E-kitapların Bitmeyen Çilesi

Futuristika’da yeni yazım yayınlandı. Bu yazıda uzun zamandır beni rahatsız eden ama oturup yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım bir konuya değindim. E-kitapları kendilerine karşı bir tehdit olarak gören ve bir an önce onlardan kurtulmak isteyenler bu yazının bir numaralı hedefi oldu.

Yazıda bu konuda hemen her şeyi söylediğim için ekleyebileceğim pek bir şey yok.

E-kitapların yaşadığı sıkıntının sebebi de bu korku aslında. İnsanlar alışkanlıklarından kopmak istemiyor. Yeni bir şeyler öğrenmek onlar için zor geliyor. Azınlıkta olan bir kesim de, elindeki ya da kitaplığındaki kitabıyla artık hava atamayacağı için korkuyor. Kendileri için kutsal kabul ettikleri mekanları kaybetmek istemiyorlar. Edebiyatın, kitapların herkes için ulaşılabilir olmasını istemiyorlar. Kurdukları yapının yıkılmasını istemiyorlar, çünkü her şeylerini o yapıya bağlamış durumdalar.

Gelecek Korkusu ve E-Kitapların Çektikleri | [Futuristika!]

Hack Kültürü ve Hacktivizm (@altbilisim E-kitap)

hack_kulturu_ve_hacktivizm_b

“Hack Kültürü ve Hacktivizm – Mustafa Akgül’e Armağan” isimli e-kitap, geçtiğimiz sene Alternatif Bilişim Derneği’nin gerçekleştirdiği Hack-Con I panelinin meyvesi. Oldukça güzel geçen panelin sonucu olarak yine oldukça güzel ve değerli makalelerin bir araya geldiği bir e-kitap ortaya çıktı. Bu kitapta benim de hacker kültürü ve etiği üzerine yazdığım “Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak” isimli makalem bulunuyor.

Kitap, Creative Commons ile lisanslı ve ücretsiz olarak dağıtılmakta. Kitabı PDF ya da LaTex olarak indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca sitede yine Alternatif Bilişim Derneği’nin yayınladığı diğer e-kitaplar da ücretsiz olarak indirilebilir.

EK (12.08.2013 – 21:39): Kitabı epub olarak indirmek isterseniz Işık Mater dönüştürüp buraya yükledi. Mobi olarak isterseniz Özgür Uçkan dönüştürüp buraya yükledi.

Eğer kitabı basılı olarak edinmek isterseniz, aşağıdaki (ya da linkteki) duyuru metninde yer alan mail adresinden Alternatif Bilişim Derneği’ne ulaşıp talebinizi iletebilirsiniz.

Kitabın Goodreads sayfası ise burada.

Kitabın duyuru metni ve içindekiler kısmı şöyle:

Bir yıl önce gerçekleştirdiğimiz HackCon I etkinliği oldukça verimli tartışmalara vesile oldu. Her toplantıda olduğu gibi, süre kısıtı nedeniyle sözler biraz eksik kaldı. Bu kitap yarım kalan sözlerin kısmen tamamlanması ya da derli toplu bir özeti anlamına geliyor. Toplantımıza katılan, bu derlemeye yazılarını veren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın birbirinden değerli yazarları sayesinde konuyu hemen her boyutu ile ele almaya çalıştık. Hack kültürü ve hackerların ülkemizde ve dünyada çarpıtılmış bir kavram içine sıkıştırılmasını eleştirmeye ve toplumda oluşan negatif algıyı değiştirmeye yardımcı olacak bir içerik hazırlamaya özen gösterdik. Konuyu tarihsel, sosyolojik, güncel, politik ve kültürel yönleri ile tartışan yazılar seçtik. Hackerlığı bilgisayar korsanlığına indirgeyen düzeysiz tartışmaları bir tarafa atıp, Türkiye’de de bu olgunun hakettiği gibi tartışılması hedefledik.

