Facebook’un Önceliği Kullanıcılar Olmalı [Alternatif Bilişim Derneği]

(Alternatif Bilişim Derneği, Facebook ile ilgili son gelişmelerin ardından aşağıdaki bildiriyi yayınladı. Facebook’un gün geçtikçe saçmalaşan tavırlarından sadece birisi olan sansür konusunu gündemde tutmak ve bu konudaki tepkiyi artırmak gerekiyor.)

Türkiye’de birçok İnternet kullanıcısının tercih ettiği sosyal ağlardan birisi olan Facebook’un içerik denetim politikaları ifade özgürlüğümüzü tehdit ediyor. Facebook’un uyguladığı sansür son günlerde çeşitli haber ve röportajlarla basında yer buldu ve kamuoyunda tartışılır hale geldi.

Her gün rastladığımız sıradan bir haber haline gelen sayfa ya da profil kapatma, içerik çıkarma gibi sansür uygulamalarını üst üste koyduğumuzda tablonun vehameti ortaya çıkıyor. Özellikle politik toplulukların sayfalarının kapatılması / askıya alınması ya da sayfalardaki içeriklerin türlü gerekçelerle silinmesi ifade özgürlüğü adına ürkütücüdür.

İşçi grevlerinin dayanışma sayfaları, binlerce, onbinlerce destekçisi bulunan Ötekilerin Postası gibi alternatif haber mecralarının sayfaları, Kürt gruplarının sayfaları, BDP gibi yasal partilerin sayfaları kabul edilemez gerekçelerle kapatılmaktadır.

Facebook bu sayfaları “marka imajının zedelenmesi, telif haklarının ihlali, pornografik içerik, terör ve şiddet propagandası” gibi gerekçelerle yapmaktadır. Fakat bunlar son derece tartışmalı, mevcut politik atmosfer ile belirlenmiş, nesnellikten uzak, egemen aklın desenlerine uygun gerekçelerdir. Bu gerekçelerin hemen hepsi dünyanın farklı coğrafyalarında oldukça farklı anlamlara karşılık gelmektedir. Hatta aynı coğrafyada farklı zaman dilimlerinde bile farklılık göstermektedir. Türkiye’de “terör” tanımı oldukça geniş tutulmaktadır. Yakın tarihimizde birçok davanın bu tanıma defalarca girip çıktığına sayısız örnekle tanık olduk.

Küresel nüfusa sahip çevrimiçi bir sosyal ağın nesnellikten uzak şekilde denetime tabi tutulması kabul edilemez.

Ayrıca bu gerekçelerden yola çıkan denetim uygulaması çifte standartlıdır. İktidar Partisinin taraftar sayfaları El-Kaide ya da bağlantılı örgütlerin propaganda malzemeleri ile dolup taşmaktadır. Dünya üzerinde ötekileştirilen hemen her kesime karşı nefret söylemi ve nefret suçuna teşvik içerikleriyle dolu sayısız sayfa Facebook’ta yaşamlarını sürdürmektedir. Türkiye’de Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, LGBTT bireylere, Vicdani Retçilere, taraftar gruplarına ve daha birçok kesime karşı açıkça nefret söylemi üretilmekte ve zaman zaman örneklerini yaşadığımız gibi bunlar ölüm, kitlesel linç gibi suçlara dönüşmektedir. Facebook’un bunları değil de başta saydıklarımızı görmesi, denetim kriterlerini genellikle ve öncelikle birincilere karşı kullanması bu kriterlerin subjektif ve çifte standartlı olduğunun kanıtıdır. Bu ifadelerimizden bu sayfaların da kapatılmasını bir çözüm olarak önerdiğimiz anlaşılmamalıdır. Sansür ya da yasak hiçbir durumda çözüm değildir.

Facebook gibi ağlar egemenlerin korkuları ile değil yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin önceliği ile yönetilmelidir. Çünkü Facebook, kullanıcıları sayesinde var olmuş ve bu sayede varlığını sürdürmektedir. Yurttaşların önceliği Facebook’un da önceliği olmak zorundadır.

