısmı değişti. Temmuz başındaki Ahmet’in nasıl çalıştığını merak ediyorsanız röportaja bakabilirsiniz. Güncel durumu merak edenler için röportajın daha güncel hâli sayılabilecek bir blog postunu yakında hazırlayıp yayınlayacağım.

“Sosyal Medya, Farkındalık ve Etkin Olma” (Redaksiyon Medya Atölyesi)

sosyalmedya-farkındalık-etkinolma

Yarın (24 Kasım) saat 10:00’da Ankara TAKSAV’da “Sosyal Medya, Farkındalık ve Etkin Olma” isimli bir atölye yapacağım. Afiş ve duyuru bilgileri elime biraz geç ulaştığı için kayıt tarihinden sonra duyurmak zorunda kaldım. Ancak atölye için hazırladığım sunumu ve atölyenin video kaydını da buradan paylaşacağım.