Kitabımızın bir de özel anlamı var. Değerli hocamız Mustafa Akgül, yaşamı ve bıkıp usanmadan peşinden koştuğu idealleri ile Türkiye’de toplumun ve özellikle de egemenlerin İnternet’e ilişkin negatif algısını değiştirmeye uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Jargona uyacak olursak bu algıyı hacklemeye çabalıyor. Bir şeyleri değiştirmenin, yönetime katılmanın, karar verici politikacı ve bürokratları ortak aklın, bilimin aydınlığına uydurmanın oldukça zor olduğu bu ülkede bu çabanın kendisi büyük bir başarı örneğidir. Maalesef kamu ve siyasetçiler tarafında bu çabalar duvarlara çarpmaya devam etmekte, neticeler alması uzun süreler almakta. Ama biz zaten bu mücadelenin uzun soluklu olduğunu yine Akgül hocamıza bakarak öğreniyoruz. Kendi payımıza bu çabaların neticesiz kalmadığını bu çalışmayla göstermek istedik. Bu kitabı kendisine armağan ediyoruz.

Kendisiyle yanyana olmak bizim için hem bir onur hem de büyük bir şans.

Mücadelemizde sayısız başarıları birlikte tatmak dileğiyle..

Teşekkürler Akgül hoca.

Alternatif Bilişim Derneği

Basılı kitap talebi için: bilgi@alternatifbilisim.org

Hack Kültürü ve Hacktivizm: Yeni bir Siyaset Biçimi

Derleme

Temmuz 2013, 95 Sayfa

Derleyen: Ali Rıza Keleş, Yetkin Sal

Yayına hazırlayan: Işık Barış Fidaner

Kapak Tasarımı: : Himmet Doğan

Düzelti: Mutlu Binark, Gamze Göker, İlden Dirini

ISBN: 978 – 605 – 62169 – 4 – 7

Yazıların hakları yazarlara aittir.

Kitabın LaTeX kodları CC Attribution-NonCommercial 3.0 Unported License altındadır.

İçindekiler

Sunuş
Yetkin Sal

Önsöz
Ali Rıza Keleş

Hacker Etiği
Gökşin Akdeniz

Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak
Ahmet Sabancı

Hacktivizm
Pınar Demirkıran

“Hacker”lık üzerine birkaç gözlem
Erkan Saka

Hacker’lar: Viral Kültürün “Semantik Gerillalar”ı mı, Enformasyon Toplumunun Veri Hırsızları mı?
Özgür Uçkan

Hack’ikatin Red’di
Ulvi Yaman

Dijital Aktivizmin Sınır Boyunda Hacktivizm: Anonymous ve RedHack örnekleri
Özgür Uçkan

Şifreleme silahları için bir çağrı
Julian Assange (Çeviri: K. Deniz Öğüt)

Anonim’in Tasavvuru
Seda Gürses (Çeviri: Senem Emirzeoğlu)

Gerilla Açık Erişim Manifestosu
Aaron Swartz (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Hacker Manifestosu
Mentor (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Kırmızı hapı seçmek
Işık Barış Fidaner

İnternetin yaramaz çocukları: Hacker’lar
Gamze Göker

Mustafa Akgül: Aktivistlere şifreleme tekniklerini öğretmeliyiz!
Söyleşi: Gamze Göker- Mutlu Binark

Velev ki Sapığız, Size Ne?

sel

Toplumumuzun hastalıklı yapısının babaya verdiği sınırsız gücü, onu baba olarak nitelendirerek devlete de bahşetmesi yüzünden yine saçma sapan bir davayla daha mücadele etmek zorunda kaldı Sel Yayıncılık.

Olayın özeti şu: Sel Yayıncılık, Guillaume Apollinaire’in “Genç Bir Don Juan’ın Maceraları” adlı kitabını yayınladı. Yazarın tüm kitaplarının AP tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmış olmasına rağmen Yargıtay, bu kitapların müstehcen olduğunu ve edebi eser olarak kabul edilemeyeceğini söyleyerek Sel Yayıncılık’ın sahibi İrfan Sancı’yı ve kitabın çevirmeni İsmail Yerguz’u 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıyla yargılamaya karar verdi.

* * *

Konuyla ilgili diğer yorumlarımı yapmadan önce not düşmem gereken ilginç bir detay daha var. İrfan Sancı, tebliğin 5 Temmuz’da ellerine ulaştığını söyledi. Peki Anadolu Ajans neden bu haberi 4 Ağustos’ta yeni bir şeymiş gibi servis etmeye karar verdi? AA’nın son zamanlarda geçirdiği evrim ve geldiği konum hepimizin malumu. İnsan ister istemez şüpheleniyor.