Facebook yönetimini uyguladığı sansür politikalarından dolayı kınıyoruz. Tarafsız bir yönetim sergilemeye, devletlerden yana tutumlarını terketmeye, yurttaşların ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi temel haklarına saygılı olmaya çağırıyoruz.

Facebook, hisseleri borsalarda satılan ticari bir şirkettir. Tüm zenginliği de bizlerin Facebook’taki paylaşımlarımızdan kaynaklanmaktadır.

Yurttaşları Facebook politikalarına karşı uyanık olmaya, karşılaştıkları sansür vakalarına tepki göstermeye ve bunu başta derneğimiz olmak üzere ilgili gördükleri kurum ve kişilerle paylaşmaya, konuyla ilgili yapacağımız tepki eylemlerine destek olmaya davet ediyoruz.

İnternetimize, genişleyen ifade ve örgütlenme özgürlüğümüze sahip çıkalım. İnternetteki yaşam alanlarımızı çeşitlendirmeye çalışalım. Facebook gibi ticari tekellerin hem İnterneti hem de kullanım pratiklerimizi daraltmasına izin vermeyelim.

4 Eylül 2013

Alternatif Bilişim Derneği

Dead Pig Collector – Warren Ellis

24668Warren Ellis, sadece e-kitap olarak yayınlanan son öyküsü Dead Pig Collector‘ı bu ayın başında yayınlamıştı ancak daha yeni okuma fırsatı buldum ve Ellis’in kaleminden/klavyesinden çıkan her metin gibi bunu da bir solukta okudum.

Warren Ellis’in en sevdiğim yanı, daima en ilginç fikirleri bulup bunları olabilecek en şaşırtıcı şekilde sunabiliyor olması. Dead Pig Collector da bunun mükemmel bir örneği, tıpkı Crooked Little Vein, Transmetropolitan ya da Planetary gibi. Warren Ellis’in bu özelliği, yani kültürümüzün ve internetin en ücra köşelerine gidip oradan en ilginç şeyleri seçebilmesi, herhangi bir eserini elime aldığımda “Acaba bu kitaptan nasıl ilginç şeyler öğreneceğim?” merakını da beraberinde getiriyor.

Bu kitaptan öğrendiğim en önemli şey, bir cesedi nasıl tamamen imha edebileceğim oldu. Evet, Warren Ellis bu sefer ceset imha etme yollarını araştırmış ve bunun üzerinden bir öykü yazmış. Karakterimiz Mr. Sun, bir suikastçi ve aynı zamanda bir ceset temizleyicisi. Öldürdüğü insanların cesetlerini tamamen yok ediyor ve tanınmaz hâle getiriyor. İş görüşmeleriniyse (her ne kadar ismi direkt olarak öyküde geçmese de) Snapchat üzerinden yapıyor ve kendisine Dead Pig Collector diyor (sebebini öyküde kendi ağzından öğrenebilirsiniz). Kesinlikle akıllı bir suikastçi yani.

* * *

Öykü baştan sona eğlenceli ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Gerçi finali için eğlenceli demem pek mümkün değil, biraz dramatik bir final yazmış Warren Ellis. Böyle eğlenceli bir öyküye öyle dramatik bir finali yakıştırmayı becermesi de yine yeteneklerinin bir göstergesi.

Dead Pig Collector her şeyini olması gereken kıvamda tutan ve baştan sona okuma keyfi veren 36 sayfalık bir öykü. Her ne kadar tadı damağımda kalsa da, daha uzun olursa bu kadar güzel olmayacağını düşünüp avutuyorum kendimi. Hem belli mi olur, belki Mister Sun’ın olduğu başka öyküler yazmaya karar verir Warren Ellis (böyle böyle kandırıyoruz işte kendimizi).

Lezzetli ve ilginç bir okuma arıyorsanız Dead Pig Collector’ı tavsiye ederim. Ayrıca Warren Ellis şurada öyküyü yazarken dinlediklerini listelemiş. Ben denedim, okurken de çok güzel eşlik ediyor.

[Akademik Terörist] #ÜniversitelerdePolisOlmasın

İfade özgürlüğünün ve akademik özerkliğin teminatı polis üniversitelerde.
İfade özgürlüğünün ve akademik özerkliğin teminatı polis üniversitelerde.

