Atari Teenage Riot – Is This Hyperreal?

(Bu yazıyı yazdığımı tamamen unutmuşum. Kendisi 18 Temmuz 2011’de PasifAgresif‘te yayınlanmıştı.)

11 sene sonra tekrar aramıza dönen bir grubun yeni albümünden bahsedeceksek biraz geçmişini hatırlatmak lazım. Atari Teenage Riot (ATR) 1992 yılında Almanya’nın tekno sahnesi içinden bir Atari ST ile (ilk ve hala kullandıkları ‘enstrümanları’) kopup gelen ama grup elemanlarının duruşları sebebiyle metal, hardcore gibi tarzlardan fazlasıyla etkilenen ve bunun sayesinde kendisini sadece techno müzik dinleyenlerle sınırlı tutmamayı becerebilmiş bir grup. Kurucu üçlüsü ise Alec Empire, Hanin Elias ve MC Carl Crack. Grubun kurulma sebebi ise fazlasıyla politik; o dönemlerde Almanya’daki techno sahnesinde ağır bir hakimiyeti olan Neo-Nazi gruplara karşı bir tepki oluşturmak ve onları rahatsız etmek. Zaten ilk şarkılarının ismi de bunu fazlasıyla belli ediyor: ‘Hetzjagd Auf Nazis!’ / ‘Hunt Down the Nazis!’

Grup bu çıkışlarıyla kendilerini sadece tarzın ilgilileriyle de sınırlamamış oluyor. Punk gruplarıyla beraber yaptıkları konserler, anti-fa eylemlerde destek amaçlı sahne almaları, işgal evlerine destek olmaları grubun hayran kitlesinin gittikçe daha da büyümesini ve daha saygı duyulan bir grup olmasını sağlıyor.Grup albümlerindeki şarkı sözleriyle ve yaptıklarıyla politik bir güç haline gelmeye başladıkça da özellikle Almanya hükümeti tarafından ciddi baskılara uğruyor. Bunun gruba tek etkisi ise grubun duruşunu ve tarzını daha da sertleştirmek oluyor tabii ki.

Zaman geçiyor, grup birçok başarılı işe imza atıyor, şahane düetler gerçekleştiriyor (Tom Morello ile yapılan ‘Rage’ düeti ve Slayer ile Spawn soundtrack’i için yapılan ‘No Remorse (I Wanna Die)’ düeti bunların en çok bilinenleri.). Ancak 2001′de yaşanan şok edici olay tüm bunların bir anda durmasına neden oluyor. Grubun MC’si Crack, artık hayatının kontrolünü elinde tutamadığını ve bir zombi gibi hissettiğini söyleyerek ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir miktar hapla intihar ediyor. Grup, bunun şokuyla belirsiz bir süre boyunca ara veriyor.

Ancak günümüz dünyası öyle bir noktaya gelmiş bulunuyor ki bu ister istemez ATR için bir geri dönün çağrısına dönüşüyor. Zaten böyle bir grubun günümüz koşullarında daha fazla pasif durmasını da bekleyemezdik (tıpkı RATM gibi). Grup her ne kadar Crack’in boşluğunu asla dolduramayacağına inansam da MC olarak CX KİDTRONİK’i gruba dahil ediyor, Hanin Elias solo çalışmalarına devam etmek istediği için gruba ara süreçte dahil olmuş olan Nic Endo’yu da alarak çalışmalarına başlıyor. Bu da biz dinleyenlerine önce şahane bir single olan ‘Activate’ ve heyecan verici konser kayıtlarıyla (evet kayıtlarıyla yetinmek zorunda kaldık maalesef) ardından ise yakın zamanda elimize geçen ve grubun dördüncü stüdyo albümü olan ‘Is This Hyperreal?’ olarak geri dönüyor.

Grup tarz olarak daima birçok farklı çeşiti bir arada götürüyordu; noise, drum ‘n bass, industrial metal, hardcore, techno bunlardan en ön planda olanlarıydı genelde. Bu albümde de durum çok farklı değil. Tarzlarında en başta göze çarpan değişiklik ise dubstep etkisi. Özellikle son 5 sene içerisinde Avrupa’da parlayan, elektronik müziklerin metali olarak nitelendirilen bu tarz ister istemez ATR’ı da etkiliyor. Ayrıca KİDTRONİK’in grubun melodilerinde etkisi önceki albümlerini dinlemiş olanların çabuk farkedeceği bir diğer nokta.

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=C1FeqS6vu9w]

Grup 10 senenin biriken öfkesi, zamanın değişen koşulları ve söylenecek çok sözün olması sebebiyle oldukça öfkeli ve hızlı bir albüm çıkarmış. Cyberpunklarımız, gündemde olan bitenleri, dünyanın gidişatına dair gözlemlerini her zamanki gibi olabildiğine sert ve direkt bir şekilde söylemişler. Digital Decay’de Wikileaks’e selam yollarken, Activate ile internet aktivizminin gücünü anlatıyor; Blood In My Eyes’da ‘pazarlanan’ kadınların yanında dururken, Is This Hyperreal? Ve Shadow Identity ile Alman hükümetine açık açık tehdit yolluyorlar. Codebreaker ve Re-Arrange Your Synapses ise 10 yıl aradan sonra kaldıkları yerden devam etmek konusunda ne kadar ciddi olduklarını gösterir nitelikte.

Albüm aradan sanki o 10 yıl hiç geçmemiş hissini veriyor dinleyenlere. Sadece çok daha öfkeliler ve çok daha büyük işlerin peşindeler bu sefer. Grubun adı hala Atari “Teenage” Riot olabilir, ancak grup ’90ların başındaki ‘gençlik heyecanını’ daha sağlam bir bilinçle sunuyor bu sefer bizlere. Özetin özeti; Gençlerimiz büyümüş ama hala öfkeliler!

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=nAD82J6QMPU]

Leave a Reply