* * *

Şimdi bir düşünün; bir devlet (ya da o devleti temsilen kim varsa artık), yayınladığınız kitabın ahlaksızca olduğuna karar veriyor, bunun bir edebi eser olamayacağını söylüyor ve sizi bu kitabı yayınladığınız/çevirdiğiniz için hapse atmak istiyor. Bu durumu düşününce aklıma gelen ilk soruları bölümleyerek yazıyorum aşağıya, cevabını bilen versin.

1) Bir kurum olarak devletin, neyin ahlaklı neyin ahlaksız olduğuna dair yargıda bulunmasının imkanı yoktur, olamaz. Devletin evrensel ahlak yasaları belirlemek gibi bir görevi mi var? Devletin ahlak felsefecilerinden oluşan ve tüm toplum için ahlak kuralları belirleyen gizli bir ekibi mi var? Eğer böyle bir ekip varsa, aynı ahlak kurallarını paylaşmıyor olmanın diğerini ahlaksız değil, farklı bir ahlak yapısına sahip insan yapacağını bilmiyor mu? Ahlaksızlık diye bir şeyin temelde mümkün olamayacağının farkında değiller mi?

2) Devlet neden edebiyat eleştirmenliği rolü üstlenmeye başladı? Hangi kitabın edebi olduğuna, hangisinin olmadığına neden mahkemeler karar veriyor? Yargıtay 14. Ceza Dairesi kitabı beğenmediği için mi böyle bir şeye kalkışıyor? Bu kadar gereksiz bir davayı gören hakimin, savcının gülüp davayı düşürmesi gerekmez mi? Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin, dünyanın birçok edebiyat eleştirmeninden ve kuramcısından daha uzman kişilere sahip bir kadrosu mu var?

3) Velev ki kitap müstehcen, yazarı sapığın önde gideni; size ne? Bunlar ne zamandan beridir hapisle cezalandırılacak şeyler oldu? Gerçekten edebiyatı hapisle cezalandıracak kadar kontrolü kaybettiniz mi? Müstehcen bir kitap yayınlamanın hapisle cezalandırılmasının sebebi nedir? Bir kitabın size göre ‘sapıkça ifadeler barındırması’, ne zamandan beridir ifade özgürlüğünü hiçe saymak için geçerli bir sebep oldu?

4) Önce CinSel Kitaplar serisinden bazı kitaplar, sonra Burroughs, şimdi de Apollinaire. Sel Yayıncılık genel olarak rahatsız mı ediyor sizi? Yoksa ahlak yapılarınız uyuşmadığı için tesadüf mü bunlar?

* * *

Son olarak diyeceğim şu, boşa çabalıyorsunuz. Asla tüm dünyayı tek bir ahlak yapısına sokamayacaksınız. Sizin o bildiğinizi zannettiğiniz insanın doğasına aykırı bu çabanız. Ne kadar zorlarsanız zorlayın, bunun gerçekleştiğini göremeyeceksiniz. Birileri mutlaka sizden farklı düşünecek, farklı yaşayacak, farklı şeyler söyleyecek. Sizin yaptıklarınız ise sadece sizden daha fazla nefret edilmesine yol açacak.

Notlar [03.08.2013]

*Sitenin bundan sonra uzun bir süre değişmeyecek olan yapısı oturmaya başlıyor. Özellikle WordPress’in 3.6’ya geçişi, CAG’yi tam istediğim gibi bir yere dönüştürebilmemi sağlıyor. Büyük ihtimalle önümüzdeki günlerde gelebilecek birkaç ufak değişiklikten sonra uzunca bir süre bu hâline müdahale etmeyeceğim. Siteye dair fikirlerinizi veya sorularınızı buraya yorumla ya da şuradaki yollardan biriyle iletebilirsiniz.