Dürüst olmam gerekirse böyle bir hashtag kullanmak zorunda kalmamız, ülkede akademiye ve üniversitelere bakışın ne kadar acınası olduğunun göstergesi. Ancak bunu şimdilik bir kenara bırakıp üniversitelere polis girerse neler olabileceğine bir bakalım.

* * *

Türkiye’deki üniversitelerde zaten akademik özerklik dediğimiz şeyin pek esamesi okunmuyor. Rektörleri bile cumhurbaşkanının atadığı bir yerde başka türlü olmasını pek bekleyemeyiz zaten. Ama üniversitelere polisin girmesi, akademik özerkliğin gelecekte de imkansızlaşmasına neden olacaktır. Kafamda canlanan senaryo hemen hemen şöyle:

*Üniversitelere polisin girmesiyle birlikte elbette tepkiler gösterilmeye başlanacak. Bu tepkiyi gösterenlerin büyük kısmı öğrenciler, belki bir miktar akademisyen, çok büyük bir sürpriz olursa birkaç rektör olacaktır. Üniversitelerde saçma sapan olaylar yaşanacak, polisler her alana girmeye çalışacak ve zaten pek de mevcut olmayan akademik yapı büyük zarar görecektir.

*Polise gösterilen tepkiler ve yapılan eylemler devlet tarafından bir fişleme aracına dönüştürülecek. Polis üniversite içerisinde her alana müdahale ederek insanları kışkırtacak ve bu insanların fişlenip akademiden uzaklaştırılmasını sağlayacak. Bu sayede hem akademi içerisinde bir temizlik yapılmış olacak hem de geri kalanların gözü korkutulacak.

*Bu korkutma ve fişleme sistemiyle üniversitelerdeki ifade özgürlüğü ayaklar altına alınacak. Akademilerin özgür ve serbest yapısı (ki bu da Türkiye’de pek mevcut değil zaten) tamamen silinmeye başlanacak. Buna karşı çıkmaya çalışan tüm akademisyenler (ve hani bir ihtimal de rektörler) üniversite içerisindeki polislerin yardımıyla, saçma bahaneler eşliğinde üniversitelerden temizlenecek.

*Bu plan başarılı bir şekilde işlerse birkaç sene içerisine üniversiteler tamamen temizlenmiş ve otoritelerin emrine hazır hâle getirilmiş olacak. Üniversitelerin yapısına ve eğitim şekillerine istedikleri gibi müdahale edebilecek, kendi kârları için istedikleri değişiklikleri yapabilecekler; çünkü üniversitelerde buna itiraz edebilecek kimse kalmamış olacak, hepsi ya akademi dışında ya da korkudan susmuş hâlde olacaklar.

* * *

Belki birçok başka sebebi daha olabilir bunun ama polisler ve üniversite kelimelerini aynı cümle içinde duyunca aklıma ilk gelen senaryo bu oldu. Düşününce isteyebilecekleri ve yapabilecekleri bir şeye de benziyor.

Her şeyi bir yana bırakırsak, akademilerin gerçekten akademi olabilmesi ihtimalini canlı tutabilmek için bile buna karşı çıkmak lazım. Hoş, karşı çıkmak istemeyenlerin zaten böyle bir derdi yok ama onlara da diyebilecek bir şeyim yok zaten.

DEFCON Güzeldir

DEFCON; hacker kültürüne meraklı olan, o kültürün içinde olan ya da teknolojiyle arası iyi olan hemen herkesin ismini duyduğu bir etkinlik. Bir çoğunun da fırsatı olduğunda gittiği ya da gitmek istediği (ben de gitmek isteyenler arasındayım). Dün akşam bu belgeseli bulduğum an başına oturdum, en azından DEFCON hakkında düşündüklerimin ne kadarının doğru olduğunu görmek istedim. Ve belgesel bittikten sonra yanılmadığımı gördüm.

Yine de insan böyle şeyleri yaşadığı ülkede göremeyince üzülüyor. Gerçi Türkiye’de hacker diye gazetelere çıkartılanları gördükten sonra çok da şaşırmamak lazım.