*Sitenin yeni bannerı, Gökçen Öçalan‘ın sketchlerinden birisinden kesildi (ben bu postu yazarken kendisinin haberi yoktu). Eserin tam hâlini görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

*Türkiye’deki ikinci sınıf fantastik edebiyat sevdasını çözemedim gitti. O kadar kaliteli ve değerli bilimkurgu ve fantastik edebiyat yazarları varken gidip ikinci sınıf eserlere ilgi gösterilmesinin ya da sürekli bunların benzeri/taklidi/kopyası işlerin basılmasının mantıklı bir açıklaması var mı? Aklıma gelen tek şey yayıncıların bilimkurgu ve fantastik edebiyat okurlarından nefret ediyor olabileceği.

Bu aralar çok fazla saçma şeyle karşılaşıyorum, biraz sakinleşince derli toplu bir şeyler yazacağım.

[Akademik Terörist] What Can I Do Sometimes?

1077804_715013698524730_636488839_o

Bazen bir şeyler görürsünüz ve yorum yapmak bile gelmez içinizden. “Ne desem boş artık” diyip her şeyi bir kenara bırakmak istersiniz. İşte tam olarak o anlardan birini yaşıyorum.

Akademik Terörist’in bu saatten sonra devam etmesinin ne kadar anlamı var diye düşünüyorum açık açık. Akademik Terörist’i başlatırken içten içe akademinin hâlâ düzeltilebilecek bir konumda olduğunu, henüz bir şeyler söylemek için geç olmadığını düşünüyordum. Şu noktadan sonra Türkiye’de akademi diye bir şey kaldığına bile inanmakta zorlanıyorum.

Zorlama cümleler kurup şu manzarayı eleştirmeye çalışmamın pek de bir anlamı yok. Çünkü bir şeyleri eleştirebilmem için onun bir şekilde mantık çerçevesine oturtulabilmesi gerekir. Bunun değil mantıkla, herhangi bir zeka kırıntısıyla bile uzaktan yakından alakası yok.

Gezi’de Teknoloji Ne Yaptı?

Bugün Futuristika’nın “Gezi Parkı Direnişi’ne Bakış” dosyası için yazdığım “Demek ki yeniliğe ihtiyacımız varmış” isimli makalem yayınlandı.

Biliyorum; direnişin her şeyini çözmüş, aslında bizim anlamadığımız her şeyi çoktan anlamış ve bunun üzerine kitaplar yayınlayıp onlarca yazı yazmış birçok büyük analist varken benim haddime değildi bu konuda bir şeyler söylemek. Belki onlar gibi her şeyi kavrayıp sizlere ders verecek kadar üstün bir zekaya sahip değilim ama benim de bilgi ve ilgi alanımın içine giren konularda söyleyecek bir şeylerim vardı. Tabi ki benim gibi alanını bilip ona göre hareket eden birindense büyük analistleri okumayı tercih ederseniz anlayışla karşılarım.

Diyebilirsiniz ki, “Yaptıklarının video kaydı olmasına rağmen serbest kalan yığınla polis var”. Haklısınız ancak iktidar ve iktidarın parçaları için asıl mesele ceza almak ya da almamak değil. Mesele gerçeği artık manipüle etme şanslarının kalmamaya başlaması. Çünkü o polisler serbest kalsa bile artık yüzbinlerce insan o adamın ne yaptığını bilecek ve sokağa çıktığında herkes ona o gözle bakacak. 1990′lardaki gibi özgürce pislik yapamayacaklar yani. Bu psikolojik baskı, kendileri istemese bile, bilinçsizce tavırlarının değişmesine neden olacaktır. Küçük Biraderin tüm güzelliği de burada, Büyük Biraderle devletn bize yapmak istediğini onlara karşı kullanıyoruz. Ve bunun etkilerini sadece ikidarda değil, onun fanboyları ve yandaşları üzerinde de görmeye başlıyoruz.

Teknolojinin bize verdiği imkanlarla artık iktidarın oyununu tersine çevirme şansımız var. Devlet bizim her şeyimizi takip edip kendisini tamamen gizlemeye çalışırken; biz iktidarın tüm gözetleme mekanizmalarına karşı durup onu daha da şeffaflaşmaya zorlayabiliyoruz. Bu çok önemli bir avantaj ve bunun süreklileştirilmesi gerekiyor. Devletin farklı yöntemlerle bizi gözetlemeye ve korkutmaya çalışmasını (muhbir kutuları gibi) engellemek ve devleti şeffaflığa zorlayarak böyle rahat hareket etmesine bir dur demek mümkün. Gün geçtikçe gelişen teknoloji ve iletişim yolları bize bu imkanı tanıyor. Böyle bir şansımız varken de kullanmaktan kaçınmanın bir anlamı yok.

Demek ki yeniliğe ihtiyacımız varmış | [Futuristika!]

Benden Asla Fan Olmaz

Şuradaki reddit tartışmasını okuduktan sonra kendi kendime düşünmeye başladım. Sevdiğim, heyecanla takip ettiğim birçok şey var ama kendimi hiçbirisinin fanı olarak görmüyorum. Fan olmak bana göre değilmiş gibi geliyor hep. Bu konu üzerine biraz daha düşününce, aşağıdaki gibi bir liste çıktı ortaya. Neden herhangi bir şeyin fanı olamayacağımın, en azından temel sebepleri bunlar sanırım.

*Asla bir şeyin en iyi/en doğru/en güzel/tek ve mükemmel olduğunu iddia etmem.

Daha doğrusu edemem. Yapamıyorum, mantıksızca geliyor bana. Sırf bir şeyi ben seviyorum ya da savunuyorum diye onun tek doğru veya ideal güzellikteki şey olacağını iddia etmek aptalca geliyor. Asla yanılamayacağımı, benim sevdiğimden daha güzel bir şey çıkamayacağını iddia etmeyi aklım almıyor. Hatta bunu yapanlar bana düpedüz komik geliyor.

Bu durum, biraz daha genişletilmiş hâliyle, politik duruşumu da bir noktada açıklıyor. Bu tarz bir ‘ideal doğru’ algısına ya da “en mükemmeli ben düşünüyorum, ben söylüyorum” fikrine kapılamadığım için asla bir ideolojinin amansız destekçisi olamıyor, bir örgüte giremiyorum. Özellikle birçok siyasi hareketin eleştiri ve değişim konusundaki yaklaşımlarını düşünecek olursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Birtakım fikirleri savunuyorum, onlar için mücadele ediyorum ama herkes için ideali getireceğimi ya da hiç yanlışım olmayacağını iddia etmek? İşte o bana göre değil.

(Bu maddeyi din için de uyarlayabilirsiniz. Değişen çok bir şey olmaz.)

*Hiçbir şeyin bağımlısı olamıyorum.

Tekrar oynamayı sevdiğim oyunlar, okumayı sevdiğim kitaplar ya da izlemeyi sevdiğim filmler var ama şu ana kadar bağımlılık seviyesine getirdiğim hiç olmadı. “Yılda bir kez o seriyi okumalıyım”, “Üç ayda bir o filmi izlemezsem kendimi eksik hissediyorum” diyen birisi değilim. Bunu yapmayı kendi gelişimimin önüne taş koymak gibi görüyorum açıkcası. Daha farklı şeyler keşfedip kendimi beslemek yerine aynı şeye tekrar tekrar dönmek pek bana göre değil.

*Beğeniler konusunda boş tartışmalara girmekten nefret ediyorum.

“Yazar X, Y’yi döver”, “A filmi B’den kat kat iyi”, “K grubu, D’yi sahnede ezer geçer”…

Bunlar asla ciddi olarak kurduğumu göremeyeceğiniz cümleler. Temelsiz, anlamsız, tamamen kişisel beğenilere dayanan argümanlarla tartışmaya girmek gibi komiklikleri ancak birisiyle dalga geçiyorsam yaparım.

*Tüm hayatını sevdiği şeyle dolduracak kadar estetik düşmanı değilim.

Tüm evini Doctor Who, Star Wars temasıyla döşemek (“Doctor Who tuvalet fırçası var mı acaba?”); hayatının her anını onların konseptinde tasarlamak (dürüst olayım bazen güzel fikirlere denk geliyorum) bana garip geliyor. Asla yapabileceğim bir şey değil, hiç heveslendiğimi de hatırlamıyorum.

*Tüm iletişimini sevdiği şeyler üzerinden kuracak kadar tek yönlü olmama imkan yok.