* * *

Bugün paylaşmak istediğim bir diğer video Cory Doctorow’dan. Konuşma biraz eski (2011’den), ancak mevcut tartışmaları düşünecek olursak tekrar izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gerekiyor. Bu videoyu çocuğu olanlar, çocuklarla iç içe bir hayat geçirenler ve öğretmenler mutlaka izlemeli bana göre.

[İnternet Notları] İnternetin de Özel Hayatın da Sonu Gelmedi

Konuyla pek alakası yok gibi ama bence yakıştı.
Konuyla pek alakası yok gibi ama bence yakıştı.

Büyük bir kısmınız bilgisayar kullanmayı bilmiyorsunuz.

Daha açık konuşayım; büyük bir kısmınız Facebook, Twitter, Youtube, GMail, Skype kullanmayı, belki biraz da Windows ve Office kullanmayı biliyor. Bir de nasıl oyun oynayabileceğini. Ancak gerçekten bilgisayar kullanmayı bilmiyorsunuz. Gerçekten elinizin altındaki teknolojinin ne işe yaradığından, onunla neler yapabileceğinizden bihabersiniz. Bu aletin sizin kullandığınızdan başka türlü kullanılmasının imkansız olduğunu düşünüyorsunuz. İçinde Windows olmadan bilgisayarların çalışmayacağını zanneden bilgisayar satıcılarıyla, GMail ya da diğer büyük mail şirketleri olmadan mail gönderemeyeceğini zanneden insanlarla dolu ortalık.

Ve şimdi de “Gizliliğimiz kalmadı, devletler her şeyimizi takip ediyor, kaçacak yerimiz yok!” diyerek kıyamet tellalığı yapıyorsunuz. Facebook, GMail vs devletlerle anlaşma yaptığı, onlara gizli bilgilerinizi verdiği ve sizler de basit birkaç alışkanlığınızı değiştirmekten korktuğunuz için internetin sonunun geldiğini zannediyorsunuz.

Açıkcası böyle yazılar, yorumlar gördüğümde artık katlanamıyorum. Sizin bilgisayar kullanmayı bilmiyor oluşunuz ve öğrenmeye hiç niyetiniz olmayışı zaten şu an sizi takip eden devletlerin ve şirketlerin kendilerini güvende hissetmesinin en büyük sebebi. Oysa siz bunu değiştirmek yerine insanların korkmasını ve teslim olmasını sağlayacak şeyler söylüyorsunuz. Böyle davrandığınız zaman da gerçekten bir şeylerin değişmesini isteyip istemediğinizden şüphe ediyorum.

Her şey sizin elinizde ve eğer bir şeyler değişmiyorsa da bunun sorumlusu bir anlamda sizlersiniz. Eğer gerçekten özel hayatınızı korumak istiyorsanız, gerçekten iletişim ve ifade özgürlüğünüzün olmasını istiyorsanız çaba göstermeniz gerekiyor. Oturduğunuz yerden, hiçbir şeyi değiştirmeyerek “Kıyamet kopuyor!” diye bağırmayı bırakmanız gerekiyor.

Gerçekten bu durumun değişmesini istiyorsanız basit tavsiyeler vereceğim.

*Bilgisayar kullanmayı (bilgisayarın içine akıllı telefonlarınız, tabletleriniz de dahil) gerçekten öğrenmeye çalışın. Emin olun biraz çaba gösterdikten sonra her şeyin çok daha kolay bir hâle geldiğini göreceksiniz. Ve kullanmayı öğrendikçe, aslında bunca zaman tembellik yaptığınız için kendinize kızacaksınız.

*Alışkanlıklarınızı değiştirin. İnterneti ve bilgisayarları sadece birkaç web sitesi ve programdan ibaret görmeyin. Aramalarınızı Google’dan değil de DuckDuckGo‘dan yapın mesela, Facebook’ta her şeyinizi paylaşmayı bırakın, çok basit şifreleme yöntemleriyle gerçekten önemsediğiniz maillerinizi şifreleyip gönderin, hard diskinizi TrueCrypt ile şifreleyin, özel chatlerinizi Pidgin’e Off-The-Record kurarak yapın. Çok daha fazlasını kolayca nasıl yapacağınızı anlatan rehberler internette mevcut; bulun, uygulayın (denk geldikçe ben de paylaşıyorum bu tarz rehberleri).

Bunların hepsi aslında evinize girip çıktıktan sonra kapınızı kilitlemek kadar basit şeyler ve öğrendikten sonra çok kolay ve hızlıca halledilebilir. Eğer evden daha hızlı çıkayım diyerek kapınızı kilitlememezlik yapmıyorsanız, birkaç saniyenizi de mailinizi şifreleyip göndermeye ayırabilirsiniz.

*Öğrenmekten, araştırmaktan ve değişiklikten korkmayın; takıldığınız an sorun birilerine. Mutlaka internette size yardım etmeye gönüllü birçok insan çıkacaktır karşınıza.

*Güvenlik ve anonimlik amaçlı yazılımları herkesin rahatça kullanabileceği hâle getirmeye çalışan yığınla güzel insan var ortada, onlara destek olun. Mailpile, Heml.is, Tor aklıma ilk gelen örnekler. Bu insanlar sizin rahatça ve özgürce internette dolaşabilmeniz için çalışıyor. Elinizden geldiğince bu insanlara destek olun.

*Birçok dernek ya da grup bizim ifade özgürlüğümüzü ve özel hayatımızı yasal yollardan korumak için çalışıyor. Onların sesinin daha yüksek çıkması ve daha çok iş yapabilmeleri için destek olun, yardım edin. Örneğin Türkiye’de Alternatif Bilişim Derneği var, Avrupa’da bu konuda çalışan derneklerin bir araya geldiği EDRi var, İngiltere merkezli Article 19 var, dünya çapında çalışan EFF var. Bu insanlara maddi-manevi destek vermeye çalışın.

*İnsanları korkutacak ve umutsuzluğa sürükleyecek şeyleri değil, onlara çaba gösterme gücü verecek şeyleri paylaşın. İnsanlara bir şeyler yapabileceklerini ve bu durumu değiştirmelerinin mümkün olduğunu söyleyen şeyleri paylaşın. Çünkü gerçekten de bunu değiştirmek mümkün ve aksini söyleyen insanların sesi daha yüksek çıktığı için insanlar bunun farkında değil.

Oyuncular Direnirse

kapak1

Fareler Oyunda dergisinin ikinci sayısı, olağanüstü koşulların etkisiyle biraz geç de olsa çıktı. Bu sayının başlığı ‘Direniş Oyunu’. 31 Mayıstan bu yana olan bitenlere oyunların ve oyuncuların gözünden bakan bir sayı olmuş.

Derginin bu sayısına, Getting Up isimli oyun üzerine yazdığım bir yazıyla katkıda bulundum. Piyasa adına eski olan ancak benim için hiç eskimeyen bir oyun Getting Up. Üstelik hikayesi ve detaylarıyla da gayet direnişçi diyebileceğimiz bir oyundu. Böyle bir sayıya yazacak daha uygun bir oyun gelmemişti aklıma.

Derginin PDF ve Flash hâline (flash bir-iki gün içinde geliyormuş) buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca yazılar da parça parça Fareler Oyunda bloguna yükleniyor. Aşağıda da benim yazımdan tadımlık bir bölüm var.

Polislerin her yerde oluşu, elinde sprey boyayla gezen birisine bile copla ve silahla saldırması, kimi zaman sizi döverken “Art is a crime!” (“Sanat suçtur!”) şeklinde sözler söylemeleri ve her yerdeki kameraların sizi sürekli izlediği hissini vermesi; yaşadığımız ülkelerin gerçek yüzlerini bir oyun senaryosuna taşımaktan fazlası değil. Bu oyunu oynamadan önce çevresindeki kameraları ve ortalıkta dolanan polisleri çok fazla önemsemeyen birisinin oyundan sonra aynı derecede rahat olabileceğini pek zannetmiyorum. Çünkü oyun size graffiti yapın ya da yapmayın, ‘suç’ işleyin ya da işlemeyin, onların her an etrafınızda olduğu ve sizi her daim bir tehlike olarak gördükleri gerçeğini çok iyi yansıtıyor.