Sürekli fanı olduğu konu hakkında konuşan, o konuda konuşulmuyorsa bile ona göndermeler yapmadan rahat edemeyen, kendisine eşlik edecek birisini bulduğunda sevinen, anlamayanları küçümseyen ve böyle kendisini özel hisseden insanlar için üzülüyorum. Keşke biraz zihinlerini farklı şeylere açabilseler.

*Sevdiğim yazar, müzisyen, çizer farklı bir şeyler denediği için ya da sevdiğim şeyde değişikliğe gidildiği için ondan en çok nefret eden insana dönüşmek hâlâ benim için gizemini koruyan bir tavır.

“A çok bozdu, yıllar önce izlemeyi bıraktım”, “H nasıl bilimkurgu dışında bir kitap yazar, satmış kendini”, “Ç post-rock yaparken çok iyiydi, ambient denemelerine başladığından bu yana bok gibi, nefret ediyorum ondan”…

Kendimi bu derece değişime kapalı, bu derece bağımlı hâlde düşünemiyorum bile. Neden böyle bir tavır alır ki bir insan, nasıl böyle cümleler kurabilir? Daha bir ay önce bana en iyi yazar olduğunu söylüyordun o adamın, şimdi ne değişti de nefret ettiklerin listesinde zirveye çıktı?

*Tek bir şeyin etrafında gruplaşan ve tapınan herhangi bir kitlenin içine girmem, böyle kitlelerden koşarak uzaklaşırım.

Bir şeyi sevdiğim ya da bazı konularda haklı/güzel bulduğum için onu seven herkesle aynı etiketi taşımak zorunda kalmaya anlam veremiyorum. Böyle bir yükümlülüğüm olduğuna da inanmıyorum. Benimle aynı şeyleri seven birinin ypacağı aptallıkların sorumluluğunu neden paylaşayım ki?

Bu yüzden beni bir grubun adıyla (buna her türlüsü dahil) kendisini etiketlemiş olarak asla göremezsiniz. Ayrıca beni etiketlemeye kalkarsanız başınıza geleceklerin sorumluluğu da size aittir.

* * *

Sanırım neden asla bir şeylerin fanı olamayacağım ve ortalıkta böyle insanlar gördüğümde delirdiğim daha açık bir hâle gelmiştir.

Cuma Postası [26.07.2013]

(Cuma Postası’nın bir süredir devam eden otomatik şeklinden fazlasıyla memnundum ancak yeni hosta geçtikten sonra bu iş için kullandığım plugin çalışmamaya başladı. Bu yüzden eski Cuma Postası formatında ufak değişiklikler yaparak geri dönmeye karar verdim.)

https://twitter.com/ahmetasabanci/status/357460848412864512
https://twitter.com/ahmetasabanci/status/357460848412864512

“Shut Down The Pirate Bay,” Founder Says | TorrentFreak

Bir çok kişi buna itiraz ediyor ya da şaşırıyor ama bu gayet doğal ve olması gereken bir şey. Teknolojinin gelişmemesini ya da sevdiğiniz hâliyle sonsuza kadar kalmasını istemek onun doğasını reddetmek gibi geliyor bana (bu önermeyi daha da genişletip yarattığımız her şeyi içine koyabiliriz). Değişim için de eskinin ölümü gerekir, ister sevin ister sevmeyin. TPB’den çok şey öğrendik ve artık o öğrendiklerimizi kullanıp yeni bir şeyler yaratma zamanı.

Dodge the NSA with This Fancy Encrypted Messaging Service | VICE United States 

Öğrendiklerini hayata geçirme meselesinin güzel bir örneğini şu an TPB kurucularında Peter Sunde gerçekleştiriyor. Heml.is temel olarak Whatsapp, Viber benzeri bir uygulama ancak hem daha güzel bir tasarımı var hem de daha güvenli. Bu projede en çok hoşuma giden kısım, Heml.is ekibinin diğer gizlilik amaçlı uygulamaların düştüğü hataya düşmeyerek rahat kullanılabilir ve ‘güzel’ bir arayüz sağlamış olmaları. Umarım en kısa zamanda kullanmaya başlayabiliriz.

Cameron’s Phoney ‘War on Porn’ is Actually a War on Privacy | Scriptonite Daily

Bu yazıyı sadece bazı isimleri değiştirerek Türkiye için de uyarlamak mümkün aslında. Bizdeki filtrelerin, ‘güvenli internet’ palavrasının da temelinde yatan fikir bu. Ha bir de Türkiye’de yüzsüzce yapılan bir sansür var, aradaki tek fark bu.