Cuma Postası [16.08.2013]

Cuma Postası için bir çözüm yolu aradığımdan bahsetmiştim. Readlists, şu ana kadar karşıma çıkan en verimli yöntem. Bu arkadaşın en sevdiğim özelliği linkleri ve içlerindeki makaleleri tek bir e-kitap dosyası gibi indirebilmenizi sağlaması. Genellikle Cuma Postası’ndaki makaleler uzun olduğu için sizlere bir kolaylık sağlayacağını umuyorum. Yeni formatla ilgili fikirlerinizi yorumlarla paylaşırsanız, yorumlarınıza göre bu şekilde devam edip etmeme konusundaki kararımı verebilirim.

E-kitapların Bitmeyen Çilesi

Futuristika’da yeni yazım yayınlandı. Bu yazıda uzun zamandır beni rahatsız eden ama oturup yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım bir konuya değindim. E-kitapları kendilerine karşı bir tehdit olarak gören ve bir an önce onlardan kurtulmak isteyenler bu yazının bir numaralı hedefi oldu.

Yazıda bu konuda hemen her şeyi söylediğim için ekleyebileceğim pek bir şey yok.

E-kitapların yaşadığı sıkıntının sebebi de bu korku aslında. İnsanlar alışkanlıklarından kopmak istemiyor. Yeni bir şeyler öğrenmek onlar için zor geliyor. Azınlıkta olan bir kesim de, elindeki ya da kitaplığındaki kitabıyla artık hava atamayacağı için korkuyor. Kendileri için kutsal kabul ettikleri mekanları kaybetmek istemiyorlar. Edebiyatın, kitapların herkes için ulaşılabilir olmasını istemiyorlar. Kurdukları yapının yıkılmasını istemiyorlar, çünkü her şeylerini o yapıya bağlamış durumdalar.

Gelecek Korkusu ve E-Kitapların Çektikleri | [Futuristika!]

Hack Kültürü ve Hacktivizm (@altbilisim E-kitap)

hack_kulturu_ve_hacktivizm_b

“Hack Kültürü ve Hacktivizm – Mustafa Akgül’e Armağan” isimli e-kitap, geçtiğimiz sene Alternatif Bilişim Derneği’nin gerçekleştirdiği Hack-Con I panelinin meyvesi. Oldukça güzel geçen panelin sonucu olarak yine oldukça güzel ve değerli makalelerin bir araya geldiği bir e-kitap ortaya çıktı. Bu kitapta benim de hacker kültürü ve etiği üzerine yazdığım “Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak” isimli makalem bulunuyor.

Kitap, Creative Commons ile lisanslı ve ücretsiz olarak dağıtılmakta. Kitabı PDF ya da LaTex olarak indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca sitede yine Alternatif Bilişim Derneği’nin yayınladığı diğer e-kitaplar da ücretsiz olarak indirilebilir.

EK (12.08.2013 – 21:39): Kitabı epub olarak indirmek isterseniz Işık Mater dönüştürüp buraya yükledi. Mobi olarak isterseniz Özgür Uçkan dönüştürüp buraya yükledi.

Eğer kitabı basılı olarak edinmek isterseniz, aşağıdaki (ya da linkteki) duyuru metninde yer alan mail adresinden Alternatif Bilişim Derneği’ne ulaşıp talebinizi iletebilirsiniz.

Kitabın Goodreads sayfası ise burada.

Kitabın duyuru metni ve içindekiler kısmı şöyle:

Bir yıl önce gerçekleştirdiğimiz HackCon I etkinliği oldukça verimli tartışmalara vesile oldu. Her toplantıda olduğu gibi, süre kısıtı nedeniyle sözler biraz eksik kaldı. Bu kitap yarım kalan sözlerin kısmen tamamlanması ya da derli toplu bir özeti anlamına geliyor. Toplantımıza katılan, bu derlemeye yazılarını veren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Kitabın birbirinden değerli yazarları sayesinde konuyu hemen her boyutu ile ele almaya çalıştık. Hack kültürü ve hackerların ülkemizde ve dünyada çarpıtılmış bir kavram içine sıkıştırılmasını eleştirmeye ve toplumda oluşan negatif algıyı değiştirmeye yardımcı olacak bir içerik hazırlamaya özen gösterdik. Konuyu tarihsel, sosyolojik, güncel, politik ve kültürel yönleri ile tartışan yazılar seçtik. Hackerlığı bilgisayar korsanlığına indirgeyen düzeysiz tartışmaları bir tarafa atıp, Türkiye’de de bu olgunun hakettiği gibi tartışılması hedefledik.

Kitabımızın bir de özel anlamı var. Değerli hocamız Mustafa Akgül, yaşamı ve bıkıp usanmadan peşinden koştuğu idealleri ile Türkiye’de toplumun ve özellikle de egemenlerin İnternet’e ilişkin negatif algısını değiştirmeye uğraştı, uğraşmaya da devam ediyor. Jargona uyacak olursak bu algıyı hacklemeye çabalıyor. Bir şeyleri değiştirmenin, yönetime katılmanın, karar verici politikacı ve bürokratları ortak aklın, bilimin aydınlığına uydurmanın oldukça zor olduğu bu ülkede bu çabanın kendisi büyük bir başarı örneğidir. Maalesef kamu ve siyasetçiler tarafında bu çabalar duvarlara çarpmaya devam etmekte, neticeler alması uzun süreler almakta. Ama biz zaten bu mücadelenin uzun soluklu olduğunu yine Akgül hocamıza bakarak öğreniyoruz. Kendi payımıza bu çabaların neticesiz kalmadığını bu çalışmayla göstermek istedik. Bu kitabı kendisine armağan ediyoruz.

Kendisiyle yanyana olmak bizim için hem bir onur hem de büyük bir şans.

Mücadelemizde sayısız başarıları birlikte tatmak dileğiyle..

Teşekkürler Akgül hoca.

Alternatif Bilişim Derneği

Basılı kitap talebi için: bilgi@alternatifbilisim.org

Hack Kültürü ve Hacktivizm: Yeni bir Siyaset Biçimi

Derleme

Temmuz 2013, 95 Sayfa

Derleyen: Ali Rıza Keleş, Yetkin Sal

Yayına hazırlayan: Işık Barış Fidaner

Kapak Tasarımı: : Himmet Doğan

Düzelti: Mutlu Binark, Gamze Göker, İlden Dirini

ISBN: 978 – 605 – 62169 – 4 – 7

Yazıların hakları yazarlara aittir.

Kitabın LaTeX kodları CC Attribution-NonCommercial 3.0 Unported License altındadır.

İçindekiler

Sunuş
Yetkin Sal

Önsöz
Ali Rıza Keleş

Hacker Etiği
Gökşin Akdeniz

Hackerlara bir karşı kültür olarak bakmak
Ahmet Sabancı

Hacktivizm
Pınar Demirkıran

“Hacker”lık üzerine birkaç gözlem
Erkan Saka

Hacker’lar: Viral Kültürün “Semantik Gerillalar”ı mı, Enformasyon Toplumunun Veri Hırsızları mı?
Özgür Uçkan

Hack’ikatin Red’di
Ulvi Yaman

Dijital Aktivizmin Sınır Boyunda Hacktivizm: Anonymous ve RedHack örnekleri
Özgür Uçkan

Şifreleme silahları için bir çağrı
Julian Assange (Çeviri: K. Deniz Öğüt)

Anonim’in Tasavvuru
Seda Gürses (Çeviri: Senem Emirzeoğlu)

Gerilla Açık Erişim Manifestosu
Aaron Swartz (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Hacker Manifestosu
Mentor (Çeviri: Işık Barış Fidaner)

Kırmızı hapı seçmek
Işık Barış Fidaner

İnternetin yaramaz çocukları: Hacker’lar
Gamze Göker

Mustafa Akgül: Aktivistlere şifreleme tekniklerini öğretmeliyiz!
Söyleşi: Gamze Göker- Mutlu Binark