The anti-virus age is over. | codeinsecurity

Biraz teknik bir yazı ancak anti-virüs sistemlerinin günümüzdeki durumu ve geleceği üzerine yapılmış en güzel analizlerden birisi sanırım.

Pulp Magazines Project

Eski dergileri sevenler için güzel bir arşiv. İçerisinde birçok klasik bilimkurgu dergisinin hem kapakları hem de içerikleri mevcut. Bilimkurgucular da baksın bir buraya.

Locus Online Perspectives » Cory Doctorow: Teaching Computers Shows Us How Little We Understand About Ourselves

Doctorow’un Locus dergisinin Temmuz sayısı için yazdığı yazı. Yazının ana fikri: “Biz kendimizi ne kadar tanıyoruz ki bilgisayarlara öğretmeye çalışıyoruz?”. Üzerine kafa yorulabilecek güzel bir soru.

İnternet Notları: Telaffuz Derslerinden Gizemli Komplo Teorisine Geçiş

İnternetteki komplo teorilerini ya da gizemli olaylara dair tartışmaları okumak gerçekten çok zevkli oluyor. İnandığımdan falan da değil; orada girilen tartışmaları, üretilen çözümlemeleri ve o sırada ortaya çıkan yaratıcılığı sevdiğimden tamamen. Özellikle 4chan ve Reddit ne zaman böyle şeyler okumak istesem imdadıma yetişiyor. Eğer internette canınız sıkılır da yapacak bir şey bulamazsanız deneyebilirsiniz.

İki hafta önce buna benzer bir olay ortaya çıktı ve ciddi bir kesimin dikkatini çekmeyi başarmışa benziyor. Youtube’da 2010 yılında açılmış olan PronunciationBook isimli kanal, normalde tek yaptığı İngilizce kelimelerin telaffuzlarını vermek ve bazı cümle kalıplarının nasıl kullanıldığını göstermekken bir anda geri sayım yapmaya başladı. “How to prononunce 77”da söylediği “Something is going to happen in 77 days.” cümlesiyle başlayan geri sayım, devamında bir cümle ve ardından geri sayıma uygun bir şekilde “Something is going to happen in x days.” şeklinde devam ediyor.

Bu durumun farkedilmesinin ardından eski videoları incelemeye başlayanlar ise birçok farklı tesadüf ve ilginç cümleyle karşılaşıp komplonun genişlemesini sağladı. Elbette herkes bunun bir viral reklam ya da ARG (Alternative Reality Game – Alternatif Gerçeklik Oyunu) olmasına büyük ihtimal veriyor ancak çok ilginç fikirler de ortalıkta dolaşıyor.

Eski videoları inceleyenlerin bulduğu bazı ilginçlikler
Eski videoları inceleyenlerin bulduğu bazı ilginçlikler

Bu teorilerin hepsini ve daha fazlasını aşağıda vereceğim birkaç linkte bulabilirsiniz ancak benim favorim olan komplo teorisi kesinlikle yapay zeka üzerine krulmuş olan. Bu teoriye göre uzun bir zamandır kendi kendisini eğitebilen ve internette yaşayan bir yapay zeka 2010 yılında insanların dilini daha iyi kavrayabilmek için bu video kanalını açıyor, videoların bu kadar basit bir şekilde olmasının sebebi de bu. Geri sayıma başlamasının sebebiyse artık gelişimini tamamlaması ve büyük bir planı gerçekleştirmek üzere olması.

Bu tarz tartışmaları okumak eğlenceli oluyor demiştim değil mi?

Neyse merak edenler için aşağıya birkaç link bırakıyorum konuyla alakalı. Her ne kadar fikirleri okumak ve bu fikirlerden birisinin gerçekleşmesi durumunda olabilecekleri düşünmek çok eğlenceli görünse de konuyla ilgili düşüncelerim William Gibson’la aynı.

Konuyla ilgili araştırma yapanların derlediği Google Docs ve blog, mevzunun merkezindeki Youtube kanalı, bir diğer geniş tartışmanın döndüğü forum.